Bir ekol, bir sahne, bir isim: Haldun Dormen

Haberin Eklenme Tarihi: 26.01.2026 10:32:00 - Güncelleme Tarihi: 26.01.2026 11:07:00

21 Ocak 2026 akşamı, Türk tiyatrosunun yaşayan belleği sayılan Haldun Dormen’in vefat haberiyle yalnızca bir sanatçıyı değil, neredeyse bir yüzyılı aşan bir sahne deneyimini uğurladık. Oyuncu, yönetmen, oyun yazarı, çevirmen ve eğitmen kimliklerini iç içe geçiren Dormen, Cumhuriyet dönemi tiyatrosunun en uzun soluklu ve en etkili figürlerinden biri olarak ardında yalnızca oyunlar değil, bir estetik anlayış ve kuşaklar boyunca aktarılan bir disiplin bıraktı. Onun hayatı, bireysel bir kariyerden çok, Türkiye’de tiyatronun geçirdiği dönüşümlerin canlı bir kroniği gibidir.

Bir sahne tutkusunun doğuşu

Haldun Dormen, 1928 yılında Mersin’de dünyaya geldi. Henüz çocuk yaşlarda ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınması, onun kültürel ufkunun şekillenmesinde belirleyici oldu. Galatasaray Lisesi ve ardından Robert Kolej’de geçen öğrencilik yılları, tiyatroya duyduğu ilginin somutlaştığı ilk dönemlerdi. Sahneyle kurduğu bu erken temas, ilerleyen yıllarda bir meslek tercihinden ziyade yaşam biçimine dönüşecekti. Yale Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde aldığı akademik eğitim, Dormen’in tiyatroya bakışını yalnızca sezgisel değil, kuramsal ve disiplinli bir zemine de oturttu. Amerika’daki bu yıllar, Batı tiyatrosunun anlatı tekniklerini, sahne dilini ve oyunculuk metotlarını yakından tanımasını sağladı.

Türkiye’ye döndüğünde Dormen, yalnızca iyi eğitimli bir tiyatrocu değil; sahnede neyin eksik olduğunu bilen, bunu nasıl dönüştürebileceğine dair net fikirleri olan bir sanatçıydı. Bu farkındalık, onun kısa sürede kendi yolunu açmasının da temelini oluşturdu. Gelin şimdi tiyatroya adanan bu ömre hangi sahnelerde hangi oyunların ve müzikallerin sığdığına birlikte bakalım.

Küçük Sahne’nin kaderiyle başlayan serüven

1950’ler… El değiştiren Küçük Sahne 13 Nisan 1951’de “Fareler ve İnsanlar” oyunuyla Muhsin Ertuğrul yönetiminde yeniden seyirciyle buluşmuştu. İlk kadroda Mücap Ofluoğlu, Nevin Akkaya, Şükran Güngör, Kâmran Yüce, Cahit Irgat, Münir Özkul, Sadri Alışık, Nuri Altınok, Sami Ayanoğlu, Mümtaz Ener, Saim Giray gibi kıymetli oyuncular yer alıyordu. “Yarış”, “Karakolda”, “Onikinci Gece”, “Babayiğit”, “Cinayet Var”, “Montserrat”, “Dünkü Çocuk”, “Hamlet”, “Godot’u Beklerken”, “Yaz Bekarı” oyunları sezonları doldururken bu ilk kadroya Agâh Hün, Asuman Korad, Heyecan Başaran, Lale Oraloğlu, Altan Karındaş, Şahin Tek, Mümtaz Ener, Nur Sabuncu, Neriman Esen, Aysel Gürel ve Amerika’dan dönen Haldun Dormen katılmıştı. Daha önce Amerika’da Hollywood’da Pasadena Playhouse’da dört oyunda oynayan, öğrenciyken de kurduğu yaz tiyatrosunun iki sezon boyunca rejisini üstlenmiş olan Dormen, İstanbul’da ilk olarak Ertuğrul yönetimindeki “Cinayet Var”, “Hamlet”, “Montserrat” oyunlarında rol aldı. Fakat Ertuğrul’un tiyatro anlayışıyla yapmak istedikleri uyuşmadığı için bu birliktelik bir müddet sonra sona erdi. O yıllara dair şöyle diyordu Dormen: “Muhsin Bey’in tiyatrosu daha çok taklit üstüneydi, bundan çok rahatsız olmuştum. Muhsin Bey’in tiyatrosu tam anlamıyla Batılı bir tiyatro değildi. Ekip ruhu yoktu, her şey Muhsin Bey’in inisiyatifindeydi. Küçük Sahne’de herkes birbirinin arkasından konuşurdu, beni de hiçbir zaman kabullenemediler.”

