22 Mayıs 2026

Karadeniz’in dilden dile yaşayan hafızası: Atma türküler

Karadeniz’in yaylalarında, düğünlerinde, göç yollarında ve horonda doğan atma türküler; yalnızca bir eğlence biçimi değil, bölgenin hafızasını taşıyan sözlü kültür olarak yaşamını sürdürüyor. Doğaçlamayla dikkat çeken bu dörtlükler, Karadeniz insanının, mizahını, sevgisini ve hüznünü yansıtıyor.

Sislerin arasına gizlenen yaylalar, tulumun ritmiyle sallanan horon halkaları, çay toplayan kadınların birbirine seslenişleri ya da uzun göç yollarında yankılanan maniler… Karadeniz’de türkü yalnızca bir müzik türü değil, hayatın kendisi. Bölgenin en canlı sözlü kültür miraslarından biri olan atma türkülerse bu coğrafyanın hafızasını bugüne taşıyan en önemli geleneklerden biri olarak varlığını sürdürüyor. Doğu Karadeniz’de özellikle Rize, Trabzon ve Artvin çevresinde yaygın olarak görülen atma türküler; çoğu zaman iki kişinin ya da iki grubun karşılıklı şekilde doğaçlama söylediği mani biçimindeki sözlerden oluşuyor. Yedi heceli yapısıyla dikkat çeken bu dörtlükler; bazen bir düğünde kahkahaya neden oluyor, bazen de bir yayla yolunda gizlenen sevdayı ortaya çıkarıyor. Halk edebiyatı araştırmalarında “karşılıklı irticalen söylenen mani tarzı türküler” olarak tanımlanan atma türküler, yalnızca eğlence amacı taşımıyor. Bu sözler aynı zamanda Karadeniz insanının yaşam biçimini, gündelik ilişkilerini, mizah anlayışını, aşkını, gurbet duygusunu ve toplumsal hafızasını da yansıtıyor.

Sözlerin yarıştığı gelenek

Atma türkülerde en dikkat çekici unsur doğaçlama söyleyiş. Türküyü söyleyen kişi, bulunduğu ortamdan ya da karşısındaki kişiden hareketle anlık olarak yeni dizeler kuruyor. Bu durum yalnızca güçlü bir hafızayı değil, aynı zamanda hazırcevaplığı ve kelime üretme becerisini de gerektiriyor. Özellikle düğünlerde kadınlar ve erkekler arasında yapılan karşılıklı atışmalar, geleneğin en canlı örneklerini oluşturuyor. Horon sırasında kimi zaman şaka yollu sözler söyleniyor, kimi zaman da ince bir alay devreye giriyor.

Erkekler:

Aykırı yollar ile gel uzana uzana,
Öyle kırdın kalbimi daha girmez düzene…

Kızlar der ki:

Aykırı yollar ile git uzana uzana,
Biz ne gönüller kırdık yine girdi düzene…

Bu dörtlüklerde görüldüğü gibi atma türkülerde amaç kırıcı olmak değil; söz ustalığını göstermek. Karadeniz kültüründe hazırcevaplık önemli bir toplumsal beceri olarak kabul ediliyor ve atma türküler bu becerinin sergilendiği alanlardan biri hâline geliyor.

Karadeniz ağzının türkülere yansıyan sesi

Atma türküler aynı zamanda bölgenin dil özelliklerini de taşıyor. “Görmesam”, “çıkarum”, “uşaklar”, “duşunma” gibi söyleyişler, Karadeniz ağzının halk edebiyatı içindeki canlı örnekleri arasında gösteriliyor. Bu durum yalnızca bir ağız özelliği değil; aynı zamanda kültürel aidiyetin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu türküler standart bir dil kaygısıyla değil, halkın konuştuğu biçimiyle ortaya çıkıyor. Yayla kültürünü anlatan şu dörtlük bunun en belirgin örneklerinden biri:

Ben çıkarım yaylaya,
Sen de çık gel olur mu?
Seni bir an görmesem,
Bulamam ki yolumu.

Benzer şekilde sevdayı anlatan başka bir dörtlükte de aynı dil özellikleri dikkat çekiyor:

Yayla soğuktur şimdi,
Giy hırkanı üşüme,
Ben sevdanla yanmışım,
Sakın beni düşünme
.”

