13 May 2024

Bora Uymaz: Musiki yobazlığından kurtulmak

Musikinin yeniliğe açıklığını, bu açıklığının tutuculukla kapatılmaması gerektiğini dile getiriyor Bora Uymaz. Musikiyi icrasından bizzat dinliyoruz.

Yaptığınız müzik Klasik Batı musikisiyle geleneksel müziğimizin bir harmonisi gibi… Müzik yaparken beslendiğiniz kaynakları ve beste yapma sürecinizi sizden duymak isteriz.

Beslendiğimiz kaynak, kendi musikiğimiz, kendi edebiyatımız. Bendeniz her şeyden evvel iyi bir dinleyiciyim. Ben bir Türk müziği bestecisiyim, icracısıyım. Fakat bunları yaparken diğer musikilerden de haberdar olmamız gerekiyor. Bu da ister istemez, tüm bunların etkisiyle yaptığımız müziğe yansıyor. Batı ve geleneksel Türk müziğini harmanlamak gibi bir istekle yapmıyorum bunları. Bunlar zaten benim içimde mündemiç.

Mutasavvıfların nutuklarına hayli bir ilginiz var zannediyorum. Bu durum nasıl ortaya çıktı?

İlk yaptığım albüm Yunus Emre Hazretleri ile ilgiliydi. Ondan sonra Niyazi Mısrî Hazretleri ile ilgili “mim sad ra” adında bir albüm yaptık. Sonra Sunullah Gaybi Hazretleri ile bu seri devam etti. Şimdi de Süreyya Emin Efendi’nin “Dediğim Oldu Benim” isimli nutkuna ilişkin icramızı yayınladık. Bu zatları, bahsettiğim isimleri kendi babam, kendi dedem gibi gördüm ve görüyorum. Çocukluğumdan beri onların yazdıklarıyla büyüdüm. Örneğin, 11-12 yaşlarında ilk okuduğum kitap İbrahim Hakkı Erzurumî Hazretlerinin Marifetname isimli eseriydi. Bu ünsiyet musikiye başlayınca da devam etti. Benim dünyaya geliş maksadım bu isimlerin eserlerini bestelemek diye düşünüyorum. Bana ne veriliyorsa ortaya o çıkıyor.

Klasik Batı müziği ve Geleneksel Türk müziği ayrımı maalesef çok yapıldı ve bazı kimseler tarafından yapılmaya da devam ediyor. Siz her ikisini de iyi bilen bir isim olarak bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Efendim malumunuz bu coğrafya meselesidir. Müzik coğrafi sınırlarla ayrılamayacak kadar bütün bir kavramdır. Bizim yaşadığımız coğrafyada çok yüksek bir musikimiz mevcut, bunu yadsımak imkânsız. Bizde şöyle bir sıkıntı var. Dünyada hiçbir millet yoktur ki kendi musikisinden önce Batı musikisini öğrensin… Bizde Batı müziği ile geleneksel Türk musikisi arasında akademik eğitim anlamında 40 senelik bir fark mevcut. Batı müziği eğitimi 1930’lü yıllarda başlarken geleneksel Türk müziği eğitimi ise ancak 1976’da verilmeye başlanmış. Bu büyük bir sıkıntı. Klasik Batı müziği çok yüksek bir musikidir bunda hepimiz hem fikiriz. Bizim musikimizin zenginliği ise makam müziğimizin çok yüksek oluşundan gelir. Usul zenginliğimiz fevkaladedir. Bizim musikimiz üretmeye müsaittir, Klasik Batı müziğinde ise üretim maalesef durmuştur. Bugüne kadar çok iyi besteler yapılmıştır ama bundan sonra yalnızca onların icraları yapılabilmektedir. Bu da tekrara düşmeyi beraberinde getirir. Bizde ise neredeyse her gün yeni bir beste ile karşılaşmak mümkündür.  Bizim musikimiz bu anlamda yaşayan müthiş bir zenginlik olarak karşımızda duruyor.

“Her iki taraf içinde musiki yobazlığından kurtulmak önemli”
Söylediklerinizden yola çıkarak Klasik Batı müziği ile kendi musikimizi karşılaştırırken yapılan tek sesli, çok sesli musiki ayrımına nasıl bakmamız gerekiyor?

Bizim müziğimiz tek sesli bir müzik değil, tek perdeli bir müzik… Aradaki fark bu. Malumunuz Batı müziğinde armoni önemli olan husustur, bizde ise melodi, ezgi öne çıkar. Dolayısıyla bu ayrımları yapmayı sevmiyorum, her iki türü de olabildiğince iyi dinlemeye gayret gösteriyorum. Bu meseleye eskiden at gözlüğüyle bakılırdı. Şimdi görüyoruz ki kanun için konçertolar besteleniyor. Bizim sazlarımız da o icraların içerisine giriyorlar. Her iki taraf içinde musiki yobazlığından kurtulmak önemli.

Beste yapma sürecinizin nasıl geliştiğini öğrenmek isteriz.

Buradaki en önemli husus bir şiiri, nutuk dediğimiz evliya kelamlarını besteleyeceksem günlerce, aylarca hatta yıllarca o şiirin içindeki musikiyi aramakla geçiririm. Çünkü içinde muhakkak bir musiki gizlidir. Bestekârın işi de o saklı olan musikinin önündeki perdeleri kaldırmaktır. Niyazi Mısrî Hazretleri “Vahdetin sırrı bilinmektir o da‘vetten garaz / Sâni‘‐i gör günde yüz bin türlü san‘at gösterir / Kendini göstermek içindir o san‘atdan garaz… diye özetliyor aslında meseleyi. Karagöz ile Hacivat’ta olduğu gibi bir gölge oyunu oynanıyor, bizlerde o gölge oyununda yerimiz geldiğince beste yapmaya gayret gösteriyoruz diyelim… Örneğin en son yayınladığımız eser “Dediğim Oldu Benim”… Süreyya Efendi’nin kabrini ziyaret eden bir ağabeyimiz bu nutka rastlıyor ve bendenizi de nutuktan haberdar ediyor. Vahdet mesleğine aşina kimseler için bulunmaz bir nimet bu nutuk. Bendeniz de o sularda yüzmeyi seven biriyim. Çok kısa bir sürede besteledim bu eseri. Eserin icrası on dakika sürüyor bendeniz besteyi de on dakikada yapmıştım.

Hocam yaklaşık on sene evvel bu icranın ilk halini dinleyen biri olarak yeni icrayı çok merak etmiştim. Dinlediğimde de pek bir mesrur oldum. O sebeple size hususi bir teşekkür etmek de isterim.

Zevk sahibi insanlara neşe verdiysek ne mutlu bizlere… 

Olcay Can Kaplan

MSGSÜ Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Tercüman’da yazı işleri müdürü olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...