Dormen Tiyatrosu kuruluyor

Bu ayrılığın ardından Dormen, Beyoğlu’nun Parmakkapı Sokak’ında genç amatörlerle birlikte 60 kişilik Cep Tiyatrosu’nu hayata geçirdi. O esnada 1954’te Muhsin Ertuğrul Küçük Sahne’den ayrılmış, Yapı Kredi Bankası sahneye olan desteğini çekmişti. Dormen ise 22 Ağustos 1955’te Süreyya Sineması’nda Dormen Tiyatrosu’nun ilk oyununu sergilemiş ve 1957 Eylül’ünde Küçük Sahne’nin kendisine teklif edilmesiyle burada Dormen Tiyatrosu’nu köklendirme kararı almıştı. Elinde Cep Tiyatrosu’nda üç yıldan beri beraber oynadıkları genç oyuncu kadrosu vardı ve bu kadroyla Küçük Sahne’de ilk oyun 2 Ekim 1957 akşamı oynandı: “Papaz Kaçtı.” Ardından da oyunların devamı geldi: “Kara Ağaçlar Altında”, “Kamp 17”, “Helda Gabler”, “Çikolata Asker”, “Aşk Otu” ile ilk sezon gerçekleşti. “Kamp 17” tam 177 kez sahnelendi o sezon. “Helda Gabler”i Tunç Yalman sahneye koymuş ve rol almıştı. Şükran Akın ve Erol Günaydın, Altan Erbulak ve Yılmaz Gruda da sahnedeydi. Machiavelli’nin “Mandrogola”sının çevirisi olan “Aşk Otu”nu ve Bernald Shaw’ın “Arms and the Man”in çevirisi “Çikolata Asker”in de Haldun Dormen rejisini üstlenmiş; oyunlarda Metin Serezli, Tunç Yalman, Şükran Akın, Yıldız Alpar, Bilge Zobu, Zerrin Arpad ve Özcan Er rol almıştı.

İkinci sezonda kadroya önemli üç isim daha eklendi: Ulvi Uraz, Gülriz Sururi ve Ayfer Feray. 1958-1959 dönemi André Roussin’in “Nina” komedisi ve “Ben Bir Fotoğraf Makinesiyim” oyunuyla başladı. Marcel Achar’ın “Benimle Oynar mısınız?” komedisi, Agatha Cristie’nin “Fare Kapanı” adlı polisiyesi ile devam etti. “Fare Kapanı” ile İzzet Günay ile Nisa Serezli de sahneye çıkmışlardı. Sezonun üçüncü turunda ise Refik Erduran’ın yazdığı Haldun Dormen’in sahneye koyduğu ve başrolü oynağı “Cengiz Han’ın Bisikleti” ve Turgut Özakman’ın kaleme aldığı “Duvarların Ötesi” oyunları eklendi. “Cengiz Han’ın Bisikleti”ne bilet yetişemediği için oyun1700 kişilik Atlas Sineması’nda oynamıştı. Sezon başarıyla bitmiş, on beş günlük İzmir turnesiyle ve Haldun Dormen ile Betûl Mardin’in evlilik haberiyle taçlanmıştı.

Dormen Tiyatrosu, 1959-1960 sezonuna henüz yeni girmişken Ulvi Uraz, Tunç Yalman ve Bilge Zobu kadrodan ayrılarak Şehir Tiyatroları’na geçmişlerdi. Buna karşın sezona hızlı başlandı, Gogol’un “Müfettiş”i ve “Sözde Melekler” ile “Beş Parmak” oyunları sahneye hazırdı. Yılmaz Gruda’nın sahneye koyduğu “Sözde Melekler” ile Gülriz Sururi, “Beş Parmak” ile de Amerika’dan dönen Şirin Devrim Dormen Tiyatrosu’na dâhil oldu. Özellikle bu iki oyun öyle beğenilmişti ki dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar da bu coşkunun merakına kapılıp oyunları seyretmeye gelmişti. Bu sezonda ayrıca Peter Coke’un yazdığı “Breath of Spring”, “Kırkından Sonra” olarak çevrilerek, Joshue Logan’ın “Mr. Roberts”inden uyarlanarak da “Zafer Madalyası” sahneye konuldu. 27-28 Nisan olayları, ardından da 27 Mayıs Askerî Darbe, tiyatroyu da sanat çevresini de olumsuz etkilediği için bu sezonun devamı oldukça buruk geçti.

