Op.Dr. Fırat Tutal: “Ozempic, Behçet hastalığının tedavisi değildir”

Haberin Eklenme Tarihi: 4.09.2026 12:15:00 - Güncelleme Tarihi: 4.09.2026 12:20:00
Ozempic son dönemde özellikle kilo verme amacıyla gündeme geliyor. Ozempic’in temel tedavi amacı nedir? Ozempic hangi hasta gruplarında gerçekten tıbbi bir ihtiyaç hâline geliyor?

Öncelikle bir kavramı netleştirmek gerekiyor. Ozempic bir marka adı, içindeki etkin madde ise semaglutid. Ozempic esas olarak tip 2 diyabet tedavisinde geliştirilmiş bir GLP-1 reseptör agonisti. Obezite bugün estetik bir problem olarak değil, diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, yağlı karaciğer hastalığı, kalp damar hastalıkları ve bazı kanserlerle ilişkili kronik bir hastalık olarak kabul ediliyor. Artık bu ilaçlara sadece kilo verdiren ilaçlar olarak bakmıyoruz. Yapılan büyük çalışmalar, semaglutidin doğru hasta grubunda kalp krizi ve inme gibi ciddi kalp damar sorunlarının riskini de azaltabildiğini gösteriyor. Örneğin SELECT çalışmasında, diyabeti olmayan ancak fazla kilosu ve kalp damar hastalığı bulunan kişilerde bu ciddi olayların görülme riski yaklaşık yüzde 20 daha düşük bulundu.

Benzer şekilde, diyabet nedeniyle böbrekleri zarar görmeye başlamış bazı hastalarda böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatabildiğine dair güçlü verilerimiz var. Yani doğru hastada mesele sadece tartıda kaç kilo verdiğimiz değil, o kişinin gelecekte karşılaşabileceği ciddi sağlık sorunlarının riskini de azaltabilmek.

“Siz komşunun kalp-tansiyon ilacını kafanıza göre kullanır mısınız?”
Ozempic’in sosyal medyada ve geleneksel medyada “olumsuz” imajının sebepleri nelerdir? Hekim kontrolü olmadan, “birkaç kilo” vermek amacıyla bu ilaçların kullanılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bence olumsuz imajın önemli bir kısmı ilacın kendisinden çok, kullanım biçiminden kaynaklandı. Sosyal medyada çok hızlı kilo veren ünlüler, estetik kaygılarla birkaç kilo vermek isteyen kişiler, reçetesiz veya kontrolsüz kullanım ve zaman zaman gerçekçi olmayan beklentiler ön plana çıktı. Siz komşunun kalp tansiyon ilacını kafanıza göre kullanır mısınız? Maalesef bu ilaç grubunun estetik sonuçlarından dolayı böyle bir kullanımı oluştu.

Ben herhangi bir GLP-1 tedavisinin sadece tartıdaki birkaç kilogram için ve hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmasını doğru bulmuyorum. Çünkü burada yalnızca ilacı yazmak değil, doğru hastayı seçmek önemli. Hastanın vücut kompozisyonunu, metabolik durumunu, kullandığı ilaçları, safra kesesi ve gastrointestinal sistem öyküsünü, böbrek fonksiyonlarını, beslenmesini ve kas kütlesini değerlendirmek gerekiyor. Ayrıca kilo kaybının kalitesi de önemli. Bizim hedefimiz sadece tartıda eksilmek değil; yağ kaybederken kas kütlesini mümkün olduğunca korumak ve metabolik sağlığı iyileştirmek olmalı.

Ozempic kullanımıyla ilgili en çok konuşulan konulardan biri yan etkiler. Bulantı, kusma, ishal ve kabızlık gibi etkilerin yanı sıra safra kesesi sorunları, böbrek problemleri gibi ciddi risklerden söz ediliyor. Bunlar normal mi yoksa hastanın tedavi geçmişine göre değişiklik gösteriyor mu?

