04 July 2024

Şakşakçılık, bir ima sanatıdır

Aramıza gizlenen duygu manipülatörleri mi, yoksa amaca giden yolda işleri kolaylaştıran sanatçılar mı? Fred Radix’in La Claque oyununu ile şakşakçılığı inceliyor, bir tiyatro izleyicisi ile şakşakçısı olma arasındaki ayrımın ne kadar birbirine karışabileceğine tanık oluyoruz.

Kollar hafifçe dirsekten bükülür, birbirine bakan ellerden biri ya da her ikisi daha çok ses çıkarması adına avuç içinden çukurlaştırılır. Birbiri ardına çarpılır, bazen bir ritim doğrultusunda, bazen ise tek düze bir şekilde. Onaylamanın, takdir etmenin, hemfikir ve hemhâl olmanın simgesel bir göstergesidir bu. Sahnede, kürsüde, konuşmada, icrada dile getirilenin anlaşıldığına, beğenildiğine ya da içselleştirildiğine yönelik bir cevaptır. Tarih boyunca farklı evrelerde, farklı kültürel dinamiklerle karşımıza çıksa da bu ritüele bilindiği ismi üzerine “alkış” diyoruz. Türkçede alkışın kökü, “beğenmek, övmek” anlamlarına gelen “alkamak” ile ilişkilendiriliyor. Eski Türk geleneğinde, halk edebiyatında ise sadece övgü için değil; dua etmek, kutsamak adına söylenen sözler için de kullanılan bu terim; “Darısı başına”, “Tuttuğun altın olsun”, “Bereket versin”, “Koluna kuvvet, kesene bereket” gibi günlük hayatta çokça duyduğumuz iyi dileklerde karşımıza çıkar.

Dua, övgü, beğeniyi ifade eden bu kelime, daha sonraları kelimelerden ziyade bir eylemin adı hâline gelir. Elleri birbirine vurarak çıkartılan sesi anlatan başka dillerde başka kelimeler de vardır: Almancada “beifall”, Fransızcada “applaudissement”, İngilizcede “applause” olarak isimlendirilir bu eylem. Latincedeki “applaudo”dan türetilen kelimelerin dışında Fransızcada başka bir sözcük daha bulunur. Fakat bu kelime, alkışın olumlu anlamının biraz daha dışında, samimiyetsiz bir vurguya işaret eder: “Claque”. Fiilen de benzer bir güç ile gerçekleşen “şamar” ile ilgili bu kelime, aynı zamanda “şakşak” manasını da taşır. Çıkara dayalı alkış… “Claquer” ise bu eylemi yapan kişiye, yani “para (ya da çıkar) karşılığında tutulan alkışçıya, bizdeki anlamıyla şakşakçıya verilen isimdir. Tarihi çok eskiye dayanan bir alışverişin, takdir alım satımının hikâyesine daldırır bizi.

Atina’dan L'Assurance des Succes Dramatiques’a…

Atina tiyatroları bize şakşakçılığın ilk nüvelerini örnekler. M.Ö. 300’lü yıllarda düzenlenen tiyatro müsabakalarında Philemon ve Menander isimleri oldukça popülerleşirler. Aralarında gerçekleşen müsabakada genellikle Philemon galip gelir. Bu galibiyetin sebebi de Philemon’un başarısı değil, izleyici arasına yerleştirdiği kimselerle kendisine daha iyi izlenim kazandırması olur. Komedi türünün kahkaha unsurunu yayan, diğer izleyicileri yönlendiren, manipülatif gülüşlerle hazırlanır sahneler. Fakat bilinen bu örnekten işi daha ileriye götüren kişi M.S. 54 yılında tahta çıkan Roma İmparatoru Neron olur. Şakşakçılık bu dönemde Neron’un da çabasıyla profesyonel bir meslek hâline gelir çünkü. Kurduğu söylenen Şakşakçılar Okulu, bu işin eğitimini verir; Neron’un sözlerini alkışlaması, esprilerine gülmesi için pek çok insan yetiştirir.

