Altın Portakal’da TRT damgası: 5 özel yapım yarışıyor
TRT ortak yapımı “Bir Anne Hakkında”, “Elisa”, “Minotaur”, “Karayazı” ve “Süpermen Bozkıra Düştü”, 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde üç farklı kategoride seyirciyle buluşacak. Cannes’da Grand Prix kazanan “Minotaur” Türkiye prömiyerini Antalya’da yapacak.
Türk sinemasının önemli buluşma noktalarından Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl farklı tür ve anlatılara sahip yapımları aynı yarışma çatısı altında buluşturuyor. TRT ortak yapımı beş film de 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin üç ayrı kategorisinde ödül için yarışacak. Ulusal Uzun Metraj, Ulusal Kısa Film ve Uluslararası Uzun Metraj yarışmalarında yer alan yapımlar, hikâyeleri kadar ulusal ve uluslararası festival geçmişleriyle de dikkat çekiyor.
Büşra Bülbül’ün “Bir Anne Hakkında” ve Sinan Sertel’in “Elisa” filmleri Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda seyirci karşısına çıkacak. Ahmet Duvar imzalı “Karayazı” ile Serdar Altun’un “Süpermen Bozkıra Düştü” filmleri Ulusal Kısa Film Yarışması’nda yarışırken, Andrey Zvyagintsev’in “Minotaur”u Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nın dikkat çeken yapımları arasında yer alacak.
24-31 Ekim 2026’da düzenlenecek festivalin bu yılki ulusal seçkilerinde filmlerin Türkiye’deki ilk gösterimleri Antalya’da yapılacak. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda 12 film, Ulusal Kısa Film Yarışması’nda 10 film, Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda 10 film ve Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda 13 film Altın Portakal için yarışacak. Festival, 1964’ten bu yana Türkiye sinemasının önemli duraklarından biri olmayı sürdürüyor.
Antalya’da beş film, üç ayrı yarışma
TRT ortak yapımlarının Altın Portakal’daki yolculuğu üç farklı kategoride ilerliyor. “Bir Anne Hakkında” ve “Elisa”, ulusal uzun metraj seçkisinde Türkiye sinemasının yeni dönem anlatıları arasında yer alırken, “Karayazı” ve “Süpermen Bozkıra Düştü” kısa film yarışmasında daha yoğun ve kısa soluklu hikâyelerle seyirci karşısına çıkacak.
Beş yapım içinde uluslararası yarışmanın temsilcisi ise “Minotaur”. Fransa, Almanya, Türkiye ve Letonya ortak yapımı film, Cannes Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından Antalya’da Türkiye seyircisiyle buluşacak. Film, 79. Cannes Film Festivali’nde Grand Prix kazanarak Antalya’ya ödüllü bir yapım olarak geliyor.
Altın Portakal’ın 2026 programı, farklı coğrafyalardan gelen filmlerle Türkiye yapımlarını aynı sinema atmosferinde buluşturuyor. Uluslararası uzun metraj yarışmasında bütün filmler Türkiye’de ilk kez Antalya’da gösterilirken, ulusal seçkilerde de çok sayıda dünya prömiyeri gerçekleştirilecek. Böylece festival hem yeni yönetmenlerin hem de uluslararası alanda tanınan sinemacıların yapımlarını aynı program içinde izleyiciye sunacak.
“Bir Anne Hakkında”: Bir ailenin sınırlarında başlayan mücadele
Büşra Bülbül’ün yönettiği “Bir Anne Hakkında”, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışacak. Filmin yapımcılığını Betül Demir üstleniyor. Yapım, 12 Punto 2022’de TRT Ortak Yapım Ödülü aldıktan sonra dünya prömiyerini 28. Şanghay Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Antalya gösterimi ise filmin Türkiye prömiyeri olacak.
