24 May 2024

“Hedef ülke Türkiye”

Müstafi Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı ile düşman gibi görünenlerin aslında birbiriyle anlaşmalı olduklarını, ülkelerin masa üstündeki bilek güreşine değil masanın altında diğer elleriyle neler yaptıklarına odaklanmamız gerektiğini, kısacası ‘Büyük İsrail’ için döşenen taşları konuştuk.

İsrail nasıl bir devlet?

İsrail; son derece yayılmacı, genişlemeci bir devlet. Bir kere kuruluşundan itibaren toprakları iki mislinden fazla artmıştır. Yetmiş yılda iki mislinden daha fazla topraklarını artıran böyle bir devlet yoktur. Ülke sınırlarını, özellikle modern dönemde işgalle arttıran böyle bir devlet olmamıştır.

Uluslararası sistem, buna neden müsaade ediyor?

Uluslararası dediğimiz sistem, aslında güçlünün kurduğu sistemdir. Güçlünün kurduğu sistemin arkasında da İsrail vardır. Çünkü Yahudiler dünyanın her tarafında, özellikle de ABD’de çok güçlüler. O nedenle İsrail’e İsrail diye bakmamak lazım. Blinken’ın İsrail’e geldiğinde “Ben bir Yahudiyim” söylemi, ABD Dış İşleri Bakanı olmaktan öte bir anlama işaret ediyor. İsrail, aslında İsrail’den büyüktür. Rusya’yı kuranların da Sovyetler Birliği’ni kuranların da yine Yahudi kökenli olduklarını unutmamak gerekir. O nedenle uluslararası sistem, İsrail’in arkasındadır.

Türkiye liderlik potansiyeline sahip en önemli devlettir

Arap kamuoyunda Filistin-İsrail gerilimini durduracak potansiyel var mı?

Hayır, kesin karşı duruş askerî bir harekât planı değildir. Ellerindeki en önemli güç nedir Arapların? Ekonomik güç. Ekonomik güç de şudur: petrol ve doğalgaz. Arap devletleri, dünyadaki en büyük petrol ve doğalgaz üreticisi. Dolayısıyla Arap devletler bunu yaptırım gücü olarak kullanacaklar. Yaptıkları ithalatları yaptırım gücü olarak kullanacaklar. İslam İş Birliği Teşkilatı’ndaki devletler -buna İran da dâhildir- eğer petrol ve doğalgazı keserse üç gün sonra bütün Batı ekonomisi felç olur. Benzin kuyrukları oluşur, fabrikalar çalışmaz hâle gelir. Çünkü ihtiyaç stoku, üç ile beş gün arasında yetecek kadardır ülkelerde.

Türkiye, resmî olarak İslam İş Birliği Teşkilatı’nı toplantıya çağırmayı gündem maddesi olarak uluslararası kamuoyuna ilan ederse o zaman işte şapkalarını düşürür. Yaparlar mı derseniz yapmazlar. Çünkü o devletlerin hanedanları, yöneticileri olmalarına rağmen onlar orada birer vekildir, sömürge valisidir. Amerika, İngiltere, Fransa tarafından seçilmiş ailelerdir. Onların adına orada yönetim bulunmaktadır. Yani bunu Osmanlı yapmış zamanında; Eflak-Boğdan’da Voyvodalar ile yapmış, Bulgaristan’da prensler ile yapmış, Arap diyarlarında da şeyhler, emirler eliyle yapmış. Yani bu, yeni bir model değildir. Şimdi aynı şekilde İngiltere, Amerika, Fransa yapıyor. O nedenle bunlar, bağımsız devletler değildir. Yöneticilerin aslında birer sömürge valisi olduklarının, bağımsız devlet olmadıklarının halkları tarafından görülmesi büyük bir avantaj sağlar. Bu kriz aslında Türkiye için bir fırsat doğurmaktadır. O da Türkiye’nin liderliği açısından çok önemlidir. Türkiye bugün lider olabilme kabiliyetine sahip en önemli devlettir.

