50 yıl sonra: Taxi Driver
Haberin Eklenme Tarihi: 10.07.2026 22:28:00 - Güncelleme Tarihi: 12.07.2026 22:51:001970’lerin şafağında Los Angeles, yitip giden bir rüyanın ardından akşamdan kalma uyanışını yaşıyordu. Pasifik’ten esen serin rüzgârlar palmiye yapraklarını usulca sallarken, şehrin üzerine çöken smog adı verilen ağır, kurşuni ve zehirli bir gaz bulutu gökyüzünü kirli bir sarıya boyuyordu. Tepedeki parlak Hollywood amblemi, hemen aşağısında filizlenen yozlaşmanın üzerini örtmeye yetmiyordu. Şehir muazzam bir kültürel ayrışmanın sancılarıyla kıvranmaktaydı; bir yanda Sunset Strip ve Laurel Canyon civarından rock tınıları yükseliyor, diğer yanda Hollywood Bulvarı’nın arka sokakları ahlaki bir çöküşün pençesinde can çekişiyordu. Eski ihtişamlı sinema salonları neon ışıklı porno mekânlarına dönüşmüş; sokaklar evsizler, uyuşturucu satıcıları ve toplumun kıyısına itilmiş hayatlarla dolup taşmıştı.
Bu kentsel çürümenin, bu tekinsiz labirentin tam ortasında, yirmili yaşlarının ortasında genç bir adam yaşıyordu:
Paul Schrader
1973 yılının ürpertici Los Angeles’ında Schrader için hayat, kelimenin tam anlamıyla dibe vurmak demekti. İşini kaybetmiş, eşinden ayrılmış ve kalacak hiçbir yeri olmayan bu adam geceleri sığındığı külüstür arabasının direksiyonuna başını dayıyor, bu kirli sarı pusun altındaki dünyayı izliyordu. Alkolizm, kronik uykusuzluk ve sabaha kadar açık olan porno sinemalarında geçirilen yalnız saatler zihnini yavaş yavaş zehirliyordu. Üstelik tam o günlerde patlak veren petrol krizi şehrin can damarlarını tıkamış, benzin istasyonlarında kilometrelerce uzayan kuyruklar klostrofobik bir gerilimi caddeler arasına sabitlemişti.
Bu izole yaşam tarzı, şiddetli bir mide ülseri sebebiyle hastaneye kaldırılmasıyla trajik bir kırılma noktasına ulaştı. Schrader, kaldırıldığı hastane odasında bir hemşireyle konuşurken dehşet verici bir gerçeği fark etti. Haftalardır hiç kimseyle tek bir kelime dahi konuşmamıştı… İşte o an, hafızasına kazınacak olan o güçlü metafor zihninde canlandı: “Şehrin göbeğinde, binlerce insanın arasında akan ama aslında tamamen yalnız, etrafı sarı metallerle kaplı tecrit edilmiş bir tabutun içinde yüzen bir taksi şoförü…”
Kalabalıklar içindeki mutlak yalnızlığı simgeleyen bu taksi imgesini bulduğunda, içindeki Travis Bickle’ı dışarı çıkarma vaktinin geldiğini anladı. Kendisini kurtarmak, içindeki o canavarı ehlileştirmek için kalemini kullandı ve senaryonun ilk taslağını sadece on gün içinde tamamladı. Ancak Schrader, bu karakteri yaratırken yalnızca kendi depresyonundan beslenmedi; onu köklü felsefi temeller üzerine inşa etti. Yazım sürecine başlamadan önce Jean-Paul Sartre’ın Bulantı ve Albert Camus’nün Yabancı eserlerini yeniden okusa da en büyük edebî ilhamını Fyodor Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabından aldı. Travis Bickle, Dostoyevski’nin “hasta, huysuz ve çirkin” yeraltı adamının 1970'ler Amerika’sına uyarlanmış modern bir versiyonuydu. Şehre duyduğu nefret, ahlaki yozlaşmaya karşı beslediği tiksinti ve kendi yalnızlığını kutsallaştırma çabası tamamen bu edebi köklerden yükseldi.