Film, karaciğer yetmezliğinin son aşamasındaki eşini yaşatmaya çalışan Sibel’in hikâyesine odaklanıyor. Hastalıkla birlikte gündelik hayatın dengesi değişirken Sibel’in karşı karşıya kaldığı mücadele, aile bağları, bakım sorumluluğu ve yaşamı sürdürme çabası üzerinden ilerliyor. Bu yönüyle “Bir Anne Hakkında”, büyük olayların uzağında, bir ailenin hayatında giderek ağırlaşan bir krize odaklanıyor.
Büşra Bülbül’ün sinemasında insan ilişkileri ve gündelik hayatın içindeki kırılmalar önemli bir yer tutuyor. Yönetmenin önceki çalışmalarında da karakterlerin iç dünyalarına ve toplumsal çevreleriyle ilişkilerine odaklanan anlatım öne çıkıyor. “Bir Anne Hakkında” ise uluslararası festival yolculuğunun ardından Türkiye’deki ilk seyirci buluşmasını Antalya’da gerçekleştirecek.
“Elisa”: Felaket sonrası dünyanın karanlık sırrı
Sinan Sertel’in yönettiği “Elisa”, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda dünya prömiyerini gerçekleştirecek. Hakan Sancaktutan’ın yapımcılığını üstlendiği bu film; bilim kurgu, gerilim ve distopik anlatıyı bir araya getiriyor. Hikâye, nükleer savaşlar ve çevre felaketlerinin ardından insanlığın varlığının tehdit altında olduğu bir gelecekte geçiyor.
İnsanlığın genetik bağışıklık kazanmasını sağlayabilecek bir tedavinin üretimi için gerekli nadir cevheri bulmak üzere bir grup bilim insanı mağaraya gönderiliyor. Ancak ekip, yeraltında yalnızca aradığı kaynağın izini bulmuyor. Erken Hristiyanlık dönemine ait kalıntılar ve gizli bir su kaynağının keşfi, araştırmayı bambaşka bir yöne taşıyor.
Bilimsel görev ilerledikçe ekip üyeleri arasındaki güven de sarsılmaya başlıyor. Solisvita’nın geçmişine ilişkin sırların ortaya çıkması, görevin ardındaki gerçek amaçların sorgulanmasına yol açıyor. Sinan Sertel’in yönetmenliğini üstlendiği “Elisa”, dünya prömiyerini Antalya’da yaparak festival izleyicisinin karşısına ilk kez çıkacak.
Cannes’dan Antalya’ya: “Minotaur”un festival yolculuğu
Altın Portakal’ın uluslararası yarışmasındaki TRT ortak yapımı “Minotaur”, yönetmen Andrey Zvyagintsev’in yaklaşık on yıl aradan sonraki ilk filmi olarak Cannes’da dünya prömiyerini yaptı. Film, 79. Cannes Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde yer aldı ve Grand Prix ödülünü kazandı.
Yusuf Aslanyürek’in ortak yapımcılığını gerçekleştirdiği Fransa, Almanya, Türkiye ve Letonya ortak yapımı film, Rusya’nın taşra kentlerinden birinde yaşayan iş insanı Gleb’in hayatına odaklanıyor. Gleb, savaş koşullarının yerel ekonomiye ve kendi çevresine yansıttığı baskıyla karşı karşıya kalırken, özel hayatında da eşi Galina’nın kendisini aldattığından şüpheleniyor. Bu iki kriz, giderek birbirine bağlanan bir hikâyenin kapısını açıyor.
Zvyagintsev, “Minotaur”da savaş atmosferini aile, güç, sadakat ve çıkar ilişkileri üzerinden kuruyor. Guardian’ın Cannes değerlendirmesinde film, Claude Chabrol’un 1969 tarihli “La Femme Infidèle” filmiyle Gogol’un “Ölü Canlar”ı ve Yunan mitolojisindeki Minotaur anlatısıyla ilişkilendiriliyor. Eleştiride, filmin savaş dönemindeki toplumsal korku ve inkâr atmosferini kara film unsurlarıyla birleştirdiği belirtiliyor.