1960-1961 sezonu başlamadan önce Dormen Tiyatrosu’nda birkaç değişiklikler yaşandı. Ulvi Uraz Dormen’e dönerken, Şirin Devrim, Sibel Göksel ve Özdemir Han Şehir Tiyatroları kadrosuna geçtiler. Yıldız Alpar bale stüdyosu açmak için, Erol Keskin Lale Oraloğlu’nun tiyatrosuna dâhil olmak için topluluktan ayrıldı. Buna rağmen sezon Refik Erduran’ın “İkinci Baskı” adlı oyunuyla başladı. Oyun seyirci tarafından çok sevildi, Canavar Cafer rolüyle Altan Erbulak’ın performansı çok beğenildi, Gülriz Sururi, Erol Günaydın, Ayfer Feray, Yılmaz Gruda, Metin Serezli, Sezen Kızıltunç, Haldun Dormen ve İzzet Günay da bu oyunun yıldızları olarak takdir topladılar. Ardından “Gazebo” ve “Samanyolu” oynasa da “İkinci Baskı” sezonun en sevilen oyunlarından biri oldu. Ama yıldız başka bir oyun, daha doğrusu bir müzikaldi: “Sokak Kızı İrma”…

Bir Fransız müzikali olan “Sokak Kızı İrma”, orijinal adıyla “Irma La Douce”; ilk sahnelendiği 1956 yılından beri Paris’te ve Londra’da gişe rekorları kırıyordu. Dormen bu oyunu Paris’te izlediğinde kendi tiyatrosunda da sahneleme kararını vermiş, başrolde Güliz Sururi’yi oynatmayı kafaya koymuştu. Müziği Marguerite Monnot'e, sözleri Alexandre Breffort'a ait iki perdelik bu Fransız müzikalinin şarkı çevirilerini Melih Cevdet Anday ile Dormen birlikte yaptılar. Oyunun çevirisi ise Nisa Serezli’nin kaleminden geçmişti. Müzikalin Fransızca plağı, Güliz Sururi’ye İrma rolünü çalışması için verildi. Koreografi için Turgut Boralı’nın eşi Maritza Boralı ile anlaşıldı. Hiçbir masraftan kaçınılmadan müzikalin hazırlıkları gerçekleştirildi. Metin Serezli, Haldun Dormen, Altan Erbulak ve İzzet Günay, Gülriz Suriri ile aylarını bu müzikalin danslarını başarıyla gerçekleştirmeye adamışlardı.

Bu büyük çaplı müzikal için Atlas Sineması ile anlaşıldı ve nihayet 7 Mayıs’ta 1961 Sanat Festivali kapsamında Şan Sineması’nda ilk kez sahnelendi. 9 Mayıs itibarıyla da Atlas Sineması’nda… O gece 1700 kişilik Atlas Sineması tıklım tıklım doluydu ve oyun sürekli alkışlarla kesiliyordu. Bu, Türkiye’de Batılı tarzdaki ilk müzikalin başarıyla sahnelendiğinin göstergesiydi. Sezonu kapalı gişe bitiren oyun, turnelerin de gözdesi oldu…

1961-62 sezonu; bu gişe patlamasının ardından, başka bir bomba haberle seyirciyi heyecanlandırarak başladı. Haldun Dormen, tiyatrosunda büyük bir kadın sanatçıyı yeniden sahneye çıkaracağını müjdelemişti. Bu isim herkesin hayranı olduğu Cahide Sonku’ydu. Cahide Sonku, Cahit Irgat ile Clifford Odets’in “Taşra Kızı” oyununda rol alacaktı ve aylar boyunca Dormen’in sıkı disiplini altında oyunun hazırlığı yapıldı. Önce Noel Coward’ın yazdığı “Private Lives”, “Hepimiz Paris’te” olarak çevrilerek Ayfer Feray, Turgut Boralı, Erol Günaydın, Gülbin Eray ve Ayla Aslancan tarafından sahnelendi. Ardından da beklenen oyun nihayet seyirci karşısına çıktı. Seyircinin ve Cahide Sonku’nun birbirine duyduğu özlem öyle yoğundu ki gişede satışa çıkan biletler anında tükeniyordu. Sezon boyunca haftanın üç günü oynamaya devam eden “Taşra Kızı” ile birlikte Michael Redgrave’nin “Şair Mektupları” ve Jacques Deval’in “Oyuncakçı Dükkânı” oyunları da Dormen Tiyatrosu’na katıldı. Cahide Sonku’nun oynamayı kabul etmediği “Şair Mektupları”ndaki Juliana Borderau rolünü Nisa Serezli büyük bir başarıyla oynayarak ismini tiyatro çevrelerinde bayağı söz ettirmişti. “Oyuncakçı Dükkânı”nda ise dikkatleri toplayan kişi, “Şoför Nebahat” filmiyle dikkat çeken Sezer Sezin olmuştu. Alkışlar ve selamlamalar birbirini kovalarken, Cahide Sonku’nun yarattığı heyecan çok uzun sürmedi, anlaşmazlıklar bu birlikteliğin sonunu getirmişti. Ama zaten “Sokak Kızı İrma”, Kartal Tibet’in konuk oyuncu olarak katıldığı “Zafer Madalyası”, sezon sonuna kadar sahnelerin ve turnelerin gözdesiydi.

