Seçimlerin yeni cephesi: Sosyal medya

Haberin Eklenme Tarihi: 3.11.2026 14:54:00 - Güncelleme Tarihi: 3.11.2026 15:06:00

Demokrasinin en önemli unsurlarından biri, vatandaşın siyasi kararını özgürce verebilmesidir. Ancak bu özgürlüğün gerçekleşmesi için seçmenin yalnızca oy kullanabilmesi yetmez; doğru bilgiye ulaşabilmesi, farklı görüşlerle karşılaşabilmesi ve siyasi tercihlerini baskı altında kalmadan oluşturabilmesi gerekir. Sosyal medya, bu imkânları genişlettiği kadar onları zayıflatabilecek araçları da beraberinde getiriyor. Bugün seçim kampanyaları, geleneksel siyasi örgütlenmenin yanında dijital toplulukların, reklam ağlarının ve algoritmaların etkisi altında şekilleniyor.

Bunun demokratik katılımı güçlendiren tarafını Brezilya'da görmek mümkün. The Guardian gazetesinin 31 Ekim 2026 tarihli analizinde, Lula da Silva'nın seçim kampanyasında sosyal medya üzerinden kurulan örgütlenmenin rolü ele alınıyor. İlk turda rakibinin gerisinde kalan Lula'nın kampanyası, dijital iletişim stratejisini değiştirerek seçmenle daha doğrudan ilişki kurmaya yöneldi. André Janones öncülüğünde oluşturulan “Lula'nın Ordusu” adlı WhatsApp topluluğunun üye sayısı yaklaşık 60 binden 11 milyona yaklaştı. Grupta destekçilerden belirli içerikleri paylaşmaları, siyasi mesajları yaymaları ve çevrelerindeki seçmenlerle iletişim kurmaları isteniyordu. Lula'nın selfie videolarıyla seçmene doğrudan seslenmeye başlaması da bu dönüşümün parçasıydı.

Burada dikkat çekici olan, dijital kampanyanın yalnızca profesyonel reklamlarla yürütülmemesi. Sıradan vatandaşlar, siyasi iletişimin aktif katılımcılarına dönüşüyor. Bir seçmen, yalnızca kendisine sunulan mesajları tüketmek yerine kendi çevresinde tartışma başlatabiliyor, içerik üretebiliyor ve siyasi görüşünü görünür kılabiliyor. Özellikle gençlerin geleneksel parti yapılarıyla kurmakta zorlandığı ilişki, sosyal medya üzerinden yeniden kurulabiliyor. Bu açıdan dijital örgütlenme, siyasetin katılım kanallarını genişleten önemli bir demokratik araç.

Ancak aynı araçlar, bambaşka amaçlarla da kullanılabiliyor. Fransa'da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ortaya çıkarılan büyük ölçekli etki operasyonu bunun çarpıcı bir örneği. Le Monde gazetesi, 29 Ekim tarihli araştırmasında, üç yıldır Avrupa ülkelerinde yürütülen ve özellikle Müslüman karşıtı, ırkçı içerikler üzerinden kamuoyunu etkilemeye çalışan bir reklam kampanyasını ortaya koydu. Araştırmacılar Marc Owen Jones ve Sohan Dsouza'nın tahminlerine göre kampanya, farklı platformlarda yaklaşık 830 milyon görüntülenmeye ulaştı ve toplam bütçesi 10 milyon avroyu aşmış olabilir. Fransa'da milyonlarca kullanıcı, Katar'ı Avrupa'daki göç ve İslamlaşma iddialarıyla ilişkilendiren reklamlarla karşılaştı.

Gizli propaganda, denetimsiz reklamlar ve yapay zekâ destekli manipülasyon

Araştırmanın en önemli boyutu, kampanyanın yalnızca içeriklerinin değil, arkasındaki organizasyonun da izini sürmesi. Reklamların finansmanında ve üretiminde İsrail'deki özel sektör bağlantılarına işaret eden teknik bulgular, video dosyalarının kayıt verileri ve IP adresleri aktarılıyor. Buradaki demokrasi için var olan tehlike, milyonlarca avroluk bütçelerle yürütülen, kaynağı gizlenen ve ırkçı anlatıları besleyen bir kampanyanın, seçim atmosferini etkilemek üzere kullanılabilmesi.

Bu örnek, sosyal medya reklamcılığının demokratik denetim bakımından taşıdığı açığı da gösteriyor. Siyasi propaganda artık yalnızca bir partinin resmî hesabından yayımlanan reklamdan ibaret değil. Farklı ülkelerdeki şirketler, aracı kuruluşlar, anonim reklam verenler ve içerik üreticileri üzerinden yürütülen kampanyalar, gerçek finansman kaynağını ve siyasi amacı gizleyebiliyor. Bir reklamın kime ait olduğunu, hangi çıkarı temsil ettiğini ve neden belirli bir kullanıcıya gösterildiğini anlamak giderek zorlaşıyor.

