Yoldan Çıkan Oyun: Kaosu kim yönetiyor?

Haberin Eklenme Tarihi: 2.09.2026 16:58:00 - Güncelleme Tarihi: 2.09.2026 17:13:00

Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde ışıklar karardığında seyircinin karşısına klasik bir komedi oyununun çıkacağı düşünülüyor. Bir cinayet, bir ev, birkaç oyuncu ve klasik bir polisiye atmosferi… Ardından ilk aksilik geliyor. Bir eşya yanlış yerde duruyor, bir kapı beklenmedik biçimde devreye giriyor, oyunculardan biri sahnedeki planın dışına savruluyor. Çok geçmeden seyirci, izlediği oyunun aslında iki ayrı oyundan oluştuğunu fark ediyor. Biri sahnelenmeye çalışılan polisiye, diğeriyse o polisiyeyi sahnelemeye çalışanların giderek büyüyen felaketi.

Bu noktada oyunun asıl meselesi de ortaya çıkmaya başlıyor. Sahnedeki hikâyeyi izlemek kadar, o hikâyenin nasıl kurulup nasıl dağıldığını izlemek. Oyunun temelinde geleneksel tiyatro kurallarını bozarak sahnenin kendi işleyişini görünür kılmak yattığı için postmodern tiyatronun özelliklerini taşıdığını söylemek mümkün. Postmodernizmin en belirgin tekniklerinden biri olan üstkurmaca, bu oyunun omurgasını oluşturuyor. Seyirci düz bir cinayet hikâyesi izlemez; bir cinayet hikâyesini sahnelemeye çalışan amatör bir tiyatro topluluğunun, kendi sahne düzeniyle birlikte giderek çözülüşünü izler. Oyuncular sürekli rollerinden çıkıp kendi kimliklerine dönerler, suflör sahneye fırlar veya teknik ekip oyuna dâhil olmak zorunda kalır. Böylece tiyatronun seyirciden gizlemeye çalıştığı sahne arkası mekanizması oyunun kendisine dönüşür.

Klasik tiyatrodaki “sahnedeki dünyayı gerçekmiş gibi izleme” illüzyonu bu oyunda sürekli kırılıyor. Dekorların çökmesi, aksesuarların kaybolması ve oyuncuların doğrudan seyirciyle ya da teknik ekiple iletişime geçmesiyle dördüncü duvar paramparça oluyor. Seyirci, yaratım sürecindeki “hatalara” ortak edilerek kurmacanın merkezine çekilir. Oyun, Agatha Christie tarzı klasik "Katil kim?" polisiye türünün çok belirgin bir parodisidir. Geleneksel tiyatronun ciddi, kurallı ve hatasız olma iddiasıyla dalga geçer. Türün tüm klişelerini abartarak ve bozarak yeniden üretir. Postmodern sanat, yüksek sanat ile popüler kültürü veya farklı alt türleri bir araya getirmeyi sever. Yoldan Çıkan Oyun, geleneksel ve popüler bir halk tiyatrosu türü olan fars unsurlarını, modern dönemin absürt mizahı ile harmanlar. Ortaya yapı sökümcü, melez bir komedi dili çıkar.

Oyun düşme, dil sürçmesi, sahnede rolden çıkılması gibi klişelerle güldürünün çoğunu sağlıyor. Klişe, tekrarlandıkça tanıdık hâle gelen söz, fikir ya da davranış biçimidir. Bu tür unsurların seyirciyi güldürmesi ilk bakışta kolay görünse de fiziksel komedide zamanlama, ritim ve tekrarın doğru kullanılması ciddi bir oyunculuk becerisi gerektirir. Klişelere yaslanarak güldürüyü oluşturmak da büyük bir ustalık ister. Mesele bilinen bir hareketi tekrarlamak kadar, o hareketin ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini doğru kurabilmektir. Fakat Yoldan Çıkan Oyun'un komedisi bu noktada daha ilginç bir yere taşınıyor. Oyun klişelere sırtını yaslamıyor, zaman zaman tiyatronun kendisine de saldırıyor ve güldürüyü sahne sanatının kendi kurallarını bozarak üretiyor.

