Estetik işlemler sanıldığı kadar masum mu?
Haberin Eklenme Tarihi: 20.07.2026 16:04:00 - Güncelleme Tarihi: 20.07.2026 16:13:00Sosyal medya fenomeni Danla Bilic'in yıllar önce yaptırdığı Aquafilling kalça dolgusuna bağlı yaşadığı sağlık sorunları ve peş peşe geçirdiği operasyonlar, estetik uygulamalarda güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Bilic; dolgu materyalinin vücudunda yayıldığını, bu nedenle uzun bir tedavi sürecinden geçtiğini ve birden fazla operasyon geçirmek zorunda kaldığını açıkladı. Yaşanan süreç; estetik işlemlerin yalnızca görünüm değil, sağlık açısından da önemli riskler barındırabileceğini bir kez daha gündeme getirdi.
Danla Bilic'in yaşadığı süreç, elbette her estetik uygulamanın benzer sonuçlar doğuracağı anlamına gelmiyor. Ancak son yıllarda dünyada oyuncu Courteney Cox, model Blac Chyna ve Chrissy Teigen gibi birçok ünlü isim de yaptırdıkları dolgu uygulamalarından memnun kalmadıklarını açıklayarak dolgularını erittirme kararı aldı. Bu örnekler, estetik müdahalelerde doğru ürün seçimi, doğru teknik ve deneyimli hekim faktörünün ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre estetik işlemler, sanıldığı gibi basit "öğle arası uygulamaları" değil. Dolgu, botoks ya da cerrahi girişimler; uygun hasta değerlendirmesi yapılmadığında, onaysız ürünler kullanıldığında veya işlemler yetkin olmayan kişiler tarafından gerçekleştirildiğinde enfeksiyondan damar tıkanıklığına, doku kaybından kalıcı şekil bozukluklarına kadar uzanabilen ciddi komplikasyonlara neden olabiliyor.
İşte tam da bu nedenle estetik işlem yaptırmayı düşünenlerin, uygulama öncesinde olası riskleri ve güvenli bir sürecin temel kurallarını iyi bilmesi gerekiyor. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Nuh Evin ile Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Akpolat, estetik uygulamalarda dikkat edilmesi gereken noktaları ve en sık karşılaşılan komplikasyonları değerlendirdi.
"Estetik uygulamalar kozmetik değil, tıbbi işlemlerdir"
Doç. Dr. Nuh Evin; son yıllarda estetik uygulamalara ilginin sosyal medyanın da etkisiyle hızla arttığını belirterek, bu işlemlerin çoğu zaman olduğundan daha basit gösterildiğine dikkat çekti: "Artık dolgu, botulinum toksini (botoks), mezoterapi ve benzeri uygulamalar birçok kişi tarafından 'öğle arasında yaptırılabilecek basit işlemler' olarak görülüyor. Oysa gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek var; estetik uygulamalar kozmetik değil, tıbbi işlemlerdir. Dolayısıyla her tıbbi girişim gibi doğru endikasyon, uygun hasta seçimi, bilimsel bilgi, anatomik hâkimiyet ve komplikasyon yönetimi gerektirir."
Sosyal medyada estetik işlemlerin çoğunlukla yalnızca başarılı sonuçlarıyla yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Evin, perde arkasındaki risklerin ise çoğu zaman konuşulmadığını söyledi: "Sosyal medya platformlarında estetik işlemler son derece kolay, hızlı ve tamamen risksiz uygulamalar gibi sunulabiliyor. Çoğu paylaşımda yalnızca işlem öncesi ve sonrası görüntüler yer alıyor; hasta değerlendirmesi, komplikasyon ihtimali, uzun dönem takipler ve olası tedaviler ise neredeyse hiç anlatılmıyor. Oysa estetik uygulama yalnızca enjeksiyon yapmak veya ameliyat gerçekleştirmek değildir."
Her hastanın ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Evin, "Hastanın anatomik yapısı, deri ve damar yapısı, daha önce geçirdiği işlemler, kronik hastalıkları, kullandığı ilaçlar, yara iyileşme kapasitesi ve psikolojik beklentileri ayrı ayrı değerlendirilmek zorundadır. Başarılı estetik sonuçların temelinde iyi planlama bulunur" ifadelerini kullandı.