Sahne sanatlarına da fazlasıyla ilgili olan Neron, bu okuldan eğitim almış yüzlerce kişiyle birlikte dolaşır, onları yanından hiç ayırmaz. Sahnede yer alma ukdesiyle alkışlara, abartılı övgülere bağımlı olur Neron; sahneyle olan bağını koparmaz fakat sahnenin dışındakilere daha çok yatırım yapar. Elbette ki halkı manipüle etme gücünü keşfettiğinde bunu söylevlerinde kullanmayı ihmal etmez. Yüzlerce kişinin övgüleri, alkışları arasında halkın ona inanması hiç de zor olmayacaktır onun gözünde. Neron’un şakşakçılarıyla olan bağı, hediyelerle beslenen alışverişi bir müddet sonra şakşakçılara verilen çeşitli unvanlar ve mevkilerle ileriye götürülür. Yüzyıllar içerisinde gerek siyasi gerekse sanat alanlarında şakşakçılık kullanılan bir yöntem, ciddiye alınan bir meslek grubu olacaktır.

19. yüzyıla gelindiğinde opera sanatında şakşakçılık, sahne performansının olmazsa olmazı durumdadır artık. 1820 yılında Sauton ve Porcher adında iki opera müdavimi, alkışı bir ürün gibi satmaya başlarlar. Fransa’da L'Assurance des Succes Dramatiques adı altında çalışan bu iki iş adamı, kendilerini ve çalışanlarını izleyiciler üzerinde olumlu etki yaratmak için opera yöneticilerine, şarkıcılara kiralarlar. Bu süreçte şakşakçı ekibine “chef de claque” denilen bir lider öncülük eder; oyunun, performansın ahengine göre alkış, gülüş, ağlayış, övgü, tekrarlatmalar programlanır. Bunların hepsi alenidir; şakşakçıların alacağı ücretler bellidir, her kategori (girişte alkış, ısrarlı alkış, övgü, aşırı heyecan) farklı karşılıklara sahiptir ve en yüksek ücret fazla heyecan duyana verilir. Londra Musical Times okuyan biri bu ücretlerden haberdardır örneğin; İtalyan şakşakçılarının tarifesi açıkça ilan edilir. Fred Radix’in kaleme aldığı La Claque (Şakşakçılar) adlı oyun da bu dönemi anlatır, profesyonelleşen şakşakçılığı yaşatarak öğretir bize.

Tiyatroda öğrenilen şakşakçılık…

Fred Radix’in La Claque oyunu; Gülce Ünlü’nün çevirisi, Çağlar Çorumlu’nun yönetmenliğiyle sahneleniyor bu sezon. 1895 yılında geçiyor oyun. Paris tiyatrolarının, seyirci arasına gizlenmiş profesyonel şakşakçılar sayesinde başarıya ulaştığı dönemdir. Auste Levasseur, ünlü bir şakşakçı şefidir ve bir gün oyundan önce beklenmedik bir şeyle karşılaşır. Balık Kartalı’nın Serüveni adlı müzikal trajedi sahnelenecektir o gün. Fakat oyunun açılış gecesine iki saat kala şakşakçı ekibi onu yalnız bırakır. Yardımcısı Dugommier; çevreden, oradan buradan mesleği şakşakçılık olmayan kimseleri toplar getirir salona. Oyuncular henüz gelmemiştir, orkestra yoktur. Prova gerçekleşmeyecektir. Toplanan acemi topluluğa nerede ne şekilde reaksiyon vermesi gerektiği nasıl gösterilecektir? Nerede gülünecek, nerede ağlanacak, nerede övgü olacak, nerede yuhalanacak, nerede çalınan eser tekrarlatılacaktır?

