Yapay zekâ küresel ticaretin kurallarını nasıl değiştiriyor?
Haberin Eklenme Tarihi: 9.10.2026 11:55:00 - Güncelleme Tarihi: 9.10.2026 11:59:002026 sonbaharında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) - Çin ticaret ilişkilerinde ortaya çıkan tablo, klasik anlamda bir ticaret savaşının sona ermesinden çok daha karmaşık bir dönüşüme işaret ediyor. Donald Trump ile Xi Jinping arasında Eylül 2026 tarihinde Washington’da gerçekleştirilen görüşmelerin ardından iki tarafın yaklaşık 60 milyar dolar değerindeki karşılıklı ticaret hacmini kapsayan, her biri 30 milyar dolar tutarında hassas olmayan mallara daha elverişli tarife uygulanmasını öngören çerçevede uzlaşması, ilk bakışta gerilimin düşürülmesi olarak okunabilir.
Bununla birlikte anlaşmanın kapsamı ve uygulanma takvimi konusunda ayrıntıların sınırlı kalması, tarafların temel ekonomik anlaşmazlıkları çözdüğünü göstermez. Tarife ateşkesinin 10 Ocak 2027 tarihine kadar uzatılması, iki ülkenin rekabeti sona erdirmekten ziyade onu daha yönetilebilir bir zemine taşımaya çalıştığını ortaya koyuyor. Bu nedenle mevcut süreç serbest ticarete dönüş olarak tanımlanmaktan ziyade yönetilen karşılıklı bağımlılık aşaması olarak değerlendirilmelidir.[1]
Eylül anlaşmasının dikkat çekici tarafı, ticaret müzakerelerinin ürün bazında seçici bir liberalleşme modeline yönelmesidir. ABD tarafının Çin’den gelen oyuncak, ev eşyası ve tüketim ürünlerinin bir bölümünde daha düşük tarife önermesidir. Çin’in ise mısır, buğday, et, süt ürünleri, kozmetik, tıbbi cihazlar ve çeşitli diğer Amerikan ürünlerinde gümrük yüklerini azaltmaya yönelmesi, karşılıklı piyasa erişiminin tamamen ortadan kalkmadığını gösterir. Ayrıca iki ülke ticaretinin stratejik teknoloji alanlarını aynı açıklıkla kapsamaması önemlidir. Ticaretin hassas olmayan alanlarla sınırlandırılması, ekonomik ilişkilerin güvenlik filtresinden geçirilerek yeniden tasarlandığını ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle Washington ve Pekin, ticaretin tamamını korumacı bir alana çekmek yerine, güvenlik açısından daha düşük risk taşıyan sektörlerde kontrollü açıklık yaratırken kritik teknolojileri ayrı bir rejime tabi tutuyor. Liberal ticaret düzenindeki kırılmanın temel özelliği burada ortaya çıkıyor: Pazar erişimi sürüyor ancak pazar erişiminin koşullarını ulusal güvenlik ve stratejik teknoloji belirliyor.[2]
Yapay zekâ: Küresel ticaretin ve jeopolitik rekabetin yeni ekseni
Dönüşümün merkezine yapay zekânın (AI) yerleşmesinin nedeni, yapay zekânın sıradan bir ticari meta olmaktan çıkıp üretim, lojistik, finans, savunma, istihbarat ve kamu yönetimini yeniden yapılandıran genel amaçlı bir teknoloji niteliği kazanmasıdır. Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO) 2025 Dünya Ticaret Raporu, yapay zekânın küresel ticareti 2040’a kadar farklı senaryolara bağlı olarak %34-37 oranında artırabileceğini, dijital olarak sunulabilen hizmetlerde artışın yaklaşık %42’ye ulaşabileceğini ve küresel GSYH üzerinde %12-13 civarında ilave etki yaratabileceğini hesaplıyor. 2026 WTO değerlendirmeleri ise yapay zekâ ile ilişkili mal ticaretinin 2025’te 4,18 trilyon dolara ulaştığını ve dünya mal ticaretindeki payının yıl sonunda yaklaşık %17’ye yükseldiğini gösteriyor. AI-enabling goods kategorisi tek başına 2025’te küresel mal ticareti artışının %42’sini açıkladı. Bu rakamlar, yapay zekânın geleceğin ticaret konusu olmaktan çıktığını, ticaretin bugünkü yapısını şekillendiren başlıca unsurlardan biri hâline geldiğini gösteriyor.[3]
