ABD seçimleri: Amerika’nın ilkleri, Trump yönetiminin hezimeti

Haberin Eklenme Tarihi: 4.11.2026 15:44:00 - Güncelleme Tarihi: 4.11.2026 17:02:00

Amerika Birleşik Devletleri’nde 3 Kasım 2026 ara seçimleri, Beyaz Saray koridorlarında uzun süre unutulmayacak bir siyasi sarsıntıya sahne oldu. Demokratlar, Cumhuriyetçilerin geleneksel olarak güçlü olduğu eyaletlerde elde ettikleri sonuçlarla Kongre’nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi. Yaklaşık 60 milyon seçmenin erken oy kullandığı seçim gecesi, yalnızca Washington’daki sandalye dağılımını değiştirmedi; Donald Trump’ın siyasi gücünün sınırlarını, Cumhuriyetçi Parti’nin geleceğini ve Amerikan dış politikasının iç siyasetteki karşılığını da yeniden tartışmaya açtı.

Seçim gecesinin en çarpıcı gelişmesi, Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen Texas’tan geldi. Otuz yedi yaşındaki eski öğretmen ve ilahiyat öğrencisi James Talarico, Cumhuriyetçi Ken Paxton’ı geride bırakarak 1988’den bu yana eyaletten Senato’ya seçilen ilk Demokrat oldu. Talarico’nun başarısı yalnızca genç bir adayın zaferi değildi. Kampanyasında inanç, ahlaki sorumluluk ve toplumsal dayanışma kavramlarını öne çıkaran siyasetçi, muhafazakâr seçmenle Demokratlar arasında yıllardır aşılması güç görülen mesafeyi daraltmayı başardı. Texas gibi Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu bir eyalette bu sonucun alınması, Trump’ın kendi tabanını harekete geçirme kapasitesinin genel seçmen desteğini garanti etmediğini gösteren önemli bir işaretti.

Amerikan siyasetinde yeni yüzler, değişen seçmen haritası

Seçimlerin dikkat çekici tarafı Texas'la sınırlı kalmadı. Michigan’da Abdul El-Sayed’in Senato’ya seçilen ilk Müslüman olması, Minnesota’da Peggy Flanagan’ın bu göreve gelen ilk Amerikan yerlisi kadın unvanını kazanması, Georgia’da Keisha Lance Bottoms’ın ilk siyahi kadın vali seçilmesi ve New Mexico’da Deb Haaland’ın ilk Amerikan yerlisi kadın vali olması, Amerikan siyasetindeki temsil haritasının değiştiğini gösteren sonuçlar arasında yer aldı. Iowa’da paralimpik basketbolcu Josh Turek’in Senato zaferi de Cumhuriyetçilerin geleneksel olarak güçlü olduğu bir eyalette yaşanan siyasi dönüşümün sembollerinden biri oldu.

Bu sonuçları yalnızca farklı kimliklerden adayların başarıları olarak okumak yeterli değil. Daha önemli gelişme, Demokratların kendilerini uzun süre Cumhuriyetçilere yakın gören seçmen gruplarına ulaşabilmesi ve farklı toplumsal kesimleri ortak bir siyasi zeminde buluşturabilmesiydi. Financial Times’ın seçim değerlendirmesinde dikkat çektiği genç ve Latin kökenli seçmenlerdeki yöneliş de bu değişimin demografik boyutunu ortaya koyuyor. Demokratların başarısı, Trump karşıtlığının ötesinde, Cumhuriyetçilerin geleneksel seçmen koalisyonunda oluşan çatlaklarla da ilgiliydi.

Ancak bu siyasi değişimin arkasında yalnızca iç politika başlıkları bulunmuyordu. İran Savaşı, İsrail’e verilen askerî ve mali destek ve Gazze’de yaşanan insani yıkım, Amerikan seçmeninin yönetimin dış politika tercihlerine yönelik değerlendirmesinde giderek daha fazla yer tutmaya başladı.

İran Savaşı: “Önce Amerika” söyleminin sınavı

Trump, 2024 başkanlık seçimlerini kazanırken Amerikan halkına yeni savaşlardan uzak durma ve ülkenin kaynaklarını öncelikle kendi ihtiyaçları için kullanma sözü vermişti. “Önce Amerika” yaklaşımı; yalnızca ekonomik bir slogan değil, Washington’ın uzun süredir devam eden dış müdahalelerine yönelik bir itiraz olarak da karşılık bulmuştu. Ancak ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a karşı başlattığı savaş, bu söylemle yönetimin uygulamaları arasındaki çelişkiyi görünür hâle getirdi.

