16 Mart 2026

Sosyal medyaya yaş sınırı tartışması: Uzmanlar ne diyor?

Dünyanın birçok bölgesinde sosyal medya için yeni düzenlemeler tartışılıyor. Çocukları koruma ve dijital bağımlılığı azaltma gerekçesiyle gündeme gelen yaş sınırları ve platform kuralları dijital alanın geleceğine dair küresel bir tartışma yarattı. Türkiye bu sürecin neresinde? Uzmanlara sorduk.

Dünyanın birçok ülkesinde sosyal medya ve dijital içerik üretimine yönelik düzenlemeler son yıllarda hız kazanmış durumda. Özellikle çocukların çevrimiçi ortamda maruz kaldığı riskler, dijital bağımlılık, siber zorbalık ve zararlı içerik tartışmaları hükümetleri yeni önlemler almaya yönlendiriyor. Bu kapsamda bazı ülkeler sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirmeyi tartışırken, bazıları influencer faaliyetlerini düzenleyen yasal çerçeveler oluşturuyor ya da belirli platformlara yönelik doğrudan kısıtlamalar getiriyor.

Bu eğilimin en dikkat çekici örneklerinden biri Avustralya’da kabul edilen ve 16 yaş altındaki kullanıcıların sosyal medya hesaplarına erişimini sınırlayan düzenleme oldu. Sosyal medya şirketlerine yüksek para cezaları öngören bu yasa, çocukların çevrimiçi güvenliğini artırmayı hedefliyor. Fransa’da ise 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımı için kısıtlayıcı düzenlemeler gündemde; Avrupa Birliği de platformların yaş doğrulama sistemlerini güçlendirmesini zorunlu kılacak araçlar üzerinde çalışıyor.

Benzer tartışmalar Avrupa’nın farklı ülkelerinde de sürüyor. İspanya ve Danimarka’da çocukların sosyal medya kullanımına yönelik yaş sınırı önerileri gündeme gelirken, Portekiz’de 13–16 yaş arası kullanıcıların sosyal medya hesapları için ebeveyn onayı ve kimlik doğrulaması şartı getirilmesini öngören düzenlemeler tartışılıyor. Avrupa Parlamentosu da kıta genelinde sosyal medya için asgari dijital yaş sınırının yükseltilmesi yönünde çağrılarda bulunuyor.

Öte yandan ABD’de yaş doğrulama ve ebeveyn onayı mekanizmalarına yönelik düzenlemeler tartışılırken, Çin ve Tayvan gibi ülkelerde bazı yabancı platformlara yönelik kısıtlamalar uygulanıyor. Asya’da Endonezya ve Malezya da 16 yaş altına sosyal medya erişimini sınırlamayı planlayan ülkeler arasında yer alıyor. Orta Doğu’nun bazı ülkelerinde ise influencer faaliyetlerinin lisans zorunluluğuna bağlanması dikkat çekiyor. Tüm bu gelişmeler, dijital alanın giderek daha fazla düzenlendiği yeni bir döneme işaret ederken; bu adımların kamu yararı ve çocukları koruma amacı mı taşıdığı, yoksa dijital kamusal alan üzerinde daha güçlü bir devlet denetiminin parçası mı olduğu sorusunu da gündeme getiriyor.

Türkiye’de de benzer bir düzenleme hazırlığı bulunuyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya platformlarına erişiminin sınırlandırılmasını öngören bir çalışmanın yürütüldüğünü açıkladı. Buna göre 15 yaşından küçük kullanıcıların sosyal ağlara erişimi kısıtlanırken, 15 yaşını doldurmuş çocuklar için daha güvenli ve ayrıştırılmış bir dijital ortam oluşturulması planlanıyor. Bu adımlar, çocukların çevrim içi güvenliğini artırmaya ve dijital alanın bilinçli kullanımını desteklemeye yönelik olarak değerlendiriliyor.

“Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte kontrolsüz bir iletişim ortamı ortaya çıktı”

Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Halil İbrahim Gürcan’a göre sosyal medya alanındaki düzenleme tartışmaları yeni değil; internetin ilk yıllarındaki sınırsız özgürlük ortamı zamanla ciddi sorunları da beraberinde getirdi: “Sosyal medya üzerindeki denetim hemen tüm toplumlarda temel bir sorun olarak görünmektedir. İnternetin ilk yıllarında sansürsüz ve herkesin erişebileceği bir ortam olması nedeniyle özgürlükçü bir atmosfer oluşmuştu. Ancak özellikle haber sitelerinin altındaki yorumlarda hakarete ve küfre varan söylemler artınca bir kontrol mekanizması kurulması gündeme geldi. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte kontrolsüz bir iletişim ortamı ortaya çıktı. Doğru ya da yanlış herkesin içerik üretip yayınlayabildiği platformlar ciddi bir bilgi kirliliğini de beraberinde getirdi. 2010’lardan itibaren sosyal medyanın kontrol altına alınması sürekli tartışılan bir konu oldu.”

Prof. Dr. Gürcan’a göre sosyal medyanın etkileri yalnızca kamusal alanda değil, aile ve toplumsal ilişkilerde de hissediliyor: “Z kuşağı internet ve sosyal medya ile büyüdü. Aile içinde bile bireylerin aynı ortamda olup kendi dijital dünyalarına çekildiği bir iletişim biçimi oluştu. Aynı durum eğitim alanında da tartışmalı bir mesele. Öğretmen ve öğrenciler arasındaki sosyal medya kullanımı üzerine yapılan araştırmalar hem olumlu hem olumsuz birçok örnek ortaya koydu.”

“Eskiden ‘ayıp’ sayılan birçok davranış sosyal medya sayesinde…”

Sosyal medyada farklı meslek gruplarının içerik üretmesi ve takipçi kitlesi oluşturmasının da yeni bir kültürel alan yarattığını belirten Prof. Dr. Gürcan, bu durumun psikolojik ve sosyolojik boyutlarına dikkat çekiyor: “Bugün öğretmenlerden doktorlara, avukatlardan ev hanımlarına kadar çok farklı kesimlerden insanlar sosyal medyada kendilerine takipçi kitlesi oluşturabiliyor. Beğeniler ve görünürlük, dopamin ve sosyal karşılaştırma gibi psikolojik süreçlerle birey üzerinde güçlü etkiler yaratıyor. Eskiden ‘ayıp’ sayılan birçok davranış sosyal medya sayesinde küresel bir gösteriye dönüşebiliyor.”

Prof. Dr. Gürcan’a göre bu tablo sosyal medyanın tamamen kontrolsüz bir şekilde işlemesinin sürdürülebilir olmadığını gösteriyor: “Aile yapısı, kamu düzeni, kişi ve toplum sağlığı gibi unsurlar dikkate alındığında sosyal medyanın tamamen kontrolsüz şekilde yayın yapmasının sürdürülebilir olmadığı görülmektedir. Bu nedenle sosyal medyaya yönelik kişi ve toplum sağlığını önceleyen düzenlemelerin yapılması doğal bir sonuçtur. Sosyal medyanın sağladığı özgürlükler sınırsız değildir ve olmamalıdır da.”

“İnternet herkese yayıncı olma imkânı sağladı”

Küresel ölçekte gündeme gelen yaş sınırları ve platform düzenlemeleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr Gürcan, bu adımların büyük ölçüde kontrol ihtiyacından kaynaklandığını belirtiyor: “Kontrolsüz bir güç hâline gelen sosyal medyanın başka insanlara ve toplumsal değerlere zarar vermesi kabul edilemez. İnternet herkese yayıncı olma imkânı sağladı; sosyal medya ile birlikte herkes kendi senaryosunu yazıp oynayan, çekip kurgulayan ve yayınlayan bir üreticiye dönüştü. Ancak bu durum hangi bilginin doğru, hangi içeriğin araştırmaya dayandığı ya da yapay zekâ üretimi olduğu gibi sorunları da beraberinde getiriyor.”

