06 Temmuz 2026

2026 Dünya Kupası'nda ilk tur tarihe geçti

2026 Dünya Kupası, üç ülkenin ortak ev sahipliği ve 48 takımlı yeni formatıyla tarihe geçti. Rekor seyirci, sürpriz sonuçlar, unutulmaz geri dönüşler, duygusal hikâyeler ve tartışmalı anlarla turnuvanın ilk perdesi futbolseverlere hafızalardan silinmeyecek bir şölen sundu.

Futbolun en büyük şöleni, tarihte ilk kez üç ülkenin ABD, Kanada ve Meksika ortak ev sahipliğinde perdesini açtı. Yine tarihte ilk kez 48 millî takımın mücadele ettiği bu dev organizasyon, açılış düdüğünü 11 Haziran akşamı Mexico City'deki efsanevi Azteca Stadyumu'nda çaldı. 1970 ve 1986'da da açılışa ev sahipliği yapmış olan bu ikonik stadyum, Meksika-Güney Afrika maçıyla üçüncü kez bir Dünya Kupası'nın ilk sahnesi oldu.

Grup aşamasından son 32 turuna uzanan süreçte skorların çok ötesinde bir hikâye kitabı ortaya çıktı: dramatik elemeler, rekor kıran seyirci sayıları, gözyaşları ve son saniye kahramanlıkları. İşte turnuvanın bu ilk büyük perdesinden akılda kalan anlar.

Rekor kıran başlangıç

Grup aşamasında oynanan 72 maçı stadyumlarda tam 4,6 milyon taraftar izledi. Bu rakam, 1994'te ABD'de kırılan ve tam 32 yıl boyunca aşılamayan 3,5 milyonluk tüm zamanların seyirci rekorunu geride bıraktı. Sadece sahadaki futbol değil, tribünlerdeki kalabalık da tarihe geçti.

Afrika'nın sürpriz yükselişi

Grup aşamasının en dikkat çekici hikâyelerinden biri Afrika kıtasından geldi. Kıtayı temsil eden 10 ülkeden yalnızca Tunus elenirken, geri kalan dokuzu son 32 turuna adını yazdırmayı başardı. Buna karşılık, 16 takımla katılan Avrupa'dan Türkiye'nin de aralarında bulunduğu üç ülke üst turu göremedi.

Yıldızın gölgesinde kalan pozisyon: Messi'nin kırmızı kart tartışması ve rekorları

Turnuvanın açılış haftasında futbol dünyasını uzun süre meşgul eden bir VAR tartışması yaşandı. Arjantin'in Cezayir'i 3-0 mağlup ettiği ve Lionel Messi'nin hat-trick yaptığı maçta, 1-0 önde olunan 31. dakikada Messi, rakibi Aissa Mandi'nin bastı. Mandi yerde kalırken, Messi hemen özür diledi; hakem Szymon Marciniak pozisyonu sarı kart bile göstermeden geçiştirdi, VAR da müdahale etmedi. Messi'nin ardından iki gol daha atıp maçı hat-trick ile bitirmesi, tartışmayı daha da büyüttü. Eski file bekçisi Oliver Kahn kararı sert bir dille eleştirirken, Thierry Henry ise pozisyonda kötü niyet olmadığını, Messi'nin sadece topa odaklandığını savunarak karara farklı bir bakış getirdi. Bu pozisyon, sosyal medyada haftalarca "Messi'ye ayrıcalık mı tanınıyor?" tartışmasını körükledi.

39 yaşındaki Arjantinli süperstar Lionel Messi, grup aşamasında sergilediği 3 maçta 6 gol ve 3 asistlik performansıyla kupanın rekorlarını adeta altüst etti. Miroslav Klose'ye ait olan 16 gollük rekoru geride bırakan Messi, toplamda 19 Dünya Kupası golüne ulaşarak turnuva tarihinin en golcü futbolcusu oldu. Üst üste 7 Dünya Kupası maçında (2022'deki son 4 maç ve 2026'daki ilk 3 grup maçı) ağları havalandırarak bu alanda bunu başaran ilk futbolcu unvanını aldı. Dünya Kupası tarihindeki toplam maç sayısını 30 maça, kaptan olarak çıktığı maç sayısını 21'e yükselterek kendi rekorlarını geliştirdi. Kariyerinde 6 farklı Dünya Kupası turnuvasında (2006-2026 arası) forma giyerek futbol tarihinin en uzun soluklu kupa kariyerlerinden birine imza attı.

