Yapay zekâ çağında akıllı telefonların akıbeti ne olacak?
Haberin Eklenme Tarihi: 3.02.2026 14:37:00 - Güncelleme Tarihi: 3.02.2026 14:42:00Akıllı telefonlar, son 15 yılda dijital dünyanın merkez cihazı konumundaydı; ancak yapay zekâ çağının yükselişi bu dengeleri ciddi şekilde sarsıyor. OpenAI, Meta ve Amazon gibi teknoloji devleri, klasik dokunmatik ekran deneyiminin ötesine geçen yapay zekâ destekli cihazlar geliştirme yarışında. Akıllı gözlükler, giyilebilir cihazlar ve hatta “ekransız” arayüzler, kullanıcıların etkileşimini daha canlı, enerjik ve bağlamsal hâle getirmeyi hedefliyor. Analistler, küresel akıllı telefon satışlarının bu yıl %6 düşmesini bekliyor; çip krizleri ve yapay zekâ odaklı donanım talebindeki artış, telefon üreticilerini daha da zorluyor.
Bu değişim yalnızca donanımı değil, kullanıcı alışkanlıklarını da etkiliyor. Yapay zekâ araçları, kişisel asistan rolünü üstlendikçe insanlar ekrana bakmayı giderek daha az gerekli görmeye başlıyor. Ancak dijital yorgunluk, gizlilik endişeleri ve güvenlik kaygıları, ekran sürelerinin tamamen azalmasını hâlâ yavaşlatıyor. Önümüzdeki 5-10 yıl, akıllı telefonlar ile yapay zekâ merkezli cihazlar arasındaki güç paylaşımını belirleyecek kritik bir dönem olacak.
Apple ve Google gibi devlerin hâkimiyeti ise sadece donanım ve işletim sistemi üzerinden değil, veri ve model kontrolü üzerinden de sınanıyor. Büyük platformlar hâlâ uygulama mağazaları, tarayıcılar ve ödeme altyapılarıyla avantaj sağlasa da çok modlu yapay zekâ modelleri ve bu modelleri besleyen kullanıcı verileri, yeni rekabetin merkezinde yer alıyor. Bu bağlamda, akıllı telefonlar kısa vadede kaybolmayacak, ancak rolü giderek arka plandaki bağlantı ve güç yönetimi görevleriyle sınırlanabilir.
"Akıllı gözlükler ve giyilebilir yapay zekâ cihazları, mobil deneyimde yeni bir katman oluşturuyor"
Yapay zekâ çağında akıllı telefonların geleceği ciddi anlamda tartışma konusu. Yeni cihazlar ve yapay zekâ destekli arayüzler, mobil deneyimi kökten değiştirme potansiyeli taşıyor. Bu konuda Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nden Doç. Dr. Emre Dandıl’ın görüşleri şöyle:
"Akıllı gözlükler, pin’ler ve diğer yapay zekâ destekli giyilebilir cihazlar, özellikle ellerin serbest şekilde kullanımı, kullanıcılarının sağlık parametrelerinin izlenmesi, davranışlarının takibi ve kişisel asistan kullanımı şeklinde öne çıkmaktadır. Bu cihazların, kısa veya orta vadede, akıllı telefon teknolojilerini tamamen bitirmekten çok, onu tamamlayan bir yardımcı katman gibi kullanılacağını değerlendiriyorum. Diğer taraftan, büyük ekrana sahip olması, güçlü donanım altyapısı, mahremiyet/gizlilik ilkelerine riayet ve çok yönlü kullanım ihtiyacı nedeniyle akıllı telefonlar, günümüzde hâlâ birincil araç olma konumunu koruyor. Ayrıca uzun vadede, etkileşimin çoğunlukla yapay zekâ merkezli yeni cihazlar üzerinden yürütülmesi, akıllı telefonların ise arka planda güç ve diğer ortamlara bağlantıları sağlama görevlerini yerine getirecek teknolojilere dönüşmesi öngörülmektedir."
