14 June 2024

Yazar ölmez, ideal okuru yaratır

Rahatla. Toparlan. İtalo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını okumak üzeresin. Kusursuz bir okur olarak onun anlattıklarını, onun istediği gibi okumalısın. Bir okurun hikâyesini, bu kez yazarının tarifiyle birlikte değerlendirelim.

Yirminci yüzyılın önemli yazarlarından biri olan İtalo Calvino’nun 1970’lerde yazmış olduğu Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (Se una notte d’inverno un viaggiatore) adlı romanı edebiyat dünyasında pek çok açıdan farklı bir yere sahip. Calvino, bu romanıyla yazar-metin-okur ilişkisi üzerinden okuma ve kritik etme (anlama, yorumlama, değerlendirme) biçimlerini ironik bir şekilde eleştirmiş; kendi ideal biçimini muhatabı olan okuyucuya hitap ederek onun (daha doğrusu okur olan “senin”) kitabın yaratımı sürecini takip edişini, süreç içerisinde kayboluşunu, yolu bulmak için gösterdiği çabayı romanın örgüsü içinde ortaya koyar.  Kitap, aslında roman formunun ve bu formu yorumlamanın bir romanıdır. Başka bir deyişle Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu; sıradan okuru, kitabı, yayınevini, editörü, çevirmeni, yazarı ve nihayet ideal okuru kahramanlaştırarak bir romanın kendi varoluşsal evrenini anlatır. Sunduğu bu evren ise sadece birer roman başlangıcı ya da parçası olmaktan ibaret on ayrı metnin izinden giden iki okurun tek bir kitapta -hatta tek bir paragrafta- birleşme ve pek çok okuma biçimiyle karşılaşma anlarını aktarmakla kalmaz, aynı zamanda Calvino’nun gözündeki -ideal kritiği- tanımlar.

Eleştirel ilişki

Bahsettiğimiz kritik kavramı, “krinein” eylemindeki “seçme”, “süzgeç”, “kalburdan geçirme” imlerini barındırır içinde. Birçok anlamla yüklü bu kavram; seçme, onarma ve yorumlama biçimlerini de kapsar. Jean Starobinski, Eleştirel İlişki adlı kitabında bu biçimlerin birbirleriyle olan bağının eleştirel yolun kendisini oluşturduğunu söyler. Ona göre kusurlar “seçme”yi ve “ayırt etme”yi; bu kusurların uzmanlar tarafından yok edilip eserin olması gereken hâle getirilmesi “onarma”yı; onarma eyleminin gerekçesi olan unutma ve hatırlamayla gelişen farklı idrakler ise “yorumlama”yı beraberinde getirir. Farklı yorumlar, eleştiri nesnesinin (yazın dünyasında metnin) daha iyi anlaşılmasını gerekli kılar. Starobinski için eleştirinin yöntemi -eleştirinin izlediği yol- bir başlangıcı ve ulaşılmayı bekleyen bir hedefi imgeler. Bir yazarın metni nerede başlar, nerede son bulur, konuşan kimdir, hangi dinleyene seslenir gibi sorular eğer eleştirmenin de bir yazar olduğu noktasında hemfikirsek onun için de geçerlidir.

Eleştirmenin (okurun) okuma ve üzerine söz söyleme nesnesi olan metin nerede başlamaktadır, nereye ulaşmak istemektedir, dahası bir başlangıcı veya sonu var mıdır, hangi mesafeden yapıt kiminle ve nasıl konuşur? Bu tür sorular etrafında alınan yol da aslında mutlak metotlarla yönetilebilecek bir süreç değildir. Yazarın ve okurun (eleştirinin failinin, sözcüklerle hitap edilen kişinin) metinle -ya da başka bir noktada yazarın okurla- kurmuş olduğu ilişki ile sürekli şekillenen bir metodoloji (hatta belki de metotsuz bir metodoloji) söz konusudur. Yazarın, okurun ve metnin konumlanışları bütün ilişkisel düzlemi yeniden kuracağından mutlak bir okuma biçimi imkânsız hâle gelir. Starobinski’nin belirttiği gibi “eleştirel bilinç” değişkendir: Okur, yapıtı okuyup içerisindeki anlamı ortaya çıkarmaya çalışan kişiyken sorular soran kişi olabilir, yapıta yoğunlaşabilir veya etrafında dolanan ayrıntılarla ilgilenip başka bir ufuğa dikkatini yönlendirebilir, metinden uzaklaşabilir, onu açıklamaya girişebilir ya da kendisinin yazacağı bir metni hayal edebilir. Okuma boyunca yapıtla olan ilişkiyi belki sözcükler, kompozisyon, biçem, imgeler, duyumsal değerler gibi daha forma dair özellikler ya da içeriğe dair deneyimler yön verir.