Tabii bu hengamenin ardından başka bir gelişme daha Dormen seyircisini bekliyordu… Yeni bir sahnenin heyecanı. Ses Tiyatrosu’ndan gelen haber…

Eski Fransız Tiyatrosu’nun yeniden canlandığı dönem: Dormen ile Ses Tiyatrosu

Halepli Arap Hacar ailesi tarafından 1885 yılında yaptırılan Halep Pasajı’nın içinde inşa edilmişti “Cirque de Pera”… Tiyatro gösterileri için de kullanılan bu bina pasajın 1904 yılında yıkılmasıyla Rum Mimar Campanaki tarafından yeniden yapılarak yepyeni bir tiyatro sahnesine dönüştürüldü ve o günden itibaren “Ses Tiyatrosu” olarak anıldı. 1920’lerde Süreyya Paşa tarafından satın alınan bu bina, Varyete Tiyatrosu, Fransız Tiyatrosu, Ses Sineması ve Tiyatrosu’na sahne oldu. Dünyanın en büyük oyuncuların turneler düzenlediği, ciddi tiyatro oyunlarına ev sahipliği yapan bu bina, ne yazık ki 1950’lerin sonuna doğru kaderine terk edilmişti.

Nihayet bu eski Fransız Tiyatrosu’nun yeni kiracı aldığına yönelik haber Haldun Dormen’in kulağına gitmişti. Dormen, şehrin tiyatro hafızasını temsil eden bu sahne için “rüyalarımın salonu” diyordu ama salonu ziyaret ettiğinde karşılaştığı manzara gönlünü kırmıştı: “İnanılmayacak kadar kötü durumdaydı. Fareler ayaklarımızın altında cirit atıyordu. Pirelerden oyun izlemeye imkân yoktu. Alt kattaki arka localar yıkılıp iç fuaye de salona eklendiğinden akustik diye bir şey kalmamıştı. Süslü tavan ve altın yaldız olması gereken tüm kabartmalar mide bulandırıcı kirli pembe badanayla boyanmıştı” sözleri, altından kalkmaya çalışacağı durumun ne kadar zor olabileceğini gösteriyordu ama bu salon için de çok heyecanlanmıştı. O zamanın parasıyla senelik kirası 300.000 TL ile anlaştığı binanın, ayrıca 600.000 TL’ye mal olacak restorasyonuna bir an önce girişmeye başladı. Titizlikle yürütülen restorasyonu Dormen Tiyatrosu’nun sahne tasarımcısı Duygu Sağıroğlu üstlendi ve sonunda 4 Ekim 1962’de “Ses Tiyatrosu”, Refik Erduran’ın yazdığı “Ayı Masalı” adlı oyuna ev sahipliği yaparak “Dormen Tiyatrosu” adını aldı.

Koltuklardan halılara, fuayeden avizelere kadar her şey yenilenmiş olarak sahne izleyiciye açılmıştı. Bu sahneye geçmeden önce Küçük Sahne’de sahnelenen “Pasifik Şarkısı” adlı oyun tutmamış, yeni mekâna büyük umutlar beslenmişti. “Ayı Masalı” devam ederken, Feydeau’nun “Sevgilime Göz Kulak Ol” adlı oyunu sahneye konuldu. İzzet Günay, Lale Belkıs, Ayfer Feray, Erol Keskin, Metin Serezli, Altan Erbulak, Haldun Dormen, Füsun Şahin, Turgut Boralı ve Mehmet Özekit’in rol aldığı oyun izleyicisini bu sahnede karşıladı. Ardından ise Neil Simon’ın “Come Blow Your Horn” oyunu, yani Türkçe çevirisiyle “Borusunu Öttüren”… Ve “Altın Yumruk”. Bu son oyun için Kenter Tiyatrosu’ndan Müşfik Kenter ve Kâmran Yüce konuk olarak sahneye çıkarken, Nisa Serezli, Erol Keskin, İzzet Günay, Erol Günaydın, Yılmaz Köksal, Tuncel Kurtiz ve Ayfer Feray onlara eşlik ediyordu. Sezon birbirinden kıymetli oyuncularla ve oyunlarla son bulmuştu.

