İoanna Kuçuradi'nın ardından: Felsefeden hayata uzanan miras

Haberin Eklenme Tarihi: 5.10.2026 14:08:00 - Güncelleme Tarihi: 5.10.2026 14:21:00

Bir filozofun yaşamı sona erdiğinde geride yalnızca kitapları ve ortaya koyduğu kavramlar kalmaz. Bazen geride, dünyaya ve insana bakışa dair bir iz de kalır. İoanna Kuçuradi’nin 89 yıllık hayatına bakınca, geride kalan şeyin tam da böyle bir iz olduğu görülüyor. Kuçuradi felsefeyi yalnızca üniversite kürsülerinde konuşulan, kendi içine kapalı bir düşünme alanı olarak görmedi; insanı, değerleri, etiği, özgürlüğü ve insan haklarını hayatın içindeki karşılıklarıyla düşündü.

İnsan ve Değerleri ve Etik başta olmak üzere eserlerinde, insanı ve eylemlerini hazır yargılarla değil, onları anlamaya ve değerlendirmeye çalışarak ele aldı. İnsan hakları konusunda yürüttüğü çalışmalar da onun felsefesinin yalnızca teorik bir uğraş olmadığını gösterdi. İnsanın değerini korumanın, onu yalnızca bir kavram olarak anlamaktan değil, haklarını ve özgürlüğünü gözetmekten geçtiğini savundu. Belki de Kuçuradi’yi farklı kılan, felsefeyi hayatın dışına çekmek yerine hayatın tam ortasına koymasıydı.

Kuçuradi’nin hayatı da bu düşünce çizgisini takip etti. Akademide geçen yıllar, Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün kuruluşu, Türkiye Felsefe Kurumu’ndaki çalışmaları, insan hakları alanındaki faaliyetleri ve UNESCO’daki görevleri, birbirinden ayrı başlıklar gibi görünse de aynı arayışın etrafında birleşti: İnsanı anlamak ve insanın değerini korumak. Dünya Felsefe Günü’nün ilan edilmesine uzanan çalışmalarından yetiştirdiği öğrencilere kadar uzanan geniş bir alanda, felsefenin yalnızca filozoflara ait bir uğraş olmadığını gösterdi. 89 yıla sığan bu hayat, bir akademisyenin kariyerinden çok daha fazlasını; düşüncenin insan hayatına değebileceği uzun bir yolu anlatıyor.

Peki bir filozofu, geride bıraktığı eserler ve aldığı unvanların ötesinde nasıl hatırlamalı? Kuçuradi’nin felsefi mirasını ve düşünce dünyasını, İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Enis Doko ile Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu Eğitimi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Mustafa Günay değerlendirdi. Sanatçı Günnur Özsoy ise Kuçuradi’yi bambaşka bir yerden anlattı: Onu çocukluğundan beri tanıyan biri olarak, filozofun kitaplara ve kürsülere sığmayan yönünü, hayatındaki yerini ve insani tarafını paylaştı.

“Kuçuradi’yi bir otoriteye dönüştürmek yerine, sorularını tartışmaya devam etmek gerekiyor”

İoanna Kuçuradi’nin felsefesini yalnızca insan hakları savunuculuğu üzerinden okumanın eksik kalacağını belirten İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Enis Doko, Kuçuradi’nin arkasında sistematik bir değer felsefesi ve etik anlayışı bulunduğuna dikkat çekti: “Kuçuradi’yi yalnızca bir insan hakları savunucusu olarak görmek eksik olur. Onun arkasında oldukça sistematik bir değer felsefesi ve etik anlayışı vardır. Temel düşüncesi, değerlerin bütünüyle öznel olmadığı ve insanları, eylemleri ya da durumları doğru değerlendirmenin mümkün olduğudur. İnsan hakları düşüncesi de bu değer anlayışının bir sonucudur. İnsan haklarını, insanın kendine özgü imkânlarını gerçekleştirebilmesinin vazgeçilmez koşulları olarak görür.”