Bulantı, erken doyma, kabızlık, ishal veya zaman zaman kusma GLP-1 grubu ilaçlarda gördüğümüz en sık yan etkiler. Çoğu zaman özellikle tedavinin başlangıcında veya doz artışlarından sonra ortaya çıkıyor ve hafif ya da orta şiddette seyrediyor.  Ancak “Yan etkisi vardır” demekle “ilaç tehlikelidir” demek aynı şey değil. Burada dozun ne kadar hızlı artırıldığı, hastanın yemek yeme biçimi, sıvı tüketimi, mevcut hastalıkları ve kullanılan diğer ilaçlar çok önemli. Safra taşı ve safra kesesi problemleri özellikle hızlı ve belirgin kilo kaybı yaşayan kişilerde daha sık görülebiliyor. Şiddetli kusma veya yetersiz sıvı alımı ise dehidratasyona yol açarak böbrek fonksiyonlarını bozabilir. Dolayısıyla böbrek açısından çoğu zaman problem ilacın doğrudan böbreğe toksik olması değil, sıvı kaybının yarattığı sonuçtur. Hatta bunun tersine, tip 2 diyabet ve kronik böbrek hastalığı olan hastalarda yapılan çalışmalarda semaglutidin önemli böbrek hasarlarını azalttığını gösterdi. Bu nedenle tedavinin kişiselleştirilmesi gerekiyor. Her hastaya aynı doz, aynı hız ve aynı takip protokolü uygulanamaz.

“GLP-1 ilaçlarına yalnızca ‘kilo verdiren ilaçlar’ olarak değil, doğru hastada genel metabolik sağlığı iyileştirebilen tedaviler olarak bakıyoruz”
Bir arkadaşım Behçet hastası ve Ozempic’in hayatını pozitif yönde etkilediğini söyledi. Gerçekten de Ozempic’in Behçet hastalığının belirtilerini hafifletmenin ötesinde, hastalığın kendisini tedavi ettiğini veya seyrini olumlu yönde değiştirdiğini gösteren güvenilir bilimsel kanıtlar var mı?

Aslında bu çok ilginç ve son yıllarda araştırılan bir konu. Semaglutidin etkisinin sadece iştahı azaltmak ve kilo verdirmekle sınırlı olmadığını biliyoruz. Vücuttaki iltihabi süreci, yani inflamasyonu azaltıcı bazı etkileri olabileceğine dair bilimsel veriler de giderek artıyor. Bu nedenle Behçet gibi bağışıklık sisteminin ve inflamasyonun rol oynadığı hastalıklarda da araştırmacıların ilgisini çekiyor. Behçet hastası bir kişinin semaglutid kullanırken kendisini daha iyi hissetmesi bu açıdan şaşırtıcı değil. Kilo kaybı, kan şekerinin ve insülin direncinin düzelmesi ve vücuttaki genel inflamasyonun azalması kişinin şikâyetlerinde iyileşmeye katkıda bulunabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım var. Şu an elimizde semaglutidin Behçet hastalığını doğrudan tedavi ettiğini gösteren yeterince güçlü çalışma yok. Yani bugün “Ozempic Behçet hastalığının tedavisidir” diyemeyiz. Ama bu gözlemleri de önemsiz görmemek gerekiyor. GLP-1 ilaçlarının inflamasyon ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri önümüzdeki yılların önemli araştırma alanlarından biri. Belki gelecekte Behçet dâhil bazı inflamatuvar hastalıklarda farklı sonuçlar göreceğiz. Bugün için ise bunu umut verici bir araştırma alanı olarak görmek, kanıtlanmış bir tedavi olarak sunmamak en doğru yaklaşım.

Behçet hastalığının yanı sıra Ozempic’in farklı hastalıkların belirtileri veya seyri üzerinde olumlu etkileri olduğuna dair bilimsel çalışmalar ya da sizin klinik pratiğinizde gözlemlediğiniz örnekler var mı?

