Nepal’i doğa değil, hazırlıksızlık yıkıyor

Haberin Eklenme Tarihi: 8.09.2026 10:29:00 - Güncelleme Tarihi: 8.09.2026 10:33:00

Dünyanın çatısı, Himalayalar, tapınaklar ve eşsiz bir doğa… Nepal denince akla önce bunlar geliyor. Fakat bu büyüleyici coğrafyanın başka bir yüzü daha bulunuyor: Depremler, seller, heyelanlar, aşırı yağışlar ve iklim değişikliğiyle her yıl daha da büyüyen riskler. Yaklaşık 30 milyon insanın yaşadığı Nepal için afetler yalnızca birkaç gün süren krizler değildir. Nepal’de asıl mesele yalnızca “Hangi felaket gelecek?” sorusu da değildir. Asıl soru şudur: “Felaket geldiğinde ne kadar hazır olacağıdır?”

Bir yolun kapanması, köyün dünyayla bağlantısını kesebiliyor. Bir köprünün yıkılması, hastaneye ulaşımı engelleyebiliyor. Bir sel, tarım arazilerini yok ederek, bir ailenin aylarca, hatta yıllarca geçimini etkileyebiliyor. Nepal’in deprem gerçeğini 2015 yılında bütün dünya gördü. Büyük deprem binlerce insanın hayatını kaybetmesine, yüz binlerce yapının zarar görmesine ve tarihi mirasın ağır yara almasına neden oldu.

Depremi engellemek mümkün değildir. Fakat yıkımın boyutunu azaltmak mümkündür. Burada çok basit ama hayati bir ayrım vardır: Deprem doğal bir olaydır; büyük bir can kaybı ise çoğu zaman hazırlık eksikliğinin sonucudur. Bu nedenle Nepal’in en önemli yatırımlarından biri gökdelenler veya büyük projeler yerine, güvenli binalar olmalıdır. Eski ve riskli yapılar güçlendirilmelidir. Yeni binalarda deprem standartları tavizsiz uygulanmalıdır. Okullar ve hastaneler öncelikli olarak dayanıklı hâle getirilmelidir. Çünkü bir hastane depremde kullanılamaz hâle gelirse, afet yalnızca binayı değil, sağlık sistemini de vuracaktır.

Yağmur yağdığında neden hemen sel oluyor?

Nepal’in bir başka büyük sınavı muson yağışlarıdır. Şiddetli yağışlar nehirleri taşırabiliyor, yolları bozabiliyor ve heyelanları tetikleyebiliyor. Ancak her selin büyüklüğünü yalnızca yağmur belirlemiyor. Plansız yapılaşma, ormansızlaşma, doğal su kanallarının bozulması ve riskli yamaçlarda yapılan yollar tehlikeyi artırabiliyor. Bu yüzden Nepal’in sel politikası yalnızca daha yüksek duvarlar inşa etmekten ibaret olmamalıdır.

Doğanın suyollarını yeniden düşünmek gerekmektedir. Dere yatakları korunmalı, şehirlerin yağmur suyu altyapısı geliştirilmelidir. Riskli bölgelerde yapılaşma sınırlandırılmalı, yamaçlarda yapılan yol projeleri daha sıkı denetlenmelidir. Çünkü doğanın önüne beton koymak her zaman çözüm değildir. Bazen çözüm, doğanın yolunu değiştirmemektir.

Nepal’de dağlık coğrafya, heyelan riskini de büyütüyor. Özellikle yoğun yağış sonrasında toprağın kayması, yolları kapatabilmekte ve yerleşim bölgelerini izole edebiliyor. Burada mühendislik kadar planlama da önemlidir. Bir yolun daha kısa olması, mutlaka daha güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Bir köyün büyümesi de mutlaka yeni evlerin her yere yapılabileceği anlamına gelmiyor. Kalkınma ile güvenlik aynı anda düşünülmelidir. Ucuz görünen yanlış bir yol, yıllar sonra çok daha pahalı bir felakete dönüşebiliyor.

İklim değişikliği yeni bir denklem getiriyor

Nepal’in sorunlarını artık iklim değişikliğinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Himalayalar'daki buzulların ve yüksek dağ ekosistemlerinin değişmesi, aşırı yağışlar ve sıcaklık değişimleri gelecekteki riskleri daha karmaşık hâle getirebilecektir. Burada Nepal’in büyük bir adaletsizlikle karşı karşıya olduğu da unutulmamalıdır. İklim değişikliğine katkısı yüksek olan ülkelerle kıyaslandığında Nepal’in sorumluluğu çok sınırlıdır. Fakat sonuçlarından etkilenme riski ise daha yüksektir. Bu nedenle Nepal’in ihtiyacı emisyonları azaltmak olduğu kadar, iklim değişikliğine uyum sağlamak olacaktır.

