19 June 2024

Babalığı yanlış anladım

Ben artık bir babayım. Ve şu an yürüttüğümüz sözleşme başta imzaladığımı düşündüğüm sözleşmenin şartlarından daha adil görünüyor. Çünkü sırtımda bakımıma muhtaç birinin yükü değil, karşımda hayatı ciddiye alan çok tatlı biri var…

Çiçeği burnunda bir babayım. Bugün itibariyle 50 gün oldu. Şimdilik hiç sandığım gibi bir şey değil babalık. Çünkü bebek hiç tahayyül ettiğim gibi bir canlı değil.

Sandığım kadar kırılgan değil mesela. Halbuki izan sahibi biriyimdir. Bir nesneye baktığımda onu kaç kişi taşır, hangi kuvvetle itsem yerinden oynatırım gibi günlük ölçümlerde fena değilimdir. O’nu kucağıma aldığımdaki hafifliği, gözle görülen ufaklığının; müdahalem için beynimde yarattığı hassasiyet ayarıyla; doktorların beyninin onlarda yaptığı hassasiyet ayarı arasında uçurum vardı. Muhakkak ki O’nun benim için özel bir canlı olması ve tecrübesizliğimin bunda katkısı büyük olsa da, bu, uçurumu tek başına açıklamıyor.

Kim bu yükün altına girebilir?

Sandığım kadar aciz bir canlı da değil. Babalıkla ilgili beklentilerimle en uzak düşen gerçek de bu olsa gerek. Ki bu çarpık görüş, babalık deneyimi bir kaç sene geç yaşamama sebep olmuş olabilir. Çünkü yıllarca yemek, uyumak ve tuvaletini yapmak dışında hiçbir şey yapamayan ve sürekli ağlayan bir canlının sana muhtaç olması sorumluluğunu almak tek başına endişe krizi yaratmaya yetiyorken; nasıl aklı başında bir birey (hele bir de kendini seviyorsa) böyle bir yükün altına girebilir? Artık anlıyorum.

Babalığı yanlış anlamışım. Karşımdaki canlı bana muhtaç değil. Hakikatte o, bir grup insana muhtaç. Tıpkı benim gibi. Tıpkı tüm insanlar gibi. Şunu kabullenmek zorundayım. Ben bir insanım. Yıllarca çok işime yaramış ve kavramın yaratılma amacındaki tüm kutsallığını anladığım o “birey” değilim. Yeryüzündeki tüm insanlara ihtiyacım olmasa da ben bir insanım ve bir grup insana ihtiyacım var. Onun da var. Bu beni özellikle bir insana karşı muhtaç yapmadığı gibi onu da yapmıyor. Bu göreve ben talip oluyorum. Hepsi bu. Bunu niye yaptığımla ilgili sezilerim var fakat tam olarak biliyorum diyemem. Şimdilik durum şöyle gözüküyor; birinin uzun bir süre yardıma ihtiyacı var ve ona yardım etmeye hazır ve kararlı birkaç kişi var. Muhtaçlık meselesi bu şekilde çözüldükten sonra geriye 2 teknik konu kalıyor;

Yardım edenin bazı konulardaki yeterliliği veya uzmanlığı

Yardım alanın ihtiyaçlarını belirtmesi

Bu iki konu da sandığım gibi çıkmadı. Evet yaşamın çok başında ve ufak bir insan yavrusunun tüm ihtiyaçlarını anlayabilecek tecrübeye ve karşılayabilecek yeterliliğe sahip olmadığım aşikar. Fakat hayatta kalmak konusunda o kadar kararlı ki; onun, benim önceliklerim konusundaki anlayışsızlığı ve müzakereye açık olmayan tavırlarıyla yetersizliğimin sebep olacağı erteleme ve ataletin yerine deneyerek bulma motivasyonunu koyuyor.

Ben sanıyordum ki bebekler sürekli ve sadece ağlar…

Yardım alan olarak ihtiyaçlarını belirtmesi konusu ise benim için çok aydınlatıcı bir deneyim oldu. İlk anından itibaren tespit edebildiğim iki yeteneği var. Vakumlayabilmek ve iletişim kurmak. Vakumlama kabiliyetinin yaşaması üzerindeki etkisi tartışmasız. Beni asıl şaşırtan iletişim kurma kabiliyeti oldu. Ben sanıyordum ki bebekler sürekli ve sadece ağlar. Hayır. Sadece ağlamıyor. Hatta çıkardığı seslerin çok azı ağlamak. Çoğunlukla yüksek sesle ve anlayışsız bir şekilde yardım istiyor. Tıpkı benim de başkalarının önceliklerini çoğunlukla algılayamayıp, kendimce geliştirdiğim bazı seslerle yardım istemem gibi. Aramızdaki tek fark ben insanların önceliklerine dair bazı fikirlere sahibim ve beni ilk kez görmüş bir insanın bile hızlıca anlayabileceği sesleri düşünmeden çıkarabiliyorum. Ki bu sesler bile dünyadaki tüm insanlara ihtiyaçlarımı anlatmam için yeterli olmuyor. Ve ben de dahil tanıdığım insanların birbirlerinin önceliklerine karşı tutumu O’nunkinden çok da farklı değil. Kelimelerin zihnimizi formatladığı ve düşüncelerimizin akış hızını ve yönünü belirlediği bir ekosisteme girmiş bir canlıdan bahsediyoruz. Hiçbir kelimeyi bilmemekle birlikte, onları seslendirmek için asgari biyolojik gereksinimlere de sahip değil. Buna rağmen gerçekten dinlediğimde yardım istemek için çıkardığı o yüksek seslerin ihtiyaçlarının çeşitliliğinden fazla olduğunu söyleyebilirim. Doğru sese, işine yarayan doğru tepkiyi verdiğimde onu sabitliyor ve işimi kolaylaştırıyor. Bu yavru konuşmayı biliyor, kelimeleri bilmiyor. Evet iletişim için seçtiği ses tonu çok yüksek ve çirkin. Fakat sizi temin ederim ben başkası için kendi önceliklerimi ötelemeye çok uygun olmayan, bir şeyleri ertelemeye çok müsait , harekete geçirmesi zor biriyim. Beni hedefleyen bir iletişimci veya reklamcı olsaydınız inanın seçeceğiniz tüm renkler inanılmaz uyarıcı, seçeceğiniz ton çok sıra dışı olurdu.

Ben artık bir babayım. Ve şu an yürüttüğümüz sözleşme başta imzaladığımı düşündüğüm sözleşmenin şartlarından daha adil görünüyor. Çünkü sırtımda bakımıma muhtaç birinin yükü değil, karşımda hayatı ciddiye alan, alıştığım şekilde olmasa da kendini ifade edebilen ve yardım etmeyi kabul ettiğim çok tatlı biri var.

Burak Karabacak

1990’da Bolu'da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sosyoloji tahsili gördü. Bilişim alanında 2 şirket satmış bir girişimci. Bugün devam e-ticaret faaliyetlerinin yanında Yanındayız Derneği yönetim kurulu üyesi.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...