Prof. Dr. Gürcan’a göre bu nedenle birçok ülke sosyal medya alanında yeni kontrol ve düzenleme mekanizmaları geliştirmeye çalışıyor: “Bu kadar kontrolsüz bir içerik ortamının sürdürülebilir olması mümkün değil. İnsanların doğruluğu tartışmalı içeriklerle yayın yapması, bazı içerik üreticilerinin bunu gelir kaynağına dönüştürmesi ve dikkat çekmek için riskli davranışlar sergilemesi devletlerin ve toplumların müdahale ihtiyacını artırıyor.”

“Sosyal medya içerik üretiminin belirli bir düzenleme ve denetim çerçevesine oturtulması kaçınılmaz”

Türkiye’de de benzer bir sürecin devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Gürcan, önümüzdeki dönemde sosyal medya alanında daha katı düzenlemelerin gündeme gelebileceğini düşünüyor: “Yakın gelecekte birçok ülkenin sosyal medyaya yönelik belirli kontrol ve düzenlemeler getireceğini düşünüyorum. Çünkü bu kadar kontrolsüz ve gerçek dışı bilgilerle üretilen içeriklerin insanların bir yayıncı mantığıyla yayılması sürdürülebilir değildir. Bazı içerik üreticilerinin geniş kitlelere ulaşarak bunu bir geçim kaynağına dönüştürmesi, dikkat çekmek adına riskli veya sorumsuz içerikler üretilmesi devletlerin ve toplumların kayıtsız kalabileceği bir durum değildir. Sırf ilgi çekmek uğruna tehlikeli ortamlarda içerik üretmek, doğaya veya tarihî alanlara zarar verebilecek paylaşımlar yapmak gibi örnekler de giderek artmaktadır. Bu nedenle sosyal medya içerik üretiminin belirli bir düzenleme ve denetim çerçevesine oturtulması kaçınılmazdır. Nasıl ki radyo ve televizyon yayıncılığı ya da gazete yayımlamak belirli kurallara bağlıysa, sosyal medyada içerik üretip bundan kazanç sağlayan kişiler için de etik ve hukuki standartların olması gerekir. Türkiye’de de dezenformasyonla mücadele ve sosyal medya platformlarında doğru ve güvenilir bilginin yayılması konusunda çeşitli adımlar atılıyor. Önümüzdeki dönemde bu alanda yeni yasal düzenlemelerin gündeme gelmesi muhtemeldir.”

“Belirli sınırlamaların ve tasarım temelli korumaların gerekli olduğunu düşünüyorum”

Sosyal medya ve dijital içerik alanında dünyada gerçekleşen veya gerçekleşmesi planlanan düzenlemeleri değerlendiren Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü'nden Doç. Dr. Meltem Cemiloğlu, bu adımların tek bir motivasyonla açıklanamayacağını söylüyor. Cemiloğlu’na göre, çocukların korunması ve dikkat ekonomisinin olumsuz etkilerinin sınırlandırılması gibi meşru kaygılar düzenlemelerin temelinde yer alıyor: “Son dönemdeki düzenlemeleri tek bir motivasyonla açıklamak mümkün değil. Sosyal medya platformlarının tasarımı, kullanıcı dikkatini maksimize etmeye dayalı bir iş modeli üzerine kurulu ve bu özellikle çocuklar açısından riskler barındırıyor. Bu nedenle belirli sınırlamaların ve tasarım temelli korumaların gerekli olduğunu düşünüyorum.”

Doç. Dr. Cemiloğlu, tarihsel olarak dünyada uygulamaya konan yasakların her zaman sorunu çözmediğine dikkat çekiyor: “Yasak, çoğu zaman davranışı bitirmek yerine başka mecralara kaydırır. Bu nedenle mesele ‘yasak mı, serbest mi?’ ikiliğinden ziyade, düzenlemenin ölçülü, şeffaf ve denetlenebilir olup olmadığıdır. Çocuk koruma ile dijital alan üzerinde denetim kurma eğilimi pratikte iç içe geçebiliyor.”

