Gergin bir 9 Mayıs: Rusya’da “Zafer Günü” ve sertleşen siyaset
Haberin Eklenme Tarihi: 8.05.2026 15:53:00 - Güncelleme Tarihi: 8.05.2026 15:56:00Rusya’da bu yılki 9 Mayıs Zafer Günü kutlamaları, alışılmış askerî törenlerin ve tarihsel sembollerin ötesinde, giderek daha güvenlik merkezli bir atmosfer içerisinde gerçekleşiyor. Kremlin’in son dönemde gündeme taşıdığı özetle “Rusya Vatandaşlarını Koruma Kanunu” gibi stratejiler, yurt dışında askerî güç kullanımını kolaylaştırabilecek yeni hukuki çerçeveleri kamuoyuna taşırken, iç siyasette buna paralel biçimde sertleşen internet kısıtlamaları; Rusya’nın yalnızca dış politikada değil, iç güvenlik anlayışında da gittikçe daha müdahaleci bir çizgiye yöneldiğini gösteriyor.
9 Mayıs esasen, Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası üzerindeki zaferinin yıldönümü olarak ve milyonlarla ifade edilen savaş kayıplarını anmak adına, Rus siyasi hafızasında merkezî bir yere sahiptir. Ancak bugün bu tarih yalnızca tarihsel bir anma günü değil; aynı zamanda Kremlin’in ulusal birlik, güvenlik ve “kuşatma altındaki Rusya” söylemini yeniden ürettiği stratejik bir siyasi platform haline gelmiş durumdadır.
İran’daki savaş ortamının belirsizliğini korumasına karşılık, yine de açık veya kapalı surette Rus ve Çin desteğini farklı suretlerde almayı sürdüren İran’ın, ABD-İsrail blokunun başlattığı tek taraflı yıkıcılığa göğüs germeyi başarabilmesi, Putin yönetimi altındaki Rusya’nın da geniş Avrasya’daki psikolojik üstünlüğünü bir nebze olsun artırabilmiştir. Buna karşılık özellikle Ukrayna Savaşı’nın farklı safhalarıyla ve günden güne değişen muhtelif uzaktan saldırı türleriyle sürmesi, Rusya için gelinen süreçte, Zafer Günü’nün sembolik anlamını daha da militarize etmeyi ve geniş kontrol mekanizmalarını elden bırakmamayı elzem kılmaktadır.
“Vatandaş Koruma” Yasası ve “güvenlik devleti”nin genişleyen sınırları
Son haftalarda Rus parlamentosunda gündeme gelen yeni yasa tasarısı, Kremlin’in yurt dışındaki Rus vatandaşlarını “yabancı yargı süreçlerinden koruma” gerekçesiyle askerî operasyon düzenleyebilmesine hukuki zemin hazırlıyor. Bu yaklaşım ilk bakışta savunmacı bir refleks gibi sunulsa da eleştirmenlere göre devlet egemenliği kavramını esneten ve dış müdahaleleri meşrulaştırabilecek tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır. Hele ki en son ABD ve İsrail’in bu konuda “ulusal çıkarları”nı gerekçe gösterip, toprakları dışında giriştiği sayısız hukuk-dışı suikast, adam kaçırma gibi vakalar ortadayken, Rusya’nın da benzeri stratejileri, geçmişteki istihbari metotlar dışında artık açık askerî yöntemlerle sürdürme niyeti bir sürpriz olarak değerlendirilemiyor.
Ayrıca Rusya’nın 2008’den bu yana, Gürcistan ve Ukrayna örneklerinde de benzer “koruma” söylemlerini kullandığı hala uluslararası hukuktaki en bariz örneklerden biridir. Yeni yasa ise bu yaklaşımı daha sistematik hale getirme potansiyeli taşıyor. Özellikle meşhur “Rus Dünyası- Russkiy Mir” anlayışıyla bağlantılı biçimde, yurtdışındaki Rusça konuşan toplulukların yalnızca kültürel değil, stratejik bir alan olarak görülmesi bilhassa dikkat çekiyor.