Yapay zekânın ticari ağırlığı arttıkça mesele algoritmaların kullanımı olmaktan çıkıyor. Çipler, veri merkezleri, yüksek performanslı hesaplama altyapısı, enerji, veri, yetenek ve yazılım ekosistemlerinin hangi ülkelerde yoğunlaştığı uluslararası ekonomik gücün dağılımını belirliyor. WTO verilerine göre Asya, yapay zekâ ile bağlantılı malların küresel ticaretinin yaklaşık %62’sini oluşturuyor. Bu tablo, özellikle Çin, Tayvan, Güney Kore ve diğer Asya ekonomilerini küresel yapay zekâ tedarik zincirlerinin kritik düğümleri hâline getiriyor. Kuzey Amerika ise hızlı büyüyen yapay zekâ donanımı ve veri merkezi yatırımları sayesinde ayrı bir çekim merkezi yaratıyor. Dolayısıyla yapay zekâ ticareti, klasik kuzey-güney ayrımına tam olarak oturmayan yeni bir jeoekonomik harita üretiyor. Burada belirleyici olan zenginlik seviyesi değil, ileri hesaplama kapasitesine, yarı iletken üretim zincirlerine ve yüksek katma değerli dijital hizmetlere erişimdir.[4]
Tam bu noktada ABD-Çin rekabetindeki yapay zekâ boyutu, ticaret politikasından uluslararası güç siyasetine geçiyor. Washington’ın gelişmiş yarı iletkenlere yönelik ihracat kontrolleri, yüksek performanslı hesaplama kapasitesine erişim ve yarı iletken üretim ekipmanının Çin’e satışını sınırlamaya yönelik düzenlemeleri yapay zekâ rekabetinin teknolojik temeli üzerinde yoğunlaşıyor. ABD Ticaret Bakanlığı’nın düzenlemeleri, belirli ileri düzey çiplerin Çin’e ihracatını lisans rejimine tabi tutarken, 2026 başında bazı Nvidia H200 ve AMD MI325X gibi çipler için koşullu ve vaka bazlı lisans incelemesine geçilmesi Washington’ın politikasının mutlak bir kopuştan daha esnek fakat yine güvenlik merkezli bir yapıya evrildiğini gösterdi. Böylece ABD-Çin ticaret ilişkilerinde iki farklı mantık yan yana bulunuyor: Tüketici mallarında pazara erişimi kolaylaştıran düzenlemeler ile stratejik hesaplama kapasitesinde erişimi kısıtlayan teknoloji kontrolleri.
Eylül 2026 zirvesinin yapay zekâ açısından en önemli çıktısı bu nedenle yeni bir tarife maddesinden çok ABD-Çin yapay zekâ diyaloğunun kurulmasıdır. Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanan sekiz maddelik sonuç belgesinde iki ülkenin yapay zekâ riskleri ve faydaları konusunda düzenli görüşmeler yapması, bir sonraki görüşmenin Kasım 2026’da gerçekleştirilmesi ve yapay zekâ kaynaklı olaylar için ikili bir iletişim kanalı kurulması kararlaştırıldı. Bu mekanizma, yapay zekânın artık ticaret görüşmelerinin dışında kalan bir teknoloji dosyası olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Yapay zekâ güvenliği ile ticaret güvenliği aynı müzakere alanında buluşuyor. Üstelik iki ülkenin yapay zekâ alanında sahip olduğu güçlü kapasite, tarafları rekabet ettikleri teknolojiye ilişkin asgari kriz iletişim mekanizmaları kurmaya zorluyor. Dolayısıyla yapay zekâ, ABD-Çin ilişkilerinde hem rekabet alanı hem de rekabetin yönetilmesi için yeni bir diplomatik temas kanalı hâline geliyor.[5]
Küresel ticarette fırsat mı, derinleşen eşitsizlik mi?
Mevcut uluslararası politik ekonomideki kritik soru, yapay zekânın yeni küresel düzende eşitsizlik üreten bir parametre mi, yoksa ticari entegrasyonu güçlendiren bir mekanizma mı olacağıdır. WTO’nun yaklaşımı ikinci ihtimalin ciddi bir potansiyele sahip olduğunu gösterir. Yapay zekâ; ticaret maliyetlerini düşürebilir, lojistik süreçleri optimize edebilir, dil ve bilgi engellerini azaltabilir, küçük işletmelerin dış pazarlara erişimini kolaylaştırabilir ve dijital olarak sunulabilen hizmetlerin sınırlar arasında dolaşımını hızlandırabilir.
