23 Ocak 2026

Apollo’dan Artemis’e: Ay artık bir durak mı? Uzmanlar yorumladı

İnsanlık yarım asırlık aradan sonra Ay’a geri dönüyor. Artemis II, kritik bir test uçuşu gerçekleştirecek. Bu süreç ülkeler arası ekonomik ve teknolojik rekabeti ne yönde etkileyecek? Ay’daki su ve enerji kaynakları, kalıcı insan varlığını mümkün kılacak mı? Uzmanlar tüm yönleriyle değerlendirdi.

İnsanlık, yarım asrı aşkın bir aranın ardından Ay’a geri dönmeye hazırlanıyor. NASA’nın Artemis programı kapsamında gerçekleştirilecek Artemis II görevi, Aralık 1972’deki Apollo 17’den sonra Ay yolculuğuna çıkan ilk insanlı görev olacak. Planlanan takvime göre Orion kapsülünü taşıyan SLS roketi, bir aksilik olmazsa 6 Şubat’ta ABD’den fırlatılacak; Türkiye saatiyle 7 Şubat sabahı Ay yolculuğu resmen başlayacak.

Artemis II kapsamında dört astronot, Ay’a iniş yapmadan Ay yörüngesinde yaklaşık 10 gün sürecek kritik bir uçuş gerçekleştirecek. Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Koch ve Kanadalı astronot Jeremy Hansen’den oluşan mürettebat; yaşam destek sistemleri, navigasyon, itki ve derin uzay manevralarını test edecek. Görev, Artemis III ile planlanan Ay’a iniş için bir “öncü prova” niteliği taşıyor.

Ancak Artemis programı, Apollo döneminden farklı olarak yalnızca sembolik bir dönüşü değil, Ay’da kalıcı insan varlığı hedefini merkeze alıyor. Ay yörüngesinde Gateway uzay istasyonunun kurulması, Ay’ın güney kutbunda üsler oluşturulması ve Ay’ın Mars yolculukları için bir sıçrama tahtasına dönüştürülmesi planlanıyor. Bu kapsamda bilimsel, teknolojik ve ekonomik hedefler iç içe geçmiş durumda.

“Artemis Ay’da kalıcı varlığın projesidir”

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nden Prof. Dr. Şölen Balman’a göre Artemis programını Apollo’dan ayıran temel fark, hedefin niteliğinde yatıyor. Apollo misyonlarının, Soğuk Savaş koşullarında şekillenen, daha çok politik ve sembolik bir yarışın ürünü olduğunu hatırlatan Balman, Artemis’in ise çok daha uzun vadeli bir vizyon taşıdığını vurguluyor:

“Apollo misyonları 1960’lı yılların uzay yarışının bir sonucuydu. Temel amaç Ay’a insan göndermek, indirmek ve sağ salim geri getirmekti. Bilimsel kazanımlar vardı ama misyonların arkasında güçlü bir politik motivasyon da bulunuyordu. Artemis misyonları ise başından itibaren Ay’da kalıcı bir varlık oluşturmayı hedefliyor.”

Prof. Dr. Balman, Artemis programının aşamalı yapısının bu vizyonu açıkça ortaya koyduğunu söylüyor: “Artemis I, SLS roketi ve Orion kapsülünün Ay uçuşu denemesiydi. Artemis II ilk mürettebatlı uçuş olacak ve Ay yörüngesinde kalınacak. Artemis III’te iniş planlanıyor. Sonraki görevlerde ise Lunar Gateway adı verilen, Ay yörüngesinde kurulacak uzay istasyonunun inşası başlayacak. Bu istasyon, bugün Uluslararası Uzay İstasyonu’nun gördüğü işlevi Ay çevresinde üstlenecek.”

Ay’ın güney kutbunun seçilmesinin tesadüf olmadığını belirten Prof. Dr. Balman, bunun programın sürdürülebilirlik hedefiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ediyor: “Güney kutupta su-buzu bulunduğunu biliyoruz. Su; yaşam desteği için gerekli olduğu gibi yakıt üretimi açısından da hayati. Bu nedenle Ay’ın güney kutbu, kalıcı üsler için en uygun bölge olarak öne çıkıyor.”