Estetikte başarının temelinin doğru hasta seçimi olduğunun altını çizen Doç. Dr. Evin, her talep edilen işlemin uygulanmasının doğru olmadığını vurguladı: "Plastik cerrahide sık kullandığımız bir ifade vardır; 'Her yapılabilen işlem, yapılması gereken işlem değildir.' Bazen en doğru tedavi kararı, işlem yapmak değil, işlem yapmamaktır. Hastanın beklentisi gerçekçi değilse, mevcut anatomisi istenilen sonucu vermeye uygun değilse veya psikolojik açıdan uygun aday değilse etik yaklaşım işlemi reddetmektir. Hasta memnuniyetini belirleyen en önemli faktörlerden biri de beklentilerin doğru yönetilmesidir."
"Aquafilling'in komplikasyonları yıllar sonra ortaya çıkabiliyor"
Son günlerde Danla Bilic'in yaşadığı sağlık sorunlarıyla yeniden gündeme gelen Aquafilling hakkında da değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Evin, ilk yıllarda cerrahiye alternatif olarak sunulan bu dolgu materyalinin zaman içinde ciddi komplikasyonlarla anılmaya başladığını söyledi: "Aquafilling, yaklaşık yüzde 98 serum fizyolojik ve yüzde 2 poliamid içerdiği belirtilen bir dolgu materyaliydi. Özellikle kalça büyütme işlemlerinde ameliyatsız bir alternatif olarak pazarlandı. Ancak zaman içerisinde klinik deneyimler ve bilimsel yayınlar bu materyalin sanıldığı kadar güvenli olmadığını ortaya koydu."
Doç. Dr. Evin, Aquafilling'in en önemli riskinin komplikasyonların yıllar sonra ortaya çıkabilmesi olduğunu belirterek şöyle devam etti: "Aquafilling ile ilgili en önemli problem, komplikasyonların çoğunun uygulamadan hemen sonra değil, yıllar sonra ortaya çıkmasıydı. İlk aylarda herhangi bir sorun yaşamayan birçok hastada kronik ağrı, dolgunun yer değiştirmesi, enfeksiyon, yabancı cisim reaksiyonu, cilt fistülleri, şekil bozukluğu ve tekrarlayan apseler gelişmeye başladı. Daha da önemlisi dolgu materyali vücudun farklı bölgelerine ilerleyebiliyor ve ilk uygulandığı yerden oldukça uzak alanlarda ciddi enfeksiyonlara neden olabiliyor. Bu komplikasyonlar bazen uygulamadan 8-10 yıl sonra bile ortaya çıkabiliyor."
Kendi ekipleriyle yürüttükleri ve bilimsel dergide yayımlanan çalışmadan da örnek veren Doç. Dr. Evin, "Kalça büyütme amacıyla Aquafilling uygulanan bir hastada, uygulamadan yaklaşık 10 yıl sonra dolgu materyalinin kalçadan kasık bölgesine göç ettiğini tespit ettik. Hastamız seri cerrahi debridmanlar, enfekte dokuların temizlenmesi ve uygun antibiyotik tedavisiyle başarılı şekilde tedavi edildi. Bu olgu, Aquafilling'in yıllar sonra ortaya çıkabilecek ciddi cerrahi komplikasyonlara yol açabileceğini gösteriyor" dedi.
Uluslararası bilimsel yayınlarda da Aquafilling'e bağlı komplikasyonlar nedeniyle çok sayıda cerrahi tedavi ve tekrar ameliyat gerektiren vakanın bildirildiğini belirten Doç. Dr. Evin, bu nedenle birçok merkezin artık bu materyalin kullanımını önermediğini ifade etti.
"Güvenli demek, risksiz demek değildir"
Günümüzde en yaygın kullanılan hyalüronik asit bazlı dolguların doğru hastada ve uzman hekim tarafından uygulandığında güvenli kabul edildiğini belirten Doç. Dr. Evin, yine de her işlemin belirli riskler taşıdığını vurguladı: "Bugün en sık kullanılan dolgu maddeleri hyalüronik asit bazlı dolgulardır. Doğru hastada, uygun teknikle ve alanında uzman hekim tarafından uygulandığında oldukça güvenli kabul edilirler. Ancak bu durum 'risksiz' oldukları anlamına gelmez. Morarma, ödem, enfeksiyon, asimetri, nodül oluşumu, damar tıkanıklığı, cilt nekrozu ve çok nadiren kalıcı görme kaybı gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Bu nedenle estetik uygulamalarda önemli olan yalnızca enjeksiyon yapabilmek değil, komplikasyon geliştiğinde onu tanıyıp tedavi edebilmektir."
