Şampiyon İspanya, mağlup kibir: 2026 finalinin görünmeyen skoru

Haberin Eklenme Tarihi: 21.07.2026 16:52:00 - Güncelleme Tarihi: 21.07.2026 16:55:00

Futbolun sadece futbol olmadığını söyleyenler haklıydı ancak 2026 Dünya Kupası finali bu sözü bile hafif bırakacak bir gerçekliği yüzümüze çarptı. İspanya ve Arjantin arasındaki devasa final, yeşil sahadaki 22 futbolcunun mücadelesinden çok daha fazlasına sahne oldu. Hakemin bitiş düdüğüyle birlikte tabelada yazan 1-0’lık skor, İspanya’nın şampiyonluğu ile birlikte küresel siyasetin, diplomasinin ve en önemlisi de uluslararası kamuoyunun vicdan terazisini tescilledi.

Maçtan önce tribünlere ve ekran başındaki milyarlarca insana dönüp baksaydınız, tarihte eşine az rastlanır bir manzara görürdünüz. Neredeyse tüm dünya tek bir yürek olmuş, İspanya’yı destekliyordu. Bu kolektif dayanışmanın dışında kalan sadece iki ülke vardı. Arjantin ve İsrail. Arjantinlilerin kendi takımlarını desteklemesi futbolun doğası gereği son derece anlaşılırdı. Ancak madalyonun diğer yüzünde, Tel Aviv’den Buenos Aires’e uzanan o hararetli ve bir o kadar da “göze batan” destek köprüsü duruyordu. Benjamin Netanyahu ve İsrailli yetkililerin, turnuva boyunca adeta birer fanatik Arjantin taraftarına dönüşmesi, bir spor tercihinin ötesinde jeopolitik yalnızlığın, yeşil sahaya sığınma çabasının trajikomik resmiydi. Ancak bu çaba, destekledikleri takıma uğur getirmek bir yana, İsrail'in 7 Ekim 2023’ten bu yana içine düştüğü derin küresel izolasyonu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir bumeranga dönüştü.

Sahanın dışındaki büyük yalnızlık

7 Ekim 2023 tarihi, Orta Doğu ve dünya siyaseti için bir kırılma noktasıydı. Ancak bu tarihten sonra Netanyahu hükûmetinin Gazze’de uygulamaya koyduğu ve yıllarca süren asimetrik şiddet politikası, İsrail’i uluslararası arenada adım adım bir “parya devlete” dönüştürdü. Savaş hukukunu, insan haklarını ve uluslararası mahkemelerin kararlarını hiçe sayan bu agresif tutum, Tel Aviv yönetimini Batı başkentlerindeki elit koridorlar dışında yapayalnız bıraktı.

İşte bu devasa diplomatik tecrit hissi, 2026 Dünya Kupası’na gelindiğinde ilginç bir psikolojik yansımaya sahne oldu. Dünyadan izole olan, her platformda dışlanan ve artık “haklılık” anlatısını hiçbir rasyonel zemine oturtamayan İsrail yönetimi, kendine küresel ölçekte bir ortak, bir “kader arkadaşı” aradı. Arjantin’in sağcı ve İsrail yanlısı politikalarıyla bilinen mevcut yönetimi, Tel Aviv için biçilmiş kaftandı. Netanyahu ve kurmayları, Arjantin’in her golünde, her galibiyetinde sanki kendi diplomatik zaferlerini kutluyormuşçasına bir illüzyona kapıldılar.

Ancak ironi tam da burada başlıyordu. İsrailli yetkililerin sosyal medya hesaplarından Arjantin bayrakları emojileriyle verdikleri hararetli destek, Arjantin’e küresel sempatiden çok, küresel bir antipati paratoneri getirdi. Dünya halkları, Gazze’de yaşanan trajedinin müsebbiplerini sahada Arjantin forması giyerken görmüyordu elbette. Ama o formanın arkasına saklanmaya çalışan siyasi figürlerin farkındaydı. Sonuç olarak, İsrail’in Arjantin’e yönelik bu aşırı ve yapay sevgisi, dünyanın geri kalanını İspanya’nın arkasında kenetlemeye yetti. İspanya göze hoş gelen futbolunun yanında son yıllarda Filistin meselesinde sergilediği ilkeli ve insani duruşla da kalpleri kazanmıştı. Dünya, İspanya’yı desteklerken aslında adaleti, barışı ve kibirli bir yalnızlığa karşı kolektif vicdanı destekliyordu.