Prof. Dr. Doko’ya göre Kuçuradi’nin Türkiye’deki en önemli katkılarından biri, insan haklarını yalnızca hukuki ya da siyasi bir mesele olarak değil, felsefi temelleri olan bir konu olarak ele almasıydı. Kuçuradi’nin Türkiye’de felsefenin kurumsallaşmasına yaptığı katkının da önemli olduğunu belirten Doko, onun asıl kalıcı düşünsel mirasının farklı kavramlar arasında kurduğu sistematik ilişkide ortaya çıktığını söyledi: “Düşünsel açıdan daha kalıcı olan, ‘değer’, ‘değerlendirme’, ‘insanın değeri’ ve ‘insan hakları’ arasında sistematik bir bağ kurmaya çalışmasıdır.”

Kuçuradi’nin düşüncesinde insan, değer, etik ve insan haklarının birbirinden kopuk başlıklar olmadığını ifade eden Doko, bu yaklaşımın bugün de tartışılabilecek güçlü bir zemin sunduğunu söyledi. Ancak Doko, Kuçuradi’nin düşüncesinin eleştirel biçimde yeniden ele alınması gerektiğine de işaret etti: “Kuçuradi’de bunlar birbirinden kopuk başlıklar değildir. İnsanın belirli olanakları vardır, bunlar insanın değerinin temelini oluşturur. Etik, insanı ve eylemlerini doğru değerlendirme çabasıdır. İnsan hakları ise bu insani olanakların korunabilmesi ve geliştirilebilmesi için gerekli koşullardır. Bu yaklaşımın bugün hâlâ güçlü tarafları var. Fakat insanın değerinin tam olarak nasıl temellendirildiği ve bu temelden evrensel ve eşit haklara nasıl geçildiği de tartışılmaya devam edilmelidir.”

“Bir filozofu yaşatmanın yolu yalnızca onu övmek değildir”

Kuçuradi’nin düşüncesinin gelecek kuşaklara aktarılması konusunda ise Doko, onu yalnızca anmanın ya da övgüyle yad etmenin yeterli olmayacağını düşünüyor. Ona göre gerçek miras, bir filozofun metinlerinin yeniden okunması ve gerektiğinde eleştirilmesiyle yaşayabilir: “Bir filozofu yaşatmanın yolu yalnızca onu övmek değildir. Hatta bu daha ziyade bir imgeyi yaşatmaktır. Bu ise metinlerini okumak, yeniden tartışmak ve gerektiğinde eleştirmekle olur.”

Doko, özellikle İnsan ve Değerleri ve Etik gibi eserlerin çağdaş değer teorisi, metaetik ve insan hakları felsefesiyle daha fazla karşılaştırılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Onun mirasına en uygun tavır da sanırım budur. Kuçuradi’yi bir otoriteye dönüştürmek yerine, ortaya attığı felsefi soruları ciddiyetle tartışmaya devam etmek gerekiyor. Kant ya da Platon gibi filozoflar otorite ya da imge oldukları için büyük düşünürler değildir. Fikirleri en çok eleştirilen ve ara ara bu eleştiride değişerek yeniden doğdukları için büyük filozoflardır.”

Kuçuradi’nin felsefi mirasının bir başka yönüne ise Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu Eğitimi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Mustafa Günay dikkat çekti. Günay, Kuçuradi’nin etik, değer ve insan hakları çalışmalarının yanı sıra sanat ve edebiyatla kurduğu ilişkiye, felsefe eğitimine verdiği öneme ve düşüncelerini akademinin dışına taşıma çabasına vurgu yaptı. Kuçuradi hakkında konuşmanın kendisi için aynı zamanda bir sorumluluk duygusu yarattığını belirten Günay, şöyle konuştu: “Bazı kişiler hakkında yazmak ve konuşmak hem kolay hem de zordur. İoanna Kuçuradi hocayla ilgili olarak böyle bir durum söz konusu, en azından benim için. Çünkü onu doğru anlamak ve değerlendirmek istediğimizde, güçlü bir sorumluluk duygusu uyanıyor insanın içinde.”

“Kuçuradi aynı zamanda bir şairdi”

Kuçuradi’nin çalışmalarının ağırlık merkezini etik, değerler ve insan haklarının oluşturduğunu belirten Günay, onun aynı zamanda sanat ve edebiyatla güçlü bir bağ kurduğunu hatırlattı. Kuçuradi’nin bir şair olduğunu da vurgulayan Günay, edebiyat eserlerinin onun felsefi düşüncesinde yalnızca yardımcı bir unsur olmadığını, bazı etik kavramların somut olarak anlaşılmasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi: “Felsefi çalışmaları daha çok etik ve insan hakları üstüne yoğunlaşmakla birlikte Kuçuradi, sanata da ilgi duyan ve çeşitli yazılarında bu ilgisini ortaya koyan bir düşünürdür. Kuçuradi aynı zamanda bir şairdir. Yıllar önce yayımladığı ve yakınlarda yeni basımı yapılan şiir kitabı onun felsefeciliğinin yanı sıra edebiyatçı kimliğinin de bir göstergesidir.”

