İdil Çetin: “Arşivin bize bir şeyler anlatmasına alan açmak istedik”
Haberin Eklenme Tarihi: 6.10.2026 11:46:00 - Güncelleme Tarihi: 6.10.2026 14:26:00“Cumhuriyetin Kamera Arkası” fikrini ortaya çıkaran temel soru neydi? Sergiyi hazırlarken hangi boşluğu görünür kılmak istediniz?
Sergiye kaynaklık eden ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde bulunan Basın Fotoğrafları Arşivi, Erken Cumhuriyet dönemi foto muhabirlerinin gündelik haber üretimlerini gözler önüne seriyor. Bizler bu dönemi daha çok önde gelen siyasi figürler, tanınmış kişiler ve önemli olaylar etrafında üretilmiş ve yıllar boyunca tekrar tekrar dolaşıma sokulan görüntüler üzerinden tanıyoruz. Oysa bu arşivde ağırlıklı olarak bu yılların “cumhuru”, yani sıradan insanlar ve onların hayatları karşımıza çıkıyor. Bu fotoğraflar, dönemin hayatının bugüne kadar aktarılan anlatıların düşündürdüğü kadar homojen olmadığını; kimi zaman birbiriyle tezat oluşturan katmanlardan meydana geldiğini gösteriyor. Sergide, 1920’lerden 1950’lere uzanan döneme cumhurun hayatı üzerinden bakarak, alışılmış görsel hafızada daha az yer bulan bu katmanları görünür kılmak istedik.
“Arşivin 1920–1950 yılları arasına ait, 20 bini aşkın negatiften oluşan bölümüne odaklandık”
90 bini aşkın fotoğraftan oluşan bir arşivden seçim yapmak, nasıl bir yöntem ve yaklaşım gerektirdi? Hangi karelerin sergide yer alacağına nasıl karar verdiniz?
Basın Fotoğrafları Arşivi, 1910’lardan 1970’lere uzanan 90 bini aşkın negatifi kapsıyor. Ancak biz bu sergi için arşivin 1920–1950 yılları arasına ait, 20 bini aşkın negatiften oluşan bölümüne odaklandık. İki yıla yayılan hazırlık sürecinin en uzun aşamasını, bu fotoğraflara tek tek bakmak oluşturdu. Arşiv oldukça dağınık bir yapıya sahipti; negatiflerin bulunduğu kutular kendi içlerinde tutarlı bir bütün oluşturmuyordu. Birbirinden uzak yıllara ve birbiriyle ilgisiz olaylara ait negatiflerle art arda karşılaşmak, başlangıçta fotoğrafları anlamlandırmayı epey zorlaştırdı. Zamanla, tespit edebildiğimiz örüntüler doğrultusunda fotoğrafları kategorilere ayırmaya başladık. Ancak uzun bir inceleme sürecinin ardından, bu örüntülerin Erken Cumhuriyet yıllarındaki dört sayfalık gazete formatına karşılık geldiğini fark ettik: Siyasi Haberler, Şehir Haberleri, Adli Haberler ve Spor ve Eğlence Dünyası Haberleri. Arşiv foto muhabirlerinin gündelik üretimine dayandığı için sergiyi de bu gazete formatı üzerinden kurmaya karar verdik. Hangi karelerin sergide yer alacağını belirlerken, bu başlıklar altında ortaya çıkan örüntüleri ve bunların içindeki farklı hayatları, olayları ve sahneleri görünür kılacak bir seçki oluşturmaya çalıştık.
“Basın Fotoğrafları Arşivi, ağırlıklı olarak kusurlu, hasarlı ya da yayımlanmamış görüntülerden oluşuyor”
Sergide kusurlu, hasarlı, kullanılmamış ya da dönemin estetik beklentilerinin dışında kalan fotoğraflara özel bir önem veriliyor. Bu görüntüler size Erken Cumhuriyet İstanbul’u hakkında ne anlatıyor?