Bu noktada Rusya’nın 20 yılı aşan süredir geliştirmeyi sürdürdüğü kurumsal ağlar da dikkat çekerken, örneğin Rusya Dışişleri Bakanlığı bünyesinde hizmet veren “Rus Evi- Rossotrudnichestvo” gibi federal hükûmet birimlerinin de rolü bu manada önem kazanıyor. Bu tür yapılar, ilk bakışta, kamu ve kültürel diplomasi faaliyetleri ile diaspora ilişkileri üzerinden Rusya’nın küresel etkisini artırmayı hedeflese de özellikle başta İngiltere gibi Batı dünyası temsilcilerinin sıklıkla işlediği bir mesele olarak, “Kremlin’in jeopolitik nüfuz araçları” olarak değerlendiriliyor.
Diğer bir deyişle, esasen aynı Batı dünyasının yüzyıllardır kendi çıkarları adına araçsallaştırdığı yumuşak güç ve kamu diplomasisi taktikleri ile güvenlik politikaları ve askerî stratejiler arasındaki çizgi, Rusya gibi doğrudan sonuç alma eğilimindeki aktörler eliyle giderek daha da bulanıklaşmaya devam edecek görünüyor.
“11 Eylül”den Orta Doğu’daki müdahalelere, yeni düzende “meşrulaştırılan güç”
Bahsettiklerimiz, Rusya’nın son yıllarda benimsediği hibrit savaş doktrini ile uyumludur. Askeri, hukuki, ekonomik ve enformasyonel araçların birlikte kullanıldığı bu modelde, sınırlar net değil, aksine bilinçli olarak muğlaktır. Örneğin “yabancı mahkemelerin meşruiyetini tanımama” yaklaşımı, uluslararası hukuk düzenine alternatif bir norm üretme çabasını yansıtır.
Rusya’nın bu yeni yaklaşımını anlamak için küresel bağlamı tabiatıyla göz ardı etmemek gerekir. Özellikle 11 Eylül 2001 sonrası dönemde ABD’nin geliştirdiği güvenlik doktrinleri, uluslararası hukukta önemli bir esneme yaratmıştır ve İran krizinde izlendiği üzere yaratmaya devam etmektedir. “Önleyici savaş”, “terörle mücadele” gibi gerekçelerle, sınır ötesi operasyonlar, hibrit savaş taktikleri ve egemenlik ihlalleri, zamanla küresel siyasetin normalleşmiş araçları hâline gelmiştir.
Rusya, bugün bu mirası kendi lehine yeniden yorumlamaktadır. Yeni yasa tasarısı, ABD’nin geçmişte benimsediği uygulamalara benzer bir mantıkla, sınır ötesi askeri müdahaleleri “vatandaş koruma” gibi bir gerekçeyle meşrulaştırma girişimi olarak görülebilir. Nitekim bazı analizlerde bu durum, ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne karşı geliştirdiği yasal düzenlemelere benzetilmektedir.
Bu bağlamda ortaya çıkan tablo çarpıcıdır: Rusya, Batı’nın oluşturduğu normatif esneklikleri kullanarak kendi güç projeksiyonunu genişletmektedir. Ancak bunu yaparken yalnızca bir “taklit stratejisi” izlememekte, Çin gibi diğer devasa oyunculardan da aldığı güçle, aynı zamanda “alternatif bir meşruiyet söylemi” de üretmektedir. “Batı yaptıysa biz de yaparız” yaklaşımı, yerini giderek “Batı’nın kuralları zaten evrensel değil” iddiasına bırakmaktadır.
Artan internet yasakları ve dijital alanın kontrolü
Daha çok yurtdışına yönelik anılan doğrudan stratejilere ilave olarak, 9 Mayıs Zafer Günü öncesinde dikkat çeken bir diğer gelişme ise Rusya’da internet erişimine yönelik artan kısıtlamalar olmuştur. Son haftalarda özellikle VPN hizmetleri, bağımsız medya platformları ve bazı mesajlaşma uygulamaları üzerindeki baskının yoğunlaşması, Kremlin’in dijital alanı da tam anlamıyla bir güvenlik meselesi olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Günlük yaşamı hatta en basit ticari alışverişleri de etkileyen bu katı önemleri Rus yetkililer, “siber güvenlik”, “dezenformasyonla mücadele” ve “ulusal istikrarı koruma” ve en başta “Ukrayna dronelarını önleme” gerekçeleriyle savunuyor. Izvestia ve Kremlin çizgisine yakın gazete ve yayınlarda da başlıklar daha çok “başkentin korunması”, “provokasyon tehdidi”, “siber güvenlik” ve “Zafer Günü’nün güvenliği” çerçevesinde veriliyor. Burada internet kesintileri bir “sansür tartışması” olarak değil, adeta “savaş zamanı zorunluluğu” gibi sunuluyor.
