07 June 2024

Onurlu bir mücadeleye her daim bir melodi eşlik eder

Duymayı, görmeyi reddeden bilince inat; bu iki yüzlülüğe tüm çirkinliklerini haykıran Cairokee’nin “Telk Qadeya” şarkısı 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de durmak bilmeyen katliama karşı verilen mücadeleye ses oluyor. Grubun ve şarkının hikâyesine birlikte bakalım.

Bir melodi duyuluyor bir yerlerden; dikkat kesildiğinde insanın tüylerini diken diken eden, eşlik ettiği sözleriyle vicdanını kendine getiren bir melodi... Bir mücadelenin seslerinden oluşuyor, toplumsal bir yaraya temas ediyor; akan, devamlı kanayan, sürekli deşilen bir yaraya. Ölümlerin, kıyımların, işkencelerin, haksız muamelelerin, işgallerin isyanını taşıyan her kelime silinirken medyadan; ekranlara yansımazken, bu yarayı dindirecek adımlar bir türlü atılmazken bir şarkı sızıyor; dile getiriyor tüm acıları, öfkeleri… Bu şarkıdan süzülen sesler, Cairokee adlı bir rock grubundan yükseliyor. Katliamın başlamasından bir ay kadar sonra yazılan sözler, bestelenen notalar “Telk Qadeya”da herkesin kulaklarına, vicdanına seslendi ilk. Youtube ve Spotfy’da dinlenme sayısı git gide arttı fakat en büyük etkiyi 21 Aralık 2023’te Mısır’daki El-Gouna Film Festivali’nin kapanış törenindeki performansıyla uyandırdı. Filistin’de yaşanılanlar, insanların onurlu duruşu, hesap soruşları canlı yayında yankılandı o gün. Arapça bilmeye gerek yoktu şarkıyı hissetmek için. Boyun eğmeyen bir direnişin nağmeleri net bir şekilde işitiliyordu çünkü. Duygularla oynamıyordu, doğrudan o duyguyu yüreğe yerleştiriyordu: hüzünden ziyade bıraktığı, politik iki yüzlülüğü hafife alıştı. Bu sebeple Filistin’deki katliama dünyanın bu kadar sessiz kalmasına bir tepki olarak yayılmaya başladı hızla her platformda. Grubun toplumsal meselelere değindiği ilk şarkısı değildi bu; kalemlerinin sarsıcı gücünün bir idealden beslendiği belliydi. Cairokee’nin “Telk Qadeya” şarkısının ardındaki hikâyeye kulak verdiğimizde çok daha iyi anlayacağız bu melodilerin ifade ettiklerini.

Protest nakışlar…

2003 yılında Mısır’da kurulan Cairokee, ismini Kahire’den ve birlikte şarkı söylemek anlamına gelen karaoke kelimesinin birleşiminden alan bir rock grubu. Amir Eid baş vokalist, Sherif Hawary baş gitarist, Tamer Hashem davulcu, Sherif Mostafa klavyeci ve Adam el-Alfy bas gitarist olarak grupta yer alıyor. Okul yıllarından beri arkadaş olan grubun üyeleri ilk olarak Black Star adında bir rock grubunda birleşmişler. İngilizce şarkıların cover’larını yapan grup, 2003’te Cairokee’ye dönüşmüş. Her ne kadar önceki gibi İngilizce söyleseler de “Ghariba” şarkısı herkes tarafından çok beğenilince İngilizce şarkıları tekrar etmekten vazgeçip Arapça şarkı söylemeye başlamışlar. Grubun müzikal duruşunda Pink Floyd ve The Beatles’ın etkisi çok büyük. Zaten kendileri de müzik kariyerleri için Pink Floyd ve The Beatles’ı ilham kaynakları olarak gördüklerini söylüyorlar.