Bir gecede efsane olmak: Yeşil Burun Adaları ve Vozinha

Turnuvanın en duygusal hikâyelerinden biri, ilk kez Dünya Kupası'na katılan Yeşil Burun Adaları'nın 40 yaşındaki kalecisi Vozinha'dan (asıl adı Josimar Dias) geldi. Açılış maçında Avrupa şampiyonu İspanya'yı 0-0'a bağlayan Yeşil Burun Adaları'nın kahramanı, yaptığı 7 kritik kurtarışla maçın oyuncusu seçildi ve bu yaşta bir ülkenin ilk Dünya Kupası maçında forma giyen en yaşlı futbolcu unvanını aldı. Ancak asıl etkiyi maç sonrası açıklamaları yarattı. Profesyonel futbola ancak 25 yaşında başlayabildiğini anlatan Vozinha; kendisini büyüten büyükanne ve büyükbabasının birkaç yıl önce vefat ettiğini, annesinin ise vize ücretini karşılayamadığı için maçı tribünden izleyemediğini söyleyerek gözyaşlarına boğuldu. Maç öncesi yaklaşık 50 bin olan Instagram takipçi sayısı, birkaç saat içinde milyonları buldu. Dünya Kupası'nın ilk büyük sosyal medya fenomeni doğmuş oldu.

H Grubu’nda dev rakipleri İspanya ve Uruguay’ın yanı sıra Suudi Arabistan ile berabere kalarak namağlup bir şekilde son 32 turuna yükselen Mavi Köpekbalıkları, 40 yaşındaki emektar kalecileri Vozinha’nın önderliğinde inanılmaz bir savunma ve takım disiplini gösterdi. Son 32 turunda son şampiyon Arjantin’in karşısına çıkan ada ülkesi, Lionel Messi’nin açılış golüne rağmen pes etmedi; normal sürede Deroy Duarte ve uzatmalarda Sidny Lopes Cabral’ın turnuvanın golü olmaya aday muhteşem curling vuruşuyla iki kez geriden gelerek Miami Stadyumu’nu adeta şoka uğrattı. Maçın 111. dakikasında talihsiz bir kendi kalesine golle sahadan 3-2 mağlup ayrılsalar da maçı penaltılara götürmek için son saniyeye kadar saldıran bu yürekli takım, kupaya veda ederken tüm dünyanın saygısını kazandı.

Bu tarihî direniş ve sergilenen futbol tutkusu, maç sonu FOX Sports stüdyolarındaki dünya futbolunun iki efsanesini de derinden sarstı. Karşılaşmanın ardından gözyaşlarını tutmakta zorlandığını belirten Zlatan Ibrahimović, "Ayağa kalkıp Yeşil Burun Adaları'nı alkışlıyorum, çünkü bu maç tamamen onlarla ilgiliydi. Büyük hayalleri olan küçük bir ada ve neredeyse koca bir devi eliyorlardı. Bu çocuklar gerçek birer kahraman ve adalarının idolü oldular" sözleriyle hayranlığını dile getirdi. Fransız efsane Thierry Henry ise Arjantinlilerin bile turu geçtikleri için sevinemediklerini vurgulayarak, "Skorun şu an hiçbir önemi yok. Hikâye her zaman Yeşil Burun Adaları’ydı ve öyle kalacak. Nüfusunuzun ne kadar olduğunun hiçbir önemi yok, eğer inanıyorsanız neler yapabileceğinizin en büyük kanıtı bu. Maçı kaybetmiş olabilirler ama kalbimizi kazandılar, bu tam anlamıyla sihirliydi. Artık dünyadaki herkes Yeşil Burun Adaları'nın nerede olduğunu biliyor" diyerek bu unutulmaz yürüyüşü selamladı.

