Diplomatik krizlerden kar fırtınasına: Galatasaray-Juventus destanı

Haberin Eklenme Tarihi: 2.02.2026 17:44:00 - Güncelleme Tarihi: 2.02.2026 17:49:00

Futbolun sadece 22 kişinin bir topun peşinden koşmasından ibaret olmadığını kanıtlayan eşleşmeler vardır. Bazı rekabetler sadece yeşil sahada değil; manşetlerde, diplomatik kriz masalarında ve hatta doğa olaylarının yaşandığı bir olay örgüsü ile tarihe geçer. Galatasaray ve Juventus arasında bu zamana kadar oynanan maçların her birinde bir düğüm ve kitaplara konu olacak bir hikâye barındırır.

İki takım ilk kez 1998-1999 yılında Şampiyonlar Ligi sezonunda ilk kez kesiştiğinde, saha içinden çok saha dışı konuşuluyordu. Spor tarihine geçen devasa bir diplomatik krizin tam merkezinde yer alan karşılaşmada terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın İtalya’da yakalanması ve İtalya’nın Türkiye’nin iade talebine olumsuz yanıt vermesi, iki ülke arasında ipleri kopma noktasına getirdi. Türkiye genelinde İtalyan mallarına boykotlar başladı ve hatta Galatasaray’ın ezeli rakibi Fenerbahçe İtalyan firması Rifle ile sponsorluk anlaşmasını iptal etti. Bu olayların gölgesinde oynanan ilk karşılaşmada Galatasaray Delle Alpi’de 2-1 öne geçmesine rağmen skoru koruyamadı ve sahadan 2-2’lik beraberlikle ayrıldı. İkinci karşılaşma öncesinde siyasi tansiyon zirve yapmış durumdaydı. Maçın 25 Kasım 1998’de İstanbul’da oynanması gereken karşılaşmada İtalyan tarafı, güvenlik gerekçesiyle Türkiye'ye gelmek istemedi. Juventus cephesinden yapılan açıklamalar ve İtalyan medyasının "İstanbul bir cehennem" algısı gerilimi iyice tırmandırdı. UEFA, yoğun baskılar sonucu maçı 2 Aralık 1998 tarihine erteledi.

Maç günü geldiğinde İstanbul’da daha önce görülmemiş güvenlik önlemleri alındı. Juventus kafilesi, havalimanından otele ve stada kadar adeta bir ordu eşliğinde taşındı. Stat çevresinde binlerce polis görev yaptı. Tribünlerde siyasi pankart açılmaması için çok sıkı kontroller uygulandı. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve devlet erkanı, maçın sorunsuz geçmesi için büyük çaba sarf etti. Maçın büyük bölümü Juventus'un 1-0 üstünlüğüyle geçse de Galatasaray 90. dakikada Suat Kaya'nın kafa golüyle 1-1'lik beraberliği yakaladı. Bu beraberlik, o anki siyasi atmosferde Türkiye için bir puandan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Sokaklarda galibiyet alınmışçasına kutlamalar yapıldı. Bu eşleşme, futbolun ne kadar güçlü bir tepki enstrümanı olduğu anlaşıldı. Juventus kafilesi maçtan hemen sonra, uçakları daha İstanbul semalarındayken derin bir nefes aldıklarını itiraf etmişlerdi. O geceyi ve Suat Kaya'nın o meşhur kafa vuruşunu hatırlayanlar için bu sadece bir maç değil, bir memleket meselesi olarak hatırlanıyor.

Dortmund’da yazılan onur maçı: Güvenlik krizinden sarı duvarlara

2003-2004 yılında bir kez daha eşleşen Galatasaray ve Juventus’u bu sefer yeni bir kriz bekliyordu. Şampiyonlar Ligi D Grubu’nda eşleşen iki takım yine siyasi krizler, güvenlik tartışmalarının gölgesinde sahaya çıkacaktı. 17 Eylül 2003 tarihinde Delle Alpi Stadı'nda oynanan grubun ilk maçında Galatasaray, dev rakibine karşı başa baş bir mücadele sergiledi. Fatih Terim’in ikinci döneminde kötü giden süreç içerisinde iyi oynanarak kaybedilen karşılaşmada Del Piero futbol resitalini izledik. Sonradan Galatasaray’ın teknik direktörlüğünü yapacak Igor Tudor’un da 25 dakika sahada kaldığı karşılaşmada umutları taze tutacak bir ortam oluşmuştu. Ancak rövanş maçının dünya gündeminde ses getirecek olaylara sahne olacağını kimse tahmin edemezdi.