Hikâyenin şiddet ve suikast boyutuna geçişindeki son eksik parça ise 1972 yılında Demokrat aday George Wallace’a suikast girişiminde bulunan taşralı ve dışlanmış bir genç olan Arthur Bremer’ı konu alan bir gazete haberiyle yerine oturdu. Hastanedeyken Bremer’ın günlüklerini okuyan Schrader, onun kendi kendine konuşur gibi yazdığı paranoid notlardan çok etkilendi. Travis’in film boyunca duyduğumuz dış sesleri ve o meşhur günlük yazıları, Bremer’ın şizofrenik zihin yapısının sinemasal bir yansıması olarak doğdu. Böylece Vietnam Savaşı'ndan yeni dönmüş, uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüş bir gazinin, toplumun “pisliğini” temizleme arzusu politik ve felsefi bir cinnete dönüşüyordu. Paul Schrader’ın Los Angeles sokaklarında biriktirdiği kendi yalnızlığı, Dostoyevski’nin felsefesi ve Amerika’nın gerçek travmaları birleşti; Los Angeles’ın havasındaki egzoz dumanıyla, kaotik sokakların üzerinde yükselen o sarı gökyüzü, sinema tarihini sonsuza dek değiştirecek olan bir eserin metne kazınmış hâline büründü:
Taxi Driver
On günde öfkeyle, terle ve ülser sancılarıyla yazılan bu senaryo, Schrader’ın elinde patlamaya hazır bir bomba gibi duruyordu. Yazar kendisini kurtarmıştı ama yarattığı Travis Bickle karakteri henüz kâğıt üzerinde, sarı bir metal tabutun içinde kilitliydi. Bu karanlık metnin sinema dünyasının dehlizlerinde elden ele dolaşması uzun sürmedi. Yazgının yolları, Hollywood’un o dönem “harika çocukları” olarak anılan iki genç yapımcıyı, Michael ve Julia Phillips’i bu senaryoyla buluşturdu. Metni okuduklarında hissettikleri şey salt bir gerilim ve büyülenmeydi. Bu hikâyeyi sinemaya aktarabilecek tek bir ikili vardı… Sokakların dilinden anlayan yönetmen Martin Scorsese ve onun sadık suç ortağı Robert De Niro.
Ancak projenin hayata geçmesi hiç de kolay olmadı. Hollywood stüdyoları bu kadar karanlık, yalnız ve potansiyel olarak tehlikeli bir karaktere yatırım yapmaktan korkuyordu. Proje neredeyse iki yıl boyunca raflarda tozlanmaya terk edildi. Ta ki Scorsese Mean Streets ile rüştünü ispatlayana, De Niro ise The Godfather Part II ile ilk Oscar’ını kucaklayana kadar. Artık bu iki genç sinema dehasının elinde stüdyoları ikna edecek bir koz vardı. 1975 yılının kavurucu yazında, kameralar bu kez Schrader’ın kaleminden taşarak asfalt yollarda gezinen anti-kahamanını gerçeğe dönüştürmek için New York’un o dönem suçla örülü, çöplerle kaplı sokaklarına kuruldu.
Robert De Niro, Travis Bickle olabilmek için metod oyunculuğunun sınırlarını zorladı. Günlerce New York sokaklarında günde on iki saat gerçek bir taksi şoförü olarak direksiyon salladı, yolcuların yüzlerindeki yabancılaşmayı ezberledi. Set başladığında ise o meşhur doğaçlama anı sinema tarihine altın harflerle kazındı. Senaryonun orijinalinde sadece “Travis aynaya bakar” yazan sahnede De Niro, içindeki canavarın iplerini tamamen serbest bıraktı. Silahını çekip aynaya karşı söylediği “You talkin’ to me?” (Benimle mi konuşuyorsun?) repliği, bir karakterin sıradan bir cinnet anı olmanın ötesine geçip, modern insanın topluma haykırdığı büyük çaresizliğin sesine dönüştü.
Film 1976 yılında vizyona girdiğinde sinema salonlarında bir şok dalgası yaratacaktı. Cannes Film Festivali’nde en büyük ödül olan Altın Palmiye’yi kazandığında, jüri başkanı Tennessee Williams filmin şiddet dozunu “tahammül edilemez” bulduğunu söylese de Taxi Driver’ın sinema tarihindeki yükselişini kimse engelleyemedi.
