Dr. Deniz Demirhan: “Sel gelmeden önce harekete geçmeliyiz”
Haberin Eklenme Tarihi: 7.09.2026 10:03:00 - Güncelleme Tarihi: 7.09.2026 10:07:00Nepal'deki bu yıkımı sadece mevsimsel muson yağmurlarına mı bağlamalıyız, yoksa iklim krizinin Himalayalar üzerindeki doğrudan bir etkisiyle mi karşı karşıyayız?
Nepal’deki bu yıkımı yalnızca “muson yağmuru” diyerek açıklamak, yaşananları eksik anlatmak olur. Çünkü burada yağan yağmurun ötesinde, Himalayalar’ın yükseklerinde başlayan zincirleme bir doğa olayı var: 26 Ağustos’ta yüksek kesimlerde büyük miktarda kaya ve buzun aşağıya doğru hareket etti. Lende Khola’ya giren bu malzeme, nehri geçici olarak tıkadı. Ardından su, buz, kaya ve çamurun dev bir dalga hâlinde vadiden aşağı taşınmış olabileceği düşünülüyor. Uluslararası Entegre Dağ Kalkınma Merkezi (ICIMOD) ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), bu mekanizmayı araştırırken, olayın kesin tetikleyicisinin hâlâ bilimsel olarak incelendiğini özellikle vurguluyor. Üstelik bölgede olaydan önce yaklaşık 10 gün süren kuvvetli yağışlar vardı. Bu şu anlama gelir: Toprak zaten suya doymuş ve hassas hâle gelmişti. WMO’ya göre, Trishuli Nehri’nde su seviyesi yalnızca 30 dakika içinde yaklaşık 9 metre yükseldi. İklim değişikliğinin bu tek olayı “kesin olarak yarattığını” söylemek için henüz yeterli kanıt yok. Ancak şunu da kaçırmamak gerekli: Büyük resimde, Himalayalar ısınıyor, buzullar kütlesini uzun yıllar içinde kaybediyor. Kar ve permafrost koşulları değişiyor, dağ yamaçları daha hassas hâle geliyor ve bu değişimler sel, heyelan, kaya-buz çığı ve buzul gölü taşkınları gibi çoklu tehlikelerin birbirini tetiklediği yeni bir risk ortamı yaratıyor. Anlaşılacağı gibi mesele sadece “Çok yağmur yağdı” değil. Daha sıcak bir dünyada, Himalayalar’ın adeta dev bir afet kaynağına dönüşmedir. Burada meydana gelen küçük bir kırılmanın saatler içinde vadinin aşağısındaki insanlara ulaşabilmesi bir sorun olarak bundan sonra da karşımıza çıkabilecektir. Bu nedenle Nepal’de gördüğümüz şey, iklim krizinin tek başına sebep olduğu sıradan bir selden ziyade, iklim değişikliğinin hassaslaştırdığı bir dağ sisteminde meteorolojik, hidrolojik ve jeolojik tehlikelerin birbirine eklenerek felakete dönüşmesinin çok çarpıcı bir örneğidir.
“İklim değişikliği, dağların bütün su dengesini değiştirerek büyütüyor”
İklim değişikliği Nepal’deki sel ve taşkın riskini nasıl etkiliyor?
İklim değişikliği Nepal’de sel riskini yalnızca “daha fazla yağmur” yağdırarak değil, dağların bütün su dengesini değiştirerek büyütüyor. Dünya daha fazla ısındıkça atmosfer daha fazla su buharı taşıyabiliyor ve bu da uygun koşullarda yağışın daha kısa sürede çok daha şiddetli düşebilmesi anlamına geliyor; Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Asya’da aşırı yağışların şiddetinin arttığını ve gelecekte ağır yağışların daha da güçlenmesinin beklendiğini bildiriyor. Nepal’in dağlarında ise hikâye burada bitmiyor. Sıcaklık arttıkça buzullar ve donmuş zeminler değişiyor, yamaçların dengesi bozulabiliyor, buz ve kaya kütleleri hareket edebiliyor ve bazı bölgelerde heyelan riski artıyor. IPCC, özellikle Himalayalar’da şiddetli yağış ve permafrost çözülmesinin heyelan riskini artırabileceğini belirtiyor. Yani Himalayalar’ı dev bir buz-su-kaya sistemi gibi düşünün. Eskisinden daha sıcak olan bir sistemde gökten çok güçlü bir yağmur indiğinde, su yalnızca dereyi doldurmuyor. Aynı zamanda toprağı gevşetiyor, yamaçları tetikliyor, buz ve kayayı harekete geçiriyor ve bütün bunlar birleşerek dakikalar içinde dev bir sel dalgasına dönüşebiliyor. Nepal’de 2024’te yaşanan aşırı yağış için yapılan World Weather Attribution çalışması da insan kaynaklı iklim değişikliğinin üç günlük aşırı yağışları yaklaşık %18 daha şiddetli ve iki kattan fazla daha olası hâle getirmiş olabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar dağlık yapı nedeniyle belirsizliğin yüksek olduğunu özellikle belirtiyor. Bu nedenle iklim değişikliği Nepal’de “seli tek başına yaratan” bir düğme değil. Zaten tehlikeli olan muson sisteminin sesini yükselten ve Himalayalar’daki buz, kaya, toprak ve suyu aynı anda daha hassas hale getiren bir kuvvet gibi çalışıyor.
“Önemli olan; dakikalar hatta saatler öncesinden ‘Su birazdan burada olacak’ diyebilmektir”
Nepal benzeri coğrafyalar ve ülkemizdeki Karadeniz gibi dik yamaçlı, dar vadili coğrafyalarda da sıkça karşılaştığımız ani yağışlarda, can kaybını önleyecek en kritik erken uyarı mekanizması nedir?