Maç sonrasında röportaj alanında Yeşil Burun Adaları oyuncularının Messi ile fotoğraf çektirme yarışı, Emiliano Martínez’in rakip oyunculara gidip “Ağlamayın; siz ağlanacak değil, alkışlanacak bir iş yaptınız” demesi, futbolun mekanikleşen düzenindeki en doğal ve duygusal kareydi. 

İran'ın "namağlup" vedası

Turnuvanın hikâye arşivi yazıldığında, kuşkusuz en ironik ve hüzünlü sayfalardan biri İran’a ait olacak. Kupaya hem saha içi hazırlık süreçlerinde hem de saha dışındaki atmosferin getirdiği olağanüstü zorlu şartlar altında katılan İran, turnuva boyunca adeta bir direnç anıtı dikti. Ancak futbolun soğuk matematiği, bazen kahramanlık hikayelerini ödüllendirmek konusunda fazlasıyla cimri davranabiliyor.

ABD hükûmeti, İran Futbol Federasyonu'ndan 14-15 kişilik arka plan ekibine, lojistik sorumlularına ve üst düzey yetkililere (Federasyon Başkanı Mehdi Taj dâhil) vize vermeyi reddetti. Futbolcuların vizeleri bile ilk maçtan sadece birkaç gün önce onaylanabildi. Bu durum, takımın turnuvaya temel destek ekibinden yoksun ve mental olarak yıpranmış bir şekilde başlamasına yol açtı. İran'ın başlangıçta hazırlık kampını ABD'de, Arizona'nın Tucson şehrinde yapması planlanmıştı. Ancak vizelerin iptal edilmesi ve getirilen kısıtlamalar nedeniyle turnuvanın başlamasına sadece iki hafta kala kamp merkezlerini apar topar Meksika sınırındaki Tijuana şehrine taşımak zorunda kaldılar.

Grup aşamasında çıktığı üç maçın hiçbirinde bileği bükülmeyen, kalesini ve oyun disiplinini son ana kadar koruyan bir takım düşünün. Sahadan üç kez beraberlikle ayrılmak; mağlubiyet tatmamış olmanın gururunu yaşatsa da üç puanlık sistemin hüküm sürdüğü modern futbol düzeninde bir turnuva ölüm fermanına dönüştü. Galibiyetin ödüllendirildiği, beraberliğin ise statükoyu korumaktan öteye geçemediği bu formatta, toplanan 3 puan İran'ı grubun yenilmezi yaptı ama bir üst tura taşımaya yetmedi.

Futbolda bazen kaybetmemek, kazanmaya yetmez. İran, 270 dakika boyunca mağlubiyet yüzü görmeden bavullarını toplarken; futbol tarihine "yenilmeden elenenler" kulübünün en trajik üyelerinden biri olarak geçti.

Bu veda, sadece taktiksel bir savunma başarısının hücum yaratıcılığı eksikliğiyle birleştiğinde nasıl bir çıkmaza girdiğini göstermiyor; aynı zamanda kısa vadeli turnuva dinamiklerinde risk almamanın bazen en büyük risk olduğunu da kanıtlıyor. Mağlup olmadan eve dönmek, İran için hem gurur verici bir savunma madalyası hem de uzun süre akıllardan çıkmayacak acı bir matematik dersi olarak hafızalara kazındı.

Son saniye draması: Kanada'nın kahramanlığı

Ev sahibi Kanada, Güney Afrika karşısında oynadığı son 32 maçında maçın bitimine sadece saniyeler kala, 90+2. dakikada bulduğu golle rakibini 1-0 mağlup etti ve turnuvada son 16'ya yükselen ilk takımlardan biri oldu. Stadyumdaki coşku, ev sahibi bir ülkenin son dakika sevincinin nasıl bir şeye benzediğini herkese hatırlattı.

