Siperler ile masalar arasında: Witkoff-Kushner misyonu neyi çözebilir?
Haberin Eklenme Tarihi: 7.09.2026 10:55:00 - Güncelleme Tarihi: 7.09.2026 11:02:00Diplomasinin kendine has, çoğu zaman gerçekliğin keskin kenarlarını törpülemek için icat edilmiş bir sözlüğü vardır. Bu sözlükte çatışmalar “hassasiyet”, tavizler “esneklik”, tıkanmalar ise ekseriyetle “yapıcı diyalog” kılıfıyla takdim edilir. Ancak bu sözlüğün en yıpranmış, en şaibeli ve içeriği en hızla boşaltılan kavramlarından biri hiç kuşkusuz “atılım” (breakthrough) kelimesidir.
Eylül 2026’nın ilk haftasında, Washington’dan kalkan ve önce Moskova’daki Kremlin Sarayı’na, ardından savaşın gölgesindeki Kiev’e uzanan bir mekik diplomasisinin ardından kulisleri yine aynı sözcük kapladı:“Kış bastırmadan önce bir atılım.”
ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’in Moskova’da Vladimir Putin ile üç saati aşan baş başa temasları, hemen ertesi gün Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile bir araya gelmeleri ve uluslararası basına sızan bilgiler, Beyaz Saray’ın takviminde bir telaşın hüküm sürdüğünü gösteriyor. Axios’tan Financial Times’a, Kyiv Independent’tan Reuters’a kadar küresel basının manşetlerine yansıyan kulisler; Washington’ın kış şartları cepheyi dondurmadan ve Ukrayna’nın altyapısını yeniden felç etmeden önce masada somut bir “başarı hikâyesi” arzuladığını belgeliyor.
Fakat bu diplomatik telaşın ortasında durup soğukkanlılıkla sormak gerekiyor. Sahada yüz binlerce askerin siperlere çakıldığı, enerji şebekelerinin hedef alındığı, tarafların kırmızı çizgilerinin milim oynamadığı beşinci yılına yaklaşan bir savaşta “atılım” da neyin nesi? Bu kavram sahici bir barışın şafağını mı müjdeliyor, yoksa yaklaşan çetin kış ve iç politik sıkışmışlıklar karşısında kurgulanmış aceleci bir diplomatik yanılsamadan mı ibaret?
Emlak diplomasisi ile jeopolitik gerçekliğin çarpışması
Mevcut müzakere atağının aktörlerine bakmak dahi aranan “atılım”ın doğasına dair çarpıcı ipuçları sunuyor. Masanın merkezinde kariyer diplomatları ya da Soğuk Savaş geleneğinden gelen kıdemli stratejistler değil; Trump’ın gayrimenkul ve iş dünyasından gelen güvendiği isim Steve Witkoff ile geçmişte “İbrahim Anlaşmaları”nın mimarlığını üstlenmiş olan damadı Jared Kushner oturuyor. Dahası, heyette ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırımlardan sorumlu yetkilisi Gene Lange’ın da bulunması ve Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı Kirill Dmitriev ile görüşmesi, Washington’ın savaşı temelde “ticari ve finansal bir kaldıraçla çözülebilecek bir anlaşmazlık” olarak kodladığını gösteriyor.
Anglo-Amerikan iş kültürünün “iş bitiricilik” (transactionalism) mantığı, tarafları bir masaya oturtup her birine al-ver dengesi üzerinden bir kâr-zarar hesabı dayatmayı hedefler. Nitekim Kushner’in temasların ardından açıkça dile getirdiği “üçlü müzakere formatına (ABD-Rusya-Ukrayna) dönme ve kapsamlı bir barış paketi sunma” arzusu, çatışmayı şirket birleşmesi mantığıyla bir protokole bağlama arayışının tezahürüdür.
Ne var ki Kremlin’in meşhur koridorlarında ve Dinyeper kıyısındaki sığınaklarda tarih, bir “gayrimenkul takası” olarak okunmuyor. Putin için Ukrayna Savaşı; Rusya’nın Büyük Petro’dan bu yana süregelen jeopolitik nüfuz alanı iddiasının, NATO’nun genişlemesine karşı verilen varoluşsal bir meydan okumanın ve imparatorluk tahayyülünün nihai sahası. Zelenski ve Ukrayna toplumu içinse mesele, harita üzerinde çizgiler çekmenin ötesinde ulusal egemenlik, toprak bütünlüğü ve bağımsız bir ulus olarak hayatta kalma kavgası.
İşte tam bu noktada Amerikan heyetinin "kıştan önce atılım" ısrarı, jeopolitiğin katı duvarlarına çarpıyor. Diplomatik kulislerde ve Financial Times'ın aktardığı değerlendirmelerde, Amerikalı müzakerecilerin taraflara sunduğu metinlerin aslında radikal yeni fikirler içermediği; dondurulmuş çatışma modelleri, askerî temas hatlarında ateşkes ve yaptırımların kısmi gevşetilmesi gibi bilindik formüllerin yeni bir ambalajla sunulmasından ibaret olduğu vurgulanıyor. Özü değişmeyen bir formülden radikal bir atılım beklemek, diplomasi sanatından ziyade temennilere bel bağlamak anlamına geliyor.