Nepal ve Türkiye’nin Doğu Karadeniz’i gibi dağların arasına sıkışmış, dar vadilerde ani selin dakikalar içinde büyüyebildiği yerlerde, seli görüp “Yağmur geliyor” demek anlamlı değildir. Önemli olan; dakikalar hatta saatler öncesinden “Su birazdan burada olacak” diyebilmektir. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre ani sellerde önlem için gerekli zaman “yalnızca birkaç saattir.” Bu nedenle radarların yağışı anbean izlemesi, yağış ölçerlerin verileri, dere ve akarsu seviyelerindeki hızlı yükselişlerin gerçek zamanlı sensörlerle takip edilmesi gereklidir. Ardından tüm bunların hidrolojik modellerle birleştirilerek hangi vadinin, hangi yerleşimin ve hangi yolun ne zaman tehlikeye gireceğinin önceden hesaplanması gerekir. Nepal’de bu sistemin önemli bir parçası olan Ani Taşkın Rehberlik Sistemi, yağış ve nehir verilerini tahminlerle birleştiriyor. Ancak Dünya Meteoroloji Örgütü, asıl kritik noktanın üretilen tahminin birkaç dakika içinde anlaşılır ve eyleme dönük bir uyarıya çevrilmesi ve insanlara “Hemen yüksek yere çıkın” gibi net bir talimatla ulaştırılması olduğunu vurguluyor. Türkiye’de de Meteoroloji Genel Müdürlüğü, özellikle ani sel ve taşkına yol açabilecek kuvvetli yağışların tespitinde radarların kritik olduğunu belirtiyor ve Karadeniz-Orta Doğu, Ani Taşkın Erken Uyarı Sistemi’ni işletiyor. Kısacası, en güçlü erken uyarı sistemi bir radar ya da bir siren değildir; radarın gökyüzünde gördüğü yağmuru, derenin yükselen suyuyla birleştirip birkaç dakika içinde insanlara “Şimdi çık, şimdi uzaklaş” dedirtebilen uçtan uca bir hayat kurtarma zinciridir.
“Felaketin büyüklüğünü insanın suya nerede ve ne kadar alan bıraktığı da belirler”
Afetin boyutunu bu denli büyüten ana etken doğanın kontrol edilemez gücü mü, yoksa dere yataklarına yapılan müdahaleler ve yetersiz altyapı mı?
Afetin boyutunu yalnızca doğanın kontrol edilemez gücüyle açıklamak doğru değil. Şiddetli yağış tehlikeyi başlatır. Fakat felaketin büyüklüğünü insanın suya nerede ve ne kadar alan bıraktığı da belirler. Yapılan çalışmalarda, riskin yalnızca meteorolojik tehlikeden oluşmadığı açıkça ortaya konmaktadır. Hızlı kentleşme, geçirimsiz yüzeylerin artması, doğal drenaj yollarının daralması, yetersiz yağmur suyu altyapısı ve dere yataklarında tıkanma ile atık birikmesi riski büyütüyor. Ayrıca dere koridorlarının korunması, menfez ve ızgaraların düzenli temizlenmesi, yağmur suyu ile atık su sistemlerinin ayrılması ve kritik altyapının korunması öncelikli önlemler arasında sayılıyor. Yani yağmuru durduramayız. Akması gereken yağmur suyunun önüne duvar örüp yolunu daraltırsak, onu bir tehlikeye dönüştürürüz. Bir dere yatağına ev yapıldığında su kaybolmaz. Sadece kendine yeni bir yol arar. O yol da bazen evlerin içinden geçer. Bu nedenle sel felaketlerinin kader olmadığını unutmamak gerekir. Doğal tehlikeyi değiştiremeyiz. Ama maruziyeti ve kırılganlığı azaltabiliriz. Asıl mesele yağmurun ne kadar yağdığı kadar, yağmur geldiğinde suya ne kadar güvenli alan bıraktığımızdır.
"En acil ders, yağmurun nerede ve ne zaman felakete dönüşeceğini önceden bilmektir"
Nepal'deki tablo ile Giresun ve Doğu Karadeniz'in sel ve heyelan gerçekliği arasındaki benzerlikler göz önüne alındığında, bölgedeki afet yönetimi stratejilerimiz için buradan çıkarılması gereken en acil ders nedir?
Nepal ile Giresun ve Doğu Karadeniz’in gibi bölgede dağlar çok dik. Vadiler dar. Yağış kısa sürede büyük miktarlara ulaşabiliyor. Su çok hızlı yükseliyor. Buna heyelan ve kaya hareketleri de eklenebiliyor. Böyle bir yerde afet yönetiminin en acil dersi; yalnızca yağmuru tahmin etmek değil, yağmurun nerede ve ne zaman felakete dönüşeceğini önceden bilmektir. Yapılan çalışmalar, meteorolojik erken uyarının, hidrolojik gözlemlerin, taşkın modellemesinin, altyapı kapasitesinin ve kırılganlık analizlerinin tek bir sistemde birleştirilmesini gerekli görüyor. Ayrıca erken uyarının yalnızca bir bilgilendirme mesajı olarak kalmaması gerektiği de özellikle vurgulanıyor. Uyarı geldiğinde saha kontrolü başlamalı. Gerekirse yollar kapatılmalı. İnsanlar zamanında tahliye edilmeli. Nepal’den Giresun’a uzanan en önemli ders bu. Sel geldiğinde değil, sel gelmeden önce harekete geçmeliyiz. Çünkü böyle coğrafyalarda bazen insanları kurtarmak için saatler değil, yalnızca dakikalar vardır. Erken uyarı sistemlerinin önemi burada ortaya çıkıyor.