}
15 Ekim 2026

Alistair Hicks: “Bacon, Bowling ve Willing resmin gücüne inanıyor”

Pera Müzesi’nde açılan “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım” sergisi, Bowling’in soyut dünyasını Francis Bacon ve Victor Willing’in eserleriyle birlikte ele alıyor. Serginin küratörü Alistair Hicks ile üç sanatçı arasındaki diyaloğu, hafızanın resimdeki yerini ve yaratımla yıkım arasındaki gerilimi konu

Bu sergide Frank Bowling’in eserlerini Francis Bacon ve Victor Willing’in eserleriyle bir araya getirmenize ne yol açtı? Bu üç sanatçı arasında nasıl bir diyalog kurmak istediniz?

Francis Bacon, Britanya sanat ortamını köklü biçimde değiştirdi. 20. yüzyılın belirleyici figürüydü; Londra Ekolü onun etrafında şekillendi. Frank Bowling ve Victor Willing de gençlik yıllarında onun etki alanındaydı. Bowling’in eserlerinden oluşan bir kişisel sergi açmayı düşünürken, çalışmalarını belirli bir bağlam içinde sunmanın yeni bir izleyici kitlesine eserleri keşfetme imkânı sağlayacağını, onlara farklı bakış açıları sunacağını fark ettim. Ben de pek çok soyut sanat sergisini gezen biri olarak, resimlere bakarken kolayca belli bir ritme kapılınabildiğini biliyorum. Oysa bu durum, her bir sanat eserini kendi özgünlüğü içinde değerlendirmek açısından her zaman avantajlı olmayabilir.

“Bowling’in erken dönem figüratif resimlerinden bazıları, Bacon’ın eserlerini açıkça örnek alır”
Bacon ve Willing’in eserlerini, Bowling’in resimleri arasında yolumuzu bulmamıza yardımcı olan “müdahaleler” ve “pusulalar” olarak tanımlıyorsunuz. Bu müdahaleler, Bowling’in eserlerinde ilk bakışta fark edilmeyebilecek hangi yönleri ortaya çıkarıyor?

Bazen kaba saba kesintiler, anlayışımızı derinleştirebilir! Bowling’in erken dönem figüratif resimlerinden bazıları, Bacon’ın eserlerini açıkça örnek alır. Et resmeder. Bacon da zaman zaman insan bedenini et olarak düşünürdü. Sanatçı olmaya yönelmesindeki ilk etkenlerden biri, henüz ergenlik çağındayken İrlanda’da bir kasabın vitrinine bakarken yaşadığı deneyimdi.

Bowling’in daha sonra soyutlamaya yönelmesi, soyut ressamları küçümseyen sürü liderine, yani Bacon’a karşı bir başkaldırı olarak da görülebilir. İlk salonun bir köşesinde yer alan Bowling’e ait iki eser, onun Bacon’a ne kadar yakın olduğunu ancak aynı zamanda bu kafesten nasıl kelimenin tam anlamıyla sıçrayıp çıktığını gösteriyor.

Bacon’ın 1952-1953 tarihli “Study of a Nude” adlı eseri, bir kutunun içine hapsedilmiş bir adamı arkadan gösterir. Bowling’in 1961 tarihli “Birthday” adlı eseri ise benzer parmaklıklarla çevrelenmiş bir kadının doğum yapışını betimler. Bu iki eserin arasında, sergide yer alan Bowling’e ait iki heykelden biri olan çelik bir kutu iskeleti bulunur. 2022 tarihli bu eser, “What Else Can You Put in a Judd Box?” adını taşır. Yapılardan biri, içinden çıkan sürprizli bir oyuncak gibi diğerinin içinden fırlıyormuş izlenimi verir.

Willing ise figüratif resim yapmayı sürdürür. Bununla birlikte Bowling’in soyutlamaya yönelerek bu çevreden ayrılmasına rağmen hem o hem de Willing, Bacon’ın kaos ile düzen arasındaki dengeyi geliştirme arayışını sürdürür.

Sergi; yaratım ile yıkım, rastlantı ile kontrol, düzen ile kaos arasındaki gerilimi ele alıyor. Bu karşıtlıklar, Bowling’in resim yaklaşımını nasıl şekillendiriyor?