Doç. Dr. Günay’a göre Kuçuradi’nin edebiyatla ilişkisi, düşüncesinin önemli bir parçasını da oluşturuyordu. Kuçuradi’nin etik, değer ve insan hakları üzerine düşünürken edebî karakterlere ve onların eylemlerine başvurmasının, soyut felsefi kavramları somut insan deneyimleri üzerinden ele almasına imkân verdiğini belirten Günay, “doğru değerlendirme” kavramının da bu yaklaşım içinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi: “Kuçuradi, bazı felsefi kavramların, etik değerlerin öğrenilmesinde/öğretilmesinde edebiyat eserlerinden yararlanmanın gerekli olduğunu söyler. Örneğin ‘etik özgürlük’ kavramı somut olarak ya böyle bir kişide ya da bir edebiyat eserinde görülebilir.”

Günay, Kuçuradi’nin yalnızca kendi döneminin akademik tartışmalarına değil, yaşadığı çağın toplumsal ve düşünsel sorunlarına da yöneldiğini belirtti. Özellikle “Her şey yapılabilir” ve postmodern söylemlerdeki “Ne olsa gider” anlayışına yönelik eleştirilerinin, insan gerçekliğinin nasıl değerlendirileceği sorusunu yeniden gündeme getirdiğini ifade etti. Ona göre Kuçuradi’nin felsefesinde etik, yalnızca teorik bir tartışma değil, insanların eylemleri ve yaşamlarıyla doğrudan ilişkili bir meseleydi: “İnsan gerçekliğini değerlendirme sorunu, Kuçuradi’nin üzerinde en çok durduğu sorunların başında gelir. İnsan sorunları hakkında düşünmek aynı zamanda ‘insanın olanakları’yla ilişkilidir. Bu çerçevede etik sorunların farkına varmak ve söz konusu sorunlar karşısında yeni eylem ve yaşantı olanakları aramak, Kuçuradi için insanın ayırt edici özelliklerinden biridir.”

Kuçuradi’nin mirasının eğitim boyutunun da özellikle hatırlanması gerektiğini söyleyen Günay, onun daha 1969’da yayımladığı Liselerimizde Felsefe Öğretimi adlı çalışmasının bu açıdan dikkat çekici olduğunu belirtti. Kuçuradi’nin felsefe eğitimini yalnızca bilgi aktarmak olarak görmediğini, öğrencide problem bilinci oluşturmayı ve onu yaşadığı hayatı sorgulamaya yöneltmeyi amaçladığını aktaran Günay, onun eğitim anlayışının insan hakları ve etik değerler etrafında şekillendiğini söyledi: “Kuçuradi, felsefe eğitiminde/öğretiminde ‘sistematik’ bir anlayışı önerir. Bu anlayış ise felsefenin ilk görevi olarak, bilgi aktarmayı ve sentezini yapmayı amaçlayan bir anlayış değil, bunun yerine, ‘problem bilincini uyandırmak ve bu problemlerle ilgili soru sordurmak olduğunu bilen anlayıştır.’”

“Kuçuradi’nin eğitim anlayışı yalnızca okullarla sınırlı kalmadı”

Doç. Dr. Günay, Kuçuradi’nin eğitim anlayışının yalnızca okullarla sınırlı kalmadığını, insan hakları konusunda kamu görevlilerine yönelik eğitim çalışmalarına da uzandığını anlattı. 2000’li yıllara yaklaşırken insan hakları ve demokrasi eğitiminin gündeme gelmesinde Kuçuradi’nin çabalarının etkili olduğunu belirten Günay, kendisinin de bu çalışmaların bir parçası olarak Adana Polis Okulu’nda yaklaşık iki yıl boyunca güvenlik personeline insan hakları üzerine sunum ve söyleşiler yaptığını aktardı.