İdeal okura sesleniş, tanışma ve uyarılar

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da da her an değişen eleştirel yolun, Calvino tarafından idealize edilmiş bir biçimde inşa edildiğini görürüz. Yazar, kitap, yayıncı, dağıtıcı ve okur arasında kurmuş olduğu ilişkide karşımıza pek çok okuma, anlama, yorumlama biçimleri çıkar; bu biçimler üzerinden edebiyat kuramlarının sunduğu metottan farklı olarak sadece Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun kendine ait yolu, okuru (yolcusu) tanıtılır. Okurun dikkati, eylemi metin tarafından kontrol altındadır. Şaşırtır, iz sürdürtür, bir bilinmeze götürür, yeniden metne bağlar; bütün ilişkisel ağ metnin ve yazarının okurla girdiği diyalog neticesinde şekillenerek Calvino’nun arzu ettiği okuma biçimini aşılar.

Öncelikle kitap, “sen” hitabıyla seslenerek içerisine okurunu da dâhil eder ve onu uyarır. Kendi tecrübesine benzesin veya benzemesin okura hazırlık anı telkinlerini, hatta komutlarını verir: Rahat edebileceği oturma biçimini, koltuğunu, ışığını ayarlamasını; kitaptan alabileceği hazzı kesintiye uğratacak her şeyden arınmasını ister. Kitabın başlangıcında okumaya ayırılacak özel bir zamanın ve mekânın alanına işaret ederek kitabına duyulmasını arzu ettiği “saygıyı” tarif eder. Calvino, romanının nasıl alımlanmasını istiyorsa beklentilerini karşılaması için okurunu hazırlar.

Hazırlığın ardından Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, istasyonda açılan ilk sahneyle başlar. Bu sahnede romanın kahramanı olan yolcunun birinci tekil şahıs anlatımla okurla karşılaşması, okurla girişilen diyalogla gerçekleşmektedir. Anlatımda kurulan merkez dil sayesinde okurun kendisini tanıdığını; hem yazarın hem okurun kahramanla kendini özdeşleştirebilmesi için en kolay yöntemin bu dil olduğunu belirtir diyalogda. Nitekim kahramanın istasyon büfesine gidişi, bar taburesine oturuşu, orada bulunan kasabalılar ve ardından gelişen olaylar da bu “ben” anlatımı ile birlikte zaman zaman okura yönelerek devam eder. Ta ki kahramanın belirttiği gibi okurun “özdeşleşme deneyimi” yaşadığı ve anlatıma kendini kaptırdığı sırada bir aksilikte karşılaşana dek. Bu aksilik yayınevinden kaynaklanan bir basım hatasıdır. Anlatı yarıda kesilmiştir, tamamlanmamıştır. Kesinti başka bir akışın izini taşır: Artık okur olan biz ile Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun kahraman okuru arasındaki ayrım ortaya çıkar ve bu noktada bizden ayrışarak romanın içerisine dâhil olur. Elindeki basım hatalı kitaba devam etmeye kararlı olan kahraman okurun, kitabı aldığı kitapçıya ertesi gün gittiğinde aynı dertten mustarip diğer bir okur Ludmilla ile karşılaşmasıyla asıl akış başlamaktadır. İki okur, ardında bir gizem barındıran hikâyeye dâhil olurlar. Yarım kalan anlatının peşinden gittikçe yeni yazarlara, kahramanlara, farklı dillere ve mekânlara rastlarlar. Birbirinin devamı sanıp okudukları, muhatap oldukları, diyaloga girdikleri metinlerin hepsi de ilki gibi yarıda kalan, aynı gizden dolayı devamı öğrenilemeyen romanlardır.

Kitap nasıl okunur, anlaşılır?