“Influencer ekonomisi daha kurumsal ve kayıtlı bir yapıya evrilebilir”

Prof. Dr. Gürcan ile paralel olarak Doç. Dr. Cemiloğlu da sosyal medyanın kontrolsüz kullanımının sürdürülemez olduğunu kabul ediyor; ancak yaklaşımı hak temelli ve ölçülü düzenleme üzerine odaklanıyor. Gürcan içerik üretimindeki toplumsal ve etik boyutları ön plana çıkarırken, Doç. Dr. Cemiloğlu özellikle dikkat ekonomisi ve veri toplama risklerine dikkat çekiyor: “İfade özgürlüğü ve dijital kamusal alan açısından en kritik risk, yaş doğrulama ve lisans gibi mekanizmaların geniş çaplı veri toplama ve caydırıcı etki üretmesidir. Bu tür araçlar dar ve hedefli tasarlanmazsa kamusal tartışma alanını daraltabilir. Aynı zamanda influencer ekonomisi daha kurumsal ve kayıtlı bir yapıya evrilebilir; küçük üreticiler için giriş bariyerlerini yükseltebilir.”

Doç. Dr. Cemiloğlu, küresel ölçekte artan düzenlemelerin bir “dijital kontrol dönemi” oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, ülkeler arasında önemli farklar olduğuna dikkat çekiyor: “Küresel bir dijital kontrol dönemine girildiğini söylemek abartı olmaz; ancak bazı ülkelerde süreç hak temelli düzenleme çerçevesinde ilerlerken, bazı yerlerde siyasi ve idari kontrol kapasitesini artıran bir araç hâline gelebiliyor.”

Geleceğe dair öngörülerinde de Doç. Dr. Cemiloğlu, daha katı düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor ve Türkiye’nin de bu küresel eğilimin dışında olmadığını vurguluyor: “Dezenformasyon, yapay zekâ içerikleri ve çocuk koruma başlıkları bu süreci hızlandıracak. Türkiye’de mevcut mevzuat zaten platform sorumluluğu ve içerik denetimi ekseninde güçlendirilmiş durumda. Tartışma, çocuk koruma ile ifade özgürlüğü arasındaki dengenin nasıl kurulacağı etrafında yoğunlaşacaktır.”

“Çocukların dijital dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı korunması önemli ancak…”

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Onur Hamurcu, sosyal medya ve dijital içerik alanındaki düzenlemelere dair şunları söylüyor: “Anayasal demokrasilerin amacı bireylerin yegâne güç olan devlet karşısında korunmasıdır. Devlet, günümüzde birey hak ve özgürlüklerinin hem kendisinden korunduğu hem de bunların koruyucusu konumunda olan aygıttır. Bu bağlamda çocukların dijital dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı korunması, aynı zamanda onların özgürlüklerinin ellerinden alınmamasıyla dengelenmelidir.”

Dr. Hamurcu, Prof. Dr. Halil İbrahim Gürcan ve Doç. Dr. Meltem Cemiloğlu ile benzer şekilde sosyal medyanın kontrolsüz kullanımının riskler doğurduğunu kabul ediyor: “Dijitalleşmenin ve yapay zekânın günlük hayatı etkilediği günümüzde, internet erişimi bir hak olarak yaygınlaşsa da beraberinde ciddi sorunlar getirmektedir. Suçlar, istismar ve hak ihlalleri platform değiştiriyor; bu nedenle devletin çocukları koruma sorumluluğu artıyor.”

Dr. Hamurcu’nun hukuki perspektifi ise özellikle ölçülülük ve anayasal çerçeveye odaklanıyor: “1982 Anayasası m. 13 uyarınca temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca kanunla ve belirlenen sebeplere bağlı olarak sınırlanabilir. Sosyal medya sınırlamaları keyfi olmamalı, demokratik toplum düzenine ve ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır. Aksi hâlde hakkın varlığı yalnızca isimde kalır, gerçekte bir anlamı kalmaz.”