Grubun müzik kariyerindeki dönüşümü aslında 2011 yılında gerçekleşiyor; 25 Ocak 2011’de Mısır’da yaşanan devrimin ardından “Sout Al-Horeya” şarkısı meydanların şarkısı oluyor; “Özgürlüğün Sesi” olarak duyuluyor. O zamandan itibaren Cairokee toplumsal direnişin politik şarkılarını üretmeye başlıyor ve şarkılarında eleştirel dinamik artıyor. 2017’deki “Noaata Bedia” albümü ve aynı adı taşıyan şarkısı, bu duruşu kaybetmediğini, ilerleyen zamanlarda da siyasi eleştiriyi bünyesinde taşıyacağını gösteriyor. Nitekim Sisi yönetimiyle asla barışmıyorlar; özgürlüğe çağrı, despot yönetime başkaldırı her daim şarkılarında işitilen sözler oluyor. Şarkılarında insanlığın en temel değerlerini ön planda tutan grup; elbette Ekim 2023’te Gazze’de başlayan katliama da sessiz kalmaz, güçlü kalemleri bu sefer Filistin için harekete geçer. Ritim de dizeler de melodik yapı da yine direnişin ruhuna eklemlenerek kurgulanır.

Ölümle dans: üç çeyreklik vals

“Telk Qadeya” (Bu Bir Dava) şarkısı Kasım 2023’de yayımlanır single olarak. YouTube’da yayımlanan şarkının kapağında yer alan tasarım, Amerika’daki Özgürlük Heykeli’nin bir temsilidir. Anıtın yüzü iki ayrı yöne bakar; biri temsilin amacını taşıyan sözde adaletli meleksi, diğeri katliamlara sessiz kalan -hatta onaylayan- şeytani veçhini gösterir. Muhammad Mustafa isimli bir tasarımcının eseri olan bu çalışma; iki yüzlü Batı dünyasına karşı şarkı sözlerinde de var olan eleştiriyi aşikâr bir şekilde anlatır.

Şarkı ise 3/4'lik ritim temelinde ilerler; vals ritmiyle yani… Ölümle edilen bir dans gibi… Ritmin girişinin ardından şarkının sözleri oturur bu ahenge. Fakat sözler de ton da dansın neşeli havasını çağrıştırmaz hiç; büyük bir tezatlık, müthiş bir ironi vardır burada. Mısırlı genç şair Mostafa Ibrahim’in etkileyici kaleminden çıkan satırlar, grubun solisti Amir Eid’in sesi, okuma biçimi ve tonuyla bütünleşir; “dava”ya ait duyguları, Arapça bilmeyen birine dahi idrak ettirir gibidir.

Şarkının ilk bölümü, Batı dünyasının Doğu’ya ve orada yaşananlara karşı elitist, ötekileştirici tavrına hitap ediyor. “Deniz kaplumbağalarını kurtarır, insansı hayvan dediklerini ise katleder. Zira o ayrı bir dava, bu ayrı bir dava” sözleriyle başlıyor. Batı’nın çizdiği imajı tiksinmeyle anıyor, çizilen hümanist imaja soruyor: “Nasıl ‘beyaz bir melek’ olabilirsin? Bu kadar taraflıyken vicdanın yarım, eksik kalacaktır. Bir taraftan özgürlük hareketlerini desteklerken kurtuluş hareketlerini yok eder, ortadan kaldırırsın. Nezaketini ve şefkatini, öldürülen kişinin milliyetine göre dağıtırsın.”