"Yapay zekâ, mobil ekosistemde güç dengelerini yeniden tanımlıyor"
Gücün ve rekabetin yapay zekâ ile yeniden şekillendiğini vurgulayan Doç. Dr. Dandıl, mobil ekosistemdeki değişimi şöyle özetliyor: "Yapay zekâ çağında mobil ekosistemdeki güç dengesi, sadece alt donanım ve işletim sistemi üstünlüğünden farklı olarak, veri ve büyük ölçekli modellerin kontrolünde yeniden şekillenmektedir. Apple ve Google’ın mevcut gücü, güçlü donanım altyapısı ve işletim sistemi mimarileri ile uygulama ve servislerinden kaynaklanmakla birlikte, yapay zekâ temelli asistan ve ajanların kullanıcı deneyiminde merkezi bir rol üstlenmesi bu dengeyi kısmen dönüştürmektedir. Bu bağlamda, çok modlu ve geniş kapsamlı dil modellerinin kalitesi, özleştirilebilme düzeyi ve bu modelleri besleyen kullanıcı verisinin ölçeği, rekabet avantajının temel belirleyicileri hâline gelmektedir. Bununla birlikte, uygulama mağazaları, tarayıcılar, varsayılan arama motorları ve ödeme altyapıları gibi dağıtım kanallarının kontrolü, büyük platformların konumunu güçlendirmeye devam etmektedir. Sonuç olarak, veri ve model katmanındaki yenilikler, donanım ve işletim sistemi altyapılarına çoğunlukla bağlı olduğundan, güçlü platform sahiplerinin lehine bir eğilimin devam ettiği söylenebilir."
"Alternatif cihazlara yöneliş, stratejik ve teknolojik bir gereklilik"
Alternatif cihazlara yönelmenin nedenlerini ise Doç. Dr. Dandıl şöyle açıklıyor: "OpenAI, Meta ve Amazon gibi şirketlerin alternatif cihazlara yönelmesini, Apple ile Google’ın hâkim olduğu platformlardaki uygulama komisyonları ve kontrol kısıtlamalarından kaçınma arzusunun ön planda olduğu stratejik bir hamle olarak değerlendiriyorum. Bununla birlikte, yapay zekâ tabanlı asistan vizyonu, düşük gecikmeli işlem, özel donanım optimizasyonu ve veri akışını doğrudan yönetme gereklilikleri gibi teknolojik zorunluluklar bu eğilimi güçlendiriyor. Bu süreç, mobil ekosistemde güç dengesini donanım/yazılım entegrasyonundan veri/model/servis alanına kaydırarak, melez bir yapıyı ön plana çıkarmaktadır."
Doç. Dr. Dandıl tüketici davranışlarını ise şöyle değerlendiriyor:
"Özellikle son birkaç yılda, tüketiciler yapay zekâ asistanlarına kısmen güvenmeye başlamıştır. Ancak yapay zekâ araçları, ekrana bakma alışkanlığını azaltmakta yavaş kalıyor. 2026 verilerine göre, kullanıcıların sadece yaklaşık olarak %19’u yapay zekâ asistanlarını birincil araç olarak kullanıyor ve önemli kararlarda yine de doğrulama yapıyor. Diğer taraftan, dijital yorgunluk ekran süresini azaltma eğilimi yaratsa da gizlilik ve güvenlik kaygıları, hata korkusu ve kontrol kaybı duygusu kullanıcıların ekran süresini azaltıyor. Bu dönüşümün, kullanıcı tabanlı güvene bağlı olarak 5-10 yıl süreceği ve yapay zekâ asistanlarının kısa vadede tamamlayıcı rol oynayacağı öngörülmektedir."
