Savaş BM kürsüsüne taşındı
Haberin Eklenme Tarihi: 24.09.2026 14:02:00 - Güncelleme Tarihi: 24.09.2026 14:05:00Küresel siyasetin kilit taşlarından biri olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsü, tarihinin en keskin tezatlarından birine ev sahipliği yapıyor. Washington ile Tahran arasında topyekûn bir çatışma atmosferinin hâkim olduğu, enerji hatlarının kilitlendiği ve ekonomik yaptırımların halkın günlük yaşamını boğduğu bir dönemde, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın New York’taki temasları yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Bir yanda ABD Başkanı’nın kürsüden sarf ettiği tehditkâr ifadeler ve bölgedeki askerî gerilim, diğer yanda ise Katar ara buluculuğuyla yürütülen gizli ve sürpriz diplomatik temaslar, krizin sadece askerî bir düzlemde kalmadığını, çok katmanlı bir müzakere ve pazarlık sürecine evrildiğini gösteriyor. Pezeşkiyan’ın BM kürsüsündeki hitabeti, klasik bir meydan okuma ile pragmatik bir diyalog arayışının fırtınalı bileşimi olarak karşımıza çıkıyor.
Pezeşkiyan’ın konuşmasının merkezinde, ABD’yi ve özellikle Donald Trump’ı hedef alan sert bir söylem yer alırken; aynı anda diyalog çağrısının yapılması, Tahran yönetiminin iç ve dış siyaset dengelerini koruma çabasını ele veriyor. Savaşın başlangıcında dinî lider Ayetullah Ali Hamaney’in ve yüzün üzerinde masum öğrencinin hayatını kaybetmesi, İran cephesinde derin bir travma yaratmış durumda. Pezeşkiyan’ın bu acı tablonun fotoğraflarını kürsüde sergilemesi, “Biz terörist değiliz, kendimizi savunduk” argümanını uluslararası kamuoyunun vicdanına sunma hamlesi olarak okunmalı.
Ancak bu sert söylemsel cephe, arka planda yürütülen diplomatik kanalların varlığını örtmüyor. ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi arasında gerçekleşen üç saatlik sürpriz görüşme, iki tarafın da askerî çıkmazdan duyduğu rahatsızlığın bir göstergesi.
Krizin ekonomik ve stratejik omurgasını hiç şüphesiz Hürmüz Boğazı oluşturuyor. Küresel enerji arzının damarlarından biri olan bu stratejik su yolu, savaşın başlamasından bu yana aralıklı olarak abluka altında tutuluyor. Günde beşten az tespit edilebilir tanker geçişinin rapor edilmesi, dünya ekonomisini sarsan küresel enerji fiyatlarının fırlamasının temel sebebi. Tahran, boğazın geleceğine dair hazırladığı kapsamlı önerileri Arap komşularının desteğiyle hayata geçirmeye çalışırken, Washington ve müttefikleri üzerinde ciddi bir ekonomik baskı kuruyor.
İran, kendisine karşı kullanılabilecek askerî sevkiyatlar için boğazın kullanılmasına asla tahammül etmeyeceğini belirtirken; gelecekte boğazdan geçen tüm gemileri denetleme hakkını saklı tuttuğunu deklare ediyor. Bu durum, Körfez'deki deniz hâkimiyetinin tekelini kırma iddiası. ABD tarafı, yaklaşan ara seçimler öncesinde benzin ve petrol fiyatlarını düşürmek, rafine petrol arzını artırmak amacıyla yoğun bir siyasi baskı altında. Cumhuriyetçilerin popüler olmayan bir çatışmanın yükünü omuzlamakta zorlandığı bu dönemde, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması Trump yönetimi için iç politikada ciddi bir maliyet üretiyor. İran'ın öne sürdüğü yedi ön koşul -savaşın tüm boyutlarıyla sona erdirilmesi, deniz ablukasının kalkması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması- bu ekonomik sıkışmışlığın karşısına bir kaldıraç olarak konulmuştu.