“Çocukların ve gençlerin korunması için somut adımlar atılması gereklidir”

Dr. Hamurcu, Türkiye’deki güncel düzenlemelere dair de yorum yapıyor: “Ülkemize bakacak olursak, tam da bu yazının yazıldığı tarihte çocuklara ilişkin sosyal medya kısıtlamasına dair yasa teklifi TBMM Başkanlığı’na sunulmuştur. Kanun gerekçesinde, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulmaması ve 15 yaş üstü için yetişkinlerden ayrı güvenli dijital alanlar oluşturulması hedeflenmiştir. Buna ek olarak ebeveynlere risk değerlendirmesi yapma ve ekran süresi, hesap ayarları gibi kontrol araçları imkânı sağlanırken, sağlayıcılara da acil durumlarda zararlı içeriklere 1 saatte müdahale etme ve oyunları yaşa göre derecelendirme yükümlülükleri getirilmiştir.”

“Görülmektedir ki dijital özgürlük, özellikle çocukların korunması söz konusu olduğunda, dünyanın en demokratik kabul edilen ülkelerinde dahi sınırlayıcı düzenlemeler gerektirmiştir. Yasaklama ifadesi her ne kadar negatif bir anlam içerse de dijital dünyanın sadece görünen yüzü dahi ürkütücü bir hal almıştır. Deep web ve dark web gibi platformlarda ciddi suçlar ve tehlikeli içerikler yer almaktadır. Bu nedenle çocukların ve gençlerin korunması için somut adımlar atılması gereklidir.”

“Devletlerin egemenlik yetkileri kapsamında yaptığı düzenlemeler doğrudan bir hak ihlali olarak ele alınmamalıdır; ancak en önemli sorumluluk yine devlete aittir. Özgürlüklerin zaman içinde aşınmaması, çocukların güvenliği ve toplum yararı için ölçülü ve şeffaf düzenlemeler yapılmalıdır. Çocuklara hitap etmeyen fakat yetişkinler açısından herhangi bir sakınca içermeyen platformların topyekûn yasaklanması, objektiflikten uzak ve uzman görüşleri alınmadan yapılırsa potansiyel hak ihlalleri gündeme gelebilir.”

Dr. Hamurcu, sözlerini şöyle noktaladı: “Sonuç olarak, sosyal medya platformlarının belirli yaş grupları açısından sınırlandırılması, içeriklerin çeşitliliği, yaygınlığı, bilinçsiz ebeveynler, sosyal baskı ve zorbalık gibi unsurlar göz önüne alındığında gereklidir. Devletler koruma faaliyetini yalnızca yasaklar rejimi üzerine kurmamalı, dijital okuryazarlığın geliştirilmesi için de tedbirler almalıdır. Ayrıca bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış güçlü bir yargı sistemi, hak ihlallerinden geri dönülebilmesi açısından kritik öneme sahiptir.”

“Bireysel ve ailesel sorun olmaktan çıkıp kamu sağlığı meselesi hâline gelmiştir”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, sosyal medya ve dijital içerik düzenlemelerinin çocuk ve gençler açısından önemini şöyle özetliyor: “Son dönemde ülkelerin sosyal medya ve dijital içerik alanına yönelik getirdiği yasak ve düzenlemeleri tek bir nedenle açıklamak mümkün değildir. Bu gelişmeleri iki temel dinamiğin kesişiminde değerlendirmek gerekir. Öncelikle çocuklar ve ergenler üzerinde dijital ortamların yarattığı risklere ilişkin bilimsel çalışmalar giderek artmaktadır. Aşırı ekran kullanımı, siber zorbalık, zararlı içeriklere maruz kalma, algoritmik bağımlılık, beden algısı sorunları ve ruh sağlığı üzerindeki etkiler artık bireysel ve ailesel sorun olmaktan çıkıp kamu sağlığı meselesi hâline gelmiştir. Bu nedenle bazı ülkelerin sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirmesi veya ebeveyn denetimini artırmaya yönelik düzenlemeler yapması, çocukları korumaya yönelik önleyici politikalar olarak değerlendirilebilir.”