“Akıllı telefonlar merkezi bileşen olarak kalacak, yapay zekâ cihazları ise yardımcı görevleri üstlenecek”
Doç. Dr. Dandıl’ın değerlendirmesinden sonra Ankara Üniversitesi, Siber Güvenlik Meslek Yüksekokulu, Bilgisayar Teknolojileri Bölümü'nden Doç. Dr. Denizer Yıldırım’ın görüşleri de dikkat çekiyor. Doç. Dr. Dandıl gibi Yıldırım da akıllı telefonların kısa vadede merkezî rolünü koruyacağını ve yapay zekâ merkezli cihazların tamamlayıcı araçlar olacağını öngörüyor. Ancak Doç. Dr. Yıldırım, kullanıcı alışkanlıkları ve ekrana olan güven duygusuna daha fazla vurgu yaparak, dönüşümün hızının tüketici davranışları üzerinden belirleneceğini vurguluyor: "Hiçbir giyilebilir veya ‘ekransız’ arayüz akıllı telefonun çok amaçlı kullanım deneyimini sunamıyor; bu nedenle bu tür teknolojilerin toplumsal kabulü yavaş ilerliyor. Ekran, hâlâ kullanıcıya kontrolün büyük ölçüde kendisinde olduğu hissini veren en güçlü arayüz bileşeni olarak varlığını sürdürüyor. Arka planda algoritmalar çalışsa da nihayetinde kullanıcı tercihleri ve etkileşimleri bu yönlendirmeleri şekillendiriyor. Bu yüzden akıllı telefonlar, hesapların, dijital kimliklerin ve karmaşık süreçlerin yönetildiği merkezî bileşen olarak kalmaya devam edecek. Yapay zekâ merkezli cihazlar ise bu merkezi yapının yerine geçmekten ziyade; bağlama duyarlı mikro görevleri üstlenen, anlık karar süreçlerini destekleyen ve kontrolü merkezi bileşenle uyum içinde paylaşan yardımcı araçlar olacak."
“Akıllı telefonlar hâlâ tercih ediliyor, yapay zekâ cihazları yavaş ilerliyor”
Yıldırım ayrıca, tüketici davranışları açısından dönüşümün beklenenden yavaş ilerleyeceğini belirtiyor:
"İnsanların ekrana bakmayı tamamen bırakıp yapay zekâ asistanlarına güvenmeye hazır olduğunu söylemek şu an için güç. Teknoloji Kabul Modeli’ne göre bir yeniliğin benimsenmesini belirleyen iki temel unsur, algılanan fayda ve algılanan kullanım kolaylığıdır. Akıllı telefonların algılanan faydası çok yüksek; çünkü günlük yaşamda ihtiyaç duyulan neredeyse tüm işlevleri tek bir merkezde sunuyor. Uzun yıllar içinde öğrenilmiş ve içselleştirilmiş bir kullanım pratiği, akıllı telefonları yeni teknolojilere kıyasla daha kolay ve güvenli kılıyor. Buna karşılık yapay zekâ merkezli cihazlar, genellikle belirli ve sınırlı amaçlar için yüksek fayda sunsa da kullanım biçimleri henüz standartlaşmadığı için algılanan kullanım kolaylığı açısından belirsizlikler barındırıyor. Bu belirsizlikler zamanla azalabilir; ancak dönüşüm, alışkanlıklar ve güven ilişkileri üzerinden yavaş ilerliyor."
Yıldırım, yapay zekâ araçlarının kullanıcı üzerindeki etkisini somut örneklerle açıklıyor:
"Örneğin bir akıllı saatin kullanıcıya 'çok yüksek riskli bir kalp hastasısın, şu şekilde davranmalısın' şeklinde kesin bir yargı sunması, yetkiyi kullanıcıdan alır ve kaygı üretir. Oysa 'ölçümlerinde klinik değerlendirme gerektirebilecek bazı bulgular tespit edildi, bir kalp doktoruna başvurmanı öneririm' demesi, karar sürecini kullanıcıda bırakır ve yapay zekâyı destekleyici bir araç olarak konumlandırır. Bu nedenle yapay zekâ merkezli ürünlerin benimsenmesi, yalnızca teknik doğrulukla değil; insan psikolojisini gözeten, kaygı uyandırmadan yönlendiren ve nihai kararı insana bırakan etkileşim modellerine bağlıdır."
"Akıllı telefonlar ve marka hâkimiyetleri yapay zekâ ile yeniden şekillenmektedir"
Mudanya Üniversitesi, Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Yelda Fırat da akıllı telefonlar ve yapay zekânın kesişiminde yaşanan değişimi ele alıyor. Dandıl ve Yıldırım gibi Fırat da akıllı telefonların merkezi rolünün dönüşmekte olduğunu kabul ediyor; ancak onun vurgu yaptığı nokta daha çok küresel rekabet, marka hâkimiyeti ve yapay zekâ modellerinin belirleyiciliği üzerinde:
"Akıllı telefonlar, yapay zekâ ile derinlemesine entegre oldukça bugüne kadar alıştığımız cihaz ve marka hâkimiyetleri sorgulanır hâle geliyor. Önümüzdeki dönemde bazı köklü markaların tarih sahnesinden silinmesi şaşırtıcı olmayabilir. Apple–Google ikilisinin uzun yıllardır süren üstünlüğü artık donanımdan çok, veri ve yapay zekâ modellerini kimin kontrol ettiği üzerinden şekilleniyor. Bu dönüşüm yalnızca teknolojik değil, küresel ölçekte yaşanan rekabet ve güç dengeleriyle de doğrudan bağlantılı."