Hem metinlerdeki birinci şahıs merkezinde kurulan anlatılar, olaylar ve kahramanlar hem de bu metinlerin sırrını öğrenmek için uğraşan iki okurun yaşadıkları, aslında metodolojik bir tartışmanın parçalarıdırlar. Calvino tarafından kötü okuma biçimleri, yöntemleri, yorumlama akımları ironik bir şekilde verilir. İçlerine girdiğimiz romanlardaki kahramanlar bazen yapısökümcü kuramlara sataşır (Malbork Kasabasının Dışında), bazense ağır sembolik ifadeler kullanarak göstergebilimden aşina olduğumuz kavramlara eleştirel bir şekilde değinir (Sarp Yamaçtan Sarkarken).

Romanların gizemini çözmeye çalışan asıl akışta ise karakterlerin bir eleştirel portre olarak çizildiğini görebiliyoruz. Mesela ideal okurun kız kardeşi olarak karşımıza çıkan Lotaria, başka bir kötü okuma biçimini temsil eder. Lotaria; metni entelektüel açıdan ele alan, zevk almak için değil, incelemek ve analizler çıkarmak amacıyla okuyan, ukala bir kötü okurdur. Aslında akademik okuma biçiminin karikatürize edilmiş bir eleştirisidir. Zaten edebiyat alanında doktora yaptığının vurgulanması da bu yüzdendir. Onun okuma metodu ne yazar tarafından ne de diğer okur kahramanlar tarafından önemsenir.

Calvino’nun akademik okuma biçimlerine yönelik eleştirilerinden bir diğeri, yine Lotaria’nın davet ettiği seminerden birinde verilir. Üç devrimci arkadaşın aralarında geçen aşk hikâyesinin aktarıldığı Rüzgârdan ve Baş Dönmesinden Korkmadan romanının tartışıldığı seminerde kullanılan ifadeler aracılığıyla feminist yazın söylemleri, bu vesileyle ayrıca eleştirilir. Calvino’ya göre “çok biçemli-yoldan çıkmış arzu”, “pazar ekonomisi yasalar”, “anlamlı yapıların türdeşliği”, “sapkınlık ve kurumlar”, “iğdiş etme” gibi ifadelerin sıkça duyulduğu akademik ya da entelektüel incelemelerde olaylar, kişiler, ortamlar, izlenimler genel kavramlara yer açmak için bir kenara itilir. Oysa kitaptan beklenen bu olmamalıdır. Kitabın tek itici gücü anlatmak olmalıdır, belli bir dünya görüşü dayatmadan öykü üzerine öykü biriktirerek doğal bir gelişimin tanıklığını sağlamalıdır. Dolayısıyla okuma eylemi de buna bağlı olarak entelektüel amaçlarla parçalanarak değil; doğal, masum ve ilkel bir şekilde gerçekleşmelidir. Calvino, tüm bu önermelerini ideal okuru Ludmilla üzerinden dile getirir. İdeal biçim ve yorum onun söylemlerinde gizlidir.

Yazarın bıraktığı ipuçları okur tarafından takip edilmeli, peşinden gidilmelidir. Birbirini takip eden, devamı zannedilip başka bir örgünün başlangıcını anlatan yarım romanların sırrı çözülmelidir. Çünkü ideal okuma biçimi bunu gerektirir.  Calvino da arzuladığı biçime uygun olarak okurunu bu akışa tabi olmaya yöneltir. Zaten devamında göreceğimiz üzere Ludmilla ve kahraman okurun bu gizemi çözmek için izleri takip etmesi, kitabın asıl hikâyesine bizi götürecektir. Yani kitabın yaratıldığı mekâna, yayınevine. Kitabın sırrının bilindiği, çözüldüğü yer burasıdır.

Mutfak: Yazar, çevirmen, yayınevi, editör, kayıp sayfalar…

Yayınevinde karşımıza pek çok şey çıkar: Kafası karışık redaktör, üst üste yığılmış tozlu dosyalar, hiç susmayan telefonlar, kötü bir çevirmenin yaptığı sahtekârlıklar… O karmaşıklığın içinde kahramanla birlikte biz de Marana adında sahtekâr bir çevirmenin yayınevini dolandırdığını, bilmediği bir dilden çeviri yaptığını iddia ederek başka kitaplardan parçalar eklediği için her şeyi birbirine kattığını öğreniriz. Yarım kalan, parçalanan romanların ardında Marana’nın birbirine karıştırdığı çevirileri vardır. Ve sırrın gölgesinde yeniden Calvino’nun yöntemsel göndermeleri ile karşı karşıya kalırız. Nitekim Marana’nın yayınevine yazdığı savunma mektubu, çevirmenin ve yazarın metin içindeki konumu üzerine yapılan kuramsal tartışmaları oldukça fazla andırır. Sadece mektupta yazanlar değil, zaten çevirmenin buradaki kötü karakter olarak varlığı, onun kendi yaptıklarına savunma olarak “Kitaptaki yazar adının ne önemi var?” diye geçiştirmeleri de aslında Foucault ve Barthes’e dokundurmalarla yüklüdür. Yazarın ölüp ölmediğini tartışmaz tabii ama metnin bağımsızlığı düşüncesine yaptığı referans; Calvino’nun yazar ve diğer etkili unsurları metnin merkezine nasıl yerleştirdiğini düşündüğümüzde gayet manidar kalır.

