02 Şubat 2026

Epstein skandalında kraliyet krizi

Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit'in, Jeffrey Epstein ile derin ve etik dışı ilişkisini ortaya koyan e-postalar ve oğlunun ciddi suçlamaları, monarşiyi tarihinin en büyük krizine sürüklüyor. Bu şeffaflık ve güven skandalları, kurumun geleceğini belirsizliğe sokuyor.

Norveç Krallığı, modern Avrupa'nın en istikrarlı, en şeffaf ve halkla en barışık monarşilerinden biri olarak kabul edilirken, 2026 yılının başlarında patlak veren gelişmeler bu imajı kökünden sarstı. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit’in, çocuk istismarı ve seks kaçakçılığı suçlarından hüküm giymiş Jeffrey Epstein ile olan karanlık ve derin ilişkisinin sızdırılan e-postalar aracılığıyla tüm çıplaklığıyla ortaya çıkması, aynı dönemde oğlu Marius Borg Høiby’nin çok sayıda tecavüz ve şiddet suçlamasıyla hâkim karşısına çıkması, kuzeyin bu sakin monarşisini tarihinin en büyük varoluşsal krizine sürükledi.

Norveç halkı için Veliaht Prenses Mette-Marit, her zaman monarşinin "insani" ve "rehabilitasyon" gücünü temsil eden bir figür olmuştu. 2001 yılında Veliaht Prens Haakon ile evlendiğinde, geçmişindeki "fırtınalı" yaşam tarzı, uyuşturucu kullanımı ve hapis yatmış bir uyuşturucu satıcısından çocuk sahibi olması gibi unsurlar büyük tartışmalara yol açmıştı. Ancak o dönemde gerçekleştirdiği tarihi basın toplantısında, geçmişindeki hataları açık yüreklilikle kabul ederek özür dilemesi, Norveçlilerin ona olan güvenini kazanmasını sağlamış ve monarşiyi daha demokratik, hatalarıyla yüzleşebilen bir kurum hâline getirmişti.

Ancak 2026 yılı başında Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan ve Jeffrey Epstein davasıyla ilgili üç milyondan fazla belgeyi içeren yeni dosyalar, bu güven kalesini yerle bir etti. Sızdırılan belgeler, Prenses'in Epstein ile olan bağının sadece bir "tanışıklık" değil; yıllara yayılan, son derece kişisel, flörtöz ve etik açıdan sorgulanabilir bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Prenses'in 2001'deki dürüstlük vaadinin bir illüzyon olup olmadığını sorgulatan ahlaki bir deprem yarattı.

Norveç monarşisi, 1905 yılından bu yana halkın iradesiyle var olan ve Kral Harald V’in mütevazı ve birleştirici liderliğiyle popülaritesini koruyan bir kurum. Ancak Mette-Marit’in kraliyet ailesine katılmasıyla başlayan "sıradanlaşma" süreci, beraberinde sarayın dokunulmazlığını da zayıflatmıştı. 2019 yılında Epstein ile olan bağları ilk kez gündeme geldiğinde, Prenses bu iletişimi minimize etmiş ve Epstein’in suç geçmişinden haberdar olmadığını iddia etmişti. 2026 yılındaki sızıntılar, bu savunmanın sadece eksik değil, aynı zamanda yanıltıcı olduğunu kanıtlıyor.

Epstein dosyaları ve "Google" çelişkisi

Sızdırılan belgeler arasında en yıkıcı olanı, Prenses Mette-Marit'in 2011 yılında, yani Epstein ile tanıştığı ilk dönemde ona gönderdiği bir e-posta. Prenses bu yazışmada, "Son e-postadan sonra seni Google'da arattım. Sonuçların pek de iyi görünmediği konusunda hemfikirim :)" ifadesini kullanıyor. Bu tek cümle, Prenses'in ve Saray'ın yıllardır sürdürdüğü "onun suçlarının ciddiyetini bilmiyorduk" savunmasını tamamen çürütüyor. 2011 yılında Epstein, Florida'da reşit olmayan birini fuhuşa teşvik etmekten hüküm giymiş ve 13 ay hapis yatmış, dünya medyasında "tescilli pedofil" olarak geniş yer bulmuş bir figürdü. Prenses’in bu bilgilere ulaştığını bizzat itiraf etmesine rağmen dostluğunu 2014 yılına kadar sürdürmesi, kraliyetin etik pusulasının ağır bir hasar aldığını gösteriyor.

Sızdırılan belgelerde Prenses Mette-Marit’in adı binden fazla kez geçiyor. Bu yazışmalar, resmî bir diplomatik ilişkiden ziyade, sınırları zorlayan bir samimiyet içeriyor. Prenses'in Epstein'e yönelik kullandığı bazı ifadeler şunlardır:

  • "Beynimi gıdıklıyorsun." (You tickle my brain.)
  • "Beni gülümsetiyorsun."
  • "Çok tatlısın."
  • "Sıkıcı parti. Gel bizi kurtar. Sıkıntıdan ölüyorum." (Kraliyet görevini icra ederken gönderilen bir mesaj!)

