Tunç: “Hükûmet teminat vermelidir”

Haberin Eklenme Tarihi: 19.06.2026 16:26:00 - Güncelleme Tarihi: 19.06.2026 16:30:00

21 Haziran 1972 Türkiye’si, 12 Mart 1971 muhtırasının gölgesinde, siyasetin askerî vesayet altında yeniden şekillendiği bir dönemdi. Nihat Erim hükûmetinin ardından kurulan Ferit Melen başbakanlığındaki geçiş hükûmeti iş başındaydı ve ülkede sıkıyönetim uygulamaları birçok ilde devam ediyordu. Sol ve sağ arasındaki sokak çatışmaları, üniversitelerdeki politik gerilim ve devletin sert güvenlik politikaları gündelik hayatın parçası hâline gelmişti. Birkaç hafta önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları gerçekleşmiş, bu olay toplumda derin bir kırılma yaratmıştı. Ekonomide ise enflasyon ve istikrarsızlık hissi belirgindi; siyasi belirsizlik, toplumsal kutuplaşmayı daha da keskinleştiriyordu.

 21 Haziran’da da bu kutuplaşmanın gölgesinde tartışılan ana mevzu işçi haklarıydı. SSK Genel Kurulu’na getirilmek üzere hazırlanmış olan işçi haklarını kısıtlayan ve emeklilik yaşının 60’a, çalışma süresinin 30 yıla çıkarılmasını öngören rapor, yurtta büyük bir tepki uyandırmıştı. Türk-İş Genel Sekreteri Halil Tunç, işçi haklarında geriye gidişe göz yumulamayacağını söylemiş, “Hükûmet teminat vermelidir” demişti. Bu sözü de o günün Tercüman gazetesinde manşet olmuştu.

Olayların detayına Tercüman’ın haberiyle bakalım:

“SSK Genel Kurulu’na getirilmek üzere hazırlanmış olan işçi haklarını kısıtlayan ve emeklilik yaşının 60’a, çalışma süresinin 30 yıla çıkarılmasını öngören rapora, yurt ölçüsünde büyük bir tepki olmuştur. Siyasi parti liderleri, Türk-İş yöneticileri ve sendika başkanları raporu tenkit ederek, verilmiş hakların geri alınmasının asla söz konusu edilemeyeceğini belirtmişlerdir. SSK yöneticilerinin yanlış tutumlarının ve yönetimlerinin sorumluluğunun işçiye yüklenmesinin sağduyu sahipleri tarafından tasvip edilemeyeceğinin belirtildiği açıklamalarda, Meclislere gelecek bu yöndeki tasarının reddi konusunda birleşilmiştir. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, basın kuruluşlarının ziyareti sırasında SSK Kanunu’nda yapması düşünülen değişiklikler ile ilgili sorulan bir soruyu cevaplandırırken kazanılmış bir hakkın geri alınamayacağını belirtmiş, ‘Türk işçisine böyle bir hak yanlış mı verilmiş? Hayır’ demiştir. İşçilerin emeklilik yaşının 55’ten 60’a çıkarılması konusunda girişilen çalışmalarla ilgili soruyu kesin bir şekilde cevaplandıran Demirel şunları demiştir: ‘Sosyal Sigortalar Kanunu’nun işçilere 55 yaş emekliliğini ve 25 yıl çalıştıktan sonra emekli olmak hakkını veren hükümler bizim zamanımızda getirilmiştir. Acaba bu 3 yıl, zarfında bu kanuna gerekçe olan sebepler ortadan kalktı mı? Kalkmadığına göre, bu konuda tedirgin olacak durum göremiyoruz. Meclise böyle bir tasarı gelirse, komisyonlarda grubumuzla tasvip göremez. Verilen haklar geri alınamaz. Sigortanın içinde bulunduğu duruma başka yollardan çözüm bulunsun.’ Türk-İş Birinci Bölge Temsilciliğini ziyaret eden Demirel, sendika liderleriyle yaptığı sendika liderleriyle yaptığı sohbet toplantılarında, işçi liderlerinin SSK’da işçi aleyhine yapılmak istenen değişiklikler ve SSK’nın ilaç fabrikası kurmasına karşı çıkan AP’li senatörlerle ilgili şikâyetlerini dinlemiştir. Emeklilik yaşının 60’a çıkarılmasının karşısında olduğunu ifade eden Süleyman Demirel, ‘Çoğunluk olduğumuz sürece parlamentodan böyle bir kanun geçeceği endişesine kapılmayın. İş başındaki hükûmet bunu kanun hâlinde Meclis’e getirirse bizi karşısında bulur’ demiştir.”