Bu arada Rusya’nın da şapkası düşürülebilir. Rusya’ya şöyle denilir: “Sen hani emperyalist Amerika’yla karşıydın, İsrail’e karşıydın. Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğun için Suriye’ye gelmiştin. O zaman İsrail uçaklarına Suriye’nin hava sahasını kapat.” Çünkü resmî olarak Suriye’nin hava sahasını yöneten Rusya’dır. Türkiye’ye hava sahasını kapatılırken, Amerikan uçakları Suriye’de fink atarken, İsrail uçakları zırt pırt Şam’ı, Halep’i bombalarken halk bunu görmüyor. Biz görüyoruz ama insanlar bunu görmüyor. İnsanların bunu görebilmesi için Türkiye’nin bunu resmî olarak Rusya’ya çağrıda bulunması lazım. Bakalım o zaman gerçekten Filistin halkının arkasındalar mı, emperyalizme karşılar mı, yoksa masanın üstünde bilek güreşi yapıp altında tokalaşıyorlar mı? Masanın altındaki resmi de görmemiz lazım.

İran 1979’da rejim değişikliğiyle yeniden kurulduğundan beri “Siyonizm’i yok edeceğim, İsrail’i haritadan sileceğim. Şöyle silah geliştirdim” vs. diyor. Televizyonlarda menziller gösteriliyor, geliştirdiği füzelerin yıkım gücünden falan bahsediliyor. 44 yılda bir kere silah attı mı? İran, İsrail’e karşı geliştirdiği bu silahlardan bir tanesini kullandı mı? Neden o kadar büyük silahlar geliştirdi o zaman? İran’a şöyle bir çağrı yapmak lazım: “Bu geliştirdiğin silahları Gazze’ye giren işgalci güçlere karşı kullan en azından. Gerçekten Filistin’in arkasında olduğunu göster!” İşte tam bugünlerde şapka düşürüp gerçekten onurlu milletin ve devletin Türkiye olduğunu gösterebilme fırsatımız var. Bugünlerde Türkiye bunu kullanabilmelidir. Kimin elinin kimin cebinde olduğunu dünyaya gösterebilmesi açısından çok önemlidir.

Gazze meselesi başlamadan kısa bir süre önce özellikle Batı menşeli gazetelerde Gazze’nin Akdeniz kıyısındaki bölgelerinde doğalgaz ve petrol kaynakları keşfedildiğine dair haberler yapıldı. Şimdi Mavi Vatan hassasiyetini de biliyoruz. Bu bölgede böyle bir doğal kaynak zenginliği var mı? İsrail, Gazze’yi biraz da ele geçirmeyi bu sebeple mi planlıyor? Bu çok önemli elbette. Gazze önlerinde ve Batı Şeria’da karada doğalgaz ve petrol kaynakları var ve bunun bir kısmı açıklanmış, bir kısmı açıklanmamış. Ama zengin petrol ve doğalgaz yatakları olduğu belli. İsrail çoğunu gasp etmiştir, sözde bıraktığı deniz alanında bile doğalgaz ve petrol kaynakları var. Mesela o kaynakları bugüne kadar Filistin’e çıkarttırmamıştır İsrail. Çünkü “İşgal ettiğimde ben çıkartacağım, sen çıkartma” demiştir.

Şimdi de doğalgaz ve petrolün olduğu alanı işgal ediyor. İsrail ile Mısır, Filistin’deki doğalgazın çıkartılması konusunda gizli görüşmeler yapıyordu. Bu kamuoyuna sonradan yansıdı. Bir başka konu da Süveyş Kanalı’na alternatif olarak Ben Gurion Kanalı’nın oluşturulmasıdır. Ben Gurion Kanalı’nın oluşturulabilmesi için onun en kısa yol ve rakımın en düşük yerlerden hattın geçmesi gerek. Bu yüzden Gazze işgal edilmezse Ben Gurion Kanalı gerçekleştirilemez. Bu kanalın oluşturulmasıyla Süveyş’in önemi azalır ve Mısır gelir kaybeder. Mısır, İsrail’e muhtaç hâle gelir. Halk fakirleşir ve Mısır da parçalanmaya yüz tutar. Böylelikle Nil’e doğru vaat edilmiş toprakların o kısmı da kazanılmış olur. Aynı zamanda son dönemde ortaya attıkları Hindistan-Orta Doğu koridorunun gerçekleştirilebilmesi için Ben Gurion Kanalı’nın yapılması onlar için önemli. Gazze limanlarının da dolayısıyla işgali gerekmektedir.

Adım adım büyük İsrail planı
Hocam, bu meseleyi yakın geçmişe götürmek istiyorum. Lübnan’daki büyük liman patlaması ile söylediklerinizi değerlendirdiğimizde arka planında bu aklı görüyoruz.