Metnin yeni üretim biçimleri

İlerleyen bölümde Marana aracılığıyla yeniden yeni romanlar okumaya başlarız okur ile birlikte. Bu romanlar, okuyucuyu pek çok yönden Calvino ile özdeşleşen yazar Flannery’e götürür. Flannery, yaratıcılık hususunda bunalıma girmiş bir yazardır ve romanını bitirememektedir. Marana ona romanını tamamlayabilmesi için kendisinin de içinde olduğu Türdeş Yazınsal Yapıtların Elektronik Üretimi Örgütü’nden yardım almasını önerir. Aralarındaki ilişki ve birbirinin yazma motivasyonlarına bakış açıları iyi-kötü yazar ayrışmasını ortaya koyar. İkisi birbirinden oldukça farklı yazma pratiklerine sahiptirler, amaçları aynı değildir, arzu ettikleri ideal okur ayrıdır. Buradaki ayrım; ideal yazar, ideal metin ve ideal okur tanımlarının yine olay örgüsü içerisinde tarif edilebilmesi için kullanılır.

Marana sahipsiz, yazar izi taşımayan metinler üretir; iyi metnin böyle ortaya çıktığını düşünmektedir. Bu yaratım süreci için de başka yazarların kitaplarının kopyalanmasını, çalınmasını, adları kullanılarak sahte metinlerin üretilmesini olağan karşılamaktadır. Marana’ya göre okurun tepkisi de üretimi gibi mekanik bir mekanizmayla ölçülebilir. Dolayısıyla okurun dikkati çeşitli aletlerle fizyolojik tepkilerine bağlı olarak anlaşılabilir, üretim bu tepkilerle yeniden şekillendirilebilir. Okurun da önemi ona göre bu kadardır. Flannery ise anlatıda “benliğini” yok ederek ideal okuruna ulaşmayı hedefler. Fakat benlik yitimi yöntemsel olarak Marana’nın sahtekârlıkları gibi değildir.

Flannery’nin amacı; merkezi olmayan, yani “ben” olmaksızın dünyayı yakalayan bir kitap yaratmaktır. Bu yüzden de yazar olarak kendini silmek, başka bir adla anlatıda yeniden doğabilmeyi ister. Bir nevi hayalet yazar (ghost-writer) gibi… Böylelikle okunacağına inanır; bu yaratım üslubu da -ideal okur Ludmilla gibi bir okur tipi tarafından- okunmak arzusuna dayanır.  Hatta kitaptaki ilginç bir sahne, tüm bu yazınsal amacın tartışılıp olay örgüsüyle iç içe geçirilerek anlatılmasını sağlar. Marana, Lotaria, Ludmilla ve kahraman okurun birbiri ardına Flannery’e olan ziyaretleri okur-yazar-metin arasındaki garip ilişkiyi simgeler nitelikte verilir. Okuma ve yazma iç içe girer.

Bu sahnede öncelikle sahtekâr bir çevirmeni, ardından kitabı okumaya bile vakit ayırmadan bilgisayar programları vasıtasıyla hangi kelimelerin ya da cümlelerin kullanıldığına bakarak konusunu, izleğini, akımını belirleyen ve analiz eden okur tipi Lotaria’yı (Flannery’in bir yazar olarak korkulu rüyasını) görürüz. Sonrasında ise Calvino tarafından da okumanın tutku imgesi olarak sunulan Ludmilla ile iz sürücü okuru…Okur ile karşılaşma oldukça ilginçtir. Kurulan diyalogda okur, Flannery’e gizemli rastlantılar sonucunda bırakmak zorunda kaldığı romanlardan, her birini aynı tutkuyla okumasından ama bir şekilde devamlarına ulaşamamasından bahseder. Okurun söyledikleri üzerine Flannery’nin düşünceleri yazarla -yani Calvino’yla- okurun özdeşleştiği o garip anı yaşatır, o an tüm kitabın özetidir. Flannery’in kurgusu, okuduğumuz asıl kitabın olay örgüsüdür. Çünkü Calvino, kendi hedef ve düşüncelerini Flannery üzerinden anlatır. İdeal kitabını yaratır, ideal okuruna kavuşmayı hedefler. Calvino, beklediği okuma ve anlama biçimini zaten anlatmıştır, kahraman okurundan ve bizden o tarife uymamızı bekler sadece.

