14 Ekim 2026

Dünya değişiyor, BM ne yapıyor?

Birleşmiş Milletler; savaşlar, iklim krizi ve yeni teknolojiler karşısında dünyaya çözüm üretebiliyor mu? António Guterres’in görev süresinin son yılına girerken asıl soru, BM’nin gücünden çok, dünya ülkelerinin ortak hareket etme iradesine sahip olup olmadığı.

Bazen bir kurumun gücünü, sahip olduğu yetkilerden çok, dünyanın ondan ne beklediği gösterir. Birleşmiş Milletler tam da böyle bir kurumdur. Savaş çıktığında gözler ona çevrilir. Masum insanlar öldüğünde, oradan ses beklenir. Çocuklar evlerinden edildiğinde, oranın kapısı çalınır. Bir ülkenin sınırları ihlal edildiğinde, uluslararası hukuk tartışmaya açıldığında, milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldığında herkes aynı soruyu sorar: “Birleşmiş Milletler ne yapıyor?”

Sorunun merkezinde ise BM Sekreteri António Guterres bulunuyor. 2017 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olan Guterres, 2026 yılında görev süresinin son yılına girerken hem dünya siyasetinin hem de Birleşmiş Milletler'in geleceğinin tartışıldığı bir dönemin içinden geçiyor. Guterres'in 22 Eylül 2026'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumunda yaptığı konuşma, aslında bugünkü dünyanın fotoğrafını oldukça net ortaya koydu: “Çatlaklar kanyonlara dönüştü.” Bu yalnızca bir diplomatik cümle değildir. Bu, dünyanın geldiği noktaya ilişkin ciddi bir uyarıdır.

BM değişebiliyor mu?

Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntıları arasında 1945 yılında kuruldu. İnsanlığın bir daha aynı felaketleri yaşamaması umuduyla… Aradan 81 yıl geçti. Fakat dünya artık 1945 yılının dünyası değil. Yeni ekonomik ve teknolojik güçler, yeni bölgesel aktörler ve yeni savaş yöntemleri bulunuyor. Yapay zekâ, siber tehditler, iklim krizi ve bunların üzerinde giderek daha karmaşık hâle gelen jeopolitik rekabetler ortaya çıktı. Peki, Birleşmiş Milletler? Hâlâ büyük ölçüde geçmişin güç dengelerinin oluşturduğu bir sistemle bugünün sorunlarına çözüm üretmeye çalışıyor.

İşte Guterres'in en önemli itirazlarından biri burada ortaya çıkıyor. Dünya değişiyorsa, dünyayı yöneten kurumlar da değişmek zorundadır. Güvenlik Konseyi reformu konusundaki çağrılarının temelinde de bu düşünce bulunuyor. Guterres, Afrika'nın Güvenlik Konseyi'nde daimî temsilcisinin bulunmamasını “savunulamaz” olarak nitelendiriyor. Bu yalnızca Afrika'nın meselesi değil; temsil meselesidir, adalet meselesidir. Ve daha da önemlisi, Birleşmiş Milletler'in gelecekteki meşruiyeti meselesidir.

BM'nin en büyük sorunu: Güç var ama ortak irade yok

Birleşmiş Milletler, dünyanın büyük bölümünü aynı masa etrafında bir araya getirebiliyor. Ama aynı masaya oturmak başka, aynı konuda anlaşmak başkadır… İşte sorun tam burada başlıyor. Güvenlik Konseyi'ndeki veto sistemi, büyük güçlerin karşı karşıya geldiği durumlarda, karar alma mekanizmasını ciddi biçimde zorlayabilir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler'i yalnızca Genel Sekreteri üzerinden değerlendirmek doğru değildir.

Nitekim Guterres herhangi bir ülkenin başkanı değildir. Birleşmiş Milletler de dünyanın üzerinde duran tek bir devlet değildir. Guterres konuşabiliyor, uyarabiliyor, diplomasi yürütebiliyor, tarafları masaya çağırabiliyor, dünyanın dikkatini bir krize çekebiliyor ama devletlerin siyasi iradesinin yerine geçemiyor. Yani mesele yalnızca “Guterres ne yapıyor?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Dünya devletleri, Birleşmiş Milletler'in gerçekten çalışmasını istiyorlar mı?

Savaşların ortasında Birleşmiş Milletler

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar ve çatışmalar sürerken, Birleşmiş Milletler'in işi hiç olmadığı kadar zordur. Guterres'in mesajı ise nettir: Barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış, hukukun üstünlüğüdür. Barış, sivillerin korunmasıdır. Barış, insanların evlerinden edilmemesidir. Barış, çocukların korkuyla değil, güven içinde büyümesidir. Bu nedenle Guterres, uluslararası hukukun göz ardı edildiği bir dünyada güç kullanımının kuralsızlaşmasının bütün sistemi tehdit ettiğini savunuyor.

Burada dünyanın önünde çok temel bir tercih bulunuyor: Hukukun üstünlüğü mü, güçlünün üstünlüğü mü? Bu sorunun cevabı Birleşmiş Milletler'i olduğu kadar, bütün insanlığın geleceğini de ilgilendiriyor.

Yeni savaş alanı: Yapay zekâ

Dünyanın problemi artık tek başına tanklar, füzeler ve savaş uçakları değildir. Bir başka güç hızla büyüyor: Yapay zekâ. Guterres'in 2026 yılındaki konuşmasının dikkat çeken başlıklarından biri de bu oldu. Yapay zekânın yalnızca ekonomik ve teknolojik bir mesele olmadığını; aynı zamanda güvenlik, insan hakları ve uluslararası hukuk meselesine dönüştüğünü vurguladı. Özellikle ölüm kalım kararlarının makinelerin kontrolüne bırakılmaması gerektiğini savundu.

