13 May 2024

Yapay zekâ bizi nasıl bir dünyaya taşıyacak?

Sanayi devriminin etkileriyle 20. yüzyıl boyunca her alanda karşılaştık. Teknolojinin ilerlemesi savaşlara mani olmayı bırakın savaşın şiddetini ve dozunu artırdı. Şimdi yeniden bir devrimin ayak sesleri hayli yakından duyuluyor: Yapay zekâ... Peki, yapay zekâ bizi nasıl bir dünyaya taşıyacak?

Sanayi devrimi, teknolojinin hâkim olduğu makineleşmeye geçişin başlangıcı olan 18. yüzyılın ortalarında İngiltere’de ortaya çıkıp kısa zamanda Avrupa’ya yayılan, üretim teknolojisindeki köklü dönüşüm hareketi olarak tanımlanır. Bu dönüşüm İngiltere’de özellikle dokumacılık ve demir çelik sanayi ile demiryolu sektöründe başlamıştır ve kısa süre içerisinde tüm dünyadaki iktisadi hayatı derinden etkilemiştir. Sanayi devrimi sadece iktisadi büyümenin hız kazanması anlamında dar bir gelişim olarak dünyayı etkilememiş bu iktisadi hızlanmanın akabinde kültürel ve siyasi değişimler peşi sıra yaşanmıştır. Öyle ki bu değişimlerin ardından ortaya çıkan tablo “sanayi toplumu” ifadesi şeklinde kullanılmıştır.

Sanayi devrimi her ne kadar bolluk, refah ve gelişmişlik vaat etse de yakın dönemde hayatını kaybeden aktivist Theodore Kaczynski “sanayi devriminin geniş çaplı psikolojik acılara yol açtığını ve bu teknolojik ilerleyişin insanlığı daha korkunç bir duruma sürükleyeceğini, doğal yaşamı bozacağını ve gelişmiş ülkelerde dahi fiziksel acıların artacağını” ifade etmiştir. Kaczynski’nin söylediklerinde pek de haksız çıkmadığı ortada. Sanayi devriminin yaratığı rüzgâr 20. yüzyıl içerisinde iki büyük paylaşım savaşına zemin hazırladı. Hızlı silahlanma yarışı, teknolojik ilerlemeyi iktidarlarının devamı için kullanan liderlerin hamleleri ile dünya 30 yıl gibi kısa süre içerisinde cehennem iki defa yaşamak zorunda kalacaktı. Birinci Dünya Savaşında 16 ila 19 milyon, ikinci dünya savaşında ise 80 milyona yakın insan son teknolojiye ait özellikler taşıyan silahlarla hayatlarını kaybettiler.

Devrimin arifesi…

Şimdi yepyeni bir devrimin ve değişimin arifesindeyiz. Yapay zekâ ile birlikte dün bildiklerimiz anlamını yitirirken bugünümüzü bambaşka yenilikler dizayn ediyor. 2010’lardan bugüne yapay zekâ muazzam bir ilerleme kat etti. Yapay zekâ her geçen gün günlük kullanımda karşımıza çıkmaya başladı. Bu teknolojik ve ekonomik kaynaklı değişim rüzgârının toplumsal sonuçlarının olacağına yönelik iddialar da hemen peşi sıra tartışılmaya başladı. Özellikle demokratik siyasete olan etkisi tartışmaların merkezinde yer aldı. Jamie Bartlett ve Yuval Noah Harari gibi isimler bu tartışmaların geniş kitleler ile buluşmasına yardımcı oldu.

Makinelerin zekaya sahip olup dünya sistemini kontrol edeceğine ve insanları köleleştireceğine yönelik bilim kurgu senaryoları 1950’li yıllardan beri sinema endüstrisinin ilgisini çekiyor.

Geleceğe Dönüş, Terminatör, Robocop gibi filmler özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda hayli merak uyandırdı. Bu sebeple yapay zekâ toplumsal belleklerde bir korku unsuru olarak yer edindi. Fakat dijitalleşme gündelik hayata öylesine hızlı bir giriş yaptı ki bu eski korkuların yerini evleri süpürmekle görevli akıllı süpürgeler aldı.

Nesnelerin interneti çağına adım adım ilerlediğimiz bu günlerde basit yapay zekalarla temas etmeyenimiz neredeyse yok. Yapay zekâ konuşma ve görüntü tanıma gibi alanlarda şahit olduğumuz muhteşem başarılarıyla baskın hale geldi ve makine öğrenme yöntemlerinin değerini kanıtladı. Öyle görünüyor ki gelecek 10 yıl içinde yapay zekanın hem kullanım alanı genişleyecek hem de tekniklerinin kullanımı bugüne oranla çok daha yaygınlaşacak, çok daha karmaşıklaşacak ve çok daha kusursuzlaşacak.