Araştırmacılar, bu tür örneklerin hem edebî hem de dilbilimsel belge niteliği taşıdığına dikkat çekiyor. Bu metinler, Karadeniz ağzının tarihsel gelişimini takip etmeye imkân veren canlı veriler olarak değerlendiriliyor. Özellikle kelime yapıları, ses değişimleri ve yerel söyleyiş biçimleri, bölgenin dil haritasını anlamada önemli ipuçları sunuyor. Ayrıca atma türkülerdeki doğaçlama yapı, dilin gündelik kullanım içindeki esnekliğini ve yaratıcı gücünü gözler önüne seriyor. Bu yönüyle söz konusu dörtlükler hem folklorik ürünler hem de sözlü dilin doğal laboratuvarı olarak kabul ediliyor. Atma türküler çoğu zaman toplu yaşam alanlarında ortaya çıkıyor. Yayla göçleri, düğünler, nişanlar, imeceler, çay ve fındık toplama dönemleri bu sözlü kültürün en yoğun yaşandığı alanlar arasında yer alıyor. Özellikle horon sırasında söylenen atma türküler, ortamın coşkusunu artıran en önemli unsurlardan biri olarak kabul ediliyor. Tulum ya da kemençe eşliğinde söylenen dörtlüklerde bazen düğün sahibiyle şakalaşılıyor, bazen de gençler arasında sözlü atışmalar yaşanıyor.

Bir taş attım karşıya,
Gitti düştü karşıya,
Horandaki uşaklar,
Hepsi benzer turşuya
.”

Yine gündelik yaşamın mizahla birleştiği başka bir örnekse şöyle:

Ayakkabı giyerim,
Üstü beyaz olursa.
Kaynanamı severim,
Kızı güzel olursa.

Araştırmalarda bu tip söyleyişlerin, toplumsal ilişkilerdeki gerilimi yumuşatan bir “sözlü boşaltım” işlevi gördüğü ifade ediliyor. Özellikle aile ilişkileri, evlilik ve akrabalık bağları gibi hassas konuların mizah yoluyla dile getirilmesi, hem eleştirel bir anlatım hem de sosyal uyumu koruyan bir mekanizma olarak değerlendiriliyor. Konuyla ilintili yayımlanan çalışmalarda atma türkülerin, bireylerin doğrudan söyleyemediği düşünceleri dolaylı bir ifade biçimiyle aktarmasına imkân tanıdığı vurgulanıyor. Bu bağlamda mizah; yalnızca eğlence unsuru değil, aynı zamanda toplumsal eleştirinin kabul edilebilir bir formu olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca bu tür dizelerin performatif bir yön taşıdığı, yani söylendiği anda sosyal bir etkileşim yaratarak dinleyiciyle doğrudan bir ilişki kurduğu belirtiliyor. Bu yönüyle atma türküler, sadece metin değil, aynı zamanda canlı bir iletişim pratiği olarak da ele alınıyor.

Hüzün ve gurbet de türkülerde yaşıyor

Atma türküler yalnızca eğlenceye dayanmıyor. Bölgenin sert doğası, gurbet duygusu ve kavuşulamayan aşklar da bu dizelerde sıkça yer buluyor. Özellikle gurbete çıkan gençlerin ardından söylenen dörtlüklerde özlem duygusu yoğun biçimde hissediliyor. Kimi zaman bir fotoğraf, kimi zaman bir dere kenarı ya da yayla yolu ayrılığın sembolüne dönüşüyor. Bu bağlamda araştırmalarda, gurbet temasının yalnızca bireysel bir duygu değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir gerçekliğin yansıması olduğu belirtiliyor. Doğu Karadeniz’de özellikle 20. yüzyıl boyunca yaşanan yoğun iç ve dış göç hareketleri, bu sözlü kültür ürünlerinde belirgin bir iz bırakmıştır. Atma türkülerdeki ayrılık ve hasret teması bu göç olgusunun gündelik yaşama yansıyan duygusal karşılığı olarak değerlendiriliyor.

Halk bilimi çalışmalarında, bu tür dörtlüklerin “duygusal bellek taşıyıcısı” işlevi gördüğü ifade ediliyor. Yani bireylerin yaşadığı ayrılık deneyimleri, yalnızca kişisel bir hatıra olarak kalmamakta; türkü formu aracılığıyla kolektif hafızaya dönüşmektedir. Bu durum, atma türkülerdeki hüzün temasını bireysel bir duygu olmaktan çıkarıp toplumsal bir anlatı düzeyine taşıyor. Öte yandan yayla kültürü ve mevsimsel göç hareketleri de bu duygunun şekillenmesinde önemli bir rol oynamakla beraber yaz aylarında yaylalara çıkan ailelerin kışın köylere geri dönüşü sırasında yaşanan ayrılıklar, türkülere doğrudan yansıtılıyor. Bu yönüyle atma türküler, doğayla insan arasındaki geçici yaşam döngüsünü de sembolik bir dille gün yüzüne çıkarıyor.

