Güney Afrika’da yabancı düşmanlığı büyüyor

Haberin Eklenme Tarihi: 8.07.2026 11:02:00 - Güncelleme Tarihi: 8.07.2026 11:05:00

Güney Afrika’dan dönen Ugandalı Ssekamate (gerçek adı değil), “20 yılda kurduğum hayatın birkaç gün içinde yok olup gittiğine inanamadım” diyerek içini döküyor. Bir Afrikalı göçmen, sırf farklı bir pasaport taşıdığı için Güney Afrika’da saldırıya uğradığında, bu durum Afrikalıların ortak bir tarihi, ortak bir mücadeleyi ve ortak bir geleceği paylaştığına olan inancı tam kalbinden vuruyor. Görüntüler acı verici: Yabancılara ait tahrip edilmiş dükkânlar, kurmak için yıllarca uğraştıkları evleri terk etmek zorunda kalan aileler ve bölünen topluluklar. Bu durumdan doğrudan etkilenenler için yabancı düşmanı (ksenofobik) şiddet kişisel bir trajedi anlamına geliyor. Ancak kıta için Afrika dayanışması üzerine kurulu bir rüyanın nasıl olup da yine Afrikalıların kendi aralarındaki bölünmelerle tehdit edilir hâle geldiğine dair zor bir soruyu gündeme getiriyor.

Eski zamanlardan beri, Güney Afrika’nın apartheid (ırk ayrımcılığı) rejiminden kurtuluşu hiçbir zaman sadece Güney Afrikalıların yürüttüğü bir mücadele olmadı. Kıta genelindeki Afrika ülkeleri; siyasi destek, diplomatik arkalama, sürgündeki aktivistlere sığınak ve kurtuluş örgütlerine yardım sağlayarak apartheid karşıtı hareketin yanında durdu. Birçok Afrika ulusu, ırkçılığa karşı çıkmanın bedelini, bu durum kendi vatandaşları için ekonomik ve siyasi zorluklar yarattığında bile ödedi. Bu nedenle Güney Afrika’nın özgürleşmesi, geniş çapta bir Afrika zaferi olarak kabul edildi. Irksal baskıya karşı kolektif bir mücadelenin zaferini ve Pan-Afrikanizm’in güçlü bir gösterisini temsil ediyordu. İşte bu yüzden, Afrika’nın en büyüğü Nelson Mandela’nın toprakları olan Güney Afrika’nın bugünkü hâlini izlemek acı veriyor. Bir zamanlar diğer Afrika uluslarının açık kapılarından ve fedakârlıklarından yararlanan bu ülke, şimdi aynı uluslardan gelen Afrikalılar kendi sınırları içinde düşmanlık ve dışlanmaya maruz kaldığında eleştirilerle karşı karşıya kalıyor.

İhanet duygusu

Kıta genelindeki pek çok kişi için sorun sadece bireysel şiddet eylemlerinden ibaret değil. Sorun, apartheid rejimine son verilmesine yardımcı olan o ruhun ihanete uğradığı algısıyla ilgili. Yıllar geçtikçe Zimbabve, Mozambik, Malavi, Nijerya, Etiyopya, Uganda, Gana, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve diğer Afrika ülkelerinden gelen göçmenler; Güney Afrika’da saldırılarla, gözdağıyla, ayrımcılıkla ve iş yerlerinin yıkılmasıyla karşı karşıya kaldı. Birçoğu iş, eğitim, güvenlik veya ekonomik fırsat arayışıyla gelmişti. Yerel toplulukların bir parçası oldular, mahallelere katkıda bulundular ve doğdukları ülkelerden uzakta hayatlar inşa ettiler.

Buna rağmen işsizlik, eşitsizlik ve toplumsal huzursuzluk dönemlerinde yabancı uyruklular, aslında çok daha karmaşık olan sorunlara duyulan öfkenin hedefi hâline gelebildiler. Ekonomik zorluklar ve kamu hizmetleri üzerindeki baskılar gerçek endişelerdir. Ancak bu sorunlar için göçmenleri suçlamak, sorunların daha derinlerdeki nedenlerini çözmeden sadece bölünme yaratır.