1963-64 sezonu, Emmanuel Robles’in “Montserrat” ile başladı, ardından da Jaques Deval’in “Şahane Züğürtler”i ile.. “Şahane Züğürtler” 300. kez Dormen Tiyatrosu tarafından sahneleniyordu o sezon. Turgut Özakman’ın yazdığı, Haldun Dormen’in yönettiği, dekorunu Tarık Leventoğlu’nun yaptığı “Bulvar” müzikali de Nisa Serezli, Ayfer Ferah, Altan Erbulak, Metin Serezli, Erol Keskin, Suna Keskin, Başar Sabuncu tarafından oynanmaya başlanmıştı. Bu müzikal 1964-65 sezonunun da en sevilen oyunlarından biri olacaktı. Yeni sezonda kadroya ayrıca Salih Güney ve Bilge Şen de katılacaktı. Selçuk Kaskan’ın yazdığı “Alamanya’dan Bir Yar Gelir Bizlere” oyunu, Burt Shevelove ve Larry Gelbart’ın derlediği “Dün Gece Yolda Giderken Çok Komik Bir Şey Oldu” adlı Amerikan müzikali sezonun temsilleri arasındaydı. Tabii bu yıllar, yeni bir heyecanın, projenin de şahitleri oldu…

Sinemaya atılan adımlar, yetişen oyuncular

1965’te Şehir Tiyatroları’nda “Bozuk Düzen” adlı oyun sahneleniyordu. Dormen bu oyunun 10 Şubat’taki galasına katıldığında çekmek istediği filmin hikâyesini bulduğunu düşündü ve filmin oyuncu kadrosunu kurmak üzere hemen harekete geçti. Filmin senaryosunu Haldun Dormen, Erol Keskin ile birlikte Güner Sümer’e ait hikâyeyi işleyerek kaleme almışlardı. Oyuncu olarak Ekrem Bora, Müşfik Kenter, Belgin Doruk, Salih Güney, Ayfer Ferah, Metin Serezli, Nedret Güvenç, Bedia Muvahhit, Altan Erbulak, Turgut Boralı, Nisa Serezli, Nurhan Nur, Esmeray, Zeynep Tedü ile anlaşıldı ve çalışmalara başlandı. Nisanda çekimi biten ve 3 Ocak 1966’da gösterime giren film, Haldun Dormen’in ilk film yönetmenliğini yaptığı yapım olarak Altın Portakal’da ödül aldı.

Bu yeni heyecan, tiyatro çalışmalarını kesinlikle aksatmadı. Brexht’in “Pantila Ağa ve Uşağı Mati”, Neil Simon’un “Çıplak Ayak” oyunlarının yanı sıra on yıl boyunca seyirci tarafından en çok sevilen oyunlar tekrar Dormen Tiyatrosu’na taşındı. Tabii ikinci filmin hazırlıkları da tam gaz devam ediyordu. Senaristliğini Erol Keskin ve Erol Günaydın’ın birlikte yaptığı “Güzel Bir Gün İçin” filminin rejisör koltuğunda yine Haldun Dormen oturuyordu. Hem ekran önünde hem arkasında rol alan Haldun Dormen’in yanında Belgin Doruk, Erol Günaydın, Altan Erbulak, Metin Serezli, Nisa Serezli, Suna Keskin gibi Dormen Tiyatrosu’nun bilinen isimleri rol almışlardı. Görüntü yönetmeni Orhan Çağman’ın aldığı inisiyatifle film renkli çekilmişti ve Venedik Film Festivali’ne gönderilmesi bekleniyordu. Fakat festivale katılamayacak kadar kötü olduğu düşünüldüğü için bu beklenti gerçekleşmemişti.

Film, hayal kırıklığı yaratmış olabilirdi ama tiyatro hâlâ gelecek başarıları perde önünde alkışlatmaya devam ediyordu. 1966-67 sezonu Valentin Kataiev’in “Bugün Git Yarın Gel” Murray Schisgal’in “Aşşşk”, Yaşar Kemal’in “Yer Demir Gök Bakır”, Jean Cocteau’nun “Kaygısız”, Peter Shaffer’ın “Karanlıkta Komedi”, Marcel Mithois’in “Şahane Dul” oyunlarına ev sahipliği yapıyordu. Bu oyunlara Dormen oyuncularının yanı sıra Erkan Özyağcılar, Güler Kıpçak, Aydemir Akbaş da konuk oyuncu olarak katılmışlardı. Ayfer Ferah’ın Dormen Tiyatrosu’na dönmesi büyük bir mutluluk yaşatırken maalesef bazı sorunlar da baş göstermekteydi. Haldun Dormen ile eşi Betûl Mardin; Metin Serezli de Nisa Serezli ayrılma kararı almışlardı. Özellikle bu sezon performansıyla izleyiciyi büyüleyen Nisa Serezli’nin Dormen Tiyatrosu’nu bu ayrılığın da etkisiyle bırakma kararı Dormen’i olumsuz etkileyecekti. Fakat yine de sezonu büyük bir tatminle kapatabildi. Önce Betûl Mardin’in desteğiyle Dormen Tiyatrosu’na o sezon “Bit Yeniği” oyunu için Tülin Oral dâhil oldu. Oyun seyirci tarafından çok sevildi ve sezonun en çok izlenilen oyunu oldu. (“Bit Yeniği”, Tülin Oral’ın oyunculuğu kadar; Nevra Şirvan ile Metin Serezli’nin evliliğine şahit olması sebebiyle de tarihe geçmişti.) Sezonun en çok sevilen ikinci oyunu ise son sahnelenen Turgut Özakman’a ait “Paramparça” adlı yapıtıydı. Bu yılı da alkışı bol geçirmişti Dormen Tiyatrosu…