Zvyagintsev’in sinemasında aile ilişkileriyle daha geniş toplumsal meselelerin iç içe geçmesi daha önce de öne çıkan bir yaklaşım oldu. “The Return”, “Leviathan” ve “Loveless” gibi filmleriyle uluslararası festivallerde tanınan yönetmen, “Minotaur” ile Cannes yarışmasına döndü. Filmin Grand Prix ile Antalya’ya gelmesi, yapımın festival yolculuğuna yeni bir durak ekliyor.
İki kısa film, iki farklı hayat mücadelesi
Ulusal Kısa Film Yarışması’nda yer alan “Karayazı”, yönetmen Ahmet Duvar’ın imzasını taşıyor. Abdülhamit Güler’in yapımcılığını üstlendiği film, Erzurum’un bir köyünde sert kış koşullarının hayat üzerindeki etkisini merkezine alıyor. Toprağın donması nedeniyle kış aylarında mezar kazmanın mümkün olmadığı köyde muhtar, mevsim başlamadan önce beş mezar hazırlatıyor.
Ancak Abdullah ve Cemile’nin art arda hayatını kaybetmesiyle hesaplar değişiyor. Hazırlanan mezarlar yeterli gelmeyince köy halkı hiç beklemediği bir sorunla karşılaşıyor. “Karayazı”, böylece ölümün kendisinden çok, ölümün ardından ortaya çıkan toplumsal sıkışmayı ve küçük bir topluluğun çaresizlik karşısındaki tavrını hikâyenin merkezine taşıyor.
Film, 12 Punto 2024’te TRT Kısa Film Yapım Ödülü kazandı ve dünya prömiyerini Antalya’da gerçekleştirecek. Diğer kısa film “Süpermen Bozkıra Düştü” ise Serdar Altun tarafından yönetiliyor ve Turgut Kanal yapımcılığında hazırlanıyor. 12 Punto 2025’te TRT Kısa Film Yapım Ödülü alan film, ekonomik güçlükler nedeniyle ailesi tarafından terk edilen Kazım’ın hayatına odaklanıyor.
Kazım’ın yolu, arkadaşının bulduğu bir sirkte çalışmaya başlamasıyla değişiyor. Üstelik burada Süpermen kostümü giymesi gerekiyor. Bir yanda geçimini sağlama zorunluluğu, diğer yanda kendi onurunu koruma çabası bulunan karakter, yoksulluk ve toplumsal baskıyla mücadele ediyor. Film, ağır bir toplumsal tabloyu trajikomik bir anlatımla ele alırken dünya prömiyerini daha önce 30. Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nin Kısa Film Yarışması bölümünde gerçekleştirdi ve Antalya’da Türkiye’deki ilk gösterimini yapacak.
Altın Portakal’ın 63. yılında sinemanın buluşma noktası
24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 1964’te başlayan uzun geçmişiyle Türkiye sinemasının en köklü festivallerinden biri olmayı sürdürüyor. Festivalin geçmişinde Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Halit Refiğ, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim ve Reha Erdem gibi yönetmenlerin yanı sıra çok sayıda oyuncu ve sinema emekçisinin önemli isimleri kazılı.
Bu yıl festival kapsamında Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın En İyi Film ödülü 5 milyon lira olarak belirlendi. Toplam ödül desteği ise 11 milyon liraya ulaşıyor. Ulusal uzun metraj yarışmasında jüri başkanlığını yönetmen Derviş Zaim üstlenirken; filmler yönetmenlikten senaryoya, oyunculuktan görüntü yönetimine kadar farklı kategorilerde ödüller için değerlendirilecek.
Beş TRT ortak yapımının üç farklı yarışmada yer alması, kurumun festival programındaki çeşitli anlatı alanlarına uzanan yapım desteğini de görünür kılıyor. Kimi ilk kez dünya seyircisinin karşısına çıkacak, kimi uluslararası festivallerden ödül ve seçki deneyimiyle Antalya’ya gelecek olan filmler, 63. Altın Portakal’ın farklı hikâyelerini tamamlayan yapımlar arasında yerini alacak.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.