Ancak Taxi Driver’ın yarattığı şok dalgası; beyaz perdeden gerçek hayata sızarak, Amerikan siyasi tarihinin kanlı sayfalarından birine bulaşacaktı. Filmin vizyona girmesinden beş yıl sonra, 30 Mart 1981 günü Washington’daki bir otelin çıkışında altı el silah sesi yankılandı. Hedefte, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan vardı. Tetiği çeken yirmi beş yaşındaki John Hinckley Jr. adındaki genç, gizli servis ajanları tarafından etkisiz hâle getirildiğinde, cebinden çıkan notlar ve sonrasındaki itiraflar tüm ülkede şok etkisi yarattı. Ronald Reagan ise olaydan ağır yaralı olarak kurtulmuştu.
Hinckley, akıl hastanesindeki odasında yalnız yaşayan, toplumdan tamamen dışlanmış modern bir yeraltı adamıydı ve zihni yıllardır tek bir saplantıyla zehirlenmişti: Taxi Driver. Filmi defalarca ve hatta ezberleyene kadar izlemiş, kendisini filmdeki Travis Bickle ile özdeşleştirmişti. Travis’in filmde âşık olduğu fahişe Iris’i (Jodie Foster) kurtarmak için suikast planları yapması gibi, Hinckley de o dönem Yale Üniversitesi'nde okuyan genç oyuncu Jodie Foster’ın dikkatini çekebilmek, onun gözünde “tarihî bir kahraman” olabilmek için bu eyleme girişmişti. Tıpkı Travis gibi saçlarını kazıtmış, onun gibi ordu ceketleri giymiş ve onun gibi aynanın karşısında silahıyla provalar yapmıştı.
Paul Schrader’ın kendi uykusuz gecelerinden, ülser sancılarından ve yalnızlığından damıtarak kâğıda döktüğü o kurgusal karakter; Arthur Bremer’ın gerçek günlüklerinden beslenip sinemaya aktarıldıktan sonra, döngüsünü tamamlayarak yeniden gerçeğe dönüşmüş ve tarihin akışını değiştirecek bir suikast girişimini doğurmuştu. Taxi Driver, toplumun görmezden geldiği, kenara itilmiş yalnızlığın ve cinnetin, doğru kışkırtmayla her an sarı bir metal tabuttan çıkıp namluya sürülebileceğinin kanıtı olarak tarihte yer edindi. Peki ya bugün?
50 yıl sonra…
Yarım yüzyıl sonra Schrader’ın tasvir ettiği o tecrit edilmiş “sarı metal tabut”, günümüzde bilgisayar ekranlarına, akıllı telefon camlarına ve kişiselleştirilmiş internet algoritmalarına dönüştü. Küresel ölçekte ve Türkiye özelinde yaşanan modern sosyolojik dönüşüm, Travis’in hissettiği köksüzlük ve yabancılaşma hissini kitlesel boyutlara taşıdı. Metropollerin kalabalığında kaybolan, ekonomik krizlerin ve gelecek kaygısının gölgesinde yalnızlaşan genç popülasyon, tıpkı Travis gibi aidiyet hissini de yitirdi. Dijitalleşen bu yeni dünyada, 70'lerin Los Angeles sokaklarındaki ahlaki erozyon da boyut değiştirerek evlerimizin içine kadar sızdı. Travis’in uykusuz gecelerinde sığındığı köhne porno sinemaları; yerini erotik sitelere, webcam odalarına ve yetişkin içeriklerin pazar alanı olan platformlara bıraktı. Sokak köşelerindeki fuhuş ve uyuşturucu ticareti ise artık karanlık internet ağlarında (dark web) ve şifreli mesajlaşma uygulamalarında, görünmez kuryeler eliyle yürütülüyor. Modern Travis, bugün şehrin kirli havasını artık sokaklarda değil, sosyal medyanın ve dijital dünyanın çöplüğünde soluyor.