OECD’nin 2026 tarihli çalışması da yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışlarının ülkeler arasında ciddi farklılıklar göstereceğini ancak daha düşük düzeyde yapay zekâyı benimseyen ülkelerin yapay zekânın yoğun ürün ve hizmetlerinin ucuzlamasından ve uluslararası bilgi yayılımından yararlanabileceğini ortaya koyuyor. Böyle bir senaryoda ticaret, yapay zekânın yayılmasını hızlandıran bir kanal hâline gelecek, yapay zekâ ticareti genişletirken ticaret de yapay zekânın dünyaya yayılmasını mümkün kılacaktır.[6]
Fakat olumlu senaryo mevcut jeopolitik atmosferde otomatik olarak gerçekleşmeyecektir. WTO’nun kendi analizleri yapay zekânın kapsayıcı büyüme yaratabilmesinin dijital altyapı, beceriler, donanım ve politika kapasitesi arasındaki farkların azaltılmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma (UNCTAD) da yapay zekâ yatırımlarının ve stratejik teknoloji sektörlerinin giderek daha az sayıda ülkede yoğunlaştığına dikkat çekiyor. 2026 yılında yayımlanan değerlendirmeler, yapay zekâ altyapısı, yarı iletkenler ve diğer stratejik sektörlere yapılan yatırımların küresel üretim ağlarının geleceğini belirlediğini, buna karşın gelişmekte olan ülkelerin bu ağlara bağlanmakta zorlanabileceğini gösteriyor. Bu tablo, Wallerstein’ın dünya-sistemleri çözümlemesindeki merkez-çevre ayrımının yeni bir parametresi ve eksenel iş bölümünün güncel biçimidir. Wallerstein’da merkez konumu coğrafi bir sıfat değildir, yüksek ücretli ve yarı-tekelci üretim süreçlerinin denetimidir, öncü sektörler yayıldıkça merkez yeni bir teknolojik yarı-tekele kayacaktır.
Yapay zekâ altyapısı, yarı iletkenler, model ağırlıkları ve veri üzerindeki yoğunlaşma, bu mekanizmanın hesaplama gücü üzerinden yeniden kurulduğunu gösterir. Gelişmekte olan ülkeler ham veri, kritik mineral ve düşük katma değerli dijital emek sağlarken, artığın büyük bölümü hesaplama, model ve sermaye üzerinde denetim kuran ekonomilerde kalabilir. Dolayısıyla yapay zekâ; ticareti demokratikleştirebilecek bir teknoloji olduğu kadar sermaye, hesaplama gücü ve veri üzerindeki yarı-tekeli derinleştirerek eşitsiz mübadeleyi yeniden üretebilecek bir mekanizma da olabilir.[7] Bu hususta gelişmekte olan ülkeler açısından temel sorun; yapay zekâ teknolojisini “ithal edip etmemek” seviyesinden daha ileri taşınıyor. Mesele, yapay zekâ değer zincirlerinin hangi aşamalarına katılabilecekleridir. Dünya Bankası’nın 2026 Dünya Kalkınma Raporu, gelişmekte olan ülkeler açısından yapay zekânın önemli bir sıçrama fırsatı sunduğunu fakat elektrik, bağlantı altyapısı, beceri ve kurum kapasitesindeki açıkların kapatılamaması hâlinde yapay zekânın ülkeler arasındaki farkları büyütebileceğini vurguluyor. UNCTAD’ın değerlendirmeleri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Yapay zekânın küresel ticaretteki yeni eşitsizlik boyutu yalnızca “yapay zekâ kullanan ülke” ve “kullanmayan ülke” ayrımı olmayacaktır. Asıl mesele, hangi ülkelerin yapay zekâ modellerini ürettiği, hangilerinin yüksek performanslı çiplere erişebildiği, hangilerinin veri merkezlerini finanse ettiği ve hangilerinin sadece veri, emek veya düşük katma değerli dijital hizmet sağlayıcısı konumunda kaldığı olacaktır.