Tarım buna göre planlanmalı, su kaynakları korunmalı, dağlık bölgeler izlenmeli ve erken uyarı sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Bir selin olabileceği birkaç saat önceden haber verilmesi, insanların güvenli bölgelere ulaşmasını sağlayabilecektir. Bir heyelan riski önceden tespit edilirse, yollar kapatılabilecektir. Bir aşırı hava olayı önceden duyurulursa, okullar tatil edilebilecektir. Bu nedenle erken uyarı sistemleri Nepal için lüks değil, temel ihtiyaçtır.

Ama teknoloji tek başına yeterli değildir. Telefonlarına uyarı gelen insanlar, bunun ne anlama geldiğini bilmiyorlarsa, sistem çalışmıyor demektir. Bu nedenle teknolojiye eğitim eşlik etmelidir. Her köyün bir afet planı olmalıdır. Kim tahliye edecek? Nereye gidilecek? İlk yardımı kim yapacak? Yaşlılara ve çocuklara kim yardım edecek? Yollar kapanırsa alternatif güzergâhlar neresi olacaktır? Bu soruların cevabı felaket gelmeden önce verilmelidir.

Afetler herkese eşit davranmıyor. Geliri düşük bir ailenin evi yıkıldığında, yeniden hayat kurması çok daha zor olabiliyor. Uzak bir dağ köyünde yaşayan bir insanın yardıma ulaşması, şehir merkezindeki bir insandan daha uzun sürebiliyor. Çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler tahliye sırasında daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle başarılı bir afet politikası yalnızca “ortalama vatandaş” için hazırlanmamalıdır. En savunmasız insanın durumuna göre tasarlanmalıdır. Çünkü bir ülkenin afetlere karşı gücü, en zengin mahallesinin güvenliğiyle değil, en uzak köyünün dayanıklılığıyla ölçülüyor.

Nepal’in en büyük gücü: Dayanışma

Bütün bunları anlatırken Nepal’i yalnızca sorunları olan bir ülke gibi görmek yanlış olacaktır. Nepal’in çok önemli bir avantajı vardır: Toplumsal dayanışma. Uluslararası yardım elbette önemlidir fakat yardımın amacı yalnızca yarayı kapatmak olmamalıdır. Felaket anlarında komşuların birbirine yardım etmesi, yerel bilginin kullanılması ve gönüllülerin devreye girmesi çok değerlidir.

Yerel kurumları, sağlık sistemini, okulları ve toplulukları güçlendirmek öncelik olmalıdır. Çünkü bir ülkeyi gerçekten güçlendiren şey; her felaketten sonra yeniden yardım beklemek yerine, bir sonraki felakette daha az yardıma ihtiyaç duyulacak hâle gelmektir.

Nepal’in önündeki yol açıktır. Daha sağlam binalar… Daha güvenli yollar… Daha güçlü erken uyarı sistemleri… Daha iyi şehir planlaması… Daha bilinçli toplum… Daha güçlü yerel yönetimler… Ve iklim değişikliğine uyum sağlayan bir kalkınma modeli… Bunlar bir araya geldiğinde Nepal’in doğal afetlere karşı direnci ciddi biçimde artabilecektir. Çünkü doğayı değiştiriyor; Everest’i küçültemiyoruz. Yağmuru susturamıyor, depremi durduramıyoruz. Ama hazırlığımızı değiştirebiliriz.

İşte Nepal’in geleceği de burada yatıyor. Bir deprem olduğunda kaç binanın yıkıldığına değil, kaç binanın ayakta kaldığına bakmalıyız. Bir sel olduğunda kaç kişinin kurtarıldığı kadar, kaç kişinin önceden uyarıldığına bakmalıyız. Bir heyelan olduğunda yalnızca yolu açmaya değil, o yolun neden o noktada riskli olduğunu sorgulamaya başlamalıyız. Çünkü gerçek afet yönetimi, felaket olduktan sonra kahraman olmak değil, felaket gelmeden önce doğru kararları verebilmektir. Nepal’in ihtiyacı; yardımlardan öte, bu felaketlere hazırlıklı olmasıdır.