Daha da skandal olanı; Prenses'in Epstein ile genç kadınlar ve sadakatsizlik üzerine yaptığı sohbetler. Mette-Marit'in, "Paris sadakatsizlik için iyidir. İskandinav kadınları ise daha iyi eş materyalidir" diyerek Epstein'e "eş avcılığı" konusunda tavsiyeler verdiği görülüyor. Ayrıca o dönemde 15 yaşında olan oğlu Marius için "iki çıplak kadının sörf tahtası taşıdığı" bir görselin duvar kâğıdı olarak uygun olup olmadığını Epstein’e danışması, ilişkinin ailevi sınırlara ne kadar sızdığını kanıtlar nitelikte.

Lojistik bağlar ve Palm Beach konaklamaları

Saray'ın daha önce yalanladığı ancak belgelerle kanıtlanan bir diğer husus, Prenses'in Epstein'in mülklerinde konaklaması. Mette-Marit'in 2013 yılında Epstein’in Palm Beach’teki malikanesinde dört gün kaldığı, yanında kendi özel "gurusunu" da götürdüğü ve burada Epstein tarafından ayarlanan kozmetik prosedürlerden faydalandığı tespit edildi. Bu malikane, Epstein’in genç kızlara yönelik cinsel istismar eylemlerini gerçekleştirdiği merkezlerden biri olarak biliniyor.

Kraliyet krizinin ikinci ayağı, Prenses Mette-Marit’in evlilik öncesi ilişkisinden doğan oğlu Marius Borg Høiby’nin karıştığı ağır suçlamalar. Marius, resmen kraliyet hanesinin (Royal House) bir üyesi olmasa da kraliyet ailesinin (Royal Family) bir parçası olarak büyümüş ve Veliaht Prens çifti tarafından finansal olarak desteklenmişti. Ancak 2024 yılında başlayan ve 2026 başında davaya dönüşen süreç, Marius’un "kraliyetin asi çocuğu" imajından "tehlikeli bir suçlu" profiline evrildiğini gözler önüne seriyor. 2026 Ocak ayı itibariyle hazırlanan iddianamede Marius Borg Høiby’ye yönelik tam 38 suçlama bulunuyor. Bu suçlamalar arasında en ağırları, dört farklı kadına yönelik tecavüz iddialar. Savcılık, Marius’un mağdurların uyuduğu veya alkol/madde etkisiyle savunmasız olduğu anlarda onlara tecavüz ettiğini, hatta bu eylemlerin bazılarını videoya kaydettiğini öne sürüyor.

Marius’un diğer suçlamaları arasında şunlar yer alıyor:

  • Yakın ilişkilerde şiddet ve istismar: Eski kız arkadaşları Nora Haukland ve bir diğer mağdura yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet.
  • Uyuşturucu suçları: 3,5 kilogram esrarın nakledilmesi (Marius bu suçu itiraf etti) ve kokain kullanımı.
  • Tehdit ve zarar verme: Bir kadının dairesine zarar vermek, bıçaklı tehditlerde bulunmak ve hakaret etmek.

Marius vakası, Norveç toplumunda "adalet önünde eşitlik" tartışmasını alevlendirdi. Prenses Mette-Marit’in, oğlunun tutuklanmasından önce polisten gelen istihbaratı kullanarak onu uyardığı ve evdeki delillerin karartılmasına yardımcı olduğu yönündeki iddialar, krizin boyutunu kişisel bir hatadan kurumsal bir yolsuzluk şüphesine taşıdı. Savcı Sturla Henriksbø, "Marius'un kraliyet ailesi üyesi olması, ona ne daha hafif ne de daha ağır bir muamele yapılacağı anlamına gelir" dese de kamuoyu kraliyetin bu süreçte pasif bir koruma kalkanı oluşturduğuna inanıyor.

Kriz yönetimi ve iletişim hataları

Kraliyet Sarayı, Epstein sızıntıları ve Marius’un davası karşısında "reaktif" bir tutum sergiledi, bu da krizin derinleşmesine yol açtı. Veliaht Prens Haakon, yaptığı açıklamalarda Marius’un "otonom bir vatandaş" olduğunu ve davanın bağımsız mahkemelerce yürütüleceğini belirterek kurumu korumaya çalışsa da Mette-Marit’in sessizliği ve dava sürecindeki tutumu halkı tatmin etmedi. 2026 Şubat ayında Marius’un davası başladığında, Veliaht Prenses Mette-Marit’in ülkeden ayrılarak "özel bir geziye" gitmesi, Norveç basınında sert eleştirilere neden oldu. Prenses'in kronik akciğer hastalığı bu durum için bir mazeret olarak sunulsa da zamanlama manidar bulundu. Mağdurların mahkeme salonunda en mahrem travmalarını anlattığı bir dönemde, sanığın annesinin ve ülkenin müstakbel kraliçesinin ortadan kaybolması, monarşinin empatiden yoksun olduğu şeklinde yorumlandı.