Deschamps'ın acı kaybı ve takımının hediyesi

Fransa'nın Irak'ı 3-0 mağlup ederek son 32 turuna yükselmesinin hemen ardından, teknik direktör Didier Deschamps'a çok acı bir haber geldi: annesi hayatını kaybetmişti. Fransa Futbol Federasyonu, 2018 dünya şampiyonu ve 2022 finalisti teknik adamın cenaze törenine katılmak üzere derhâl Fransa'ya döndüğünü ve grubun liderliğini belirleyecek Norveç maçında yedek kulübesinde olamayacağını duyurdu. Takımın başına geçici olarak yardımcı antrenör Guy Stephan geçti. Deschamps'ın yokluğunda sahaya çıkan Fransa, adeta hocasına bir armağan sunarcasına Norveç'i Ousmane Dembele'nin attığı hat-trick ile 4-1 mağlup etti ve grubu namağlup lider tamamlayarak son 16'ya yükseldi. Duygusal açıdan turnuvanın en çarpıcı anlarından biri olarak hafızalara kazındı.

Son 32 turunda dram ve gözyaşı: Penaltı noktasında yıkılan devler

Dünya Kupası'nın acımasız eleme aşaması olan Son 32 turu, futbolun en kalbi durduran anlarına, penaltı atışlarına sahne oldu. Taktiksel savaşların ve 120 dakikalık fiziksel yıpranmanın ardından yeşil sahadaki kader, on bir metreden yapılan o tek vuruşlara kaldı.

Normal süresi ve uzatmaları 1-1'lik eşitlikle geçilen Hollanda-Fas eşleşmesi, tam bir sinir harbine dönüştü. "Portakallar"ın bitmek bilmeyen atak dalgalarına karşı etten bir duvar ören Kuzey Afrika temsilcisi, taktiksel bir sabırla maçı penaltılara taşımayı başardı. Beyaz noktada nefesler tutulduğunda, tribünlerdeki sessizliği yırtan şey Faslı oyuncuların soğukkanlılığı ve kalecilerinin devleştiği anlar oldu. Atışlar sonucunda 3-2 üstünlük kuran Fas, Hollanda'nın turnuva hayallerini o noktada bitirirken, kendi adını bir üst tura büyük bir coşkuyla yazdırdı. Bir önceki Dünya Kupası’nda yıldızlaşan Fas kalecisi Bono, yine kendini gösterirken, Patrick Kluvert’in oğlu Justin Kluvert’in Hollanda adına kullandığı penaltıyı kaçırması 29 Haziran 2026 gününde kaçırması futbol hafızası kuvvetli olanları 29 Haziran 2000 günü oynanan Avrupa Şampiyonası’ndaki kaçan penaltıya götürdü.

Gecenin, hatta belki de turnuvanın en sarsıcı hikâyesi ise Almanya ile Paraguay arasındaydı. Disiplini ve köklü turnuva hafızasıyla her daim favori gösterilen Alman makinesi; Güney Amerika temsilcisinin pes etmeyen, her topa hayatını koyan direnci karşısında 1-1'lik skoru aşamadı. Maç penaltı ruletine sürüklendiğinde, baskı net bir şekilde favorinin omuzlarındaydı. Atışlar sonucunda 4-3'lük üstünlüğü yakalayan Paraguay, son penaltı ağlarla buluştuğunda stadyumu bir karnaval alanına çevirdi. Favori Almanya büyük bir şokla sahadan başı eğik ayrılırken, Paraguay turnuvanın en büyük sürprizlerinden birine imza atarak futbol mucizelerinin hâlâ var olduğunu tüm dünyaya kanıtladı. Karşılaşmanın son bölümünde Almanya’nın golünün iptal edilmesi, Nagelsman’ın ilk 11 tercihi bu maç özelinde fazlasıyla tartışıldı.  