Trump, seçim yenilgisinin ardından İran Savaşı’nın Cumhuriyetçilerin kaybında rol oynadığını kabul etti ancak operasyonları başlatma kararını savundu ve yeniden aynı kararı vereceğini söyledi. Bu açıklama, yönetimin savaşın siyasi maliyetinin farkında olduğunu fakat stratejisinden geri adım atmaya hazır olmadığını gösteriyor. Savaşın hedefleri, süresi ve nihai sonucu konusunda Amerikan kamuoyunda oluşan belirsizlik de yönetimin karşılaştığı sorunlardan biri.

Council on Foreign Relations’ın seçim öncesinde yayımladığı değerlendirme, İran Savaşı’nın Amerikan seçmeni açısından yalnızca askerî bir mesele olmadığını ortaya koyuyor. Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksaması, petrol ve doğal gaz piyasalarını etkiledi. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, taşımacılık, tarım ve sanayi maliyetlerine yansıdı. Gümrük tarifelerinin oluşturduğu baskıyla birlikte enflasyon ve yaşam giderlerindeki artış, seçmenin gündelik hayatında daha fazla hissedilir hâle geldi. Böylece Orta Doğu’daki savaş, Amerikan halkının kendi ekonomik güvenliğiyle doğrudan ilişkilendirdiği bir meseleye dönüştü.

Buradaki siyasi çelişki açık: Yeni savaşlara girmeyeceğini söyleyerek iktidara gelen bir başkan, ülkesini yeni bir askerî çatışmanın içine soktu. Seçmen açısından mesele yalnızca savaşın haklılığı değil; bu savaşın hangi stratejik hedefe hizmet ettiği, ne kadar süreceği ve Amerikan toplumunun bu politikanın maliyetini neden üstlenmek zorunda kaldığı sorularıydı.

Gazze ve İsrail: Demokratların da kaçamayacağı siyasi mesele

Trump yönetiminin seçimlerde karşılaştığı diğer önemli başlık, İsrail'e verdiği kapsamlı destekti. Gazze’de binlerce sivilin hayatını kaybettiği, geniş çaplı yıkımın ve zorunlu yerinden edilmenin yaşandığı süreçte Washington, İsrail’in en önemli askerî ve diplomatik destekçisi olmayı sürdürdü. ABD'nin silah tedariki, askerî yardımları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki diplomatik tutumu, Netanyahu hükûmetinin uluslararası baskılara karşı elini güçlendiren unsurlar arasında yer aldı. Filistinlilere yönelik saldırılar birçok uluslararası hukuk uzmanı ve insan hakları kuruluşu tarafından soykırım olarak nitelendiriliyor; İsrail yönetimi ise bu suçlamayı reddediyor.

ABD ile İsrail arasındaki askerî ilişkinin mali boyutu da tartışmanın merkezinde. İki ülke arasındaki mevcut mutabakat, 2019-2028 dönemi için yılda 3,8 milyar dolarlık askerî yardım öngörüyor. Bunun yanında savaş dönemlerinde ek silah ve mühimmat paketleri de gündeme geldi. Bu destek, Amerikan kamuoyunda yalnızca İsrail’in güvenliği üzerinden değil, Washington’ın bölgesel öncelikleri ve kamu kaynaklarının kullanımı bakımından da tartışılıyor.

Chatham House uzmanı Hady Amr’ın değerlendirmesinde öne çıkan nokta, İsrail politikasına yönelik eleştirilerin artık Demokrat Parti’nin geleneksel ilerici kanadıyla sınırlı kalmaması. Özellikle genç seçmenler ve Filistin haklarını savunan topluluklar, ABD’nin İsrail’e sağladığı askerî desteğin koşulsuz sürdürülmesini sorguluyor. Michigan’daki Abdul El-Sayed örneği de bu tartışmanın Amerikan siyasetinde daha görünür hâle geldiğinin sembollerinden biri olarak değerlendirilebilir. Filistin meselesi, artık yalnızca dış politika uzmanlarının veya diplomatik çevrelerin gündeminde değil; adayların kampanyalarını, parti içi dengeleri ve seçmen davranışlarını etkileyen bir başlık.

Bu durum Demokratlar açısından da yeni bir siyasi sınav anlamına geliyor. Kongre çoğunluğunu elde eden parti, İsrail politikasında daha fazla denetim ve koşulluluk talep eden seçmenlerin beklentilerine cevap vermek zorunda. Dolayısıyla seçim sonuçları, yalnızca Trump yönetiminin değil, Amerikan siyasetinin Orta Doğu'ya yaklaşımının da tartışmaya açıldığı bir dönemin başlangıcı olabilir.