Seyirciye sahnedekilerin gerçek olduğuna inandırmayı bırak, birçok kez inandırıcılığı yıkarak kalem yerine kocaman anahtarlık kullanılıyor, defter yerine bir vazo. Sahneye girmemesi gereken kişiler giriyor, bir oyuncu bayıldığı için o rolü anında başka bir oyuncu oynuyor. Rol, burada sabit bir kimlik olmaktan çıkıp sahne üzerinde el değiştiren, devredilen ve yeniden kurulan bir araca dönüşüyor. Bu da oyunun postmodern anlatı yapısını güçlendiriyor. En başarılı bulduğum durumlardan birisi de tiyatroda genellikle bir oyuncunun başka bir oyuncunun alanına müdahalesi olarak görülen rol çalmanın burada doğrudan güldürü malzemesine dönüşmesi.

Henry Lewis, Jonathan Sayer ve Henry Shields imzalı Yoldan Çıkan Oyun, Şehir Tiyatroları tarafından Lerzan Pamir yönetiminde sahneleniyor. Güncel yapımın kadrosunda Berfu Aydoğan, Hasip Tuz, Hüseyin Tuncel, Onur Demircan, Selen Nur Sarıyar, Serdar Orçin, Tarık Köksal ve Volkan Öztürk bulunuyor. Yapımın dekor tasarımı Behlüldane Tor’a, hareket düzeni Yasemin Gezgin Yavuzcan’a, efekt tasarımı ise Metin Küçükyılmaz’a ait.

Oyunun temel numarası kolay görünüyor. Her şey ters gidecek! Fakat sahne üzerinde “yanlış” görünen her şeyin doğru zamanda gerçekleşmesi gerekiyor. Bu nedenle Harbiye gösteriminin asıl başarısı, seyirciyi ne kadar çok güldürdüğünden önce kaosu ne kadar inandırıcı kurabildiğinde aranmalı. Bu ekip başarıyı elde edebildi mi? Hadi hep birlikte buna bakalım.

Harbiye’nin büyüklüğünde küçük bir kumpanyanın kaosu

Yoldan Çıkan Oyun küçük bir tiyatro topluluğunun sahne üzerinde yaşadığı felaketi merkezine aldığı için oyuncu-seyirci mesafesi bakımından hassas bir yapıya sahip. Küçük bir salonda oyuncunun yüzündeki korku, birkaç metre öteden doğrudan okunabilir. Harbiye gibi büyük bir açık hava sahnesindeyse aynı etkiyi yaratmak için bedenin, sesin ve hareketin ölçeğini büyütmek gerekiyor. Bu nedenle 27 Ağustos’taki Harbiye gösteriminde oyuncuların en önemli sınavı, küçük bir tiyatro odasının paniğini büyük bir sahneye taşıyabilmek oluyor.

Berfu Aydoğan’ın performansı bu mekanizma içerisinde özellikle beden kullanımına yaslanan komedi anlayışıyla öne çıkıyor. Oyuncunun sahne üzerindeki hareketleri, repliklerden bağımsız olarak karakterin içinde bulunduğu paniği görünür kılıyor. Buradaki komedi, seyirciye “Bakın ne kadar komik” diye işaret etmiyor, bedenin giderek kontrolünü kaybetmesi üzerinden ortaya çıkıyor.

Hasip Tuz ise kaosun ritmini besleyen oyunculardan biri olarak sahnede yer alıyor. Onun performansında önemli olan büyük fiziksel aksiliklerin arasında küçük tepkileri koruyabilmek. Fiziksel komedide her oyuncunun sürekli yüksek perdeden oynaması, bir süre sonra seyirciyi yorabilir. Tuz’un sahne enerjisi, bu nedenle daha geniş komedi patlamalarının arasına nefes alanları yerleştiriyor.