Teknik gecikmelerin Artemis programının kaderini değiştirmeyeceğini düşünen Prof. Dr. Balman, mühendislik kapasitesine dikkat çekiyor: “SLS, itme gücü açısından Saturn V’den yaklaşık yüzde 15 daha güçlü. Gecikmeler yalnızca zamanlama ile ilgilidir, misyonların yapılmasını engellemez.”

Bilimsel açıdan Ay’ın sunduğu olanaklara özellikle vurgu yapan Prof. Dr. Balman, Ay’ın astronomi için benzersiz bir platform olduğunu söylüyor: “Ay’da atmosfer yok. Bu, X-ışını, kızılötesi ve radyo astronomisi için çok büyük bir avantaj. Ay yüzeyi son derece stabil bir platform sunuyor. Uzay teleskoplarında roket boyutları, sürekli hareket ve rotasyon gibi sınırlamalar var. Ay’da kurulacak gözlemevleri daha yüksek çözünürlük, daha uzun odak mesafesi ve tamir edilebilirlik açısından büyük bir sıçrama anlamına gelir.”

Prof. Dr. Balman’a göre Ay, yalnızca bilimsel değil, uzayın geri kalanına açılan bir kapı: “Ay’ın düşük yerçekimi ve atmosferinin olmaması, Ay’dan fırlatılacak uzay araçları için ciddi bir enerji avantajı sağlar. Mars ve ötesine yapılacak görevler açısından Ay, doğal bir sıçrama noktasıdır.”

“Ay artık bir hedef değil, bir durağa dönüştü”

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Talat Saygaç ise Artemis programını, insanlığın Uzay Çağı boyunca biriktirdiği deneyimin doğal sonucu olarak değerlendiriyor. Kendi yaşam tanıklığını hatırlatarak söze başlayan Saygaç, sürecin tarihsel boyutuna dikkat çekiyor: “1957’de Sputnik’in Dünya yörüngesinde çıkardığı ‘bip bip’ sesleriyle Uzay Çağı başladı. 1969’da Ay’a ayak basıldı. Şimdi Artemis ile bu sürecin kalıcı aşamasına geçiyoruz.”

Prof. Dr. Saygaç’a göre Ay, artık ulaşılması zor bir hayal değil: “Günümüzün yapay zekâsı, motor teknolojileri, malzeme bilimi ve yakıt sistemleriyle Ay, neredeyse bir belediye otobüsünün sonraki durağı gibi erişilebilir hâle geldi. Ama bu erişim isteği sadece bilimsel meraktan kaynaklanmıyor; artık açık bir ekonomik hedef var.”

Prof. Dr. Balman’la örtüştüğü bir noktada Prof. Dr. Saygaç da Ay’daki suyun önemini vurguluyor: “Ay’ın kutuplarında, milyarlarca yıldır karanlık kraterlerde biriken donmuş su var. Su demek hayat demek, enerji demek, her şey demek.”

Ancak Prof. Dr. Saygaç, konuyu daha geniş bir çerçevede ele alıyor: “Ay’da izi olmayanın, Dünya’da geleceği de sınırlı olacak. Bundan sonra Ay, ülkeler için stratejik bir alan. Tıpkı tarih boyunca denizlere açılmayan toplumların geride kalması gibi.”

Ay’ın yalnızca uzayı değil, Dünya’yı da dönüştüreceğini savunan Prof. Dr. Saygaç, bu dönüşümün kapsamını şöyle anlatıyor: “Ay programları; enerji üretiminden sağlığa, madencilikten mimariye, iletişimden ulaşıma kadar pek çok alanı etkileyecek. Yeni meslekler doğacak. Üstelik bu değişimler belki her 5 yılda bir köklü dönüşümlerle gerçekleşecek.”