Şarkının sözleri, devam eder sormaya ve verilebilecek cevapların eylemlerle olan tezatlığı aşikârdır: “Nasıl uygar olursun? Tüm sözlerin bir kılıfa bürülü, tüm ağaçları kucaklar hâldedir. Sıradan bir kapıcı hakkında konuşursun ama okulları bombalayan orduyu görmezden gelirsin. Üzerine kan bulaşmış bir hâlde yakalandığındaysa ‘Herkes kurban, herkes mağdur’ dersin.” İnsanlık tanımlarının dışında kalan bir tutum ve tarafsız görünen tarafgirlik; tanımlanamaz bir hayal kırıklığı uyandırıyor, vicdanı sorgulatıyor: “Nasıl inanayım bu dünyaya? İnsanlıktan bahsettiği zaman… Bir anne yavrusu bombardımanda aç öldürüldüğü için ağlarken? Diğeri de ölenle öldürüleni bir tutuyor, (güya) şerefiyle, dürüstlüğü ve tarafsızlığıyla…” Mümkün olmayan bir kayıtsızlığı vurguluyor devamında: “Nasıl uyuyabilirim rahatça? Nasıl tıkarım kulaklarımı? Bir aile evinin enkazı altında, herhangi birinin onlara yardım eli uzatmasına müsaade edilmiyorken? Sanki onların üzerindeki toprak, bu yerküreye ait değilmiş gibi…” Hakikaten nasıl uyabilir insan rahatça, nasıl tıkar kulaklarını çığlıklara? Bu soruya cevap alabilmek mümkün mü insanlıktan artık?

Bu onurlu bir direniş

Sözlerin ardından giren müzikle artık vals, Batı’ya ait bir form değildir. Elektronik gitarın telleri Doğu ezgilerine çarpar; hüzünden ziyade mağrur bir seyirle sızar yüreğe. Ara nağme, bir hitap geçişidir aynı zamanda. Bizzat mücadelecilere seslenir bundan sonra şarkı. Mücadelecilerle bir olur dil, İsrail tarafından ablukaya alınmış şehirden yükselir gibidir ses: “Nasıl yaşarsın ateş ve külden müteşekkil hücreleri olan büyük bir hapishanede ve nasıl kalkarsın ayağa enkazın altından? Enselersin katili boynundan. Toplarsın parçalarını ve savaşırsın, gösterirsin dünyaya ‘orman kanunlarının’ nasıl yürüdüğünü, hürriyet yolunun nereden olduğunu ve çıplak elle bir tanka nasıl karşı çıkıldığını.”

Tek başına verilen mücadele bu; yalnız bırakılmış, elinden toprağı, sevdikleri, evleri, anıları, dünyası alınmış insanların tek başına ayağa kalkışı, yılmayışı bize çok şey gösteriyor. İnsan olmanın bizzat kendisini sorgulatıyor hatta. Bir vahşet yaşanıyor, büyük bir vahşet ve insanlık sesini çıkarmaktan, karşı koymaktan çıkarları sebebiyle aciz. Ağız kenarıyla edilen bir kınama ile geçiştiriliyor sadece. Şarkının son sözleri de bu tutarsız ve temel değerlerden uzak tutuma dem vuruyor: “Dünyanın ne dediği mühim değil. Hür olarak öl, teslim olmuş bir şekilde yaşama! Nesilden nesle ilham olup öğretirsin, ‘bir dava’ için nasıl yaşanacağını ve ölüneceğini. Kimin dünyasına çağrıda bulunuyoruz? Kınaması ve itiraz etmesi için mi? Dilediği gibi kınasınlar, mezbahada işlenen suçlar, akan kan durmayacak; bombaların barutu azalmayacak ve giden günü geri getirmeyecek. O ayrı bir dava, bu ise ‘onurlu bir mücadele’dir.”

Avrupa’da, Amerika’da ve pek çok ülkede artık Gazze’de yaşananlara toplum tarafından tepkiler yükselmeye başlıyor; protestolar, eylemler her geçen gün büyüyor. Ülkelerin siyasi tutumları her ne kadar değişmese de insanlar bu kıyımın durması için Filistinli mücadelecilerin yanında duruyor. Sosyal medyada ve basında her türlü engellemelere rağmen Gazze’ye destekler daha görünür hâle geliyor. Bu onurlu mücadele her geçen gün omuz üzerinde yükselmeye devam edecek, dili ve yapısı farklı pek çok melodi yükselecek, ne siyasi ne ekonomik çıkarlar insan haklarının önüne geçemeyecek belki de. Çünkü bu ayrı bir dava…

Elif Özkan

MSGSÜ Sosyoloji Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi aldı. Tercüman’da editör olarak çalışıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...