Hüseyin Tuncel’in performansında, karakterin sahne üzerindeki aksilikleri toparlama çabası komedinin önemli kaynaklarından birine dönüşüyor. Çünkü Yoldan Çıkan Oyun'un mizahı, felaketin kendisinden çok karakterlerin felaket karşısında hâlâ “oyunu kurtarabileceklerine” inanmasından doğuyor. Tuncel’in sahne üzerindeki reaksiyonları bu çelişkiyi büyütüyor. Ortada artık kurtarılabilecek bir oyun kalmamış gibi görünürken oyuncu hâlâ düzeni yeniden kurmaya çalışıyor. Bu noktada seyircinin kafasında: “Kaos ne zaman komediden çıkıp gerçek bir sahne kazasına dönüşür?” sorusu beliriyor. Oyunun başarısı, bu sınırı sürekli zorlayıp aşmamasında yatıyor.

Onur Demircan, performansını yalnızca oyunculukla sınırlamayan bir isim. Yapımda yardımcı yönetmenlik de üstlenen Demircan, resmî kadroda oyuncular arasında da yer alıyor. Bu çift görev, sahnedeki fiziksel mekanizmanın nasıl çalıştığını bilen bir oyuncunun komediye içeriden müdahale etmesini sağlıyor. Onun sahne üzerindeki varlığı, özellikle ensemble ritminin korunmasında önem kazanıyor. Demircan’ın seyirciyle kurduğu sürekli temas, karakterle aramızdaki bağı güçlendiriyor ve ona karşı sempati geliştirmemizi sağlıyor.

Selen Nur Sarıyar'ın performansındaysa fiziksel komedinin daha kontrollü tarafı öne çıkıyor. Sarıyar, kaosun içine her girişinde sahnenin ritmini yeniden biçimlendiren bir enerji taşıyor. Karakterin o amatör oyunculuğu her defasında kahkaha atmanıza sebebiyet veriyor. Oyunun büyük hareketlerinin arasında karakterin tepkisini görünür tutması, komedinin düşme, çarpma ve devrilme üzerinden kurulmasını engelliyor.

Komedinin içindeki oyunculuk disiplini

Serdar Orçin, yapımın en dikkat çekici oyunculuklarından birini ortaya koyuyor. Komedide deneyimli bir oyuncunun avantajı, kahkahayı zorlamadan seyircinin dikkatini üzerine çekebilmesinde ortaya çıkıyor. Orçin'in performansında zamanlama belirleyici unsur. Bir bakışın birkaç saniye geciktirilmesi, bir repliğin gereğinden fazla ciddiyetle söylenmesi veya yaşanan absürtlüğe verilen ölçülü tepki, büyük fiziksel kazalar kadar etkili olabiliyor.

Bu performansın ödülle de karşılık bulması tesadüf sayılmaz. Orçin, Yoldan Çıkan Oyun ile 2026 Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri'nde “Yılın Komedi Erkek Oyuncusu” seçildi. Orçin’in komedi anlayışının güçlü tarafı, oyunun temel paradoksunu taşımasında yatıyor. Karakter ne kadar ciddi davranırsa, içinde bulunduğu durum o kadar komikleşiyor.

Tarık Köksal’ın performansında ise sahne trafiğine hâkimiyet öne çıkıyor. Fiziksel komedide oyuncunun nerede durduğu, nereye baktığı ve bir sonraki hareket için ne kadar alan bıraktığı, replik kadar önem taşıyor. Köksal’ın performansı bu açıdan oyunun mekanik yapısının önemli parçalarından birini oluşturuyor.

Volkan Öztürk ise ensemble yapısının tamamlayıcı oyuncularından biri olarak değerlendirilebilir. Yoldan Çıkan Oyun gibi oyunlarda “başrol” kavramı giderek anlamını kaybediyor. Bir oyuncunun sahneden çekildiği anda diğerinin yaptığı küçük hareket, bütün komedi zincirini değiştirebiliyor. Öztürk’ün performansı da bu ortak ritmin içinde anlam kazanıyor. Burada oyuncuların tek tek başarısından daha önemli bir şey var: Birinin zamanlaması diğerinin zamanlamasına bağlı. Bu nedenle oyun, bireysel oyunculuk gösterisinden çok bir ensemble sınavına dönüşüyor.