Bowling’in resimleri, yaratım ve yıkıma ilişkin sırlarını kumlu bir sahilin kendiliğinden açığa çıkarması gibi doğal bir biçimde ortaya koyar. Denizdeki fırtınalar, her bir gelgitin kıyıya taşıdığı enkazla sahile yansır.

Bowling’in son dönem resimlerinin çoğu, boya birikintilerinin zemine dökülmesiyle ortaya çıkar. Kendi deyişiyle: “İçine döküntüler atmaya, onların yüzmesini ve dibe çökerek yerleşmesini izlemeye yöneliyorum. Bu, hayat boyunca içinden geçtiğim her şeyi kapsayan bütünlüklü bir kavrayışa ulaşabileceğimi hissettiriyor.”

Bowling, kariyeri boyunca soyutlama, hafıza, geometri ve kişisel deneyim arasında gidip geldi. Guyana’daki çocukluğuyla kurduğu ilişki, özellikle son dönem resimlerinde, çalışmalarını etkilemeyi nasıl sürdürüyor?

Pera Müzesi’nin ön cephesindeki afişte, kataloğun kapağında ve serginin ilk duvarında Frank’in babasının portresi öne çıkıyor. Frank’in babası Richard Sheridan Franklin Bowling’i betimleyen bu kasvetli ve insanın üzerine çöken portre, eski Britanya sömürge polis teşkilatında görev yapmış, katı disiplin yanlısı bir adamı gösteriyor. O da tıpkı Bacon’ın babası gibi kırbacını acımasızca kullanırdı.

Neyse ki Frank’in annesi daha güçlü bir karaktere sahipti ve New Amsterdam’da Bowling’s Variety Store adlı dükkânıyla başarılı bir işletme kurdu. Frank, çocukken babasının gölgesinden uzaklaşması için ülkenin dört bir yanını dolaşarak satış yapmakla görevlendirilmişti. Annesiyle babasının oluşturduğu bu iki güçlü kutup, Güney Amerika’nın canlı renkleri ve ışığı kadar, Frank’in resimlerini bugün de etkilemeyi sürdürüyor.

“Bowling, hafızayı bir zincir olarak görmüyor”
Seçki, Bowling’in hayatının çok geniş bir dönemini kapsıyor; sanatçının ikonik “Map” serisini (1967-1971), 2026 tarihli yepyeni eseri “Looking Back at My Mother’s House” ile bir araya getiriyor. Hafıza, Bowling’in soyut tuvallerinde mimari bir unsur olarak nasıl işlev görüyor?

Bowling şöyle diyor: “Dünyada gördüğüm güzelliklere dair anılar, her rengin ve her resmin bir parçasıdır. Resim yaparken bu acı tatlı, güzel hayata minnet duyuyorum.”

Bowling, hafızayı bir zincir olarak görmüyor. Aksine hafıza, dünyayı ya da en azından kendi “acı tatlı” resimlerini yeniden yaratmasını sağlayan bir tetikleyici işlevi görüyor. Annesinin dükkânına ait şablonlar ve Güney Amerika haritası, sanatçının parlak renklerine bir yuva oluşturuyor. Geometriyi çok seviyor; bu iki imge, neredeyse bir pergelin iki ayağının dayandığı taban noktaları gibi işlev görüyor.

Bowling, Bacon ve Willing resme birbirinden çok farklı yaklaşımlar geliştirdi. Buna rağmen sergi, bu üç sanatçının bazı temel sorulara yanıt aradığını düşündürüyor. Özellikle resmin neye dönüşebileceğini sorguladığımız bugün, bu üç sanatçının üretimlerini yan yana görmek bize ne öğretebilir?

Yıkıcı güçlerin de yaratıcı güçler kadar coşkuyla kutlanmasına rağmen Bacon, Bowling ve Willing, resmin gücüne derinden inanıyor. Son yüz yıl boyunca pek çok kişi resmi modası geçmiş, ömrünü tamamlamış bir sanat dalı olarak ilan etti. Ancak bu üç sanatçı, resmin tekrar tekrar yeniden yaratılabileceğini gösteriyor.

 
 
 
 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...