Kasım ayına gelindiğinde İstanbul, peş peşe yaşanan bombalı saldırılarla sarsıldı. 15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerindeki terör olayları sonrası UEFA, Juventus’un İstanbul’a gelmek istememesi üzerine maçı önce erteledi. Galatasaray yönetiminin ve Türk kamuoyunun "İstanbul güvenlidir" itirazlarına rağmen UEFA mücadeleyi tarafsız bir sahaya taşıma kararı aldı. Almanya’nın Dortmund şehrindeki Westfalen Stadı, şimdilerdeki adıyla Signal Iduna Park’ta oynanmasına karar verdi. Bu karar, Türk futbolseverler tarafından büyük bir haksızlık olarak nitelendirildi. 2 Aralık 2003 gecesi Dortmund’da adeta bir deplasman değil, iç saha maçı atmosferi vardı. Tribünleri dolduran 60 bini aşkın gurbetçi taraftar, Westfalen’i cehenneme çevirdi. 47.dakikada öne geçen Galatasaray, Buffon’lu, Nedved’li, Trezeguet’li dev Juventus’u sahasına hapsetti.

Berkant Göktan’ın hafızalara kazınan oyunuyla Edgar Davids’i çileden çıkardığı karşılaşmada 90+4’te atılan golle 2-0 kazanan Galatasaray, Juventus’un Igor Tudor’lu, Gianluca Pessotto’lu, Antonio Conte’li savunma hattını çaresiz ve aciz göstermişti. Bu muazzam galibiyetle puanını 10’a çıkaran Galatasaray, grubun son maçında deplasmanda Real Sociedad ile 1-1 berabere kalarak Şampiyonlar Ligi’ne veda etti ve yoluna UEFA Kupası'nda devam etti. Ancak Dortmund'da Juventus'a karşı alınan zafer, adaletsizliğe karşı kazanılmış bir onur mücadelesi olarak hafızalara kazındı. Bu sadece bir galibiyet değil; futbol bahane edilerek Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışanlara karşı yine futbolla verilen en güzel cevaptı.

Cehennem dondu: kaostan kara, kardan bir destana

Takvim yaprakları 2 Ekim 2013 gününü gösterdiğinde Galatasaray-Juventus bir kez daha Şampiyonlar Ligi’nde grup aşaması mücadelesinde karşı karşıya gelecekti. Galatasaray’da üçüncü Fatih Terim dönemi, o dönemin Başkanı Ünal Aysal’ın kendisine “eleman” demesiyle büyük bir krize dönüşmüş, saha sonuçlarının da istikrarsızlaşmasıyla Fatih Terim ile yollar ayrılmış, olağanüstü seçimli kongreye gitme kararı almıştı. Bu kaotik durum içerisinde Roberto Mancini ile anlaşan Galatasaray biraz olsun tansiyonu düşürmüştü. Ayağının tozu ile geldiği Galatasaray’da ilk maçını Juventus’a karşı oynayan Mancini, maç içerisindeki taktiksel satrancıyla tarihe geçti. Maçın 36. dakikasında Juventus savunmasının hatalı pasında Drogba, Juventus Arena’yı sessizliğe gömen golü atarak Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdi. Juventus maçın son bölümüne 2-1 önde girmesine rağmen Wesley Sneijder yerine Umut Bulut’u oyuna alan Mancini, tüm oyunu Juventus’un sahasına yıktı. Geriden uzun toplarla oynayan Galatasaray, Drogba’nın indirdiği topta Umut Bulut’un attığı golle 2-2’lik skoru buldu ve Torino’dan altın değerinde 1 puanı söküp aldı.