1979’da İran İslam Devrimi lideri Hümeyni’ydi. Hümeyni Paris’teydi, orada yaşıyordu. Hükümeti de Paris’te kurmuştu. Devrimi Paris’te planladı ve hayata geçirdi. Sonra devrim olgunlaşınca Hümeyni, Air France uçağıyla Tahran Havaalanı’na indi. Batı kurdurtmuştur bu devleti, ayan beyan açıktır. Bir sene sonra İran, Irak’a saldırdı. Vaat edilmiş topraklar dedikleri, Fırat ve Dicle arasındaki topraklarla Nil arasında kalan alan. İsrail’den yukarıya bakıldığında Irak, Suriye ve Türkiye var. Yakınlarında ise Ürdün ve Mısır var. İsrail’e, Siyonizm’e düşman bir devlet olarak İran kurgulandı ve İran tehditler savurmaya başladı. İsrail de bu tehditler karşısında silahlandı, hatta nükleer silahlar edindi. Herkes de bunu meşru kıldı. Çünkü büyük bir tehdit vardı; İsrail’in silahlanması, İran’ın tehditleriyle meşrulaşıyordu. Ama ne hikmettir 44 senedir o tehditlerden bir tanesi bile İran tarafından İsrail’de gerçekleştirilmedi. Ufak tefek Hizbullah roket attı falan ama İran, vaat edilmiş topraklardan olan Irak’a saldırdı. Sekiz sene İran, Irak’ı tokatladı. Kimden aldığı silahlarla tokatladı? Silahları iki ülkeden almıştı. Biri İsrail, diğeri Amerika. Irak sekiz senenin sonunda iyice perişan olmuştu. Ekonomik açıdan acayip zorluklar yaşıyordu. Amerika, Saddam’ın kulağına bir anda şunu fısıldadı: “Kuveyt sizin hakkınızdır, orası aslında sizindir, orayı ilhak edebilirsiniz. Kuveyt zaten sizin aleyhinize çalışıyor.” Saddam Amerika’dan aldığı bu destekle Kuveyt’i ilhak etti. Sonra ne oldu? Amerika “Sen nasıl Kuveyt’i ilhak edersin, sen nasıl Kuveyt’e saldırırsın, sen nasıl bir anarşist devletsin?” diyerek Irak’a tepki gösterdi. İran’la olan savaşından daha üç sene bile geçmeden Irak’ta Körfez Harekâtı oldu. Birinci Körfez Harekâtı’ndan sonra Irak parçalanmaya başladı. Yukarıda bir Barzanistan kuruldu. Barzani ailesinin İsrail’le çok iyi ekonomik ilişkileri vardı. Hem akrabalık ilişkileri hem de siyasi ilişkileri söz konusuydu. Basra Körfezi’nden itibaren aslında yavaş yavaş vaat edilmiş topraklar parçalanıp İsrail’e hazırlanmaya başlanıyordu. Ondan sonra İkinci Körfez Harekâtı yapılıp Saddam asıldı. Bütün Irak işgal edildi. Samimi olarak İsrail’in düşmanı olan Saddam gitmişti.

Irak parçalanmış, Irak’ın kuzeyinde Fırat ve Dicle arasında bir başka kukla devlet kurulmuştu. Bu kukla devlet, Suriye’ye doğru yaklaşmak istiyordu. Çünkü vaat edilmiş toprakların ikinci devleti Suriye’ydi. Suriye’ye doğru yaklaşırken bir anda Suriye’de iç savaş çıktı. Durduk yere çıkan bu iç savaşta güya “Suriye’yi biz toparlayacağız, biz koruyacağız” derken Rusya, ABD, İran oraya girdiler. İŞİD diye bir örgüt yaratıldı. “İŞİD ile mücadele edeceğiz” diye Barzanilerin, PKK’lıların bir kolu bölgeye sevk edildi. Bölgedeki insanlar sürüldü. Biz ensar olduk onlara. Hâlbuki onlar topraklarını terk edip aslında İsrail’e yer açan insanlardı. Topraklarını terk edenlerin yerine Barzani ve PKK başka yerlerden insanlar getiriyordu.