Trump’ın gücü nerede sona eriyor?

Seçimlerin bir başka önemli mesajı, Trump’ın Cumhuriyetçi Parti üzerindeki hâkimiyetinin genel seçmen desteğine otomatik olarak dönüşmediği. Texas’taki Talarico zaferi ve diğer eyaletlerde yaşanan kayıplar, Trump’ın desteklediği adayların her zaman seçmeni ikna edemediğini gösterdi. Kendi tabanını harekete geçirebilen başkan, bağımsız seçmenleri ve ılımlı Cumhuriyetçileri aynı ölçüde etkileyemedi.

Seçim öncesinde miting meydanlarında seçmenlerden, pusulada kendi adı varmış gibi oy kullanmalarını isteyen Trump, yenilginin ardından bu kez pusulada kendisi bulunsaydı kazanacağını savundu. Bu açıklama, seçim sonuçlarının siyasi sorumluluğunu adaylara ve koşullara yükleyen bir yaklaşım olarak yorumlandı. Oysa ara seçimler, başkanın kendi siyasi ağırlığını kullanarak seçmeni yönlendirme kapasitesinin de sınırları olduğunu ortaya koydu.

Demokratların Kongre'nin iki kanadında çoğunluğu kazanması, Trump’ın görev süresinin kalan bölümünde daha sert bir siyasi mücadele yaşanacağı anlamına geliyor. İran operasyonlarının maliyeti, savaş kararlarının hukuki ve siyasi dayanakları, İsrail'e yapılan silah transferleri ve gümrük tarifelerinin ekonomik sonuçları Kongre'nin denetim gündemine girebilir. Demokratlar bütçe ve soruşturma yetkilerini kullanarak Beyaz Saray üzerinde baskı kurabilir. Ancak bu çoğunluk, başkanın yürütme yetkilerini ortadan kaldırmıyor; dolayısıyla Washington’da yeni bir denge kadar yeni bir siyasi gerilim dönemi de başlıyor.

2028'e giden yol

Trump'ın seçim yenilgisi, Amerikan siyasetinde Trump döneminin sona erdiğini göstermiyor. Ancak Cumhuriyetçi Parti'nin geleceğinin tek bir liderin siyasi tercihleriyle güvence altına alınamayacağını ortaya koyuyor. Parti, Trump'ın sadık seçmen tabanını korumakla daha geniş seçmen gruplarına ulaşmak arasında yeni bir denge kurmak zorunda. Demokratlar ise elde ettikleri çoğunluğu yalnızca Trump yönetimini denetlemek için değil; ekonomi, dış politika ve toplumsal meselelerde alternatif bir program ortaya koymak için kullanmak durumunda.

3 Kasım seçimlerinin asıl önemi belki de burada yatıyor: Amerikan seçmeni, yalnızca adayları değil, ülkesinin dünyadaki rolünü ve bu rol için ödemeye hazır olduğu bedeli de tartışmaya açtı. İran Savaşı, Gazze'deki yıkım, İsrail'e verilen askerî destek ve bunların enerji fiyatlarından kamu harcamalarına uzanan sonuçları, artık birbirinden ayrı başlıklar olarak değerlendirilmiyor.

Trump, “Önce Amerika” diyerek kazandığı siyasi desteği, Orta Doğu'da yürüttüğü savaş ve ittifak politikalarıyla aşındırmış olabilir. Şimdi asıl soru, bu seçim yenilgisinin yalnızca Trump'a verilmiş geçici bir uyarı mı olduğu, yoksa Amerikan siyasetinde dış politika önceliklerini ve 2028 başkanlık yarışını da değiştirecek daha kalıcı bir kırılmanın mı başlangıcı olduğudur.

Kaynaklar

Reuters — Trump'ın İran Savaşı’nın seçim yenilgisindeki rolünü kabul etmesi. Reuters makalesi

Council on Foreign Relations — İran Savaşı, enerji piyasaları ve ABD ara seçimleri. CFR analizi

Chatham House — ABD ara seçimlerinin İsrail ve Filistin politikasına olası etkileri. Chatham House analizi

The Jerusalem Post — Demokratların Kongre zaferinin İsrail-ABD ilişkilerine etkisi. Jerusalem Post analizi

The New Arab — Trump'ın İsrail'e askerî yardım konusunda yaptığı açıklama. The New Arab haberi