Halime Türkyılmaz: “Duyguların coğrafyası yok”

Haberin Eklenme Tarihi: 11.08.2026 12:47:00 - Güncelleme Tarihi: 11.08.2026 13:51:00
Serginizin ismi "The Heart of the Land" (Toprağın Kalbi). Anadolu'nun kültürel hafızasını ve aidiyet duygusunu taşıyan bu "kalp", doğayla ve maneviyatla bambaşka bir bağ kuran Bali coğrafyasında nasıl atmaya başladı?

Aslında bu serginin bana öğrettiği en önemli şey, duyguların coğrafya tanımadığı oldu. Ben Anadolu'nun doğasını, çocukluğumun izlerini ve toprağa olan bağlılığımı resmediyorum. Bali'ye geldiğimde insanların da doğayla çok güçlü bir bağ kurduğunu gördüm. Farklı kültürlerde büyümüş olsak da aynı toprağa saygıyı, aynı huzuru hissettiğimizi fark ettim. O yüzden “The Heart of the Land” sadece Anadolu'nun değil, aslında hepimizin ortak kalbi oldu.

Eserleriniz için "Bu sergideki her ağaç, yaşamın, umudun ve aidiyetin sessiz bir tanığıdır" diyorsunuz. Çalışmalarınızdaki ağaç imgesi, insan ve doğa arasındaki o kadim bağı anlatırken izleyiciye tam olarak ne fısıldıyor?

Benim için ağaç, yaşamın en güçlü simgelerinden biri. Kökleri geçmişimizi, dalları geleceğimizi anlatıyor. Her ağacın bir hikâyesi olduğuna inanıyorum. Resimlerime bakan insanların da kendi anılarını, çocukluklarını ya da ait hissettikleri bir yeri hatırlamalarını istiyorum. Belki de ağaçlar onlara "yalnız değilsin" diye fısıldıyor.

"Dilimiz farklıydı ama hislerimiz aynıydı"
Üretim pratiğinizde yerel hafızayı evrensel bir görsel dile dönüştürüyorsunuz. Bali'de farklı kültürlerden sanatseverlerle buluştuğunuzda, eserlerinizdeki bu yerel kodların onlarda yarattığı karşılıkla ilgili sizi en çok şaşırtan veya etkileyen ne oldu?

Beni en çok şaşırtan şey, eserlerimdeki Anadolu hikâyelerini hiç bilmeyen insanların da resimlerle güçlü bir bağ kurmasıydı. Dilimiz farklıydı ama hislerimiz aynıydı. İnsanlar tabloların karşısında uzun uzun durdu, kendi hikâyelerini anlattılar. O an sanatın gerçekten evrensel bir dil olduğunu bir kez daha hissettim.

Hafıza ve aidiyet, bireysel olduğu kadar toplumsal kavramlar aynı zamanda. "The Heart of the Land" seçkisi ortaya çıkarken, atölyenizdeki içsel süreç ve materyallerle kurduğunuz ilişki önceki sergilerinizden hangi yönleriyle ayrıldı?

Bu sergide biraz daha içime döndüm diyebilirim. Her tabloyu yaparken sadece gördüğüm doğayı değil, hissettiklerimi de tuvale aktarmaya çalıştım. Daha sakin, daha sabırlı ve daha duygusal bir süreçti. Belki de bu yüzden benim için özel bir sergi oldu.

McArt.ist ile hayata geçirilen bu proje, Türkiye ve Endonezya arasında bir kültür köprüsü de kuruyor. Bali'nin kendine has sanatsal atmosferi, sizin yaşam döngüsü ve doğa-insan ilişkisine bakışınıza yeni bir pencere açtı mı?

Kesinlikle kazandırdı. Bali'de sanat, hayatın doğal bir parçası. İnsanlar günlük yaşamlarında bile estetikle iç içe. Bu yaklaşım bana ilham verdi. Doğaya duyulan saygının ve sadeliğin ne kadar güçlü bir anlatım dili oluşturabileceğini daha yakından gördüm. Türkiye'ye dönerken sadece güzel anılar değil, yeni fikirler de getirdim.

"Sanat insanları bir araya getiren en güçlü köprülerden biri"
Türk çağdaş sanatını uluslararası arenada temsil etmek, sanatçının kendi sınırlarını da genişleten bir deneyim. Bali'deki bu güçlü kültürel etkileşim, bundan sonraki sanat yolculuğunuzu ve ufuktaki yeni projelerinizi nasıl şekillendirecek?

Bu sergi bana cesaret verdi. Farklı ülkelerde insanların eserlerimle bağ kurduğunu görmek, doğru yolda olduğumu hissettirdi. Bundan sonra da doğa, hafıza ve aidiyet temalarını üretmeye devam edeceğim ama daha fazla uluslararası projede yer almak ve Türk çağdaş sanatını farklı coğrafyalarda temsil etmek istiyorum. Sanatın insanları bir araya getiren en güçlü köprülerden biri olduğuna inanıyorum.

Ben resim yaparken aslında doğayı değil, insanın kendini ait hissettiği yeri anlatmaya çalışıyorum. Eğer izleyici tablolarımın karşısında kendi hikâyesini bulabiliyorsa, benim için en büyük mutluluk bu.