Evet, aslında bu ilaçları ilginç kılan noktalardan biri de bu. Başlangıçta diyabet ilacı olarak hayatımıza girdiler, daha sonra kilo üzerindeki güçlü etkilerini gördük. Şimdi ise araştırmalar kalp, böbrek ve karaciğer gibi farklı organlar üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Örneğin büyük bir çalışmada, fazla kilosu olan ve daha önce kalp damar hastalığı yaşamış kişilerde semaglutid kullananlarda kalp krizi, inme ve kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm gibi ciddi sorunların yaklaşık yüzde 20 daha az görüldüğü gösterildi. Böbreklerle ilgili de önemli sonuçlar var. Özellikle diyabet nedeniyle böbrekleri etkilenmiş kişilerde hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini biliyoruz. Karaciğer yağlanması ve buna bağlı karaciğer hasarında da oldukça umut verici sonuçlar elde ediliyor.

Ben kendi hastalarımda da bunu görüyorum. Hasta kilo verdikçe sadece tartıdaki rakam değişmiyor. Kan şekeri düzeliyor, tansiyon kontrolü kolaylaşıyor, karaciğer yağlanması azalabiliyor, uyku kalitesi ve hareket kabiliyeti artabiliyor. Bazı hastalar merdiven çıkarken daha az yorulduğunu, daha rahat uyuduğunu veya günlük hayatta kendisini çok daha enerjik hissettiğini söylüyor. Ama burada önemli bir nokta var. Bu iyileşmelerin hepsini doğrudan ilacın tek başına yaptığı bir etki olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bir insan yüzde 10-15 kilo verdiğinde, özellikle de karın çevresindeki yağlanması azaldığında zaten vücudunda çok önemli değişiklikler meydana geliyor. Bu nedenle bugün GLP-1 ilaçlarına yalnızca “kilo verdiren ilaçlar” olarak değil, doğru hastada genel metabolik sağlığı iyileştirebilen tedaviler olarak bakıyoruz.

“Yıllarca insanlara ‘az ye, çok hareket et’ dedik”
Son olarak, Ozempic ve benzeri GLP-1 ilaçlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Obezite ve diyabetin yanında kalp-damar hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve inflamatuvar hastalıklar gibi farklı alanlarda yeni araştırmalar yapılıyor. Sizce önümüzdeki yıllarda bu ilaçların kullanım alanları genişleyecek mi; yoksa kamuoyunda oluşan “her derde deva/zayıflama ilacı” algısı bilimsel gerçekliğin önüne mi geçiyor?

Ben GLP-1 ilaçlarının tıpta önemli bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum. Belki ileride, penisilinin enfeksiyon hastalıklarında yarattığı değişime benzer şekilde, bu ilaçların da obezite ve ona bağlı hastalıkların tedavisinde insan ömrünü ve sağlıklı geçirilen yılları etkileyen önemli gelişmelerden biri olduğunu konuşacağız. Çünkü obeziteye bakışımız değişiyor. Yıllarca insanlara “az ye, çok hareket et” dedik. Oysa bugün açlığın, tokluğun ve yeme isteğinin sadece iradeyle ilgili olmadığını, beynimiz ve hormonlarımız tarafından yönetilen güçlü bir biyolojik sistem olduğunu biliyoruz. Bu ilaçlar da tam olarak bu sisteme etki ediyor.

Üstelik artık konu sadece kilo vermek değil. Kalp ve damar hastalıkları, böbrek hastalıkları ve karaciğer yağlanmasına bağlı hasar gibi alanlarda da önemli faydalar görmeye başladık. Yeni çalışmalar geldikçe kullanım alanlarının daha da genişlemesi bence oldukça olası. Ama burada “mucize ilaç” söyleminden özellikle kaçınmak gerekiyor. Penisilin de bütün hastalıkların ilacı değildi; doğru hastalıkta tıbbın gidişatını değiştiren çok güçlü bir araçtı. GLP-1 ilaçlarına da benzer bir pencereden bakabiliriz. Doğru kişide, doğru zamanda ve doğru takip edildiğinde çok önemli sonuçlar sağlayabilirler. Bence birkaç yıl sonra bu ilaçları konuşurken “Kaç kilo verdirdi?” sorusundan çok, “Kalp krizini, böbrek hastalığını ve obeziteye bağlı diğer hastalıkları ne kadar önledi, insanların daha uzun ve daha sağlıklı yaşamasına ne kadar katkı sağladı?” sorusunu konuşacağız. Asıl büyük değişim de burada olacak.