Altın yıllar, başarısı yurt dışına taşan müzikaller…

1968-69 sezonunda tiyatro İstanbul’da altın çağını yaşıyordu. Yeni yeni topluluklar kuruluyor, sahneler inşa ediliyor, hatta ihtiyacı karşılamak için düğün salonlarından gece kulüplerine kadar pek çok mekân tiyatroya dönüştürülüyordu. Talep o kadar fazlaydı ki bazı salonları tiyatro toplulukları dönüşümlü olarak kullanıyordu. Dormen Tiyatrosu da bu coşkunun içinde oyunlarını sahnelemeye devam ediyordu elbette. “Paramparça”nın yanı sıra Bill Naughton’un yazdığı “Spring and Port Wins”i, Gündüz ve Melih Vassaf’ın adaptasyonuyla “Eski Çamlar Bardak Oldu” olarak; Frank Marcus’un “Killing of Sister George”u Seçkin Çağan’ın çevirisiyle “Arkası Yarın” olarak sahneye konuldu. Rattigan’ın “Derin Mavi Deniz”i, Ladislaus Fodor’un “Şeytanın Oyunu”, Charles Dickens’in “Oliver”i da beraberinde geldi. Bu son üç oyunun rejisörlüğünü üstlenen Dormen, Şehir Tiyatroları ile ortak olarak da Güngör Dilmen’in yazdığı “İttihat ve Terakki” oyununu da bu sezon sahneye taşıdı.

Prodüksiyon ağır maliyet yükü getirse de tiyatro ve müzikal aşkı Dormen’i yeni eserler sahnelemeye itiyordu. Erol Günaydın’dan bir müzikal yazmasını rica etti ve sezonun en çok sevilen işi olan “Yaygara 70” meydana geldi. “Yaygara 70”in bestelerini yapması için Türkiye’nin en önemli opera ve operet bestekârlarından biri olan Cemal Reşit Rey ile temasa geçildi ve onun notalarıyla unutulmaz eserler ortaya çıktı. 23 yıl aradan sonra Cemal Reşit Rey, yeniden operet bestelemişti, başlı başına bu haber bile gişeleri kapatabilirdi. Dormen’in rejisörlüğünde müzikalde Erol Günaydın, Tülin Oral, Kerem Yılmazer, Altan Erbulak, Muazzez Kurdoğlu, Cahit Irgat, Göksel Kortay, Güzin Özipek, Kâmran Usluer, Hadi Çaman, Yüksel Gözen, Alpay İzer gibi birbirinden kıymetli oyuncular rol aldılar. Bu müzikal o kadar beğenildi ki uzun süre sahnede kaldı, bir sonraki sezonun açılışını da doğal olarak “Yaygara 70” yaptı.

“Yaygara 70” ile birlikte 1969-70 sezonu hızla başladı. İkinci oyun olarak ise Cooney’in “Rus Gelir Aşka” adlı komedisi sahnelendi. Bu iki oyun da kapalı gişe oynuyordu. Başar Sabuncu’nun yazdığı “Şerefiye”yi de sahneye koyar koymaz, Haldun Dormen “Yaygara 70”in başarısından dolayı Edinburgh’da düzenlenen Tiyatro Festivali’ne katılmayı düşündü. Bu yüzden Londra’ya gitti ve festivali organize eden Sir Peter Daubeny ile bir görüşme ayarladı. Bu görüşmenin ardından Daubeny, Dormen’in davetlisi olarak müzikali seyretmek üzere İstanbul’a gelmeyi kabul etti.  Bu güzel haberin yarattığı mutlulukla Dormen İstanbul’a döndüğünde çalışmalara hız kesmeden devam etti. Yine Erol Günaydın’ın yazdığı ve müziklerini Cemal Reşit Rey’in bestelediği “Uy Balon Dünya”yı sahneye koyarken, 1971 sezonuna tekrardan “Yaygara 70”i aldı. Böylece misafiri müzikali izleyebilecekti. Tabii “Uy Balon Dünya”nın galası ötelendi, önce “Yaygara 70” festival misafirlerine izletilmeliydi. Nihayet İstanbul’a gelip iki müzikali de izleyen Daubeny, oyunun festivale katılabileceğini belirterek Dormen ile sözleşme imzalamıştı.