Gerçekten Batı’ya doğru sistem işliyor ve Büyük İsrail oluşuyor. İran da Rusya da Suriye’nin içine girdi. Paramparça oldu. Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin doğusunda kuzeyden güneye PKK, YPG yapısıyla Rojava Özerk Cumhuriyeti kuruldu. Rojava, Türkçede “batı” demektir. Böylelikle sözde “Batı Kürdistan” kuruldu. Bunlar batıya doğru ilerlerken batıda İran destekledi. Güneyde Amerika ve Rusya destekledi. Esat o esnada ülkesini dilimliyordu. Rusya Amerika ile iş tutuyordu. Uçaklarına hava sahasını açıyorlardı, onların yerleşmesine müsaade ediyorlardı. Sözde Kürt devletinin kurulmasına müsaade ediliyordu. Parçalanan aslında Suriye’ydi. Rusya hava sahasını açarak İsrail uçaklarının gelip Esad’ın sarayını bile bombalamasına izin veriyordu. Bu nasıl bir çelişkiydi? Kimse de görmüyordu bunu ama oyun işliyordu. Bu arada Türkiye’yi de iç savaşa götürmek istiyorlardı. Bunun en son örneği 15 Temmuz’dur. Halkın iradesiyle bu iç savaş meselesinden uzaklaştık. Bu arada Lübnan’da hükümet bir türlü kurulamıyor, patlamalar yaşanıyor. Lübnan ancak huzur bulmuşken iç karışıklıklarla yeniden bu huzur bozuluyor. Birtakım bahanelerle İsrail, Lübnan’a saldırıyor. Her şey hazırdı aslında. Sadece bir sebep gerekliydi. O da Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla gerçekleşti. Bunun üzerine dünya İsrail’i destekledi. Batı dünyası ve kukla Arap devletleri de seslerini çıkarmadılar. Böylece Büyük İsrail’in kurulma süreci başladı.

İsrail’de vaat edilmiş topraklara dair bir bakanlık olduğunu biliyor musunuz? İsrail hem teokratik hem de genişlemeci bir devlet. Çünkü her şeyi olduğu gibi Tevrat’ı da tahrip etmişlerdi. Zaten bunlar Tevrat’ın Samuel versiyonundaki 15. surenin 3. ayetinde dediği gibi “Düşmanı vur; kadını, erkeği, bebeğine kadar herkesi öldür; tavuğunu, koyununu, keçisini öldür; her yeri yak yık” söylemine uyuyorlar. Netenyahu da İsrail Millî Savunma Bakanı da bu söyleme göre hareket ediyor.

Sessizleşen hukuk…
Bu yaşananları biz nasıl seyrediyorsak Birleşmiş Milletler de öyle seyretti. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Birleşmiş Milletler gibi kurumların itibarı ortadan kalkmadı mı? Sizce bu kurumların işlerlikleri sona mı erdi ya da bu kurumları ortadan kaldırmanın zamanı mı geldi artık?

Birleşmiş Milletler’i kuran devletlere bakarsanız aslında birlikte oluşturdukları yapıda birbirlerine düşmanlarmış gibi hareket ettiklerini görürsünüz. Bu şu demek: “Biz beş devlet, dünyayı bu şekilde yöneteceğiz ve bizden daha büyük kimse çıkmayacak.” Bu sistem, bu beş devletin beş daimî üyeden ve onların güvenlik konseyinden daha güçlü bir devletin oluşmasına müsaade etmeyecek. Şimdi bir kere bu düzen kuruluyor ve beş devletten başka hiçbir devlet sivrilemez deniliyor. Dünyayı biz yöneteceğiz, diğerleri ikinci sınıftır deniliyor. Bakıldığında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra NATO ve Varşova Paktı… Birbirlerine nasıl düşmanlar? Aslında bu da bir çözüm yöntemiydi. Onlar açısından dünya böyle iki bloklu olarak yönetilecek. Bunların hepsi belgeli. Potsdam ve Yalta konferanslarında Roosevelt, Churchill ve Stalin masaya oturuyorlar. Haritayı önlerine alıyorlar ve Avrupa’yı ikiye bölüyorlar. Yetmiyor, Almanya’yı ikiye bölüyorlar. Yetmiyor, Berlin’i ikiye bölüyorlar. Diyorlar ki: “Bu taraf senin, bu taraf benim. Ben burada NATO’yu kuracağım, sen burada Varşova Paktı’nı kuracaksın. Biz bu şekilde iki kutuplu olarak buraları yöneteceğiz.”