Dijital imparatorluğun dünyasından yayılan monitör ışıkları, yalnızca dış dünyayı karartmakla kalmıyor; bilgisayar ekranları önünde saatlerini eriten insanların sosyal algılarını da yavaş yavaş yok ediyor. Gerçek insani temasın yerini alan bu yapay yalnızlık, cinsiyet ayırt etmeksizin derin yaralar almış, sorunlu bir insan profilini kitleler hâlinde topluma kusuyor. Fiziksel dünyada bir bağ kuramayan, empati yeteneğini kaybetmiş bu yabancılaşmış bireyler, kendilerine sanal topluluklarda sahte birer yer edinmek için çırpınıyor. Kabul görmek istedikleri bu yankı odalarında ise varlıklarını ancak ilkel yollar aracılığıyla; yani sistemli bir zorbalık, linç ve dijital taciz davranışlarıyla kanıtlamaya çalışıyorlar. Ekranın sağladığı o sahte zırhın arkasına gizlenen ve gerçeklik algılarını yitiren binlerce insan, kendi içsel çürümüşlüklerini, öfkelerini ve tatminsizliklerini klavyeleri aracılığıyla dijital kamusal alanlara boca ediyor.
Bu mutlak soyutlanma, internet ortamında radikalleşen ve tıpkı Travis gibi toplumu “temizleme” ya da cezalandırma cinnetine kapılan yeni bir toplumsal histeriyi besliyor. Kendilerini “incel” (zoraki bakir) olarak adlandıran, özellikle kadınlara ve toplumsal düzene karşı derin bir nefret besleyen bu alt kültür grupları, internet forumlarında Travis Bickle’ı bir ikon, bir “aziz” olarak selamlıyor. Bu dijital yalnızlığın yarattığı trajediler ise artık kurgu değil, dünyanın ve Türkiye'nin acı birer gerçeği. 2014 yılında California’da “kadınları cezalandırmak” adına katliam yapan Elliot Rodger’dan, geçtiğimiz yıllarda Türkiye'de sosyal medyadaki kadın düşmanı topluluklardan beslenerek sokaktaki savunmasız insanlara vahşice saldıran gençlere kadar geniş bir yelpaze, Travis’in o meşhur aynadaki öfkesinin günümüzdeki bir izdüşümüydü. Aynanın karşısında “Benimle mi konuşuyorsun?” diyerek haykıran soyutlanmış canavar, bugün klavye başında toplumsal bir cinneti besliyor. Sarı taksi yol alıp uzaklaşırken, 50 yıl sonra bile modern insanın kendi yarattığı dijital tabuttaki yalnız yolculuğu hiç bitmiyor.
Kaynakça
Robert Pear. “It's Business as Usual at the Shop in Dallas where Hinkley Bought Gun”. The New York Times. August 14, 1981.
Dr. Ernst Prelinger. “John W. Hinckley Jr.'s scores on psychological tests revealed...”. UPI-United Press International), 1982.
Gardiner Harris. “John Hinckley, Who Tried to Kill Reagan, Will Be Released”. New York Times, July 27, 2016.
Ronald Reagan. “Larry King Live: Remembering the Assassination Attempt on Ronald Reagan”. CNN, 2001.
Richard Thompson. “Charles Michener, Paul Schrader on Taxi Driver”. Film Comment, Issue: March-April 1976.
“Letter written to Jodie Foster by John Hinckley Jr”. University of Missouri– Kansas City School of Law, 1981.
Michael Kimmel. “Angry White Men: American Masculinity at the End of an Era”. Nation Books, 2015.
“John W. Hinckley Jr.: A Biography”. University of Missouri–Kansas City School of Law, 2011.
“Agents Tracing Hinckley's Path Find a Shift to Violent Emotion”. The New York Times, 1981.
Abel Riojas. “Charlie Rose on 60 Minutes II: Jodie Foster, Reluctant Star”. CBS News, 1999.
Onur Gazi. “Kırılma noktası: Taxi Driver & Ronald Reagan”. Tercüman, 2025.
Zygmunt Bauman. “Akışkan Modernite”. Can Yayınları, 2017.
Onur Gazi. “Objektifin ardında: Salgado”. Tercüman, 2025.
Martin Scorsese. “Taxi Driver”. Columbia Pictures, 1976.
Sherry Turkle. “Birlikte Ama Yalnız”. AA Kitap, 2026.
Tom Snyder. “The Tomorrow Show”. NBC, 1981.