Türk-İş Genel Sekreteri Tunç’un açıklamalarını da şöyle aktarıyordu Tercüman: “’İşçilerin böylesine bir mücadele ile elde ettikleri hakları korumaktan aciz kalacaklarını düşünenler varsa, yanıldıklarını mutlaka anlayacaklardır’ diyen Tunç, demecinde şunları söylemiştir: ‘İşçi hakları üzerinde uzun bir süreden beri devam eden söylentilerin, işçileri huzursuz bıraktığı çalışma şevklerini kırıp verimi azalttığı bir gerçektir. Türk-İş, işçilerin sosyal güvenlik haklarından geriye doğru en ufak bir dönüş yapılmasına bile göz yummamak kararındadır. Bu yolda girişilecek her teşebbüse karşı şartlar ne olursa olsun, hiçbir şeyden ve hiç kimseden çekinilmeden mücadele edilecektir. Özel sektöre her fırsattan yararlanarak taviz ve teminat vermekte olan hükûmetin en yetkili ağızdan, işçilere ve sosyal güvenlik haklarına dokunulmasının düşünülmediğini açıklamasını bekliyoruz. Bu yapılmadığı takdirde hükûmetin, sadece belirli bir çevrenin haklarını korumayı hedef aldığı, kurulması amaçlanan sosyal dengeyi sağlamak bir yana büsbütün bozmak yolunda olduğu inancı bütün işçiler arasında yaygınlaşacaktır.”

Tercüman’ın “İflası İlan Edilen Kurum Devletin Garantisindedir” başlıklı haberi de günün sorununu anlatan ilginç anekdotlarla doluydu: “Sosyal Sigortaların alelade bir şirketmiş gibi iflasını haykırmak, devlet itibarına bir darbe değil midir?” sorusuyla başlayan yazı şöyle devam ediyordu: “‘SSK’da ıslahat’ adı altında yürütülmeye çalışılan işçi haklarına el atma olayı, yetkili çevrelerden gerekli tepkiyi görmüştür. Zolenka adlı Çekoslovakyalı uzmanın hazırladığı rapor üzerine bina edilen ‘kendi günahlarının kefaretini milyonlarca işçinin sırtına yükleyen’ tekliflerle ortaya çıkanların hesabı, kısa zamanda kamuoyunca, siyasi partilerce, işçilerce, işverenlerce ve hükûmetçe tersyüz edilmiştir. Haklara tecavüz, sert bir kamuoyu tokadı ile hizaya getirilmiştir. Ancak hazırlanan rapor, layık olduğu çöp sepetine doğru yol alırken, geride tehlikeli izler bırakmakta, bazı değerli kuruluşlara duyulan güven duygusu zedelenmektedir. İflas yaygarası ile devlet itibarı, devlet güvenliği ağır bir darbe yemiştir. Verilmiş işçi haklarına el uzatmaya çalışanlar, SSK’nın iflas çukuruna yuvarlanacağı yaygarası ile tepinirken, SSK’nın devlet garantisi altında bulunduğunu unutmuşlardır. Nitekim, Anayasamızın devlete yüklediği başlıca görevlerden biri, sosyal güvenliği sağlama mecburiyetidir. Bu mecburiyet asla hatıra getirilmemiş, sanki alelade bir şirketin iflası bahis konusuymuş gibi karanlık yüzlü mali portreler kamuoyuna sergilenmiştir. Üstelik önümüzdeki haftalarda bir başka sosyal güvenlik uygulaması sahneye çıkacaktır. Bağ-Kur’un işleyişi, emeklilik işlemleri ve anlayışı SSK’dan farklı değildir. Bugün için bu kuruluşun işleyişine sessizce seyirci kalan yöneticilerin, esnaf ve serbest meslek erbabına emekli maaşı bağlanacağı tarihlerde bu sefer Bağ-Kur için de iflas yaygaraları koparmayacağını kim garanti etmektedir. Çünkü SSK örneği ortadadır.”

Bu tartışmalar, 21 Haziran 1972 Türkiye’sinde sosyal güvenlik meselesinin tek başına teknik ya da mali bir konu olarak görülmediğini gösteriyordu. SSK’nın geleceği üzerinden yürüyen tartışma, bir yandan devletin sosyal sorumluluğunun sınırlarını, diğer yandan işçilerin kazanılmış haklarının korunup korunamayacağını sorgulayan daha geniş bir siyasi mücadeleye dönüşmüştü. 12 Mart döneminin baskıcı atmosferinde dahi sendikalar, muhalefet partileri ve kamuoyu, hak kayıplarına karşı ortak bir tepki ortaya koymuş; işçi hakları, dönemin en hararetli toplumsal ve siyasi gündemlerinden biri hâline gelmişti.