Hayaller, beklentiler üzerinden okur çeşitleri ve ideal okur

Kitapta Calvino; pek çok okur tipinden, okuma metodundan ve roman biçiminden daha bahseder. Birden çok roman ve okur (aynı zamanda okuma ya da yorumlama metodu) yaratır. Esas tarif Ludmilla’dır, öncelikli okur odur. Bu ideal okur için “okumak her türlü niyetten ve kazanılmış her partiden arınmak” anlamına gelir. Onun okumaktaki amacı, “en beklenmedik zamanda duyulan, nereden geldiği bilinmeyen, kitabın ötesinde bir yerlerden, yazarın ötesinden, yazının uzlaşmasının ötesinden gelen bir sesi yakalamak” olmalıdır. Roman kahramanı olarak karşımıza çıkan diğer iki okur Lotaria ve çevirmen Marana ise Ludmilla’nın tam tersi bir portre çizerler. Kötü okuma tecrübelerini, metotlarını, kuramlarını simgelemektedirler. Zaten kitap akışında tanıdığımız bu karakterlerden ayrı olarak kahraman okur, kitabın bitişini simgeleyen kütüphane sahnesinde pek çok okuma pratiğine sahip başka okurlarla karşılaşır. Calvino, bu okurların her birinde açılan okuma evrenini kendi kahraman okurunun tecrübesinde buldurtur. Kahraman okur ise zaten bizim simülasyonumuz gibi bir şeydir.

Bu kütüphane sahnesinde okuma deneyimleri sırayla ve paylaşılma hevesiyle hızlıca tek tek dökülmektedir: İçlerinde kendini hayale kaptırdığı için her kitaptan sadece birkaç sayfa okuyabildiğini söyleyen de vardır; sözcük uyumlarını, eğretilemeleri, mantıksal geçişleri büyük bir dikkatle takip edip yoğun bir okuma içinde kaybolduğunu belirten de. Kitabı tekrar tekrar okuyup her seferinde farklı izlenimler elde ettiğini iddia eden okurla da karşılaşırız, okuduğu her kitabın aslında tek bir kitabın parçaları olduğuna inananla da. Parça fikrinden ziyade her kitabın birbirinin uzantısı olduğunu söyleyerek benzer düşüncedeki okurun fikirlerini duyarız mesela aradan. Bu sohbet ayrıca zıt iki okuma biçimini tamamlatır birbirine. Kütüphanedeki okurlardan biri kitabın ilk cümlelerine, ilk izlenimine, yani kurgunun vaadine kapılırken bir diğeri sonunu, varılması gereken hedefi, yani götürüldüğü anın ilerisini hayal edebileceği son cümleleri önemser.

Calvino, Ludmilla’yı hem tüm bu biçimlerin birleşimi hem de onlardan bağımsız bir okur olarak yüceltir. Aynı zamanda okuduğumuz kitabı, bu yedi okurun tarif ettiği ideal kitaplarla kurmuş olduğunu bize hissettirir. Hatta belki de mükemmel bir yazar olarak kendisini… Eleştirel ilişki üzerinden düşündüğümüzde eserlerin kritik edilmesi, ideale yönelik bir fikirle buluşturur bizi. Yazarı öldürmeyen, okuru yok saymayan fakat alanları tuhaf, esnek bir çerçeveyle çizen bir kitap; tüm eleştirel kanalları ve idealleri satır aralarında sunabilir. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da tam olarak bulduğumuz şey budur: Edebiyat dünyasına sunulan eleştiri ve arzulanan ideal biçimler, hayaller, denemeler…

Elif Özkan

MSGSÜ Sosyoloji Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi aldı. Tercüman’da editör olarak çalışıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...