Teyfik Rodos: “Tamirci Çırağı’nın yeri bende çok farklı”
Haberin Eklenme Tarihi: 11.01.2026 16:00:00 - Güncelleme Tarihi: 11.01.2026 16:29:00Cem Karaca, Barış Manço ve Tanju Okan... Her biri ayrı bir ekol olan bu üç dev ismi aynı sahnede buluşturma fikri nasıl doğdu? Sizi bu üç ismi bir "sac ayağı" olarak görmeye iten ortak payda neydi?
Belli bir yaşın üstündeki her Türk vatandaşı gibi benimde çocukluğum gençliğim bu üç sanatçıyı bol bol dinlemekle geçti. Şarkı sözleri ve ezgileri artık hafızamıza işlenmiş diyebilirim. Ses renkleri de sesime uygun olan bu üç sanatçıyı bir konserde seslendirmek çok güzel olur diye düşündüm. Birbirleriyle kıyaslamadan ama en güzel hâlleriyle seslendirmek istedim. Sesime yakıştırdığım eserlerini bir araya getirip projenin temelini oluşturdum. Zaten geriye fazla bir şey kalmıyor.
“Bu üç büyük sanatçının ses renklerine bürünmek çok kolay olmadı”
Bir opera sanatçısı olarak, teknik anlamda bu üç sanatçının çok farklı olan vokal karakterlerine bürünmek nasıl bir süreçti?
Biz opera sanatçıları teknik olarak zaten hep arayış içindeyiz. Çalışmalarımız bir ömür boyu devam eder. Opera sanatına küçük bir parantez açıp bu üç sanatçının ses renklerine bürünmek çok kolay olmadı tabii ki. Tekniği korumamız lazım ama aynı zamanda bir operacı tınısını çok belli etmemek lazım. Biraz çalışma ve biraz taklitle bu aşamaya gelebildim diyebilirim.
Kürşat Başar ile bu altıncı konseriniz. Sizin sesiniz ile onun anlatımı ve saksafonu arasında nasıl bir kimya var? Anlatı ve müziğin iç içe geçmesi, şarkıların hikâyesini anlatmak performansınızı nasıl etkiliyor?
Şarkıların sözleri zaten bir hikâyeyi anlatıyor. Ama hepsi birbirinden farklı hikâyeler. Ancak Kürşat Bey bu farklı hikâyeleri sanatçının bakış açısı, kitlelere olan iletişimini, halktaki beklenti ve karşılığını toparlayıp bir bütün olarak seyirciye aktarıyor. Bu da 2 saatlik bir konserde sanatçıların hem yaşamları hem şarkıları hakkında daha derli toplu bir anlatımla şarkılara yediriyor.
“Benim için önemli olan, ezgiyi deforme etmeden güncel bir sound çıkarmak”
Programdaki eserlerin orkestra düzenlemeleri Kaya Demircan imzası taşıyor. Şarkıların orijinal ruhunu korurken, modern ve AKM gibi büyük bir sahneye uygun o "mükemmel sound"u yakalamak için nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz?
Benim için önemli olan halkın kulağındaki o ezgiyi, tınıyı, orkestra sonu deforme etmeden yeni dijital tekniklerle destekleyip ortaya daha güncel bir sound çıkarmaktır. Bu düşüncelerimi Kaya'ya anlattım ve ortaya böyle şahane bir düzenleme çıktı.
"Üç Büyükler" projesi için repertuvarı seçerken kriteriniz neydi? Sizin için bu konserdeki en "özel" veya sizi en çok eskiye götüren parça hangisi?
En önemli kriter, hissedip hissettiğimi seyirciye aktaracağım şarkıları seçmek oldu. Bunun yanı sıra sesime en yakışan şarkıları seçmek oldu. Bütün şarkıları severek söylüyorum ancak Cem Karaca'nın Tamirci Çırağı şarkısının yeri bende çok farklıdır.
"Şarkıların, gereksiz tekrarlar ve anlamsız cümlelerden uzak yapısı halkta karşılık buluyor"
Konser sonunda dinleyiciler hakikaten "Ne güzel günlerdi, ne güzel şarkılar dinledik" dediler. Günümüzün dijital ve hızlı tüketim dünyasında, bu üç ismin zamana meydan okumasını ve hâlâ kapalı gişe konserlere ilham vermesini neye bağlıyorsunuz?
Kesinlikle melodik yapı ve sözleri bir şiir gibi bir durumu anlatması. En doğal, en insancıl hâliyle. Gereksiz tekrarlardan uzak, hiçbir anlamı olmayan cümlelerden uzak, sokak ağzından uzak bir yapı içerisinde olması bence halkta karşılığını buluyor.
Kariyeriniz boyunca operayı halkın her kesimine sevdirmeyi hedefleyen (3 Basses, Livaneli Şarkıları vb.) projelerde yer aldınız. "Üç Büyükler" projesi Tevfik Rodos'un müzikal yolculuğunda nasıl bir anlama sahip?
İçinde bulunduğum bütün konser projeleri ayrı ayrı çok güzeller ve çok büyük heyecan ve zevkle seslendirdim hepsini. Buradaki farklılık, solist olarak sahnede tek başıma hayata geçirdiğim ilk projemdi. Bu açıdan benim için çok özeldir.