Estetik uygulamaların mutlaka insan anatomisini çok iyi bilen, komplikasyonları tanıyıp yönetebilecek donanıma sahip uzman hekimler tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Evin, hastaların da işlem öncesinde bazı kritik soruları mutlaka sorması gerektiğini söyledi: "Kullanılan ürün onaylı mı? Olası bir komplikasyon gelişirse müdahale edilebilecek mi? İşlem sonrası takip nasıl yapılacak? Hastalar bu soruların yanıtını mutlaka öğrenmelidir."
Doç. Dr. Evin, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: "Estetikte gerçek başarı, yalnızca güzel sonuç elde etmek değildir. Gerçek başarı; hastaya zarar vermeden, bilimsel veriler ışığında doğru hastaya doğru işlemi uygulayabilmek ve gerektiğinde komplikasyonları güvenle yönetebilmektir. Çünkü estetikte en önemli kavram güzellik değil, hasta güvenliğidir."
"Bireysel vakalar üzerinden genelleme yapmak doğru değil"
Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Akpolat ise konuya daha çok hasta güvenliği ve etik yaklaşım açısından yaklaşarak, kamuoyunda gündem olan bireysel vakaların tıbbi ayrıntıları bilinmeden değerlendirilmesinin doğru olmayacağını söyledi: "Bireysel vakaların tıbbi ayrıntılarını bilmeden, belirli kişiler veya yaşanan süreçler hakkında değerlendirme yapmayı etik açıdan doğru bulmuyorum. Her estetik uygulama; hastanın anatomik yapısı, tıbbi geçmişi, beklentileri, uygulanan teknik ve takip süreciyle birlikte kendi içinde değerlendirilmelidir."
Doç. Dr. Nuh Evin'in de dikkat çektiği doğru hasta seçiminin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Akpolat, başarılı estetik uygulamanın temelinde kişiye özel değerlendirme ve gerçekçi beklentilerin yer aldığını belirtti. "Estetik uygulamalarda başarılı sonucun temelini doğru hasta seçimi oluşturur. Hastanın anatomik özellikleri, cilt yapısı, yaşlanma paterni, genel sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, geçirilmiş estetik işlemler ve psikolojik beklentileri birlikte değerlendirilmelidir. Her hasta her işlem için uygun aday değildir."
Beklentilerin doğru yönetilmesinin de en az teknik uygulama kadar önemli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Akpolat, "Estetik uygulamalar kişiyi daha dinlenmiş, dengeli ve doğal gösterebilir ancak kusursuzluk vaat etmez. İşlem öncesinde elde edilebilecek sonuçların, sınırlılıkların ve olası risklerin ayrıntılı olarak konuşulması hem hasta memnuniyetini artırır hem de güvenli tedavi sürecinin temelini oluşturur" dedi. Doç. Dr. Akpolat, modern estetik anlayışını ise şu sözlerle özetledi: "Başarılı estetik uygulama, kişinin kimliğini değiştiren değil; doğal anatomisini koruyarak daha dinlenmiş ve dengeli görünmesini sağlayan uygulamadır. Amaç herkesi birbirine benzetmek değil, kişinin en iyi hâlini ortaya çıkarmaktır."
"'Sıfır risk' diye bir kavram yoktur"
Dolgu ve botoks gibi işlemlerin de her tıbbi girişim gibi belirli riskler taşıdığına işaret eden Doç. Dr. Akpolat, önemli olanın bu riskleri en aza indirmek ve olası komplikasyonları doğru yönetebilmek olduğunu söyledi: "Botulinum toksin uygulamalarında geçici asimetri, istenmeyen kas etkileri veya göz kapağı düşüklüğü görülebilir ve bunların büyük bölümü zamanla düzelir. Dolgu uygulamalarında ise morarma, ödem ve hassasiyet sık karşılaşılan durumlardır. Daha nadir ancak ciddi komplikasyonlar arasında damar tıkanıklığına bağlı doku kaybı ve çok nadiren görme kaybı gibi tablolar yer alabilir. Estetik uygulamalarda 'sıfır risk' diye bir kavram yoktur. Önemli olan riski mümkün olduğunca azaltmak ve olası komplikasyonları erken tanıyıp doğru şekilde yönetebilmektir."
Revizyon işlemlerinin yalnızca başarısız uygulamalar sonrasında yapılmadığını belirten Doç. Dr. Akpolat, "Yaşlanma sürecinin devam etmesi, kullanılan ürünlerin zaman içerisindeki değişimi veya hastanın beklentilerinin farklılaşması da revizyon gerektirebilir. Bazen en doğru yaklaşım yeni bir işlem yapmak değil, dokuların iyileşmesini beklemek veya farklı bir tedavi planı oluşturmaktır." ifadelerini kullandı.