Derenin kenarında,
Ateş yaktım kül olsun.
Benim bu fotoğrafım,
Sana hatıra kalsın.
Yar senin hasretinden,
Soldum soldum sarardım.
Gönlüm sende kalmasa,
Ne sevdalar kurardım.

Bu anlatım biçimi, aynı zamanda sözlü kültürde “dolaylı söyleyiş” olarak tanımlanan bir ifade stratejisine karşılık geliyor. Halk edebiyatı incelemelerinde, özellikle Karadeniz atma türkülerinde kullanılan bu dolaylı anlatımın, duygusal yoğunluğu artırırken toplumsal ilişkilerde çatışmayı önleyici bir işlev gördüğü ifade ediliyor. Öte yandan bazı saha araştırmaları, bu tür dörtlüklerin hem duygusal ifade hem de mekân ve hafıza ilişkisini de kurduğunu ortaya koyuyor. Dere kenarı, yayla yolu ya da ateş gibi doğal unsurlar; bireysel hatıraların somutlaştırıldığı sembolik alanlara dönüşüyor. Bu durum, sözlü kültürde “yer temelli hafıza” olarak adlandırılan anlatı biçimini güçlendiriyor. Bu dizeler yalnızca okunmak ya da söylenmek için değil, aynı zamanda bir topluluk önünde duygusal etkileşim yaratmak için üretiliyor. Böylece bireysel bir aşk hikâyesi bile, dinleyen topluluk içinde ortak bir duygusal deneyime dönüşüyor.

Halk kültürünün yaşayan belleği

Atma türküler üzerine yapılan akademik çalışmalarda, bu sözlü geleneğin halk hafızası açısından önemli bir kaynak olduğu vurgulanıyor. Çünkü bu dörtlüklerde yalnızca bireysel duygular değil, dönemin toplumsal yaşamı da saklı bulunuyor. Çay tarımı, yaylacılık kültürü, aile ilişkileri, ekonomik hayat ve toplumsal roller türkülerde doğrudan kendine yer buluyor. Çay üretimi üzerinden kurulan şu dörtlük, bölgenin ekonomik gerçekliğini esprili bir dille anlatıyor:

Oku sevdiğim oku,
Sınıfta kalacaksın.
Yakında çay sepetini,
Sırtına alacaksın.

Atma türkülerde dikkat çeken bir başka unsur ise anonimleşme süreci. İlk anda doğaçlama biçimde söylenen bazı dizeler zamanla halk arasında yayılıyor, kalıplaşıyor ve gerçek bir türküye dönüşüyor. Bugün Karadeniz’de birçok kişi bazı dörtlüklerin ilk sahibini bilmese de bu sözleri ezbere söyleyebiliyor. Bu durum sözlü kültürün kuşaktan kuşağa aktarım gücünü ortaya koyuyor. Atma türküler yalnızca geçmişe ait folklorik bir unsur değil. Sosyal medyada yayılan horon videoları, yerel festivaller ve halk oyunları etkinlikleri sayesinde bu gelenek bugün de yaşamaya devam ediyor. Özellikle gençlerin tulum ve horon kültürüne yeniden ilgi göstermesi, atma türkülerin unutulmasını engelliyor. Ancak araştırmacılar, geleneğin yalnızca sahne gösterisine dönüşmemesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü atma türküler asıl gücünü doğal ortamından yani yayla yollarından, imecelerden ve horon halkalarından alıyor.

Atma türküler bugün hâlâ Karadeniz insanının duygularını taşıyan en güçlü sözlü anlatım biçimlerinden biri olmayı sürdürüyor. Kimi zaman bir sevdayı, kimi zaman bir özlemi, kimi zaman da yalnızca küçük bir şakayı dört kısa mısraya sığdıran bu gelenek, bölgenin kültürel belleğini geleceğe taşımaya devam ediyor. Belki de bu yüzden Karadeniz’de türkü yalnızca söylenmiyor; yaşanıyor. Burada insanlar bazen konuşmak yerine türkü yakıyor, bazen de hayatın bütün yükünü birkaç doğaçlama dizede hafifletiyor.

Kaynakça

Dr. Mehmet Özdemir. “Türk Eğlence Kültüründe Giresun Yayla Şenliklerinin Yeri: Yapısal ve İşlevsel Bir Çözümleme”. Hiperyayın, 2019.

Recep Yaşar. “Sevdalar Yaşanmadan (Ömrümüzü Çalanlar)”. Sam Yayınları, 2023.

Bekir Sami Özsoy, “Karadeniz’de Atma Türküler ve Atma Türkü Geleneği”. Karadeniz Araştırmaları, 2004.

Kerem Özbey, “Doğu Karadeniz’de Toplumsal Araştırmalar”. Siyasal Kitabevi, 2018.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...