13 May 2024

Sekülarizm ve laiklik neden aynı değil?

Laiklik ile sekülarizm neden birbiriyle karıştırılıyor? Türkiye siyasi tarihi boyunca, hatta günümüzde dahi gerek yönetim kadroları gerekse entelektüel kesim tarafından tartışılan bu mevzuyu inceliyoruz.

Modern Türkiye tarihi laikliği ‘korumak’ uğruna verilen siyasi kavgalar, bu kavgalar sonucu yaşanan askerî darbeler ve iç çekişmeler ile yazılmıştır desek yanılmış olmayız… Bu yakın tarihe paralel olarak son yıllarda neredeyse tüm entelektüel mahfillerde sekülerleşme özelinde tartışmalar yaşanıyor. Bu tartışmaların merkezinde Anadolu sermayesinin güçlenmesi, alım gücünün artması gibi etkenlerin Türk toplumunu sekülerleştirdiğini iddia eden muhafazakârlar ile bireysel dindarlığın arttığını öne süren ve sekülerleşmenin devletin zorba laiklik uygulamalarından vazgeçtiği için popülerlik kazandığını savunanlar yer alıyor.

Nedir laiklik, nedir sekülerleşme?

Peki nedir laiklik, nedir sekülerleşme? Çoğu zaman laiklik kavramı ile karıştırılan ve laiklik yerine yanlış bir biçimde kullanılan sekülerleşme, belli bir zaman dilimi içerisinde, dinin ve batıl inançların toplumsal düzeydeki prestijlerinin ve topluma etki etme güçlerinin göreceli olarak azalması anlamlarını taşır. Köken itibariyle Orta Çağ Latincesine ait 'saeculum' kelimesine dayanır.

Avrupa'yı topyekûn değiştiren ve dünya siyasi tarihini etkileyen rönesans ve reform hareketleri, bilimsel gelişmelerin önünü açtı. Dogmatik düşünce engelinin ortadan kalkması ve şehirleşmenin hızlanması ile birlikte dinî kurumlar güç kaybetti. Bununla birlikte kutsal yapılar sorgulanmaya başlandı, geleneksel bakış açısı çözüldü, dünya imkânlarına olan rağbet arttı. 

Sekülerleşme olarak isimlendirilen bu değişimler dönemi her ne kadar toplumsal algıda dinsizleşme ile bağdaştırılsa da bunun aksine sekülerleşme din inancındaki artış ya da azalışla doğrudan ilgili değil. Seküler bir hayat yaşarken de dinî inanışlara gönül vermek son derece normal bir hâl. Sekülerleşme için mühim olan dine inanan ya da inanmayan kişi sayısındaki artış ya da azalış değil, dinin içtimai hayata olan etki gücünün kırılması.

Laïkos: “Halktan olan”

Sekülerlik ile karıştırılan laiklik ise Latincede din işleriyle ilgisi olmayan anlamındaki 'laicus' kelimesi ile Yunancadaki 'halktan olan' anlamındaki 'laïkos' kelimelerinden geliyor. Din-toplum arasındaki ilişkiyi algılamak ve ortaya koymak adına kullanılan sekülerlik kavramına karşın laiklik din ile devlet ilişkilerine ait bir prensip. Çocukluk yıllarından itibaren öğretilen "Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına laiklik denir" tanımı ise en basit açıklama olarak karşımızda duruyor. Esasından laiklik; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devletin her inanç grubuna aynı uzaklıkta olması, devletin kontrolünde olan eğitim, sağlık, güvenlik, hukuk, ekonomi gibi alanlarda herhangi bir dinî grubun söz sahibi olmaması, devletin dış ve iç politika için alınan kararlarda belli bir inanç grubunun çıkarlarını gözetmemesi, hiç kimsenin bağlı olduğu dinî inançtan dolayı devlet kadrolarından uzaklaştırılmaması ya da bürokraside yükseltilmemesi, yani kısacası devletin tüm inanç gruplarına eşit mesafede olması anlamına gelir. Buradan hareketle laik devlet dine düşman değildir, vatandaşlarının ibadet etme hakkını gasp etmez, vatandaşlarını dinsizleştirmeye çalışmaz ya da dini kontrolü altına alacağı adımları atmaz. Devlet söz konusu olduğunda dinî hiçbir değeri referans almamak laikliğin en bariz özelliğidir.  

Avrupa’da bugün Türkiye ve Fransa laiklik ile yönetilirken İngiltere, Danimarka, Norveç gibi devletlerin anayasalarında devletin resmî bir dine sahip olduğu açıkça belirtiliyor. Bu ülkeler laik değil fakat sekülerler. Devlet; temsilen de olsa bir dine aidiyet hissederken her inanç grubuna aynı uzaklıkta durmayı tercih ediyor. Böylece özellikle bürokraside farklı inançtan kimseler yüksek pozisyonlara gelebiliyorlar.

Ülkemizde anayasa tartışmaları yeniden alevlenirken Kemalist devrimin bir ön kabulü olan laik devlet fikrinin sekülerizme evrilmesi, yukarıda zikredilenlerden hareketle tartışmaya açılabilir mi? Hindistanlı Profosör Manoranjan Mohanty’nin "Secularism Hegemonic and Democratic" makalesinde belirttiği gibi; “laiklik ancak genel demokratik dönüşüm sürecinin bir parçası olduğunda, toplumsal tahakküme karşı hareketin bir parçası olduğunda gerçek karakterini koruyabilir.” Fransız devriminin ürünü olan, hemen hemen tüm askerî darbe ve iç çekişmelerinin ana ögesi olan dışlayıcı ve hegomonik laiklikten Kuzey Avrupa ülkelerinin benimsediği demokratik ve pasif sekülerizme doğru yelken açma vakti sizce de gelmedi mi? Bunu tartışmaya ne dersiniz?

Olcay Can Kaplan

MSGSÜ Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Tercüman’da yazı işleri müdürü olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...