Arşivlerde çoğunlukla özenle kadrajlanmış, net, estetik açıdan göze hitap eden fotoğraflarla karşılaşmaya alışığız. Basın Fotoğrafları Arşivi ise ağırlıklı olarak kusurlu, hasarlı ya da yayımlanmamış görüntülerden oluşuyor. Bunun sebebi, bu fotoğrafların foto muhabirlerinin gündelik haber üretiminin bakiyesinden oluşmaları. Foto muhabirleri, bugün olduğu gibi o dönemde de bir olayı kayıt altına alırken çok sayıda fotoğraf çekiyor ve bunlardan yalnızca en iyileri yayımlanıyordu. Bu arşivin belkemiğini ise yayımlanmak üzere seçilmemiş kareler oluşturuyor. Biz de sergi için elinizdeki fotoğraflardan yalnızca en düzgün olanları seçmek yerine, arşivin bu özelliğini benimsedik. Böylece arşivin kendisinin de bize bir şeyler anlatmasına alan açmak istedik.
Kusurlu sayılabilecek kadrajlar, yayımlanmak üzere seçilmiş bir fotoğrafta dışarıda bırakılabilecek ayrıntıları ve birbiriyle tezat oluşturan unsurları bir arada görmemizi sağlıyor. Örneğin sergide de yer verdiğimiz bir fotoğrafta, kürsüde ateşli bir konuşma yapan bir adamı, çekim açısı nedeniyle arkasındaki sıvası dökülmüş duvarlarla birlikte görüyoruz. Adamın duruşu Erken Cumhuriyet’in ideal vatandaş imgesiyle örtüşürken, arka plandaki manzara döneme ilişkin alışılmış beklentilerimizle uyuşmuyor. Sergide bunun gibi pek çok fotoğraf var. Bu görüntüler, Erken Cumhuriyet İstanbul’unda temsil edilmek istenen hayatla gündelik hayatın koşullarının aynı karede nasıl yan yana gelebildiğini gösteriyor.
“Sergi, Erken Cumhuriyet dönemine onların deneyimlerini görünür kılan fotoğraflar üzerinden bakıyor”
Serginin “cumhur”a odaklanması, dönemin yoksullarını, mahkûmlarını ve sokaktaki insanlarını görünür kılıyor. Bu öznelerin serginin anlatısındaki yeri nasıl şekillendi?
Bu yıllara ait dolaşımda olan fotoğraflar daha çok toplumun üst sınıflarını görünür kılıyor. Basın Fotoğrafları Arşivi ise bu açıdan çok daha katmanlı bir yapıya sahip. İşçiler, özellikle çocuk işçiler, yoksullar ve evsizler, dönemin alışılmış görsel hafızasında pek karşılaşmadığımız insanlar. Orta sınıfların gündelik hayatları da bu hafızada sınırlı bir yer buluyor. Dolayısıyla “cumhur” derken yalnızca yoksulları ya da mahkûmları değil, bu yılların sıradan insanlarını, nüfusun daha geniş kesimlerini kastediyoruz. Bu insanlar sergide dönemin arka planını oluşturan figürler olarak değil, gündelik hayatları ve deneyimleriyle serginin merkezinde yer alıyor. Sergi, Erken Cumhuriyet dönemine onların deneyimlerini görünür kılan fotoğraflar üzerinden bakıyor.
“Serginin farklı hatırlama biçimlerine alan açabileceğine inanıyoruz”
Serginin nostaljik bir Erken Cumhuriyet anlatısı ya da tek bir “karşı tarih” oluşturmak yerine belirsizlikleri ve çoğulluğu öne çıkarmasını neden önemli buldunuz?