10 Aralık 2013 günü gelip çattığında Galatasaray, grubun son maçında yine Juventus ile karşı karşıya geldi. Türk Telekom Arena’da oynanan rövanş, futbol tarihinin en sıra dışı sahnelerinden birine ev sahipliği yaptı.  "Hell Froze Over" (Cehennem Dondu) manşetlerinin atıldığı ve bu rekabetin zirve noktasına ulaştığı bir maç yaşandı. 10 Aralık günü İstanbul’u esir alan kar yağışında cefakâr Galatasaray taraftarı galibiyet arzusuyla ortamı ısıtmıştı. Fakat mücadelenin 31. dakikasında, yoğun kar yağışı görüş mesafesini sıfıra indirdi. Hakem Pedro Proença maçı tatil ettiğinde, kimse ertesi günün daha da epik olacağını tahmin etmiyordu. Akıllarda sadece Galatasaray taraftarının yoğun kar yağışında stadı aslanlı yoldan terk etmeye çalıştığı ve doğa ile mücadele ettiği görüntü akıllarda kalmıştı.

11 Aralık günü saat 15.00’e ertelenen karşılaşma öncesinde hem stat zemininde hem de İstanbul’da hummalı bir çalışma vardı. Patates tarlasına dönen Ali Sami Yen Spor Kompleksi zeminini küreklerle temizleye çalışan stat görevlileri, bir yandan stat çatısında biriken karları da tehlike oluşturmasın diye temizlemeye çalışıyordu. Saat 15:00’te 31. dakikasından devam eden karşılaşmada futbol sahasından çok çamurlu bir tarlayı andıran bir zemin vardı. Juventus’un yıldızları Pirlo ve Pogba, çamurun içinde ayakta kalmakta zorlanırken; Galatasaray, fiziksel gücüyle oyunu domine etmeye başladı.

Maçın bitimine dakikalar kala, Conte’nin Juventus’una beraberlik yetiyordu. Ancak Galatasaray’ın vazgeçmeye niyeti yoktu. Muslera’nın uzun kullandığı degajda yine Drogba kafasıyla ilk maçta olduğu gibi topu indirdi. Ceza sahası sağ çaprazında topla buluşan Wesley Sneijder, kaleci Buffon’un uzanamayacağı köşeye yerden sert bir vuruş yaptı ve 85. dakikada topu ağlarla buluşturdu. Seyrantepe semalarında buz kesen havada Wesley Sneijer, Ice Breaker (Buz kırıcı) görevi gören bu golü ile tribünlerde büyük kıyametin kopmasına neden oldu. Gol sevincini saha kenarından biriken karların üzerinde kutlayan Galatasaraylı futbolcular adını son 16 turuna yazdırırken, Juventus Şampiyonlar Ligi'ne veda etti. Uventus Teknik Direktörü Antonio Conte, maç sonu zeminden şikâyet etse de sarı-kırmızılı taraftarlar için o gün, "İtalyan devinin karda boğulduğu gün" hatırlanıyor.

Şimdi yeni bir destan yazmak için Galatasaray taraftarı 17 Şubat 2026 Salı akşamını beklemeye başladı. İki takım arasındaki bu tarihi rekabet, yeşil sahadaki bir mücadeleden ziyade toplumsal bir hafızanın ve direncin simgesi hâline geldi. Siyasi gerilimlerin, güvenlik krizlerinin ve doğa olaylarının gölgesinde geçen her randevu, Türk futbolu için bir puan tablosundan çok daha derin anlamlar taşımıyor. İster Dortmund’un sarı duvarları arasında adaletsizliğe karşı verilen bir onur mücadelesi olsun, ister İstanbul’un dondurucu karı altında yazılan bir destan… Bu eşleşme futbolun sadece bir oyun değil, bazen bir "memleket meselesi" olduğunu her seferinde kanıtlıyor. Bugün geriye dönüp bakıldığında, atılan her gol ve kazanılan her zafer, sadece bir rakibi elemek değil; zorluklara karşı eğilmeyen bir iradenin tarih sayfalarına düşülmüş en güzel cevabı olarak kalacak.