"Bilinçli hasta olmak güvenli estetiğin temelidir"
Estetik işlem yaptırmayı düşünen kişilerin yalnızca işlemin sonucuna değil, uygulama sürecine de odaklanması gerektiğini belirten Doç. Dr. Akpolat, işlem öncesinde doğru soruları sormanın önemine dikkat çekti: "Öncelikle işlemin kim tarafından ve hangi koşullarda yapılacağını sorgulamalıdırlar. Bana neden bu işlem öneriliyor? Alternatif tedavi seçenekleri var mı? Beklenen sonuç nedir? Olası riskler nelerdir? Bir komplikasyon gelişirse nasıl yönetilecek? Bilinçli hasta olmak, güvenli estetik uygulamanın en önemli parçalarından biridir."
Doç. Dr. Akpolat, Doç. Dr. Evin'in sosyal medyanın estetik uygulamaları olduğundan daha basit gösterdiğine ilişkin değerlendirmesini farklı bir açıdan tamamlayarak, dijital platformların özellikle gençlerde gerçekçi olmayan güzellik beklentileri oluşturabildiğini söyledi: "Sosyal medya estetik farkındalığını artırırken, gerçekçi olmayan güzellik standartlarının oluşmasına da katkıda bulunabiliyor. Filtreler, ışık, kamera açıları ve dijital düzenlemeler, özellikle genç bireylerde ulaşılması güç beklentiler oluşturabiliyor. Sosyal medyada gördüğümüz yüzlerin önemli bir kısmı filtreler ve dijital düzenlemelerin ürünüdür. Gerçek hayat ile dijital görüntü arasındaki farkın farkında olmak, estetik kararlarında ilk adımdır."
Estetik kararlarının sosyal medya trendleriyle değil, bilimsel değerlendirme ve kişiye özel planlamayla verilmesi gerektiğini vurgulayan Akpolat, "Modern estetik anlayışı dikkat çeken değişimler oluşturmak değil; doğal, dengeli ve kişinin yüz karakterini koruyan sonuçlar elde etmektir" dedi. Doç. Dr. Akpolat, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı: "Toplumda estetik uygulamalara ilgi her geçen gün artıyor. Ancak unutulmamalıdır ki bu işlemler birer tıbbi uygulamadır ve hiçbir tıbbi girişim tamamen risksiz değildir. Doğru hasta seçimi, doğru endikasyon, bilimsel yaklaşım, etik uygulama ve düzenli takip başarılı sonucun temelini oluşturur. Kamuoyuna yansıyan bireysel örnekler üzerinden genelleme yapmak doğru değildir. Ancak bu tür gündemler, estetik uygulamaların hekim değerlendirmesiyle planlanması, gerçekçi beklentiler oluşturulması ve hasta güvenliği konusunda toplumsal farkındalığı artırmak açısından önemli bir fırsat sunmaktadır."
Estetik uygulamalarla ilgili en büyük yanılgılardan biri, bu işlemlerin yalnızca dış görünüme yönelik basit müdahaleler olarak görülmesi. Doç. Dr. Nuh Evin'in de vurguladığı gibi estetik işlemler kozmetik değil, tıbbi uygulamalar olarak değerlendirilmeli; kullanılan üründen uygulama tekniğine, kişinin sağlık geçmişinden işlem sonrası takibe kadar her aşama dikkatle planlanmalı.
Bu süreçte doğru hasta seçimi ve gerçekçi beklentiler de en az teknik uygulama kadar önem taşıyor. Doç. Dr. Demet Akpolat'ın dikkat çektiği üzere, sosyal medyanın etkisiyle oluşan güzellik algısı estetik işlemleri zaman zaman olduğundan daha kolay ve risksiz gösterebiliyor. Oysa uzmanlara göre amaç kısa sürede büyük değişimler yaratmak değil, kişinin anatomisine uygun, doğal ve dengeli sonuçlara ulaşmak olmalı.
Uzmanların ortak değerlendirmesi, estetik işlem yaptırmayı düşünenler için temel bir noktaya işaret ediyor: Önemli olan yalnızca nasıl bir değişim istendiği değil, bu değişimin kişi için gerçekten doğru ve güvenli olup olmadığı. Çünkü estetikte başarılı sonuç, yalnızca elde edilen görünümle değil; hasta güvenliğinin gözetildiği, bilinçli kararların alındığı ve olası risklerin doğru yönetildiği bir süreçle mümkün oluyor.