Sahne üzerinde biri düşerken diğerinin doğru saniyede dönmesi, bir kapının açılmasıyla başka bir oyuncunun tam o anda kadraja girmesi veya dekorun hareketine verilen tepkinin milimetrik biçimde ayarlanması gerekiyor. Seyirci bütün bunları “aksilik” olarak izliyor. Oyuncular, aksilik yaratmak için kusursuz bir disiplin uyguluyor.

Dekorun da oyuncuya dönüştüğü bir komedi

Oyunun oyunculuklarını değerlendirirken dekoru dışarıda bırakmak mümkün değil. Behlüldane Tor’un dekor tasarımı, hikâyenin geçtiği mekânı kurmanın ötesine geçiyor. Dekor, oyunun aksiyonuna doğrudan müdahale ediyor. Bir kapı açılıyor ve komedi başlıyor. Bir duvar hareket ediyor ve oyuncunun planı bozuluyor. Bir eşya yerinden oynuyor ve sahnedeki bütün ilişkiler yeniden düzenleniyor. Bu nedenle dekor, oyunun sessiz oyuncularından biri gibi çalışıyor. Oyuncuların performansını özgün kılan da burada yatıyor. Seyirci onların kontrolü kaybettiğini düşünürken oyuncular aslında kontrolü daha da sıkılaştırıyor.

Yoldan Çıkan Oyun'un komedisi bu nedenle metnin ötesinde bir yere geçiyor. Henry Lewis, Jonathan Sayer ve Henry Shields'ın yazdığı yapı, fiziksel komedi ile absürt mizahı bir araya getiriyor. Şehir Tiyatroları prodüksiyonu ise bu yapıyı dekor, efekt, hareket ve oyunculuk üzerinden genişletiyor. Bütün bunlar oyunu sanatsal olarak nereye yerleştiriyor? Burada cevap biraz daha karmaşık. Yoldan Çıkan Oyun, seyirciden büyük bir düşünsel arka plan kurmasını istemiyor. Onun iddiası başka yerde. Tiyatronun fiziksel olanaklarını sonuna kadar kullanarak kahkaha üretmek.

Bu tercih, özellikle Şehir Tiyatroları gibi köklü bir kurumun repertuvarı açısından tartışmaya açık. Ödenekli tiyatronun seyirciyi salonlara çekme görevi ile yeni metinlere, yerli yazarlara ve daha deneysel işlere alan açma sorumluluğu arasında nasıl bir denge kurulacağı sorusu burada yeniden gündeme geliyor. Fakat Yoldan Çıkan Oyun'un hakkını teslim etmek gereken nokta da tam burada. Oyun, “hafif” bir türün içine ciddi bir sahne zanaatı yerleştiriyor. Seyirci iki saat boyunca gülerken oyuncuların nefesini, beden kontrolünü, dekorla ilişkisini ve birbirlerinin hareketlerine verdiği tepkileri izliyor. Sonunda ortaya ilginç bir paradoks çıkıyor. Sahnede ne kadar çok şey dağılıyorsa, oyuncuların birbirine o kadar sıkı tutunması gerekiyor.

Harbiye’nin büyük sahnesinde bu disiplin daha da görünür hâle geliyor. Küçük bir odanın samimiyetini yakalamak güçleşse de geniş alan, fiziksel komedinin ölçeğini büyütüyor. Böylece Yoldan Çıkan Oyun, seyirciye “bir şeylerin yanlış gittiği” bir gece sunmuyor, yanlış giden her şeyin arkasında ne kadar doğru bir hesap bulunduğunu da gösteriyor. Seyirci kaosu izliyor, oyuncular matematiği oynuyor.

Ve perde kapanıyor… Yoldan Çıkan Oyun, Harbiye’nin geniş sahnesinde kaosu bir estetik biçime dönüştürüyor.  Sahnede her şey dağılıyor, dekorlar yerinden oynuyor, karakterler ipin ucunu kaçırıyor. Fakat perde arkasındaki hesap şaşmıyor. İyi bir kaos, tesadüfen doğmuyor, kusursuz bir düzenin kontrolden çıkıyormuş gibi görünmesiyle kuruluyor.