Hiç tecrübesi olmayan bu insanlara önce oyun tanıtılmalıdır; anlatılmalı, sahneler tek tek prova edilmelidir ki temsil gerçekleşirken işler ters gitmesin. Hiç değilse orkestra olsaydı diye düşünülür, burada da Dugommier’in müzisyen kız kardeşi Fauvette devreye girer; daha önceki provalardan aşinadır oyundaki müziklere. Akordiyonuyla bir orkestra gibi eşlik eder Dugommier ile Levasseur’un prova denemelerine; birkaç da rol üstlenir. Beş perdelik oyun hızlıca oynanmaya çalışırken şakşakçılara ne yapmaları gerektiği anlatılır. Tabii buradaki acemi şakşakçılar, izleyici olarak tiyatro salonuna gelen biz oluruz. Nitekim oyun, interaktif ilerler. Bu rolü biz üstleniriz; alkış istendiğinde gösterildiği gibi ellerimizi çırpar; övgü beklenildiğinde “Bravo!” nidalarımızla doldururuz salonu. Biz de oyuna dâhil oluruz; tabii para almayız farklı olarak, oyunu izlemek için para vermiş olmamız işi daha ironik hâle getirir.

Sahnede Fransız aksanıyla Levasseur’u canlandıran Çağlar Çorumlu, başarıyla bizi oyunun içine çeker. Beş perdenin yetişmesi için Levasseur’un üstün çabası içinde yaşanan komik anlar, Çorumlu’nun latif üslubu sayesinde daha da güldürür bizi. Yardımcısı Dugommier’i oynayan Erkan Baylav ile diyalogları, birbiriyle tatlı atışmaları şenlendirir oyunu. Tiyatro kuralları bu tatlı atışmalarda izleyicilerle paylaşılır. Fauvette ile Levasseur’un yakınlaşması, kaçamak flörtleşmesi; Dugommier’in fark edişleriyle kesintiye uğrasa da oyun boyunca bu hikâyeye eşlik etmek oldukça keyiflidir. Albina Özden, Fauvette’ye akordiyonu ve sesiyle hayat verir; neşesi, enerjisi bu ritmi kuvvetli oyunda hepimize iyi gelir. Üçünün minimal dekorla beş perdelik oyunu canhıraş bir şekilde tek perdede izleyicilere aktarması hayranlık uyandırıcı, tabii bir o kadar da yorucu bizim için.

“Şakşakçılar, asla alkışa zorlamaz.”

Şakşakçılar bir müzikal komedi… Sahnede, kürsüde, mitingde, televizyon dizilerinde, konserlerde ve hayatımızın pek çok alanında karşılaştığımız onay manipülasyonu aslında şakşak. Dinleyenlerin, izleyenlerin yanı başında belli belirsiz ortaya çıkan şakşakçılar, bize sadece bir öneri sunuyor, imada bulunuyorlar. Takdiri, yuhalamayı, heyecanı, kahkahayı, alkışı nerede, ne zaman, hangi şekilde yapmamız gerektiğini anlatıyorlar tek hareketleriyle. Oyun evet, müzikal bir komedi fakat vurgusu o kadar gerçeğe yönelik ki yönlendirilmeye ne kadar açık olduğumuzu gösteriyor. Çağlar Çorumlu’nun repliği ile açtık başlığı bu yüzden. Doğru, “Şakşakçılar, asla alkışa zorlamaz. Bir öneridir yaptıkları, bir imadır.” Sitcomlardaki gülme efektleri; mitinglerde, maçlarda duyduğumuz sloganlar; konserlerdeki “Bravo!” nidaları… Belki de bu kadar içtenlikle inanmadığımız, beğenmediğimiz, aidiyet hissetmediğimiz bir düşüncenin, estetiğin peşine sürükleniyoruz şakşakçılar sayesinde.

Kaynakça

Cialdini, Robert B. İknanın Psikolojisi. İstanbul: Mediacat Kitapları, 2008.

Tuncay, Murat. “Alkış Üstüne”. Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi (2018 / 1): 1-9.

Elif Özkan

MSGSÜ Sosyoloji Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi aldı. Tercüman’da editör olarak çalışıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...