Küresel ticaretin hibrit düzeni: Çok taraflı kurallar ve stratejik korumacılık
WTO açısından sorun daha da karmaşık hâle geliyor. Çünkü mevcut ticaret sistemi yapay zekâyı tek başına düzenleyen bir kurum üzerine kurulmadı. WTO, yapay zekânın ticarete etkileriyle dijital hizmetler, e-ticaret, tarifeler, teknik engeller, fikri mülkiyet, mal ve hizmet ticareti ve gelişmekte olan ülkelerin kapasite inşası üzerinden ilgileniyor. 2026’da 60’ın üzerinde WTO üyesinin Elektronik Ticaret Anlaşması’nı geçici düzenlemeler yoluyla yürürlüğe sokma yönünde ilerlemesi bu açıdan önemlidir. Söz konusu girişim yaklaşık dünya ticaretinin %70’ini temsil eden ülkeleri kapsıyor. Bu düzenleme yapay zekâya ilişkin kapsamlı bir hukuk rejimi kurmasa da veri akışları, dijital ticaret ve çevrim içi ekonomik faaliyetler için daha öngörülebilir bir kurumsal alan oluşturuyor. Dolayısıyla WTO’nun rolü yapay zekâyı yönetmekten çok yapay zekânın küresel ticarete entegrasyonunu daha kapsayıcı ve öngörülebilir kılmak olarak şekilleniyor.
WTO’nun 2026 ticaret görünümündeki başka bir veri, ABD-Çin geriliminin küresel ticaret sistemini henüz bütünüyle parçalamadığını gösteriyor. 2025 yılında dünya mal ticaretinin güçlü büyümesinde yapay zekâ bağlantılı ürünlerin önemli rol oynamasına karşın ABD’nin Çin’den ithalatı %29 oranında geriledi. Çin ise ticaret akışlarının bir kısmını Asya, Afrika ve Latin Amerika yönünde çeşitlendirdi. Buna rağmen 2026’nın başlarında dünya mal ticaretinin yaklaşık %72’si hâlâ WTO’nun en çok tercih edilen ülke (MFN)[8] sistemi altında gerçekleşiyor. Buradaki çelişki önemlidir. ABD-Çin ilişkileri ikili ve seçici anlaşmalar yönünde ilerlerken küresel ticaretin büyük bölümü hâlâ çok taraflı rejimin temel prensipleri üzerinde yürüyor. Dolayısıyla yaşanan süreç liberal ticaret düzeninin çöküşü kadar basit bir tablo sunmuyor. Çok çok taraflı düzen ile jeopolitik olarak yönetilen ikili anlaşmaların iç içe geçtiği hibrit bir yapı oluşuyor.
Ancak Ekim 2026’daki G20 ve OECD gelişmeleri bu hibrit yapının daha korumacı bir yöne kayabileceğini gösteriyor. 7 Ekim’de aralarında ABD, Avrupa Birliği, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın da bulunduğu 15 ekonomi, yapısal aşırı kapasiteyi ve piyasa dışı politikalarla desteklenen üretim fazlasını eleştiren ABD öncülüğündeki ortak bildiriyi imzaladu. Çin’in bu bildirinin dışında kalması tesadüfi değildir. Burada ticaret politikası artık “Tarifeler ne kadar olmalı?” sorusuyla sınırlı kalmıyor; devlet sübvansiyonları, endüstriyel kapasite, teknoloji politikası ve küresel rekabet koşulları tartışmanın merkezine yerleşiyor. Bu gelişme yapay zekâ açısından kritik öneme sahiptir. Çünkü yapay zekâ ekosisteminin temelindeki çipler, veri merkezleri, enerji ve yüksek teknolojili imalat kapasitesi de aynı endüstriyel politika tartışmasının parçasıdır.[9]
Küresel ticaretin geleceği: Stratejik korumacılık ve yeni düzen
“ABD-Çin ticaret ilişkilerinin geleceğinde ticaret savaşı mı, serbest ticaret mi?” şeklindeki ikili ayrım giderek yetersiz hâle geliyor. Ortaya çıkan model daha çok seçici liberalleşme, stratejik korumacılık ve teknolojik güvenlikleştirme üçgeninde gelişiyor. Tarım, tüketim malları, finansal hizmetler ve bazı enerji ürünlerinde karşılıklı açılım devam ederken; ileri çipler, yapay zekâ hesaplama kapasitesi, yarı iletken ekipmanı, veri ve kritik teknolojiler güvenlik gerekçeleriyle daha sıkı kontrol ediliyor. Bu yapı liberal ticaret düzeninin ortadan kalkmasından çok liberal ticaretin kapsamının yeniden tanımlanması anlamına geliyor. Serbest olan şey artık bütün ekonomik alan değildir. Devletlerin stratejik olarak düşük riskli kabul ettiği ticaret alanlarıdır. Yapay zekâ ise hangi teknolojilerin serbest dolaşım içinde kalacağına, hangilerinin stratejik ürün statüsü kazanacağına karar verilen başlıca eşiklerden biri hâline geliyor.