Düşman gibi görünenlerin aslından birbiriyle anlaşmalı olduklarını ve koordineli hareket ettiklerini görebiliyoruz. Uluslararası ilişkilerde görünen hiçbir şeye inanmayacaksınız, perde arkasına bakacaksınız. Masa üstündeki bilek güreşine bakmayacaksınız, masa altında diğer elleriyle ne yaptıklarına bakacaksınız. Hem masanın üstünü hem altını göreceksiniz. Varşova Paktı ve NATO bir kere dahi olsa savaşmış mıdır? Silah atmış mıdır? Amerika ile Rusya birbirine bir kere dahi tabanca mermisi dahi atmış mıdır? Ukrayna’da güya karşı karşıyalar değil mi? Niye Rusya’da birlikteler, niye Libya’da birlikteler? Peki, niye Amerikan predatörlerine, SİHA’larına, uçaklarına Rusya Suriye’de hava sahasını açıyor. Bizim sınırımızda fıldır fıldır dolanıyor Amerikan İHA’ları, SİHA’ları. Ama biz bir tane bile SİHA sokamıyoruz Suriye’ye, Rusya “Sokamazsın, düşürürüm” diyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gelince… Uluslararası Ceza Mahkemesi; devletleri yargılamaz, şahıslar yargılıdır. Bu anlaşmaya Rusya ve Amerika imza koyuyorlar mı? Bu bir oyun... Kimler koyuyor imza? Afrika devletleri, Sırbistan… Bunlara ne oluyor? Alıp götürdüler adamları. Kendi imza koymuyor ama. Sistem böyle değil. Çünkü devletleri yargılamıyor Uluslararası Ceza Mahkemesi, kişileri yargılıyor. İmza koyan ülkelerin insanları yargılanıyor Amerika Birleşik Devletleri imza koymamış, dolayısıyla onun hiçbir kimsesini yargılayamıyor. Rusya’yı yargılayamıyor, İsrail’i yargılayamıyor.

Türkiye için tehlike kapıda
Yani aslında İsrail’in kendi dinî retoriklerinden hareketle hayal ettiği devleti kurabilmesi adına bütün taşları döşediler. Belki de bu Gazze operasyonuyla 40 sene içerisindeki son taşı koyuyorlar.

Olay, 1896’da Theodor Herzl ile başlar. 1896-97’de Birinci Uluslararası Yahudi Kongresi toplanır ve İsrail Devleti’nin kuruluşuna karar verilir. İlk önce kararlar, basamak basamak yazılmıştır. Kuruluşa karar verildikten sonra Filistin’e Yahudi göçü teşvik edilecek, Yahudi nüfusu Filistin’de %30’u oluşturduğu an devlet ilan edilecek düşüncesindedirler. Peki, böyle olmuş mudur? Olmuştur. 1917’de Balfour Deklarasyonu ilan edilmiş ve İsrail’in kurulacağı duyurulmuştur. Ardından göçler başlamıştır. 1947’de nüfus %31 olduğu anda İsrail devlet olarak ilan edilmiştir. Bu planda daha sonra vaat edilmiş toprakların nasıl ele geçirilerek Büyük İsrail’in oluşturulacağı da yazmaktadır. Tüm bu süreç, orada yer almaktadır. Aslında her şey bir plan dâhilinde ilerliyor ve bu plan 129 yıl önceye dayanıyor. Hepsi adım adım gerçekleşmektedir. Bu sebeple boşuna demiyorum hedef Türkiye. Başınızı Gazze’ye gömmeyin. Çok ciddi şekilde sınırlarımızı emniyet altına almalıyız, bu tuzak bizim için kuruldu. Buraya bizi çekmek istiyorlar. Çektikleri an, Türkiye’yi NATO’dan çıkartırlar. Türkiye çıktığı anda da NATO’ya İsrail alınır. Türkiye bu konumda NATO ülkesine saldıran bir ülke olur. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de NATO’ya alınır. Kıbrıs’ta NATO devletini işgal eden bir ülke durumuna düşeriz ve başımıza gelmeyen kalmaz. Biz bunları verilere, bilgilere dayanarak; demeçleri, toplantıları, takip edip karşılıklı risk analizi yaparak değerlendiriyoruz.

Olcay Can Kaplan

MSGSÜ Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Tercüman’da yazı işleri müdürü olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...