Ancak eleştirmenlere göre mesele yalnızca güvenlik değil; bilgi akışının merkezileştirilmesi ve alternatif anlatıların kontrol altına alınması olarak da görülebilir. Özellikle büyük ulusal etkinlikler öncesinde uygulanan geçici erişim kısıtlamaları, devletin dijital alan üzerindeki “refleksif kontrol kapasitesini” artırdığını gösteriyor. Bu bağlamda, İran krizi sonrasında aktörlerin aldığı önlemler ve bilhassa Çin öncülüğünde bu konuda ön alan gelişmiş “kontrol teknolojileri”, Rusya için de ilham kaynağı ve uygun bir an teşkil ediyor.
Öte yandan bu durumun, Rusya’nın son yıllarda geliştirdiği ve yukarıda değindiğiniz “alternatif Batı-dışı meşruiyet” amacına uygun, “dijital egemenlik” anlayışıyla da bağlantılı olduğu söylenebilir. Kremlin, interneti artık küresel ve nötr bir alan olarak değil; devletler arası güç mücadelesinin uzantısı olarak görüyor. Dolayısıyla dijital alan üzerindeki kontrol, yalnızca teknik değil, ideolojik bir meseleye dönüşmüş durumda. Şüphesiz yeni dönemde gelinen noktada, Rusya’yı bu yolda destekleyecek ve hatta aynı katı metotları takip edecek pek çok yeni aktörün de mevcut olduğu artık tahmini güç bir çıkarım değil.
Putin nereye gidiyor? “Güvenlik devleti” mi, yeni bir “rus paradigması” mı?
Tüm bu gelişmeler ise daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Vladimir Putin yönetimindeki Rusya hangi yöne evriliyor?
Son dönemde Kremlin’in attığı adımlar, giderek daha merkeziyetçi, güvenlik odaklı ve dış tehdit algısıyla şekillenen bir devlet modeline işaret ediyor. Bahsettiğimiz yurtdışında askeri operasyonları kolaylaştırabilecek yasalar, içeride ise artan dijital denetim mekanizmaları ve tarihsel hafızanın geçmişteki stratejilere uygun surette daha da militarize edilmesi, yalnızca geçici kriz refleksleri değil; daha kalıcı bir yönetim paradigmasının parçaları gibi görünüyor.
Bu paradigma aynı zamanda Batı ile yaşanan uzun süreli jeopolitik çatışmanın da ürünü. Özellikle 11 Eylül sonrası ABD’nin geliştirdiği güvenlik doktrinleri, sınır ötesi müdahaleler ve olağanüstü güvenlik uygulamaları, bugün Rusya tarafından farklı bir biçimde yeniden yorumlanıyor. Kremlin, Batı’nın yıllarca kullandığı güvenlik gerekçelerini artık kendi stratejik çıkarları için kullanıyor ve Batı’nın İsrail gibi insanlık suçu sayılacak eylemlerin faillerine dahi arka çıktığı bir düzende, bunu giderek daha açık biçimde meşrulaştırabiliyor.
Burada kritik bir fark da şu şekilde oluşuyor: Rusya bu süreci yalnızca savunmacı bir pozisyon olarak sunmuyor; aynı zamanda alternatif bir uluslararası düzen anlayışının parçası olarak konumlandırıyor. “Batı merkezli kuralların evrenselliği” fikrine meydan okuyan bu yaklaşım, uzak olmayacak bir gelecekte mevcut düzenden yakınan pek çok yeni oyuncunun desteğiyle, daha parçalı ve daha sert bir küresel sistemin habercisi olabilir.
Bu nedenlerle, bu yılki 9 Mayıs kutlamaları, yalnızca geçmiş bir savaşın anılması değil; aynı zamanda bugünün Rusya’sının nasıl bir siyasi ve ideolojik yöne ilerlediğinin de güçlü bir göstergesi olarak okunmalıdır.