Moskova’nın “sahadaki gerçeklikler” ısrarı
Kremlin sözcüsü ve dış politika danışmanı Yuri Ushakov’un görüşme sonrasında yaptığı “Kapsamlı, yapıcı ve güven ortamında geçti” açıklaması, diplomatik nezaketin ötesinde Moskova’nın özgüvenini yansıtıyor. Rus tarafı masada tek bir cümleyi tekrar ediyor: “Sahadaki gerçekliklerin kabul edilmesi.”
Bu formülasyonun askerî ve siyasi tercümesi gayet açık: Rusya, anayasal olarak ilhak ettiğini duyurduğu Luhansk, Donetsk, Zaporijya ve Herson bölgeleri üzerindeki hak iddialarından vazgeçmeyecek. Özellikle Donbas’ın henüz Rus işgali altına girmemiş olan stratejik kaleleri (Pokrovsk, Kramatorsk, Sloviansk hattı) Moskova’nın birincil hedefi olmaya devam ediyor. Ukrayna’nın NATO üyeliği kesin ve geri dönülmez biçimde rafa kaldırılmalı, Kiev tarafsız ve askerî kapasitesi kısıtlanmış bir statüye razı edilmeli. Rusya, masaya oturmak için dahi çatışmaların durmasını şart koşan geçici ateşkes önerilerine sıcak bakmıyor. Zira Moskova, ateşkesin Ukrayna ordusuna nefes aldıracağını, Batı silah sevkiyatlarının yeniden toparlanmasına zemin hazırlayacağını savunuyor.
Nitekim Witkoff ve Kushner’in ziyareti sırasında Putin’in Kiev’e yönelik hava saldırılarını üç günlüğüne geçici olarak durdurması, bir “barış adımı”ndan ziyade, tamamen taktiksel bir jest ve müzakerecilerin güvenliğini sağlama hamlesi. Ziyaret biter bitmez sahadaki yıpratma savaşının, cephe gerisindeki lojistik merkezlere ve limanlara yönelik füze operasyonlarının hız kesmeden sürmesi, Kremlin’in sahada kazanmadığı hiçbir şeyi masada hediye etmeye niyetli olmadığını bir kez daha kanıtlamıştı.
Kiev’in ikilemi, toprak bütünlüğü ile tükeniş arasında
Madalyonun diğer yüzünde ise Zelenski’nin bizzat basının karşısına geçerek yaptığı çarpıcı değerlendirmeler yer alıyor. Witkoff ve Kushner ile görüşmesinin ardından Ukrayna liderinin kullandığı ifadeler, Washington’ın kurguladığı iyimser “atılım” havasını adeta dağıttı: “Mevcut durum savaşın kış başlamadan biteceğine inanmak için yeterli değil. Savaş muhtemelen kış aylarında da devam edecek.”
Zelenski’nin sözleri, sahadaki askerî gerçekliğin tespiti olmakla birlikte müttefiki Washington’a verilmiş örtük bir cevap. Ukrayna liderliği, ABD’nin hızlı bir seçim yatırımı ya da dış politika zaferi elde etmek uğruna Kiev’i “toprak tavizine” zorlamasından derin bir endişe duyuyor. Zelenski’nin “Toprak meselesi ancak liderler düzeyinde çözülebilir; Donbas meselesi sadece Donbas değildir, bütün savaşın ta kendisidir” vurgusu, Amerikalı temsilcilerin kapalı kapılar ardında sınır hatlarına dair gündeme getirdiği esneme taleplerine çekilen kırmızı bir çizgi.
Ukrayna kamuoyu ve anayasası açısından, Rus işgali altındaki toprakların resmî ya da fiilî olarak Moskova’ya terk edildiği bir barış metnine imza atmak siyasi bir intihar niteliğinde. Ancak öte yandan Kiev’in omuzlarındaki yük her geçen gün ağırlaşıyor. Rusya’nın sonbahar ve kış aylarında Ukrayna’nın elektrik şebekelerine ve trafo merkezlerine yönelik yeni nesil jet motorlu İHA’lar ve balistik füzelerle başlatacağı beklenen bombardıman dalgası, milyonlarca sivili dondurucu soğuklarda elektriksiz ve ısıtmasız bırakma riski taşıyor. Zelenski’nin basın toplantısında açıkça sıraladığı gibi; askerî harcamalar, savunma sanayisinin finansmanı ve insani yardımlardaki bütçe açığı tırmanıyor. Batı’nın cephane stokları sınıra dayanmışken, Patriot bataryaları için yeni füze tedarikinin ancak gelecek yıl artabilecek olması, Kiev’i zamanla yarışır hâle getiriyor.