Belçika'nın tarihe geçen geri dönüşü

Son 32 turunun en unutulmaz karşılaşması Seattle'da, Belçika ile Senegal arasında oynandı. Senegal, Habib Diarra'nın 25. ve Ismaila Sarr'ın 51. dakikadaki golleriyle 2-0 öne geçti ve maçın büyük bölümünde oyunu kontrol etti. Ancak Belçika pes etmedi: 86. dakikada Romelu Lukaku farkı bire indirdi, sadece üç dakika sonra 89'da Youri Tielemans'ın golüyle skor 2-2'ye geldi. Uzatmalarda da üstünlük bulunamayınca maç, son saniyelerde VAR incelemesiyle verilen bir penaltıya kaldı. 120+5. dakikada topun başına geçen Tielemans, penaltıyı gole çevirerek Belçika'yı 3-2 galip getirdi. İstatistik kuruluşu Opta'ya göre bu, bir Dünya Kupası maçında 85. dakikaya kadar iki gol geride olan bir takımın mağlubiyetten kurtulduğu ilk örnekti; Belçika için ise 2018'de Japonya'ya karşı yaşadığı efsanevi geri dönüşten sonra eleme turlarındaki ikinci "iki gol geriden gelme" başarısı oldu. Maç sonrası Senegalli yıldız Pape Gueye'nin teknik heyete yönelik sert eleştirileri de krizi büyüten bir başka gelişme oldu. Ayrıca son su molasında Trossard ve Tielemans arasında yaşanan gerginliğin Lukaku tarafından sonlandırılması ve Lukaku’nun attığı gol sonrasında aklınızla oynayın tepkisi bu turun en unutulmaz anlarından bir tanesiydi.

Samurayların direnişi ve Martinelli’nin tarihî dokunuşu

Turnuvaya armasına o efsanevi altıncı yıldızı takma hedefiyle gelen Brezilya (bu arada küçük bir futbol kesiti: Sambacılar zaten 5 Dünya Kupası'na sahip olduğu için bu kez hedef aslında 6!), son 32 turunda kelimenin tam anlamıyla bir taktik savaşının içine düştü. Karşılarında disiplini, yüksek oyun sadakati ve bitmek bilmeyen enerjisiyle devleri devirmeye alışkın bir Japonya vardı. Sahada adeta bir satranç müsabakası oynandı ve "Samuraylar" Brezilya'ya turnuva tarihinin en zorlu gecelerinden birini yaşattı.

Tabelada 2-1'lik Brezilya üstünlüğü yazsa da bu zafer yeşil sahada dökülen inanılmaz bir terin ve mücadelenin karşılığıydı. Maçın kader anında, elenme baskısının omuzları çökertecek kadar ağırlaştığı o kritik sekanslarda sahneye Gabriel Martinelli çıktı. Genç yıldız, sadece takımını son 16'ya taşıyan golü atmakla kalmadı; topu ağlarla buluşturduğu o salise, adını Dünya Kupası tarihinin unutulmaz sayfalarına altın harflerle kazıdı. Martinelli'nin soğukkanlılıkla skoru belirleyen bu tarihî dokunuşu, Sambacıların şampiyonluk yürüyüşündeki en ikonik virajlardan biri olarak hafızalardaki yerini aldı.

Bu arada Brezilya Millî Takımı yardımcı antrenörü Davide Ancelotti’nin, 2026 Dünya Kupası'nda İskoçya'ya karşı oynanan maçta Neymar oyuna girerken kafasını sallayarak verdiği tepki, sosyal medyada Neymar'dan "nefret ettiği" veya onu takımda istemediği şeklinde yorumlanarak büyük bir krize dönüştü. Ancak yapılan resmî açıklamalarla bu durumun tamamen bir yanlış anlaşılma olduğu ortaya çıktı. Davide Ancelotti yaptığı açıklamada bu negatif jestin kesinlikle Neymar'a yönelik olmadığını belirtti. Genç antrenörün o anki tepkisi, teknik ekipteki diğer yardımcı antrenör Paul Clement ile o sırada tartıştıkları tamamen farklı bir taktiksel konudan kaynaklanıyordu.