“Devletlerin, dijital hegemonyayı kontrol etmek istemeleri akla yatkındır”

Dr. Gülaldı, devletlerin dijital alandaki denetim eğilimini de vurguluyor:

“İkinci dinamik ise devletlerin dijital kamusal alan üzerindeki egemenlik ve denetim kapasitesini yeniden tanımlama çabasıdır. Sosyal medya platformları yalnızca gençlerin iletişim araçları veya sosyalleşme ortamları değil; aynı zamanda onları ekonomik, politik ve kültürel alanlarda varlıklarını ortaya çıkaran güçlü bir ekosistemdir. Ülkemizde ve dünyada yaşanan olaylarda sosyal medya, gençler arasında bilgi akışını hızlandırmış, kriz anlarında geniş kitlelere doğrudan ulaşmaya ve büyük kitlesel müdahaleler yapılmasına olanak tanımıştır. Bu nedenle devletlerin dijital alan üzerinde daha fazla denetim oluşturmaları ve oluşan dijital hegemonyayı kontrol etmek istemeleri akla yatkındır. Hükûmetler hem veri güvenliği hem de bilgi akışı üzerinde daha fazla kontrol sağlamak istemektedir. Dolayısıyla uygulanan düzenlemeler çoğu zaman çocuk koruma ve dijital güvenliğin yanı sıra veri egemenliği ve siyasi denetim gibi farklı motivasyonların bir arada bulunduğu karma bir politika alanını yansıtmaktadır.”

Dr. Gülaldı, ifade özgürlüğü ve dijital içerik üreticilerine yönelik riskleri de şöyle açıklıyor:

“Bu tür düzenlemeler öncelikle çocukları korumaya yönelik olarak dijital ortamların daha güvenli hâle gelmesine katkı sağlayabilir. Özellikle yaş doğrulama sistemleri, algoritmik şeffaflık talepleri ve zararlı içeriklere yönelik denetim mekanizmaları, uzun vadede platformların etik sorumluluklar yüklemesine yol açacaktır. Ancak getirilen yasaklamalar ve kısıtlamalar ifade özgürlüğü ve dijital kamusal alan açısından bazı riskleri de beraberinde getirmektedir. Eğer düzenlemeler şeffaf, hukuk temelli ve çocukların haklarını gözetir biçimde tasarlanmazsa, sosyal medya üzerindeki denetim girişimleri içerik kontrolüne veya sansüre dönüşebilir.”

“Özellikle influencerlık ve içerik üretimi faaliyetleri gençler arasında yaygınlaşmaktadır. İnfluencerlık dijital platformlarda sadece içerik üretmekle kalmayıp, aynı zamanda ekonomik ve sosyal süreçleri de bir araya getirmektedir. İnfluencerların yıllar içinde oluşturduğu içerikler, dijital birer meta ve ‘maddi olmayan emek’ ürünüdür ve bu süreçten doğrudan etkilenir. İçerik üreticileri platformların algoritmalarına ve altyapılarına bağımlıdır; herhangi bir kısıtlama durumunda tüm dijital varlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Bir hesap kapatıldığında veya platform yasaklandığında, bu içeriklerin mülkiyeti genellikle üreticide kalmaz; dolayısıyla tüm dijital sermaye ve sosyal kimlik yok olabilir.”