Pan-Afrikanizm idealleri ölüm döşeğinde

Afrika’nın aynı sömürgeci sorunla karşı karşıya olduğu bir dönemde Pan-Afrikanizm; farklı dillere, kültürlere ve ulusal kimliklere rağmen Afrika halkının ortak bir kaderi paylaştığı fikriyle sömürgeci saldırganlığa karşı birleştirici bir felsefe olarak ortaya çıktı. Bu felsefe, sömürgeciliğin kıtayı böldüğünü ve Afrika’nın gücünün parçalanmaya değil birliğe bağlı olacağını anlayan nesiller boyu liderler ve hareketler tarafından şekillendirildi. Sömürge sınırları, Afrika’nın en karmaşık miraslarından biri olmayı sürdürüyor. Avrupalı güçler, mevcut toplulukları, kültürel bağları ve tarihî ilişkileri sıklıkla göz ardı eden sınırlar çizdi. Bu sınırlar modern devletleri yarattı ancak Afrikalıların aidiyeti nasıl tanımladığını etkilemeye devam eden bölünmeleri de geride bıraktı.

Günümüzde yabancı düşmanlığı, bu bölünmelerin ne kadar güçlü kaldığını gözler önüne seriyor. Bir Afrikalı göçmen, başka bir Afrika ülkesinin sınırından geçtiğinde aniden bir komşu veya ortak geçmişe sahip bir insan olarak değil, bir yabancı olarak görülebiliyor. Bir pasaport, ortak bir mirastan daha önemli hâle gelebiliyor. Ulusal kimlik, kıtasal kimliğe baskın çıkabiliyor. Bu, tam da Pan-Afrikanizm’in aşmaya çalıştığı çelişkinin kendisidir.

Bu hareket, sömürge sınırlarının Afrikalıların birbirlerine karşı ortak deneyimlerini ve sorumluluklarını görmelerini engellememesi gerektiği fikri üzerine kurulmuştu. Yabancı düşmanı şiddet, Afrika birliğinin meydan okumak için kurulduğu bölünmeleri tam da pekiştirme riski taşıyor.

Afrika Birliği’nin rolü

Afrika Birliği (AB); dayanışma, barış içinde bir arada yaşama ve kolektif kalkınma ilkeleri üzerine kuruldu. Vizyonu; ulusların birlikte çalıştığı, tarihî bölünmelerin aşıldığı ve vatandaşların kendilerini daha geniş bir kıtasal topluluğun parçası olarak gördüğü bir Afrika’dır. Ancak birlik, yalnızca diplomatik anlaşmalarda ve zirve deklarasyonlarında var olamaz. Bu birlik, Afrikalıların kendi topluluklarında birbirlerine nasıl davrandıklarına yansımalıdır. Eğer bir Afrikalı, bir Afrika ülkesinden diğerine taşındığı için kendini güvende hissetmiyorsa, kıtasal entegrasyon vaadini savunmak zorlaşır. Eğer milliyet bir ayrımcılık nedeni hâline gelirse, o zaman AB tarafından savunulan idealler ciddi bir güvenilirlik sorunuyla karşı karşıya kalır. Sorun sadece ulusal sınırların varlığı değildir. Ülkelerin egemenliklerini koruma ve göçü düzenleme hakkı vardır. Daha derin olan endişe, bu sınırların Afrikalıların ortak insanlıklarını görmelerini engelleyen toplumsal engellere dönüşmesidir. Yabancı düşmanı saldırıların Afrika’nın uluslararası ilişkileri açısından da sonuçları bulunuyor.