Kuçuradi’nin felsefeyi farklı kesimlere ulaştırma çabasını gösteren çalışmalardan biri de Günay’ın bizzat içinde yer aldığı “Anadolu’da Felsefeye Yolculuk” projesiydi. Türkiye Felsefe Kurumu ve UNESCO iş birliğiyle 2012’de başlayan proje kapsamında Hierapolis-Denizli’de Epiktetos, Sinop’ta Diogenes ve İzmir-Urla’da Anaksagoras üzerine etkinlikler düzenlendi. Günay, Kuçuradi’nin bu tür çalışmalarla felsefeyi yalnızca akademik çevrelerin konusu olmaktan çıkaran bir anlayışın öncülerinden olduğunu belirtti: “İoanna Hoca sanırım ülkemizi dünyada felsefe alanında en çok temsil eden kişidir. Onun dünyanın birçok yerinde katıldığı toplantılarda yaptığı sunumlarla, dünyaya açılma yönünde felsefecilerimize örnek oluşturduğu söylenebilir.”

Doç. Dr. Günay’a göre Kuçuradi’nin ardından yapılması gereken ise onun düşüncelerini yalnızca hatırlamak değil, yeniden ele almak ve tartışmak. Bu noktada Doko’nun “bir filozofu yaşatmanın yolu onu övmek değil, tartışmak” yönündeki değerlendirmesiyle de kesişen Günay, Kuçuradi’nin mirasının özellikle genç kuşakların çalışmalarıyla canlı tutulabileceğini düşünüyor: “Bir düşünürün ortaya koyduğu eserler ve bıraktığı düşünce mirası kadar, söz konusu eserlerin ve mirasın değerlendirilmesi, işlenmesi, eleştirel yorumlarla sürdürülmesi de gerekir.”

“Yalnızca eserleriyle hatırlanmayacak”

Doç. Dr. Günay, Kuçuradi’nin düşüncesinin gelecek kuşaklara aktarılmasının, onun bıraktığı etik, insan hakları ve değerler alanındaki birikimin yeni sorunlar karşısında yeniden düşünülmesiyle mümkün olacağını belirtti. Kuçuradi’nin yalnızca eserleriyle değil, yetiştirdiği öğrenciler, felsefe eğitimine yaptığı katkılar ve insan hakları alanındaki çalışmalarıyla da hatırlanacağını söyleyen Günay, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Her insan gibi filozoflar da bir gün hayata gözlerini yumar ama düşünceleri ve duruşları bu dünyada ve insanların yaşamında etkili olmayı sürdürür.”

Kuçuradi’nin düşünsel mirasına ilişkin bu değerlendirmeler, onun felsefe dünyasındaki yerini farklı yönleriyle ortaya koyuyor. Ancak 89 yıllık bir hayatı yalnızca eserleri, akademik çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler üzerinden anlatmak, geride bıraktığı etkinin tamamını göstermeye yetmiyor. Kuçuradi’nin nasıl bir insan olduğunu ve onu çocukluğundan beri tanıyanlarda nasıl bir iz bıraktığını görmek, bu hikâyenin başka bir yönünü ortaya çıkarıyor.

“Kuçuradi’yi çocukluğumdan beri tanıma ayrıcalığına sahip oldum”

Kuçuradi’nin bu kez düşünür kimliğinin ötesindeki yönünü, onu çocukluğundan beri tanıyan sanatçı Günnur Özsoy anlatıyor. Özsoy’un tanıklığı, filozofun kitaplarda ve kürsülerde görünen yönünün ötesine geçerek, yıllar içinde bıraktığı kişisel ve insani izi ortaya koyuyor: “İoanna Kuçuradi’yi çocukluğumdan beri tanıma ayrıcalığına sahip oldum. Yıllar içinde onu dinledikçe, okudukça ve sohbet ettikçe, insana ve hayata bakışındaki açıklığın ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anladım.”

Özsoy’un Kuçuradi’ye ilişkin hatırladığı en belirgin özelliklerden biri, onun yanında düşünmenin daha dikkatli bir hâle gelmesiydi. Kuçuradi’nin bir kavramı kolayca kullanmaya, bir yargıya hızla varmaya ya da bir durumu alışkanlıkla değerlendirmeye izin vermeyen yaklaşımının, çevresindekileri de kendi kabullerine yeniden bakmaya yönelttiğini anlatan Özsoy, bu etkinin yalnızca felsefi sohbetlerle sınırlı kalmadığını vurguluyor: “Beni en çok etkileyen şeylerden biri, düşünmenin onun yanında hep daha dikkatli bir hâle gelmesiydi. Bir kavramı kolayca kullanmak, bir yargıya hızla varmak, bir durumu alışkanlıkla değerlendirmek onun yanındayken pek mümkün değildi. Sanki insanı, fark etmeden yaptığı kabullere yeniden bakmaya çağırırdı.”