Dr. Gülaldı, Türkiye bağlamını ise kendi penceresinden değerlendiriyor: “Önümüzdeki dönemde çocuk ve gençleri koruma amaçlı başlayan sosyal medya ve dijital platformlara yönelik düzenlemelerin daha sistematik ve kapsamlı hâle gelmesi muhtemeldir. Özellikle çevrim içi güvenlik, veri güvenliği, platform sorumluluğu ve algoritmaların şeffaflığı ön plana çıkabilir. 3/2/2026 tarihinde yayınlanan ‘Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı (2026-2030)’, Türkiye’nin küresel eğilimin dışında olmadığını ve dijital platformları kurumsal bir çerçevede düzenleme yönünde ilerlediğini göstermektedir. Bu plan, çocukları koruma ve güçlendirme açısından önemli bir politika girişimi olarak değerlendirilebilir. Ancak etkisi, uygulama kapasitesi, kurumlar arası koordinasyon, çocuk katılımı ve düzenli etki değerlendirmeleri ile doğrudan ilişkilidir. Türkiye, koruma ve güçlendirme odaklı bir politika benimsemiş olsa da ilerleyen zamanda ifade özgürlüğünün dengeli biçimde korunması yönünde adımlar atması beklenmektedir.”

Dr. Gülaldı’nın görüşleri, Dr. Hamurcu’nun hukuki güvence ve ölçülülük vurgusu ile Prof. Dr. Gürcan’ın toplumsal etkiler ve psikoloji, Doç. Dr. Cemiloğlu’nun veri ve dikkat ekonomisi perspektifleriyle uyumlu; ancak özgün olarak çocuk ve gençlerin gelişimi, dijital vatandaşlık ve eleştirel medya okuryazarlığı alanlarını öne çıkarıyor: “Dijital çağda çocukların sağlıklı gelişimini desteklemek için politika üretimi yalnızca koruyucu önlemlerle sınırlı kalmamalıdır. Aynı zamanda dijital vatandaşlık, eleştirel medya okuryazarlığı ve etik teknoloji kullanımı gibi bütüncül bir yaklaşımı da kapsamalıdır. Bu denge sağlanmadığında, güvenlik ile özgürlük arasında sürdürülebilir bir denge kurmak mümkün olmayacaktır.”

Sonuç olarak, tüm dünyada sosyal medya ve dijital içerik alanına getirilen veya getirilmesi planlanan düzenlemeler yalnızca çocukları ve gençleri koruma amacı taşımıyor; aynı zamanda toplumun dijital güvenliğini, veri egemenliğini ve kamusal alanın sürdürülebilirliğini de gözetiyor. Prof. Dr. Gürcan’ın vurguladığı gibi, sosyal medyanın kontrolsüz kullanımı psikolojik ve toplumsal etkiler yaratıyor; Doç. Dr. Cemiloğlu’nun dikkat çektiği gibi, veri ve algoritmalar üzerinden yürütülen etkileşimler ise ekonomik ve kamusal riskler barındırıyor. Dr. Hamurcu’nun belirttiği gibi, bu düzenlemeler hukuki çerçeve ve ölçülülük ilkesi ile uygulanmalı, hak ihlallerine yol açmamalıdır.

Türkiye’deki uygulamalar ve yeni eylem planları, Dr. Gülaldı’nın işaret ettiği üzere yalnızca koruyucu önlemlerle sınırlı kalmamalı; çocukların dijital vatandaşlık bilinci, eleştirel medya okuryazarlığı ve etik teknoloji kullanımı gibi becerilerini geliştirecek bütüncül bir yaklaşımla desteklenmelidir. Bu denge sağlandığında, dijital güvenlik ile bireysel özgürlükler arasında sürdürülebilir bir ilişki kurulabilir.

Özetle, sosyal medya düzenlemeleri tek boyutlu yasaklar ya da kontrol mekanizmaları olarak görülmemelidir. Hukuki güvence, toplumsal farkındalık ve çocukların gelişimi odaklı politikaların birleşimi ile hem güvenliği hem özgürlüğü dengede tutan bir dijital ekosistem inşa edilebilir. Uzmanların vurguladığı gibi, çocukların korunması, toplumsal refahın sağlanması ve dijital hakların gözetilmesi; ancak şeffaf, ölçülü ve bütüncül bir yaklaşım ile mümkün olacaktır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...