Sonuç olarak ticaretin yeni melez düzeninin en belirgin özelliği yapay zekâ olacaktır. Çünkü yapay zekânın üretiminde kullanılan temel kaynaklar ileri çipler, hesaplama gücü, veri, enerji, yetenek, yazılım ve sermaye küresel olarak eşit dağılmıyor. Bu nedenle yapay zekânın uluslararası ticarete etkisi iki yönlü olacaktır. Birinci yönde yapay zekâ, ticaret maliyetlerini düşürerek yeni ticaret akımları yaratabilir; daha küçük işletmelerin uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırabilir, hizmet ihracatını genişletebilir ve verimlilik farklılıklarını azaltabilir. İkinci yönde yapay zekâ yatırımları ve yüksek performanslı hesaplama kapasitesi birkaç merkezde yoğunlaşmaya devam ederse, teknolojik kapasite ile ticari kapasite arasındaki bağ güçlenecek ve zengin ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark daha da derinleşecektir. WTO’nun yaklaşık %40’lık olası ticaret artışı beklentisi bu nedenle tek başına iyimser bir sonuç olarak okunamaz söz konusu artışın hangi ülkeler tarafından üretileceği ve gelirlerin hangi ülkelerde toplanacağı belirleyici olacaktır.
2026 sonbaharında ABD-Çin ticaret ilişkilerinin ortaya koyduğu model, liberal ticaret düzeninin basit biçimde sona erdiğini göstermiyor. Daha güçlü biçimde görülen eğilim, liberal ticaretin jeopolitik ve teknolojik filtrelerden geçirilerek yeniden yapılandırılmasıdır. WTO sisteminin yaklaşık yüzde 72’lik MFN payı hâlâ çok taraflı ticaretin dayanıklılığını gösterirken, ABD-Çin Board of Trade gibi ikili mekanizmalar, teknoloji ihracat kontrolleri ve stratejik sanayi politikaları ticaret düzeninin parçalı bir karakter kazandığını ortaya koyuyor. Bu nedenle geleceğin küresel ticaret düzeni ne tam anlamıyla serbest ticaret ne de tam anlamıyla ekonomik bloklaşma olacaktır. Daha olası senaryo, çok taraflı kuralların üzerine inşa edilen fakat stratejik teknolojilerde ikili ve blok temelli kurallarla tamamlanan katmanlı bir ticaret düzenidir.
Notlar
[1] "China, US pledge tariff cuts on $60 billion of goods including agriculture, toys, toasters", Reuters, https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/china-says-us-trade-truce-extension-creates-space-advance-talks-2026-09-28/, (Erişim Tarihi: 08.10.2026).
[2] Aynı yer.
[3] "Making trade and AI work together to the benefit of all", World Trade Organization, https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/wtr25_e.pdf, (Erişim Tarihi: 08.10.2026).
[4] Aynı yer.
[5] "China and the United States Reach Eight Deliverables and Understandings", Ministry of Foreign Affairs People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/eng/xw/zyxw/202609/t20260926_12031663.html, (Erişim Tarihi: 08.10.2026).
[6] "AI meets trade", OECD, https://www.oecd.org/en/publications/ai-meets-trade_13081644-en.html, (Erişim Tarihi: 08.10.2026).
[7] "AI investment boom risks widening global development divide", UN Trade & Development, https://unctad.org/news/ai-investment-boom-risks-widening-global-development-divide, (Erişim Tarihi: 08.10.2026).
[8] MFN, ülkelerin tüm ticaret ortaklarına ayrımcılık yapmadan eşit muamele etmesini gerektiren uluslararası ticaret ve anlaşmalarda temel bir yasal ilkedir.
[9] "AI investment and Middle East conflict shape outlook for global trade", WTO, https://www.wto.org/english/news_e/news26_e/blgrs_20mar26_332_e.htm, (Erişim Tarihi: 08.10.2026).