Güney Kore'de erken veda krizi

Turnuvaya büyük beklentilerle giren Güney Kore, grup aşamasında erken elenerek ülke çapında derin bir kaos ve kriz ortamı yarattı. Beklentilerin çok altında kalan bu performans futbol kamuoyunda uzun süre gündemde kalırken, ülkede adeta toplumsal bir infial yaşandı. Takımın ülkeye dönüşünde havalimanında başlayan protestolar, sokaklara ve sosyal medyaya taşarak büyük bir öfke patlamasına dönüştü.

Kamuoyundaki bu sert tepki ve hayal kırıklığı o kadar radikal bir boyuta ulaştı ki televizyon ekranlarında elenen oyuncuların ve teknik direktörün görüntülerinin blurlanması ve sert eleştiriler içeren yayınlara sansür benzeri kısıtlamalar getirilmesi gibi sıra dışı gelişmeler yaşandı. Sportif bir başarısızlığın çok ötesine geçen bu süreç, ülkede uzun süre unutulmayacak ulusal bir prestij krizine dönüştü.

Uruguay'a Muslera şoku

Uruguay'ın turnuvaya erken ve trajik vedasında, tecrübeli file bekçisi Fernando Muslera'nın sahadaki kritik bir hatası adeta bardağı taşıran son damla oldu. Maçın kırılma anında yaşanan bu pozisyon sosyal medyada infial yaratırken, saha kenarında Marcelo Bielsa'yı adeta çileden çıkardı.

Bielsa, maçın ardından düzenlenen basın toplantısında kendine has radikal ve felsefi tarzıyla dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Deneyimli teknik adam, "Futbolda trajediler ve hatalar oyunun doğasında vardır ancak bu seviyede konsantrasyon kaybının bir mazereti olamaz. Planı harfiyen uygulamayan bedelini öder" diyerek faturayı üstü kapalı bir şekilde tecrübeli kaleciye kesti.

Ancak bu eleniş, sadece Muslera'nın bireysel hatasıyla sınırlı kalmadı; Bielsa’nın turnuva öncesi radikal kadro tercihleri de yeniden büyük bir kriz olarak masaya yatırıldı. Yüksek yoğunluklu ve pres odaklı oyun felsefesine uymadıkları gerekçesiyle Luis Suárez ve Edinson Cavani gibi kulüp ve millî takım efsanelerini kadroya dâhil etmeyen, yaratıcı orta saha figürlerini dışarıda bırakan Bielsa, alınan bu şok sonuçla birlikte eleştiri oklarının doğrudan hedefi hâline geldi. Yıldızların yokluğunda gelen bu veda, Uruguay futbol kamuoyunda sistem ve tercih adaletinin çok daha sert bir şekilde sorgulanmasına yol açtı.

Bir devrin sonu: Dzeko ve Modric'in hüznü

2026 Dünya Kupası, futbol tarihinin en asil ve istikrarlı figürlerinden ikisine, Edin Dzeko ve Luka Modric’e hüzünlü bir veda sahnesi sundu. Balkan futbolunun bu iki dev çınarı, kariyerlerinin bu son düzlüğünde millî formaları için son bir kez her şeylerini ortaya koysalar da takımlarının turnuvaya erken veda etmesine engel olamadılar. Modric'in orta sahadaki o zamansız oyun zekâsı ve Dzeko'nun hücum hattındaki lider duruşu, futbolseverlere nostaljik bir resital sunsa da kaçınılmaz sonu geciktirmeye yetmedi.

Elenme düdüğüyle birlikte iki efsanenin yüzüne yansıyan o derin burukluk, yeşil sahalarda bir dönemin resmen kapandığının en somut ilanı oldu. Bir nesle ilham veren bu iki büyük karakterin Dünya Kupası sahnesine bu şekilde veda etmesi, turnuvanın en dramatik ve en çok konuşulan hikâyelerinden biri olarak hafızalardaki yerini aldı.