Midas’ın dokunuşunun tersine dönüşü

Yunan mitolojisinde Kral Midas, dokunduğu her şeyi altına çevirmesiyle bilinir. Netanyahu ve hükûmetinin uluslararası ilişkilerdeki dokunuşu ise bunun tam tersi bir etki yaratıyor: Dokundukları her ittifakı, her sempati kırıntısını kurutuyorlar. Dünya Kupası finali öncesinde İsrailli yetkililerin Arjantin’e yönelik o “coşkulu” destek mesajlarını izlerken hafif bir tebessüm etmemek elde değildi. Kendi ülkesinde ve uluslararası mahkemelerde ciddi suçlamalarla karşı karşıya olan bir liderliğin, bir futbol takımını “medeniyetin sahada savunucusu” gibi sunmaya çalışması, ironinin zirvesiydi. Tankların, füzelerin ve ambargoların gölgesinde yürütülen bir dış politikanın, yeşil sahanın o saf, neşeli ve birleştirici enerjisiyle temizlenebileceğini sanmak en hafif tabirle safdillikti.

Netanyahu’nun Arjantin’e verdiği bu açık çek, aslında bir tür “bulaşıcı yalnızlık” etkisi yarattı. İki ülkenin yetkilileri arasındaki bu yapay yakınlaşma, dünya kamuoyunun gözünde Arjantin’i de adalet terazisinde sorgulanır bir konuma itti. Futbolun tarafsız ve neşeli doğası, İsrail’in sert güç politikalarının yarattığı trajediyi örtmeye yetmedi. Aksine İsrail hükûmetinin Arjantin’i sahiplenme biçimi, dünya genelindeki milyonlarca kararsız futbolseverin de “Bu tarafta kim varsa, ben tam karşı taraftayım” diyerek İspanya bayrağı dalgalandırmasına yol açtı. İsrail yönetimi, Arjantin’e destek vererek onu yücelteceğini sandı ancak kendi yarattığı küresel izolasyon girdabına Arjantin’in kupadaki şansını da kurban etti.

7 Ekim’den 2026’ya: İzolasyonun kronolojisi

İsrail’in bugün yaşadığı bu büyük yalnızlık, bir gecede ortaya çıkmadı. 7 Ekim 2023’ten bu yana sistemli bir şekilde inşa edilen bir dışlanmışlık bu. Netanyahu hükûmeti, askerî gücün her kapıyı açacağını, uluslararası toplumun bir süre sonra sesini keseceğini ve “statüko”nun yeniden kurulacağını hesaplamıştı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı.

Lahey’deki Adalet Divanı’ndan çıkan kararlar, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının raporları ve Batılı müttefiklerin bile artık yüksek sesle dile getirmeye başladığı eleştiriler, İsrail’i bir ada gibi yalnızlaştırdı. Sanatçılar konserlerini iptal etti, üniversiteler iş birliklerini askıya aldı ve nihayetinde spor arenaları, İsrail politikalarına karşı sessiz ama devasa bir protesto alanına dönüştü. Hükûmetlerin sessiz kaldığı yerlerde halklar sokaklara döküldü. New York’tan Londra’ya, Madrid’den Tokyo’ya kadar milyonlar, Tel Aviv’in şiddet sarmalına “dur” dedi.

İşte 2026 Dünya Kupası finali, bu iki buçuk yıllık birikimin, küresel vicdan patlamasının spor sahasındaki mikro kozmosuydu. İnsanlar İspanya’nın pas trafiğini veya taktik dehasını alkışlamakla kalmadı, İsrail’in haksız ve gaddar politikalarına karşı duran, insani değerleri savunan o küresel koroya ses verdi. Tribünlerdeki İspanya taraftarlığı, aslında İsrail’in “güç bende” kibrine karşı insanlığın ortak bir “hayır” çığlığıydı.

Yeşil sahadan çıkan hakikat

Maç bitti. İspanya kupayı müzesine götürdü, Arjantinli futbolcular sahanın ortasında gözyaşı döktü, Tel Aviv’deki yetkililer ise muhtemelen ekran başından derin bir hayal kırıklığıyla ayrılıp daha fazla insan öldürmenin planlarına geri döndüler! Ancak bu finalin bıraktığı tortu, kolay kolay silinecek cinsten değil.

İsrail yönetimi; tanklarla, uçaklarla ve diplomatik baskılarla dünyayı dize getirebileceğini, insanları kendi anlatısına ikna edebileceğini düşünebilir. Ancak futbolun o büyülü, manipüle edilemez doğası onlara büyük bir ders verdi: Güç, her zaman haklılık doğurmaz ve tüm dünyayı karşınıza aldığınızda, yanınızda duracak tek bir ortak bile bulamazsınız. Netanyahu ve ekibinin Arjantin sevdası, onları bu derin izolasyondan kurtarmaya yetmediği gibi, küresel yalnızlıklarını tescilleyen tarihi bir anekdot olarak hafızalara kazındı.

Dünya Kupası geride kaldı. Ancak insanlığın hafızası yerinde duruyor. 7 Ekim’den bu yana süregelen haksızlıklara gözlerini kapatanlar, yeşil sahada bile olsa yalnız kalmaya mahkûm. Çünkü günün sonunda, top yuvarlak ama adalet keskin ve dünya, kendi yarattığı karanlıkta kaybolanların değil, ışığa ve vicdana doğru paslaşanların arkasında duruyor.