Erken Cumhuriyet yıllarına ilişkin yalnızca görsel repertuarımızın değil, popüler anlatılarımızın da çerçevesi oldukça dar. Akademik alanda dönemin hayatının çok boyutluluğunu ortaya koyan çalışmalar elbette var. Ancak bu çalışmaların gösterdiği çeşitliliğin görsel karşılığına çoğu zaman sahip değiliz; en azından bu arşivde karşılaştığımız ölçüde. Sergi hazırlıklarına ilk başladığımızda fotoğraflar bizi sık sık şaşırtıyordu; çünkü döneme ilişkin, bizim de bazılarını ne kadar kanıksadığımızı ancak fotoğraflara baktıkça fark ettiğimiz alışılmış anlatılarla örtüşmüyorlardı. Bununla birlikte görüntüler, tek bir “karşı tarih” anlatısında da birleşmiyor. Bunlar farklı, kimi zaman birbiriyle çelişen hayatları ve deneyimleri yan yana getiriyor. Bu çoğulluğu ve fotoğrafların taşıdığı belirsizlikleri korumayı önemli bulduk. Onları tek bir anlatıya yerleştirmek, arşivde karşılaştığımız katmanlılığı daraltmak anlamına gelecekti. Serginin, Erken Cumhuriyet yıllarına cumhurun farklı kesimleri üzerinden bakmaya imkân tanıyarak farklı hatırlama biçimlerine alan açabileceğine inanıyoruz.
“Koleksiyon, foto muhabirleri arasındaki iş birliğinin ve paylaşımın izlerini taşıyor”
Selahattin Giz ve Namık Görgüç gibi ustalara ait çalışmaların yanı sıra imzasız negatiflerin de yer aldığı bu koleksiyon, dönemin haber üretim süreçlerine dair bize neler anlatıyor?
Bu dönemde Türkiye’de toplam on beş kadar foto muhabiri var; ikisi Ankara’da, geri kalanlar İstanbul’da çalışıyor. Oldukça yoğun bir tempoda, pek de iyi olmayan maaşlarla çalışan insanlar bunlar. İstanbul’da çalışan foto muhabirlerinin şehirdeki bütün olaylara yetişmeleri mümkün olmadığı için sabahları bir araya gelerek takip edecekleri haberleri aralarında bölüştüklerini, akşamları yeniden buluşup çektikleri negatifleri birbirleriyle paylaştıklarını biliyoruz. Böylece bir foto muhabiri, kendisi takip edemediği bir olaya ait fotoğrafı da kendi gazetesine götürebiliyordu. Bu arşivde de böyle el değiştirmiş negatiflerin bulunduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla koleksiyon, bireysel üretimin yanı sıra foto muhabirleri arasındaki iş birliğinin ve paylaşımın da izlerini taşıyor.
Öte yandan fotoğrafı, özellikle gazetede yayımlanmış bir fotoğrafı, bir olayı temsil eden tekil bir görüntü olarak görmeye meyilliyiz. Oysa foto muhabirleri aynı olay sırasında çok sayıda kare çekiyor. Arşiv, yayımlanan fotoğrafın arkasındaki bu görüntü bolluğunu görmemizi sağlıyor. Aynı zamanda hangi karelerin, ne tür teknik, estetik ya da editoryal tercihler sonucunda yayımlandığını veya dışarıda kaldığını düşünmeye davet ediyor.
“Üzerinde daha ayrıntılı çalışılabilecek pek çok fotoğraf, konu ve ilişki var”
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün 20. yılı vesilesiyle hazırlanan bu seçkinin, izleyicinin Erken Cumhuriyet dönemini hatırlama biçiminde nasıl bir dönüşüm yaratmasını umuyorsunuz?
İzleyicilerin sergiden, Erken Cumhuriyet yıllarındaki hayatın bildiklerimizden çok daha zengin, katmanlı ve heterojen olduğu düşüncesiyle ayrılmalarını umuyoruz. Alışılmış görüntülerin yanında sıradan insanlara, gündelik hayatlara ve kimi zaman birbiriyle çelişen sahnelere bakmanın, döneme ilişkin hafızamızı genişletebileceğine inanıyoruz. Fotoğrafların, izleyicileri bildiklerini yeniden düşünmeye ve yeni sorular sormaya yöneltmesini istiyoruz.
Biz bu sergi çalışmasında arşivin yalnızca yüzeyini kazıdık desek yeridir. Üzerinde daha ayrıntılı çalışılabilecek pek çok fotoğraf, konu ve ilişki var. Bu nedenle serginin başka araştırmalara ve farklı okumalara da vesile olmasını umuyoruz. Arşive yöneltilecek yeni soruların, dönemi hatırlama ve anlama biçimlerimizi daha da zenginleştireceğini düşünüyoruz.