Avrupa, küresel ısınmadan en çok etkilenen kıta mı?
Haberin Eklenme Tarihi: 31.07.2026 14:45:00 - Güncelleme Tarihi: 31.07.2026 14:47:00Artan sıcaklıkların etkileriyle tehdit altında olan dünyamız bir an önce harekete geçmelidir. Avrupalılar, bilim insanlarının kendi kıtalarının küresel ısınmadan en çok etkileneceği yönündeki öngörüleri karşısında bir nebze duyarsız kalıyor. Avrupa kıtası, küresel ortalamanın iki katı hızla ısınıyor. İnsan kaynaklı karbon emisyonlarının sonuçlarının somut olarak nasıl ortaya çıkacağı şüphesiz önceden kestirilemez. Ancak süregelen krizin endüstriyel maliyetleri ve insani bilançosu önümüzdeki birkaç on yılda fırlayabilir ve dünya gezegeninin çehresini değiştirebilir. Zayıf ve bocalayan bir küresel ekonomiyle karşı karşıya kalan siyasetçiler ile iş insanları kısa ve orta vadede farklı önceliklere sahip olabilirler. Ancak bu düzensiz ve tutarsız tutum uzun vadede ters tepecektir. Zaman çoktan tükenmiş olabilir fakat karar vericiler, vatandaşlar ve tüketiciler gidişatlarını değiştirmeyi; derhâl yenilenebilir enerji kaynaklarını ve farklı sürdürülebilir teknolojileri benimsemeyi başaramazlarsa tehlikede olan şeyler daha da artacaktır. Fosil yakıtlar, küresel endüstriyel ve sosyo-ekonomik kalkınma için bir çıkmaz sokaktır. İran Savaşı'nın ardından yaşanan mevcut enerji krizi bu durumu açıkça ortaya koydu. Bu nedenle uluslararası kaynak ve enerji tedarikine bağımlı ülkelerin daha özerk hâle gelmesi; geri dönüşümü, rüzgâr santrallerini ve güneş panellerini benimsemesi gerekiyor. Enerjiyi depolamanın ve pil kapasitesini geliştirmenin yeni yolları bulunmalıdır.
Sadece sıcak bir yaz değil, endişe verici genel bir düzen
Bu yaz, Avrupa kıtasının hangi yöne doğru ilerlediğini gösteriyor: Avrupa Birliği'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2026 Haziran ayının Batı Avrupa için en sıcak, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana ise dünya çapındaki en sıcak ikinci Haziran ayı olduğunu belirtiyor. Almanya'da sıcaklığa bağlı 5.000'den fazla ölüm meydana geldi. Şiddetli sıcak hava dalgaları insan yaşamı için bir tehdit oluşturuyor. İspanya, Fransa, Portekiz, İtalya, Yunanistan ve Türkiye'deki geniş alanlar; kasıp kavuran orman yangınlarından muzdarip oluyor. Güney Avrupa ve özellikle adalar, küresel ısınmadan ağır bir şekilde etkilendi, etkilenmeye devam da ediyor. Son yıllarda birçok Avrupa bölgesi ve ülkesi hem yüksek sıcaklıkları hem de kuraklığı tecrübe etti. Yağışların azlığı çok ciddi ekonomik maliyetleri beraberinde getiriyor. Bu durum özellikle kaygı vericidir; çünkü son yirmi yılda artık bir kural hâline geldi.
Yeşil siyasete ilginin azalması ve hoşnutsuzluğun siyasi yansımaları
Avrupalılar doğal afetleri düşünürken akıllarına örneğin Afrika ve Asya gelirdi. Yaşam koşullarının ve geçim kaynaklarının iklimdeki hızlı değişim nedeniyle giderek daha fazla sarsılmasıyla birlikte bu küçümseyici bakış açısı maziye karışabilir. Avrupalılar yeşil siyasete yönelmek yerine, giderek daha fazla iklim değişikliğini reddetme eğilimindeki aşırı sağ partilere oy veriyor. Tıpkı ABD gibi Avrupa da çevreci bir strateji ihtiyacını ihmal etme riskiyle karşı karşıya. Aşırı sağcı iklim değişikliği inkârcıları ve genel olarak popülistler, sıcak havalara karşı klima gibi çözümler için yaygara koparıyorlar ancak iklim değişikliğiyle mücadele edecek planlardan yoksun kalıyorlar. Onların iktidara gelişi; petrodolarlar, ABD'deki endüstriyel lobicilik ve Trump yönetimi de göz önüne alındığında durumu daha da kötüleştirebilir. Komplo teorileri ve inançları, sadece aşırı sağ için değil, genel olarak değerli bir para birimi hâline geldi. İklim değişikliğini reddeden ve buna dair komplo teorileri uyduran sahte uzmanlar, internette kendilerine bir hayran kitlesi edinmeyi kesinlikle başardılar.
Avrupa'nın ötesindeki etkiler
Küresel ölçekte su, en temel kıt kaynak hâline gelecektir. Bu durum, su üzerine savaşların yapılmasına yol açabilir ve insanlık için daha geniş çaplı sonuçlar doğurabilir. Kuraklığın sıradan hâle gelmesiyle birlikte, su tasarrufu sağlayacak önlemler acil ve hayati bir hâl alıyor. Buna ek olarak doğa, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin getirdiği bilinmezlikler nedeniyle her zamankinden daha fazla tehlike altında olacaktır. Şüphesiz ki hızlı değişimler, bitkilerin ve hayvanların uyum sağlama yeteneklerini zayıflatıyor ve birçok türün yok olmasına yol açıyor. Bu eğilim, tarımın temellerini yok edebilir ve zengin Batı Dünyası'ndan ziyade daha zayıf ulusları etkileyen gıda kıtlığına yol açabilir. Çıkarcı ve acımasız bir zihniyet, iş birliği yerine rekabeti körükleyerek liberal demokrasileri zayıflatır.
Karbon emisyon ticareti ve sanayi
Avrupa Komisyonu, Avrupa sanayisinden gelen eleştirilerin ardından Avrupa Birliği'nin Karbon Emisyon Ticareti Sistemi'ni esnetmeyi amaçlıyor. Belli ki tavan ve takas (cap-and-trade) karbon fiyatlandırma sistemi, Avrupa sanayisinin modernizasyonu ve küresel rekabet söz konusu olduğunda bir engel olarak görülüyor. Bu nedenle, tahsisat miktarlarının azaltılması sürecinin yavaşlatılması ve zamana yayılması hedefleniyor. Yine de uluslararası hedeflere ulaşmak ve miadı dolmuş sanayi sektörlerine çakılı kalmamak için karbon emisyonları dizginlenmelidir.
Acil çağrılara ihtiyaç var
Ne yazık ki Fridays for Future gibi çevreci hareketler, COVID-19 pandemisinden önceki dönemde olduğu gibi son yıllarda seslerini duyurmayı pek başaramadı. Ayrıca siyasetçiler farklı gündemlere yöneldiler. Avrupa'nın ve dünyanın geri kalanının kaderi göz önünde bulundurulduğunda, mevcut vahim duruma büyük miktarda karbon emisyonuyla katkıda bulunmuş olan eski, sanayileşmiş kıta; en kötüsünü önlemek adına acilen adımlar atmalıdır. Kaybedecek zaman yok. Bu aynı zamanda bir dayanışma meselesidir. Ancak kesinlikle fedakârlık veya özveri gerektiren altüristik bir dava değildir.