Norveç monarşisi, bu olaylardan önce geleneksel olarak %80’lerin üzerinde bir halk desteğine sahipti. Ancak Epstein skandalı ve Marius’un suçları, özellikle genç kuşaklar arasında monarşinin meşruiyetini sorgulatmaya başladı. Norveç Cumhuriyetçi Organizasyonu (Norge som republik), üye sayısının son iki yılda üç katına çıktığını rapor ediliyor.

Marius Borg Høiby’nin tecavüz davası, Norveç toplumunda cinsel şiddet konusundaki tabuların yıkılmasına da vesile oldu. Ülkenin en büyük kadın sağlığı organizasyonu olan Sanitetskvinnene, Marius davası gündeme geldikten sonra şiddet ve istismar bildirimi yapan kadın sayısında rekor bir artış yaşandığını belirtti. Kraliyet ailesinin içine bulaşmış bir şiddet vakasının bu denli görünür olması, ironik bir şekilde toplumun bu karanlık noktalarla yüzleşmesini kolaylaştırdı.

Skandal sadece Norveç ile sınırlı kalmadı, sızdırılan belgelerde komşu monarşilerin de izine rastlandı. İsveç Prensesi Sofia'nın Epstein tarafından özel gösterimlere davet edildiği, Danimarka Kralı Frederik'in (o dönem veliaht prens) adının Epstein ile bağlantılı akşam yemeklerinde geçtiği ortaya çıktı. Ancak Norveç'teki kriz hem yazışmaların yoğunluğu hem de Marius vakasının yarattığı adli trajedi nedeniyle diğerlerinden çok daha yıkıcı bir boyutta.

Bu krizin derinliği, sadece bireysel suçlarda değil, monarşinin "sessiz ayrıcalık" mekanizmasının deşifre olmasında yatıyor. Mette-Marit’in Epstein ile olan dostluğu, bir kraliyet mensubunun halka karşı sorumluluğu ile kendi kişisel "can sıkıntısını" giderme arzusu arasındaki çatışmayı simgeliyor. Epstein, Prenses'e aradığı "sıradanlığı" ve "kraliyet protokolünden kaçış alanını" sunarken, aslında onu kendi küresel suç ağına bir meşruiyet kalkanı olarak eklemledi.

Marius vakasında ise monarşinin "rehabilitasyon" iddiasının başarısızlığı görülüyor. 2001'de Mette-Marit'in geçmişini affeden halk, bu affın bir "suç döngüsüne" dönüşmesini beklemiyor. Marius’un biyolojik babasından gelen suç eğilimlerinin kraliyet koruması altında daha da serpilmiş olması, kurumun çocuk yetiştirme ve temsil kabiliyetine dair şüpheleri artırıyor.

Tahtın bekası sınavda

"Epstein skandalında kraliyet krizi", Norveç monarşisi için bir "sonun başlangıcı" mı, yoksa radikal bir reformun tetikleyicisi mi olacağı henüz belirsizliğini koruyan bir süreç. 88 yaşındaki Kral Harald’ın vefatı veya feragati durumunda, tahtın varisi Veliaht Prens Haakon ve eşi Mette-Marit’in bu yükle ülkeyi nasıl yöneteceği büyük bir soru işareti.

Norveç monarşisinin hayatta kalması için şu adımların atılması kaçınılmaz görünüyor:

  • Tam şeffaflık: Epstein ile olan tüm ilişkilerin, sadece sızan belgeler üzerinden değil, kraliyetin kendi arşivleri üzerinden de kamuoyuna açıklanması.
  • Marius’un kurumsal bağının kesilmesi: Marius Borg Høiby’nin kraliyet ailesiyle olan tüm finansal ve lojistik bağlarının resmi olarak sonlandırılması ve yargı sürecine müdahale edilmediğinin kanıtlanması.
  • Modern sorumluluk yasası: Kraliyet ailesi üyelerinin özel yaşamlarındaki etik sınırları belirleyen ve ihlal durumunda unvanların geri alınmasını sağlayan yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi.9

Mette-Marit'in "Google" üzerinden ulaştığı gerçekleri görmezden gelerek kurduğu dostluk ve oğlunun karıştığı trajik suçlar, monarşinin kutsallık zırhını deldi. Norveç halkı, Kral Harald ve Kraliçe Sonja'ya olan saygısı nedeniyle kurumu henüz terk etmemiş olsa da 21. yüzyılın şeffaflık ve adalet beklentileri, monarşinin bu yükü daha fazla taşımasına izin vermeyebilir. Kuzeyin bu sarsılan tahtı, önümüzdeki yıllarda Avrupa monarşileri için ya bir "çöküş dersi" ya da "etik yeniden doğuş" örneği olacak.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...