Festival heyecanla beklenirken “Uy Balon Dünya”; Altan Erbulak, Kerem Yılmazer, Erol Günaydın, Nevra Serezli, Güzin Özipek, Şefik Döğen, Tülin Oral, Hayrettin Aslan, Yüksel Gözen’in yer aldığı zengin bir oyuncu kadrosuyla seyirci karşısındaydı. Ardından da “İki Yanık Bir Alık” adlı komedi Dormen’in rejisörlüğüyle oynanmaya başlandı. O esnada festivalden gelen haberle heyecanla Londra’ya giden Dormen, Daubeny ile karşılaşmış ve Daubeny tarafından kendisine “Keşke bu iki müzikali birleştirerek bir şeyler yapsanız” önerisinde bulunulmuştu. Böylelikle İstanbul’a döner dönmez Dormen; Erol Günaydın ve Cemal Reşit Rey ile yeniden çalışarak “İstanbul Masalı” adlı müzikali ortaya çıkararak provalara hemen başlamış oldu. Uzun ve titiz çalışmalar sonrası artık festivale hazır olan müzikal, önce Roma’da düzenlenen “Premio Roma 71”de sahne aldı, ardından da Londra’daki Tiyatro Festivali’de, Aldwich Tiyatrosu’nda. İki sahnede de büyük bir beğeni ile perdeleri kapattılar. Zira tarihî Aldwich Tiyatrosu “Yerimiz yoktur” ibaresi ile zaten baştan beklentiyi göstermişti ki bu beklentinin fazla fazla karşılandığı alınan alkışlarla kanıtlanmış oldu. Türkiye’ye dönüş ile “İstanbul Masalı” hemen turneye çıktı ve sezon bu müzikalin kapalı gişe oynanmasıyla son buldu.

Perde asla kapanmaz, sahne değişse de…

Türkiye’nin siyasi bunalımları, ekonomik krizler, değişen eğlence ve kültür dünyası Dormen Tiyatrosu’nu da olumsuz etkilemeye başlamıştı. “İstanbul Masalı” her ne kadar turne boyunca kapalı gişe oynasa da hasılat, Dormen Tiyatrosu’nun bütçesine derman olamadı. Üstelik kemikleşmiş kadrosundan Metin Serezli ve Nevra Serezli de ayrı bir tiyatro kurarak ayrılmıştı. Buna rağmen 1971-72 sezonunda sahne yine de kalabalıktı; Colette’nin “Gigi”, Feydeau’nun “La Main Passe” çevirisi olan “Elden Ele”, Howard Lindsay ve Rusel Crouse’nin “Life With Father” çevirisi olan “Evimizdeki Hayat” eserleri sevilen oyunlar arasında yer aldı. Dormen Tiyatrosu üstün performanslarla eserleri sergilese de içinde bulunduğu dar boğazdan bir türlü çıkamadı. Maallesef ki Haldun Dormen sezon sonunda tiyatrosunu kapatma kararı aldı. Dolayısıyla oynanan son oyun, Dormen Tiyatrosu’nun kapanış gecesi oldu. Haldun Dormen o geceyi şu cümlelerle anlatıyordu:

“Sahnenin ortasına gelince durdum. Yıllardır kim bilir kaç kez aynı hareketi yapmış, seyirciyi şu durduğum yerden aynı şekilde selamlamıştım. Oysa şimdi ilk kez sırtımı döndüm seyirciye ve eğilerek yıllarca beraber çalıştığım oyuncularımı selamladım.”

Dormen’in bu selamı elbette son olmadı. 1933 yılında sahnelendiğinde büyük ilgi görmüş olan Cemal ve Ekrem Reşit Rey’e ait “Lüküs Hayat” müzikalini Şehir Tiyatroları’nda 1985’te yeniden sahneye koydu ve bu oyun 28 yıl aralıksız sahnelendi. “Merhaba Müzik”, “Hisseli Harikalar Kumpanyası”, “Geceye Selam” gibi müzikallerini sahneye koymuştu ki bunlardan en unutulmazı “Hisseli Harikalar Kumpanyası”ydı şüphesiz. Besteleri Melih Kibar’a, şarkı sözleri Çiğdem Talu’ya ait bu müzikali Haldun Dormen hem yazmış hem de rejisörlüğünü yapmıştı. Erol Evgin, Nevra Serezli, Adile Naşit, Ayşen Gruda, İlyas Salman, Belkıs Dilligil, Mehmet Ali Erbil, Asuman Arslan, Turgut Boralı yer alıyordu.