“Bazı anlarda onu yanımdaymış gibi düşünüp…”

Özsoy’a göre Kuçuradi’nin düşünme biçimi hiçbir zaman hayattan ayrı bir yerde durmadı. İnsan ilişkilerinden günlük kararlara kadar uzanan bir alanda kendisini hissettiren bu yaklaşım, zamanla Özsoy’un kişisel dünyasında da karşılık buldu: “Onun düşünme biçimi benim için hiçbir zaman hayattan ayrı bir yerde durmadı. Tam tersine, insanlarla kurduğumuz ilişkilerde, aldığımız kararlarda ve bazen küçük görünen davranışlarda kendini gösterirdi. Belki de bu yüzden, bazı anlarda onu yanımdaymış gibi düşünüp içimden onunla konuştuğum olurdu.”

Kuçuradi’nin Özsoy’un sanat hayatına gösterdiği ilgi de bu kişisel bağın bir parçasıydı. Yıllar boyunca sergilerine gelmesi, çalışmalarını takip etmesi ve zaman zaman fikirlerini paylaşması, Özsoy’un hafızasında ayrı bir yer tutuyor. Ancak onun için geride kalan, yalnızca bu anılar değil: “Yıllar boyunca sergilerime gelmesi, işlerimi takip etmesi ve zaman zaman fikirlerini paylaşması benim için hep çok kıymetliydi. Bende en çok kalan ise yalnızca söyledikleri değil, insana ve meselelerin kendisine bakma biçimi oldu.”

Belki de Kuçuradi’nin 89 yıllık hayatının ardından geriye kalan mirasın en kişisel yüzü de burada ortaya çıkıyor. Bir filozofun etkisi yalnızca kitaplarında, derslerinde ya da yetiştirdiği öğrencilerde değil, düşünme biçimini değiştirdiği insanların hayatlarında da sürüyor. Özsoy’un sözleri, Kuçuradi’nin kendisinde bıraktığı izi birkaç cümlede özetliyor: “Bazı insanlar hayatımızdan geçip gitmez. Düşünme biçimimizin bir parçası olurlar. İoanna benim için böyle biriydi. Onu sevgiyle ve büyük bir saygıyla hatırlayacağım…”

Özsoy’un kişisel tanıklığı, Kuçuradi’nin düşüncesinin yalnızca kitaplarda ve akademik tartışmalarda değil, temas ettiği insanların hayatlarında da karşılık bulduğunu gösteriyor.

Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Aksar’ın cenaze töreninde sarf ettiği sözler de bu tabloyu destekler nitelikteydi: “Felsefeyi hayatın içine taşıyan, insan olmanın ve insan kalmanın en büyük erdem olduğunu savunan, adeta Yunus Emre’nin ‘insanı insan olduğu için sevmeyi’ şiar edinen anlayışının günümüz dünyasındaki en önemli temsilcilerinden birisiydi.”

Kuçuradi’nin ardından geriye yalnızca eserleri, yetiştirdiği öğrenciler ve kurduğu kurumlar kalmıyor. İnsana bakarken daha dikkatli olmayı ve değerler üzerine düşünürken daha sorumlu davranmayı hatırlatan bir yaklaşım da kalıyor. Onun ardından söylenenleri değerlendirirken de ne yalnızca bir övgü dili kurmak ne de hayatını birkaç eleştiri üzerinden yeniden tarif etmek gerekiyor.

Belki de bir filozofu anlamanın yolu, onu yalnızca övmek ya da eleştirmekten değil, kişisel yargıların ötesine geçerek ortaya koyduğu düşünceleri yeniden tartışmaktan geçiyor. Kuçuradi’nin düşüncesi de bu tartışmayı sürdürmek için şu soruyu geride bırakıyor: “İnsanları, eylemleri ve değerleri nasıl daha doğru değerlendirebiliriz?”