Bu konu önümüzdeki yıllarda daha da büyüyecektir. Çünkü teknoloji geliştikçe insanlığın önüne yalnızca “Ne yapabiliriz?” sorusu gelmeyecektir. Daha önemli bir soru gelecektir: “Ne yapmamız doğru olur?” İşte Birleşmiş Milletler'in gelecekteki sınavlarından biri de bu olacaktır.

İklim krizi kapımıza dayandı

Diğer önemli bir başlık ise iklimdir. İklim krizinin en önemli özelliği sınır tanımamasıdır. Bir ülkenin sorunu, başka bir ülkenin sorunu hâline gelebilir. Dolayısıyla çözüm de tek başına ulusal olmaz. Artık iklim değişikliğinden geleceğin problemi gibi söz etmek mümkün değildir. Kuraklık, aşırı sıcaklar, seller, orman yangınları, su kaynakları üzerindeki baskılar… Bunların tamamı bugün yaşanıyor.

Bu nedenle Guterres, iklim krizini de insanlığın önündeki temel güç sınavlarından biri olarak değerlendiriyor. 2026 yılı Eylül ayında, Birleşmiş Milletler'de düzenlenen İklim Zirvesi de enerji dönüşümü, iklim adaleti ve iklim krizinin hızlanan etkilerine odaklanır.

Guterres’in söylemleri yeterli mi?

Guterres'i, Birleşmiş Milletler'in bütün başarısızlıklarının sorumlusu olarak görmek de yaptığı konuşmalar üzerinden değerlendirmek de doğru değildir. Çünkü Genel Sekreter'in yetkileri sınırlıdır. Fakat bu durum, Genel Sekreter'in sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz.

Guterres'in güçlü olduğu alanlardan biri; dünyanın dikkatini küresel sorunlara çekmek ve uluslararası iş birliği çağrısını sürekli gündemde tutmaktır. Ancak Birleşmiş Milletler'in birçok krizi sona erdirememesi, Güvenlik Konseyi'nin zaman zaman kilitlenmesi ve uluslararası hukuk konusunda yaşanan tartışmalar da kurumun karşı karşıya olduğu ciddi sorunları gösterir.

Nitekim 81. Genel Kurul'un açılışında, Genel Kurul Başkanı Khalilur Rahman'ın söylediği bir cümle de meselenin özünü ortaya koyar: “İnsanlar Birleşmiş Milletler'in hâlâ var olup olmadığını değil, işe yarayıp yaramadığını soruyor.” İşte Birleşmiş Milletler'in önündeki gerçek sınav budur.

Guterres'in mirası ne olacak?

Birleşmiş Milletler değişen dünyaya ayak uydurabildi mi? Daha temsilî hale gelebildi mi? Uluslararası hukuku daha etkili savunabildi mi? Savaşların önlenmesinde daha etkin olabildi mi? Yeni teknolojiler konusunda ortak kurallar oluşturabildi mi? İklim krizinde ülkeleri daha güçlü iş birliğine yöneltebildi mi? Bu soruların cevapları, Guterres'in kişisel performansından daha büyük bir anlam taşıyor. Çünkü mesele artık tek bir Genel Sekreter meselesi değildir. Mesele Birleşmiş Milletler'in geleceğidir.

BM'ye değil, insanlığa bakalım

Birleşmiş Milletler kusursuz bir kurum değildir. Guterres de dünyadaki bütün sorunları çözebilecek sihirli bir güce sahip değildir. Birleşmiş Milletler'in yerine bugün ne koyacağımız sorusuna da kolay bir cevap yoktur. Dünyanın bütün ülkelerini aynı masa etrafında buluşturabilen başka bir küresel platformun yokluğu, Birleşmiş Milletler'in hâlâ neden önemli olduğunu gösteriyor. Bu nedenle tartışmayı yalnızca “BM başarılı mı, başarısız mı?” noktasına sıkıştırmak eksik kalıyor. Asıl mesele çok daha büyüktür: Dünya ülkeleri, sorunlarını birlikte çözme iradesine sahip midir? Çünkü Birleşmiş Milletler'in gücü, aslında ülkelerin ortak iradesi kadardır.

Devletler bölünürse BM zayıflar, ortak hareket ederse BM güçlenir. Guterres'in 22 Eylül'deki mesajının özü de burada yatar: Dünyanın önünde daha derin bölünme ile yeni bir iş birliği dönemi arasında bir tercih bulunur. Ve belki de bugün hepimizin sorması gereken en önemli soru şudur: Birleşmiş Milletler dünyayı değiştirebilir mi?

Belki tek başına hayır. Ama dünya ülkeleri değişmeye karar verirse, Birleşmiş Milletler bunun ortak zemini olabilir. Çünkü savaşların konuşulduğu bir dünyada barışı savunmak, gücün öne çıktığı bir dünyada hukuku savunmak, çıkarların öne çıktığı bir dünyada adaleti savunmak kolay değildir. Fakat insanlığın ortak geleceği için bütün bunları konuşmaya devam etmek zorundayız. Çünkü mesele yalnızca Guterres değildir. Mesele yalnızca Birleşmiş Milletler de değildir. Mesele, insanlığın birlikte yaşayabilme iradesidir. Ve tarihin bize öğrettiği en acı gerçek şudur: Dünya, birlikte hareket etmeyi bıraktığında bedelini hep birlikte ödemektedir.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...