Zelenski’nin Amerikalı elçilere “Patriot’tan bile daha iyi çalıştınız, saldırılar kesildi, daha sık gelin” şeklindeki ironik teşekkürü, aslında Ukrayna’nın içine itildiği trajikomik durumu özetliyor. Kiev, diplomatik ziyaretlerin getirdiği kısa süreli hava sahası sükûnetine dahi muhtaç kaldı.
“Kıştan önce” telaşı
Peki, sahada tarafların talepleri bu derece uzlaşmaz ve taban tabana zıtken, Washington neden “kıştan önce bir atılım” sözünü bu denli ısıtıp servis ediyor? Bu sorunun cevabı jeopolitikten ziyade, Beyaz Saray’ın iç ve dış politika takviminde gizli. Trump yönetimi, göreve gelirken Ukrayna Savaşı’nı “24 saatte bitirebileceği” iddiasını ortaya koymuştu. Çatışmaların aylarca uzaması, savaşı sona erdirme vaadiyle oy toplayan yönetim üzerinde muazzam bir iç siyasi baskı yaratıyor. Kongre ara seçimleri yaklaşırken ya da seçmen tabanına somut bir dış politika zaferi sunma ihtiyacı hasıl olmuşken, Ukrayna dosyasında "ilerleme kaydedildiği" hissi dahi bir siyasi sermaye.
Askerî stratejistler gayet iyi bilirler ki Doğu Avrupa kışı, geniş çaplı manevra harplerini durdurur; savaşı yıpratıcı bir topçu, füze ve enerji savaşına dönüştürür. Çamur mevsimi ve dondurucu soğuklar başladığında, diplomasiye alan açmak çok daha güçleşecek. Eğer bir ateşkes çerçevesi çizilecekse, cephelerin donmasından ve enerji krizinin derinleşmesinden önce bir taslak oluşturulmalı.
ABD dış politikasının eş zamanlı olarak Orta Doğu’daki krizler (Hürmüz Boğazı gerilimi, İran eksenli çatışmalar) ve Asya-Pasifik’teki meydan okumalarla bölünmüş olması, Washington’ın Doğu Avrupa’daki bu maliyetli krizi asgari bir istikrara kavuşturma arzusunu kamçılıyor. Fakat diplomaside acelecilik, çoğu zaman gerçek bir çözümü değil, kusurlu ve dayatmacı bir uzlaşmayı doğurur. Masadaki taraflardan birinin (Ukrayna) varoluşsal güvenlik garantileri almadığı, diğerinin (Rusya) ise askerî kazanımlarını kalıcı kılmadan masadan kalkmayacağını bildiği bir ortamda “kıştan önce atılım” hedefi, ayakları yere basmayan bir takvim fetişizminden ibaret.
Steve Witkoff ve Jared Kushner’in Moskova ve Kiev hattında çizdiği zikzaklar, diplomasinin büsbütün terk edilmediğini, diyalog kanallarının açık tutulduğunu göstermesi açısından şüphesiz kıymetli. Savaşların eninde sonunda bir müzakere masasında bittiği tarihsel bir hakikat. Ancak bugün uluslararası basına fısıldanan ve Anadolu Ajansı’nın da dikkat çektiği “kıştan önce atılım” söylemi, hakiki bir barış vizyonundan çok, bir halkla ilişkiler illüzyonunu andırıyor. Gerçek bir atılım; ne sadece sınırların cetvelle çizilip haritaların yeniden tanzim edilmesiyle mümkün, ne hazine yetkililerinin yaptırım sopasını indirip kaldırmasıyla sağlanabilir ne de kış bastırmadan önce alelacele bir basın bülteni yayımlanarak ilan edilebilir.
Gerçek bir barış atılımı; tarafların meşru güvenlik kaygılarının dengelendiği, sınırların askerî güçle değiştirilemeyeceği ilkesinin korunduğu ve imzalanacak anlaşmanın bir sonraki savaş için bir soluklanma molası işlevi görmeyeceğinin uluslararası mekanizmalarla garanti altına alındığı gün gerçekleşecektir. O güne kadar Zelenski’nin de acı bir gerçekçilikle itiraf ettiği üzere, cephe hattında ve dondurucu siperlerde silahların susması beklenmemeli. Dolayısıyla diplomatik kulislerin ısıttığı o afili soruya dönüp bir kez daha aynı cevabı vermek gerekir. Tarafların kırmızı çizgileri yerli yerinde dururken, sahada kan dökülmeye devam ederken ve ortada yalnızca revize edilmiş eski kağıtlar dolaşırken; sahi, bu atılım da neyin nesi? Olsa olsa, kışın dondurucu fırtınası kopmadan önce sahnelenen bir iyi niyet gösterisi; savaşı durdurmaya yetmeyen, diplomatik vicdanları rahatlatmaya yarayan geçici bir yanılsama. Hepsi o…