Bölgesel ortaklıklar ve Tahran'ın iç dengeleri
Pezeşkiyan’ın yumuşama sinyalleri vermesi, İran içerisindeki sertlik yanlısı odakların tepkisini çekmekte gecikmedi. Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Mohsen Rezaei’nin müzakereleri reddeden açıklamaları ve İran'ın şartları yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağını vurgulaması, Tahran'daki ikili iktidar yapısının ve hassas iç dengelerin bir yansıması. İran yönetimi, komşu ülkelere yönelik uyarılarında da son derece net bir çizgi izliyor. ABD'nin teşvikiyle devreye sokulabilecek seyahat yasaklarına karşı Körfez başkentlerini uyaran Tahran, bölgesel iş birliği adı altında kendi sivil havacılık sektörünün boğulmasına seyirci kalmayacağını, aksi takdirde karşılıklı hava sahası kısıtlamalarına gidileceğini açıkça ifade etti. Ekonomik savaşın boyutu, petrol ihracatını durdurmakla kalmadı, İran'ın sivil havacılık filosunu da küresel ölçekte yere indirme tehdidiyle karşı karşıya bıraktı. ABD'nin sivil filoyla temas kuran herhangi bir uluslararası kuruluşa yönelik ikincil yaptırım tehditleri, ülkeyi dış dünyaya bağlayan son nefes borularından biri olan hava köprüsünü tehlikeye atıyor. Umman ve Irak gibi komşu ülkelerin hava sahalarını İran sivil uçaklarına kapatmak zorunda kalabileceğine dair işaretler, Tahran üzerindeki ekonomik ve lojistik kuşatmanın ne denli boğucu bir seviyeye ulaştığını gözler önüne seriyor. İranlı yetkililerin bu izolasyonu kırmak için yürüttüğü hummalı diplomasi, ülkenin hayatta kalma mücadelesinin en somut göstergesi.
Pezeşkiyan’ın BM kürsüsünden dile getirdiği en temel tezi, bölgesel güvenliğin anahtarının ABD gibi dış aktörlerin ellerinde değil, bizzat bölge ülkelerinin kendi aralarında kuracakları mekanizmalarda yattığı. İran'ın komşularını birer rakip değil, kader ortakları olarak konumlandırma çabası, uzun vadeli bir stratejik yönelim değişikliğine işaret ediyor. Ancak İsrail'in askerî operasyonları ve Batı'nın ekonomik ambargoları karşısında “Kendini savunamayanlar ezilecektir” felsefesiyle hareket eden Tahran, bir yandan zeytin dalı uzatırken diğer yandan caydırıcılık unsurlarından taviz vermiyor. Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan Bab el-Mandeb Boğazı'nda Husilerin varlığı ve kontrol kapasitesi, enerji koridorlarındaki kırılganlığı katbekat artırıyor. Bu durum, sadece İran'ın değil, tüm küresel ticaret ağının ne kadar hassas bir dengede olduğunu kanıtlıyor.
Savaşın BM kürsüsüne taşınması, krizin artık sahadaki askerî hamlelerle çözülemeyecek kadar büyüdüğünün ve masaya taşınma zorunluluğunun bir itirafı. Mesud Pezeşkiyan’ın “güç dili kullanılmadan diyalog” vurgusu, uluslararası hukuka ve eşit haklara dayalı bir müzakere zeminini şart koşuyor. Washington'ın iç siyasi baskılar, artan petrol fiyatları ve Kongre'deki dengeler nedeniyle sürdürülebilir bir çıkış yolu aradığı bu hassas kesitte, Katar ara buluculuğunda başlayan temaslar umut vaat edici olmakla birlikte son derece kırılgan. İran'ın öne sürdüğü ön koşulların kabul görüp görmeyeceği ve Hürmüz Boğazı'nın yedi gün içinde yeniden açılıp açılmayacağı, önümüzdeki günlerin en kritik jeopolitik eşiğini oluşturacak. Uluslararası toplum, bu diplomatik satrancın hamlelerini izlerken, tarafların rasyonel akılla hareket etmesinin hem Orta Doğu'nun hem de küresel ekonominin istikrarı için hayati önem taşıdığını bir kez daha müşahede ediyor. Savaşın gürültüsü BM salonlarında yankılanırken, barışın ince sesi ancak karşılıklı saygı ve diplomasi masasında ete kemiğe bürünebilecek.