Yapay zekânın demokrasi ile arası nasıl?

Peki, sanayi devriminin ardından yaşanan toplumsal gelişmeleri yapay zekanın hâkim olacağı çağda da görecek miyiz? Temsili demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından biri hiç şüphesiz vatandaşların seslerini, tercihlerini, düşüncelerini endirekt yoldan temsilcilere ulaştırabilmesidir. Demokrasiyi seçim sistemlerine indirgemek, her 4-5 yılda yapılan seçimlerde halk tercihlerinin meclis aritmetiğine yansıması olarak değerlendirmek demokratik temsiliyet kavramının anlamına zarar verdiği gibi demokrasinin işleyişinin de aksamasına yol açıyor. Yapay zekâ burada devreye girip demokrasinin yürütülüş biçimini doğrudan etkileyecek şekilde dönüşebilir mi? Bu konuda en çarpıcı düşünce yapay zekanın kendi kamusal alanını oluşturarak hak perspektifinde siyasi irade ile halk arasında harekete geçirici bir fonksiyon kazabilmesine yönelik olarak dile getiriliyor. Dijital kamusal alan diye tarif edilen bu yapısal dönüşüm sosyal ağların etkisinin her geçen gün arttığı günümüzde mutlaka üzerinde fikir yürütülmesi gereken bir konu. Yapay zekâ kamusal söylemlerin analizlerini daha yalın bir biçimde ortaya koyacağı için siyasi irade bu yeni teknolojiyi olumlu manada demokrasinin gelişmesi için rahatlıkla kullanabilir. Burada hiç şüphesiz yapay zekânın yönetiminin ve filtreleme araçlarının “hangi eller” tarafından dizayn edildiği tartışması gündeme geliyor. Vatandaşları manipüle edebilecek ve onları farklı yollara sevk edebilecek bir yapay zekâ algoritması Cambridge Analytica gibi skandalları hatırlattığı gibi ileride gelişebilecek daha büyük dijital felaketler için de önlem almak gerektiğini gözler önüne seriyor.

Yapay zekâ ile özel şirketlerin halk üzerindeki hakimiyet iddiası genişliyor ve bu anlamda kamu otoritesiyle yapay zekâ şirketlerinin çıkarları birbiri içine giriyor. Shoshana Zuboff’un The Age of Surveillance Capitalism eserinde de değindiği gibi gözetim kapitalizmi hızla siyasallaşıyor ve Fransa gibi demokratik teamüllerin güçlü olduğu bir ülkede bile sosyal medya kısıtlamalarını gündeme taşıyabiliyor.

Yapay zekâ teknolojisi ile kamusal otoritenin demokrasi kriterleri birbirleriyle uyuşmuyor gibi görünüyor… Tüm bunlar ile birlikte geçtiğimiz yıllarda kamusal otoriteler birtakım mevzuatlar ile yapay zekâ ile bağlantı sosyal ağları sınırlandırmaya, veri paylaşımına zorlamaya çalıştı. Kimi ülkeler bu formül ile başarılı olurken kimi ülkeler de ise bu mevzuatların ne kadar demokratik olduğu tartışıldı. Yapay zekâ daha fazla demokrasi mi vaat edecek yoksa var olan demokratik düzeni daha da gerilere götürecek yasalara mı sebep olacak şu an için tahmin etmesi çok zor olan bir soru. Çünkü yapay zekâ tabanlı sosyal ağlar her ne kadar daha fazla demokrasi iddiasıyla hareket etseler de gerek seçim manipülasyonlarına zemin hazırlayan algoritmaları gerek yanlış yönlendirmelere neden olabilecek sosyal psikolojileri tetikleme gücüne sahip oluşlarıyla bir çelişkiler yumağı biçiminde hayatımızda var olmaya devam ediyorlar.

Sanayi devriminin tetiklediği teknoloji daha çok silahlanmaya ve daha çok ölüme sebep olmuştu. Yapay zekânın evrileceği yer ve ulaşacağı istasyon umarız ki sanayi devriminin dünyayı götürdüğü; gri bulutların hâkim olduğu şehirler ve genç yaşta hayatını kaybeden gençlerin gömüldüğü mezarlıklar gibi olmaz…

Olcay Can Kaplan

MSGSÜ Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Tercüman’da yazı işleri müdürü olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...