Sıcağın gölgesinde kalanlar: Su molaları

Su molaları artık sadece birer "su içme" arası olmaktan çıkıp, modern futbolda basketboldaki "taktik mola" işlevini görmeye başladı. Teknik direktörler, devre arasını beklemek yerine oyunun gidişatına 25. dakikada doğrudan müdahale etme şansı yakalıyor. Belçika-Senegal maçında Senegal antrenörünün tahta başında yaptığı anlık savunma revizyonu bunun en net örneğiydi. Skor avantajına sahip olan takım için mola, rakibin baskısını kırmak adına mükemmel bir yapay duvar işlevi görüyor. Maçın ritmi kesintiye uğradığı için moladan sonra adeta yeni bir 45 dakika başlıyor ve psikolojik üstünlük el değiştirebiliyor. Farklı iklimlerden gelen futbolcular için bu zorunlu aralar tam bir "iki ucu keskin bıçak" niteliğinde. Kulislerden sızan ve oyuncuların röportajlarına yansıyan görüşler iki farklı kampı ortaya çıkarıyor:

"Tempomuzu baltalıyor!" Özellikle yüksek presle oynayan ve dinamik bir oyun anlayışına sahip takımların oyuncuları bu duraklamalardan şikâyetçi. Turnuvada bazı hücum oyuncuları, "Tam baskıyı kurmuşken, rakibi hataya zorladığımız anda oyunun durması tüm ritmimizi ve konsantrasyonumuzu bozdu" diyerek bu kurala tepki gösterdi. Fiziksel olarak yıpranan ve skoru korumaya çalışan takımlar içinse durum tam tersi. Senegal cephesinden gelen yorumlar, bu molanın fiziksel bir dinlenmeden ziyade zihinsel bir toparlanma fırsatı olduğunu gösteriyor: "O sıcakta sadece nefes almaya değil, birbirimizin gözünün içine bakıp sakinleşmeye ihtiyacımız vardı."

2026 Dünya Kupası rekorları: En genç ve en yaşlı golcüler

Amerika Birleşik Devletleri, Meksika ve Kanada'nın ortaklığında düzenlenen ve büyük bir heyecanla devam eden 2026 FIFA Dünya Kupası hem yeni jenerasyonun potansiyeline hem de yaşayan efsanelerin tarihî başarılarına sahne oluyor.

Senegal Millî Takımı forması giyen Paris Saint-Germain'in genç yeteneği Ibrahim Mbaye, 2026 Dünya Kupası'nın en genç golcüsü olarak adını tarihe yazdırdı (18 yıl, 143 gün). Aynı zamanda Dünya Kupası tarihinde gol sevinci yaşayan en genç Afrikalı futbolcu unvanını da ele geçirdi. Bosna-Hersek formasıyla Katar'a uzak mesafeden jeneriklik bir gol atan Kerim Alajbegovic (18 yıl, 276 gün) ve İspanya adına fileleri havalandıran Lamine Yamal (18 yıl, 343 gün) turnuvanın diğer en genç golcüleri olarak Mbaye'yi takip etti.

Kariyerinde altıncı kez Dünya Kupası sahnesine çıkan Cristiano Ronaldo, ilerleyen yaşına rağmen rekorları altüst etmeye devam ediyor ve turnuvanın açık ara en yaşlı golcüsü konumunda bulunuyor. Son olarak 2 Temmuz 2026'da oynanan Son 32 turundaki Portekiz - Hırvatistan (2-1) karşılaşmasında penaltıdan kritik beraberlik golünü attı. (Ronaldo, grup aşamasında Özbekistan'a karşı da 2 gol bulmuştu). Ronaldo, bu performansıyla Dünya Kupası tarihinin eleme turlarında gol atan en yaşlı oyuncusu oldu. Ayrıca turnuva tarihinde 6 farklı edisyonda gol atan tek oyuncu olma rekorunu daha da geliştirdi.

 
 
 
 
 
 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...