"Yapay zekâ modelleri klasik arama motorlarının önüne geçmektedir"
Dr. Fırat, yapay zekâ modellerinin klasik arama motorlarının yerini almaya başladığını ve küresel rekabetin bu alanda yoğunlaştığını vurguluyor; bu, Yıldırım’ın kullanıcı alışkanlıkları ve ekrana olan güven duygusuna odaklanmasıyla paralel ama daha makro bir perspektif sunuyor: "Bugün ChatGPT, Grok, DeepSeek gibi yapay zekâ modelleri klasik arama motorlarının önüne geçmiş durumda; Google çoğu kullanıcı için bilgi kaynağından çok konum ve yön bulma aracı hâline geldi. Yapay zekâ, dünyada üretilmiş verilerin ortalamasından hareket eden, geçmişten beslenen ve yeni olanı tahmin etmeye çalışan bir yapı. ABD ve Çin arasında bu alanda açık bir rekabet yaşanıyor ve yapay zekâ dünyasında adeta bir ‘model savaşı’ sürüyor."
Ayrıca Fırat, teknolojik değişimin meslekleri dönüştürdüğünü ve yapay zekâyı doğru kullanmanın önemine dikkat çekiyor; bu, Dandıl ve Yıldırım’ın vurguladığı kullanıcı etkileşimi ve karar süreçlerinin önemine paralel bir insan odaklılık:
"Bu gelişmeler sağlık ve eğitim başta olmak üzere birçok mesleği dönüştürüyor. Özellikle sağlık alanında yapay zekânın büyük bir devrim yaratacağına inanıyorum; bazı branşlar dışında mevcut doktorluk pratiğinin köklü biçimde değişmesi kaçınılmaz. Eğitimde ise sınav merkezli sistemlerin anlamını yitirdiği bir döneme giriyoruz. Asıl mesele, yapay zekâyı en doğru şekilde nasıl kullandığımız; çünkü yapay zekâ yanılabilir ve onu doğru yönlendirmek hâlâ insanın sorumluluğunda."
Bu nedenle yapay zekâ ve mobil teknolojiler arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşırken, yeni cihazlar yalnızca kullanıcı deneyimini zenginleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda insanların teknolojiyle etkileşim biçimlerini kökten değiştiriyor. Doç. Dr. Emre Dandıl ve Doç. Dr. Denizer Yıldırım’ın da belirttiği gibi, bu cihazlar kısa vadede akıllı telefonların yerini almak yerine onları tamamlayan bir katman olarak öne çıkacak; uzun vadede etkileşimin çoğu yapay zekâ merkezli cihazlar üzerinden yürütülmesi bekleniyor.
Küresel teknoloji ekosisteminde güç dengeleri de dönüşüyor. Dr. Öğr. Üyesi Yelda Fırat’ın işaret ettiği gibi, veri ve yapay zekâ modellerinin kontrolü artık klasik donanım ve işletim sistemi üstünlüğünden daha belirleyici bir rol oynuyor. Bu durum, yalnızca şirketlerin rekabet stratejilerini değil, kullanıcıların deneyim, güven ve mahremiyet algısını da şekillendiriyor. Yeni modeller ve cihazlar, sağlık, eğitim ve günlük yaşam gibi alanlarda pratik ve öngörülebilir sonuçlar sunarken, insanların teknolojiye bakış açısını da yeniden tanımlıyor.
Ezcümle, akıllı telefonlar bir anda ortadan kalkmayacak olsa da teknolojinin merkezî konumu evrilmeye devam edecek. Kullanıcılar, güven ve mahremiyet endişeleriyle dengelenmiş bir şekilde yapay zekâ araçlarını benimsiyor; şirketler ise donanım ve veri kontrolünü harmanlayarak geleceğin mobil deneyimini şekillendiriyor. Bu süreç, teknolojinin sürekli değişen doğasını ve insan-makine etkileşiminin derinleşen boyutlarını anlamak için eşsiz bir fırsat sunuyor.