Üstelik bu sorun yalnızca yasa dışı veya gizli kampanyalarla sınırlı değil. Amnesty International'ın 25 Ağustos 2026'da yayımladığı Brezilya araştırması, Meta'nın Facebook reklam denetimini doğrudan test etti. Kuruluş, seçimlere ilişkin yanlış bilgiler içeren 14 reklam ve bir tarafsız reklam olmak üzere 15 deneme reklamı hazırladı. Bunlardan sekizi, seçim dezenformasyonu içerdiği hâlde yayımlanmak üzere onaylandı. Diğer yedi reklam ise yanlış bilgi içerdiği gerekçesiyle değil, siyasi reklam kategorisinde kimlik doğrulamasına ihtiyaç duyduğu için engellendi. Amnesty, reklamları gerçek kullanıcıların karşısına çıkmadan iptal ettiğini belirtti.

Bu deneyin ortaya koyduğu sorun, platformların yalnızca içerik üreticilerinin niyetlerini değil, kendi ticari modellerini de sorgulamayı gerektiriyor. Sosyal medya şirketleri, kullanıcıların ilgisini ve davranışlarını analiz ederek reklamları belirli gruplara ulaştırıyor. Bu sistem, ticari ürünlerin pazarlanmasında olduğu gibi siyasi mesajların yayılmasında da kullanılabiliyor. Reklamın hedef kitlesi ne kadar dar ve hassas biçimde belirlenirse, aynı siyasi kampanya farklı seçmen gruplarına birbirinden tamamen farklı vaatler, korkular ve mesajlar sunabiliyor. Üstelik bu mesajların tamamı kamuoyunun ortak denetimine açık olmayabiliyor.

Brezilya'daki seçim sürecini inceleyen The Attention Machine araştırması ise tartışmanın bir başka boyutuna dikkat çekiyor: Yapay zekâ ile üretilmiş siyasi içeriklerin hızla çoğalması ve seçmenin gerçek ile kurgu arasındaki ayrımı yapmakta zorlanması. Araştırmanın aktardığı Lupa'nın VigIA projesi verilerine göre, incelenen 972 şüpheli siyasi paylaşımın 920'sinde yapay zekâ ile üretim veya değiştirme tespit edildi; bunların 554'ü deepfake olarak sınıflandırıldı. Bu rakamlar bütün sosyal medya içeriklerini temsil etmiyor; belirli bir şüpheli içerik havuzunun incelenmesine dayanıyor. Yine de siyasi manipülasyonun üretim maliyetinin ne ölçüde düştüğünü gösteriyor.

Burada demokrasi açısından kritik bir eşik bulunuyor. Bir adayın gerçek dışı bir konuşmasının, hiç söylemediği sözlerin veya bulunmadığı bir ortamın görüntüsünün birkaç dakika içinde üretilip binlerce hesaptan paylaşılması, seçmenin kararını doğrudan etkileyebilir. Üstelik içerik sonradan yalanlansa bile ilk görüntünün yarattığı izlenimi ortadan kaldırmak kolay değil. Siyasi iletişimde doğrulama çoğu zaman dezenformasyonun yayılma hızının gerisinde kalıyor.

Seçim güvenliğinin yeni boyutu: Dijital şeffaflık ve demokratik denetim

Bütün bunlar, sosyal medyanın seçimler üzerindeki etkisini yalnızca olumlu veya olumsuz bir teknoloji tartışmasına indirgemeyi imkânsız hâle getiriyor. Aynı WhatsApp ağı, bir ülkede seçmenleri demokratik katılıma çağırırken başka bir yerde organize nefret söyleminin yayılmasına hizmet edebiliyor. Aynı reklam altyapısı, siyasi partilerin seçmenlere programlarını anlatmasını sağlarken kaynağı belirsiz milyonlarca avroluk propaganda kampanyalarına da kapı açabiliyor. Aynı yapay zekâ teknolojisi, vatandaşların siyasi bilgiye erişimini kolaylaştırırken hiç yaşanmamış olayları yaşanmış gibi gösterebiliyor.

Sosyal medya seçim sonuçlarını tek başına belirlemiyor ancak seçmenin hangi konulara odaklanacağını, hangi adayları tanıyacağını ve hangi iddialara inanacağını etkileyebiliyor. Kararsız seçmenlere ulaşmak, siyasi destekçileri harekete geçirmek veya bazı seçmenleri sandıktan uzaklaştırmak için kullanılabiliyor. Bu nedenle etkisini yalnızca erişim ve paylaşım sayılarıyla değil, seçmen davranışında yarattığı değişimle değerlendirmek gerekiyor.

Burada ihtiyaç, sosyal medyadaki siyasi faaliyetleri sınırlamak değil, daha şeffaf hâle getirmek. Reklamların kim tarafından finanse edildiği, hangi kitlelere gösterildiği ve sahte içeriklerin nasıl yayıldığı denetlenebilmeli. Ancak dezenformasyonla mücadele araç ve kurumlarının daha aktif hâle getirilmeli. Platformların yanı sıra siyasi partiler ve reklam verenler de sorumluluk taşımalı.

Sosyal medya siyasete katılımı kolaylaştırıyor fakat büyük bütçelere, gelişmiş veri altyapısına ve güçlü dijital ağlara sahip aktörlere de önemli avantaj sağlıyor. Dolayısıyla seçimlerin adil olması artık yalnızca sandığın güvenliğine bağlı değil. Seçmenin kararını oluşturduğu dijital ortamın ne kadar açık ve denetlenebilir olduğu da önem taşıyor. Çünkü seçmenin özgürce oy kullanması kadar, kararını hangi bilgiye dayanarak verdiği de demokrasinin temel meselelerinden biri hâline geliyor.