“Uzaya yönelen bu ilgi, dünya barışına bile olumlu katkı sağlayabilir”

Prof. Dr. Saygaç’a göre Ay’a dönüş, insanlığın özgüvenini de yeniden inşa ediyor: “Ay’a dönüş, Mars başta olmak üzere diğer gezegenlere ulaşma fikrini sıradanlaştıracak. Uzaya yönelen bu ilgi, dünya barışına bile olumlu katkı sağlayabilir.”

Apollo programı, insanlığın Ay’a gidebildiğini kanıtladı; yörünge hesaplarından insanlı uçuşa, inişten geri dönüşe kadar pek çok bilinmeyeni görünür kıldı. Aynı zamanda jeopolitik bir üstünlük aracıydı. Prof. Dr. Şölen Balman’ın da vurguladığı gibi, Artemis programı bu deneyimi tekrar etmekten ziyade, Ay’da nasıl uzun süre kalınabileceğini, nasıl yaşanabileceğini ve bu varlığın nasıl sürdürülebilir hâle getirileceğini sorgulayan yeni bir uzay mimarisinin ürünü olarak şekilleniyor. Artemis II’nin önemi de burada yatıyor: Ay’ı bir varış noktası olmaktan çıkarıp, düzenli ve tekrarlanabilir görevlerin yürütüleceği bir operasyon sahasına dönüştürme sürecinin ilk insanlı sınaması olması.

Ay’ın güney kutbu etrafında yoğunlaşan ilginin arkasında da bu sürdürülebilirlik hedefi bulunuyor. Prof. Dr. Balman, hiç Güneş ışığı almayan kraterlerdeki su buzu potansiyeli ile sürekli Güneş alan krater sırtlarının aynı bölgede yer almasının, Ay’ı hem enerji hem yaşam desteği açısından benzersiz kıldığını vurguluyor. Atmosferin yokluğu ve yüzeyin stabil yapısı ise Ay’ı yalnızca bir üs değil; uzun vadede bilimsel gözlemler, derin uzay teknolojileri ve astronomi çalışmaları için eşsiz bir platform hâline getiriyor. Teknik gecikmeler, özellikle iniş aracı olarak Starship’e duyulan bağımlılık nedeniyle Artemis takvimini ileri itebilir; ancak bu durum, Ay’a dönüş iradesini zayıflatmaktan çok, programın ölçeğini ve kalıcılık iddiasını ortaya koyuyor.

Önümüzdeki 10–20 yılda Ay, kaçınılmaz olarak hem rekabetin hem de seçici iş birliğinin alanı olacak. Prof. Dr. Ahmet Talat Saygaç’ın da altını çizdiği gibi, Ay artık yalnızca bilimsel bir hedef değil; ekonomik, teknolojik ve stratejik bir durak. ABD bu hedefte yalnız değil; Avrupa ve Japonya ilerleyen Artemis görevlerinde astronot göndermeyi planlarken, Çin 2030’a kadar Ay’ın güney kutbuna insan indirmeyi hedefliyor. Rusya, 2030–2035 döneminde insanlı görev ve küçük bir Ay üssü planından söz etse de takvim belirsizliğini koruyor. Hindistan ise Chandrayaan-3’ün ardından 2040 civarında Ay’a astronot göndermeyi amaçlıyor. Kaynaklara erişim, yörünge ve yüzeyde yer tutma, “ilkler” yarışı ve norm belirleme çabaları ülkeleri bloklaşmaya iterken; bilimsel veri paylaşımı, güvenlik standartları ve ticari Ay ekonomisinin kurulması iş birliğini zorunlu kılıyor. Bu çerçevede Ay’a dönüş, bilimsel bir zorunluluktan çok; insanlığın uzayda kalıcı bir tür olma hedefi açısından bilim, teknoloji, ekonomi ve siyasetin kesiştiği en rasyonel stratejik tercih olarak öne çıkıyor. Ay, Mars ve ötesine giden yolun yalnızca bir provası değil; insanlığın uzayda iz bırakmaya başladığı ana platform hâline geliyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...