Ülkeler arasındaki ilişkiler sadece hükûmetler arasındaki anlaşmalarla değil, aynı zamanda vatandaşları arasındaki bağlarla da kurulur. Bir ülke vatandaşı diğerinde saldırıya uğradığında hükûmetler yanıt verme, vatandaşları için koruma talep etme ve sorumlulardan hesap sorma baskısıyla karşı karşıya kalır. Tekrarlanan şiddet olayları; barış, göç, güvenlik ve kalkınma konularında iş birliğini güçlendirmesi gereken Afrika ulusları arasında diplomatik gerilimler yaratabilir. Güney Afrika’nın nüfuzu bu konuyu daha da önemli hâle getiriyor. Kıtanın en önde gelen ülkelerinden biri olarak, Afrika çıkarlarının küresel düzeyde temsil edilmesinde önemli bir rol oynuyor. Tarihi; ona insan hakları, adalet ve dayanışma konularındaki görüşmelerde benzersiz bir ahlaki konum kazandırıyor.

Ancak son zamanlarda yaşanan yabancı düşmanı şiddet, Güney Afrika’nın bir kurtuluş sembolü olan tarihî imajı ile bugün sınırları içinde yaşayan bazı Afrikalıların deneyimleri arasında acı verici bir çelişki yaratıyor. Sonuçlar Afrika’nın da ötesine uzanıyor. Kıta, onlarca yıldır kendisini bölünmüş veya tarihî zorlukların üstesinden gelemeyen bir yer olarak gösteren olumsuz küresel algılara meydan okumak için çalışıyor. Yönetişim, ticaret ve bölgesel iş birliğindeki ilerlemeler, Afrika’nın uluslararası imajını ve uluslararası ilişkilerini yeniden şekillendirmeye yardımcı oldu. Buna tam bir tezat oluşturacak şekilde, yabancı düşmanı şiddet, kıtadaki bölünme ve istikrarsızlık anlatılarını pekiştirerek bu çabalara zarar verme riski taşıyor. Afrika’nın, küresel ilişkilerdeki nüfuzunu artırmak ve ticaret ilişkilerini genişletmek için gerekli birliği sağlayıp sağlayamayacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor. Bu nedenle yabancı düşmanlığıyla yüzleşmek son derece önemlidir ve saldırılar gerçekleştikten sonra bunları kınamaktan daha fazlasını gerektirir. Hükûmetler faillerin adaletle yüzleşmesini sağlamalıdır. Ancak toplumlar da yabancılara yönelik düşmanlığın büyümesine izin veren tutum ve koşulları ele almalıdır.

Siyasi liderler, karmaşık ulusal sorunlar için göçmenleri suçlayan anlatılardan kaçınma sorumluluğuna sahiptir. Topluluklar yanlış bilgileri ve basma kalıp yargıları reddetmelidir. Okullar, dinî kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve medya diyaloğu teşvik etmeli ve vatandaşlara Afrika’nın ortak tarihini hatırlatmalıdır.

Afrikalıların karşılaştığı zorluklar büyük ölçüde ortaktır: İşsizlik, yoksulluk, eşitsizlik, iklim baskıları ve güvenlik tehditleri ulusal sınırlarda durmaz. Bunlar bölünmeyi değil, iş birliğini gerektirir. Afrika’nın kurtuluş tarihî önemli bir ders sunuyor. Kıta, en büyük zaferlerinden bazılarını Afrikalılar bir arada durduğunda elde etti ve ırkçılığa karşı verilen mücadele, bir ülkenin özgürlüğünün tüm bir kıtanın davası hâline gelebileceğini gösterdi.

Bugün asıl soru, bu dayanışma ruhunun devam edip edemeyeceğidir. Ne yazık ki yaşanan her yabancı düşmanı saldırı, Afrikalı nesillerin inşa etmek için uğraştığı bağları zayıflatıyor. Sömürge yönetiminden miras kalan bölünmeleri güçlendiriyor, Pan-Afrikanizm ilkeleriyle çelişiyor ve Afrika’nın hem kendisiyle hem de daha geniş dünyayla olan ilişkilerini karmaşıklaştırıyor. Özünde, Afrika birliği yalnızca konferans salonlarında imzalanan anlaşmalarla ölçülmeyecektir. Bu birlik, Afrikalıların birbirlerini ortaklar, komşular ve aynı kıtasal ailenin üyeleri olarak görüp göremedikleriyle yargılanacaktır.