1985’te Dormen Tiyatrosu yeniden hayata geçti. “Her Evde Hır Var”, “Hangisi Karısı”, geçmiş dönemlere ait “Papaz Kaçtı”, “Şahane Züğürtler”, “Sevgilime Göz Kulak Ol” gibi çok beğenilen eserlerini on beş yıl boyunca sahnelemeye devam etti. Bu süre zarfında yine pek çok oyuncu yetiştirdi: Tilbe Saran, Suat Sungur, Güneş Berberoğlu, Halit Ergenç, Şebnem Sönmez, Kerem Atabeyoğlu, Gürkan Uygun, Ayça Bingöl, Atılgan Gümüş ve daha niceleri…

Haldun Dormen’in etkisi sahneyle sınırlı kalmadı. Uzun yıllar boyunca konservatuvarlarda ve çeşitli eğitim kurumlarında verdiği derslerle, tiyatro bilgisini kuşaktan kuşağa aktardı. Onun öğrencileri için Dormen, yalnızca bir hoca değil; mesleğin ahlakını, disiplinini ve sahneye duyulan saygıyı temsil eden bir figürdü. Yazdığı kitaplar (“Sürç-ü Lisan Ettikse”, “Antrakt”, “İkinci Perde”, “Nerede Kalmıştık”), yaptığı çeviriler ve kaleme aldığı oyunlar, bu birikimin yazılı hafızasını oluşturdu. Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde yıllarca “Çeşitlemeler” ve “Daldan Dala” adlı köşe yazıları yazarak sanata katkıda bulunmaya devam etti. Afife Jale Tiyatro Ödülleri’ni başlattı ve bu organizasyonun uzun bir dönem sanat danışmanlığını üstlendi.

Sinema ve televizyon alanındaki çalışmaları da onun çok yönlü sanatçı kimliğini pekiştirdi. Devir değişiyordu, Türkiye değişiyordu ama onun sanatı hep yeşeriyordu. ABD’de yayımlanan “Nanny” adlı komedi dizinin Türkiye versiyonu olan “Dadı” dizinde Pertev rolü ile televizyon ekranlarında yer aldı. Ama rol arkadaşlarının hepsinin, onun tedrisatından geçmesi nedeniyle hocalık vasfını burada da sürdürdü. Dormen’in bu alanlardaki varlığı dahi, her zaman tiyatroyla kurduğu temel bağın bir uzantısı olarak şekillendi. Yine de sahne, onun için vazgeçilmez bir merkezdi. 

2009’da Kedi Sahne Sanatları’nın sahnelediği Moliere’nin “Kibarlık Budalası” adlı oyununda Mösyö Jordain rolüyle yeniden sahneye döndü. Oyun on yılda 600 kez sahnelenmişti. Konservatuarın yanı sıra kurucu başkanı olduğu Dormen Akademi ile vefatına kadar tiyatro eğitimlerine devam etmekteydi.

Alkış her daim devam edecek

Haldun Dormen’in ardından bakıldığında, geride bırakılan mirasın yalnızca oyunlardan, ödüllerden ya da unvanlardan ibaret olmadığı açıkça görülüyor. Onun asıl mirası, tiyatroya bakma biçimimizde yarattığı dönüşümdü. Seyirciyle kurulan ilişkinin samimiyeti, oyuncunun sahnedeki varlığının ciddiyeti ve tiyatronun yaşayan bir sanat olduğu fikri, Dormen’in bütün kariyeri boyunca ısrarla savunduğu temel ilkelerdi.

21 Ocak 2026’da kapanan bu uzun sahne yolculuğu, aslında Türk tiyatrosunun belleğinde açık kalmış bir perdenin ardından izleyiciye bırakılan güçlü bir yankı gibidir. Haldun Dormen, sahneden çekilmiş olsa da yetiştirdiği kuşaklar ve bıraktığı estetik anlayışla tiyatronun içinde yaşamaya devam edecek.

Kaynaklar

Haldun Dormen. Sürç-ü Lisan Ettikse. YKY: 2017.

Şakir Eroğlu. “Dormen Tiyatrosu”. Türk Tiyatrosunda İstanbul. İBB Kültür: 2022.

Metin And. Kısa Türk Tiyatrosu Tarihi. YKY: 2024.

Nedim Saban. “Küçük Sahne ve Ses Tiyatrosu’nun Tiyatromuzdaki Yeri”. Türk Tiyatrosunda İstanbul. İBB Kültür: 2022.

Levent Kaya Ocakaçan. İstanbul Eğleniyor. İBB Kültür: 2023.