13 May 2024

New age çılgınlığı: Ara(ma) – bul(ma)

İnsanoğlunun kendini bilme yolculuğunun ehli olmayan eller tarafından nasıl tarumar edilebileceğine son yıllarda birden fazla örneği gördüğümüz new age hareketler özelinde yakından bakmaya ne dersiniz?

İnsanoğlu tarih boyunca kendini bilme arayışında olmuştur. Doğum öncesi ve ölüm sonrası hayatın bilinmezliği insanı “Ben kimdim?”, “Ben kimim?” ve “Ben kim olacağım?” sorularını sormaya iter. Yedi Bilge (Kleobulos, Solon, Khilon, Pittakos, Thales, Bias, Periandros) döneminin meşhur deyimiyle “Kendini bil ve ölçülü ol” şiarı tarihî seyir içerisinde insanın her daim çözmeye uğraştığı bir bilmece hâline gelmiştir. Sokrates, Platon, Sophokles, Nietzsche, Camus, Sartre, Wittgenstein bu bilinmezliğe farklı yorumlar katmışlar ve kitleleri etkilemişlerdir. Örneğin Sokrates, “Özümüzü bilmek için ne yapmalıyız? Bunu bilirsek ne olduğumuzu da bilmiş oluruz” der.

Modern toplumda insan, özellikle Sanayi Devrimi’nin akabinde, kendini koşar adım makineleşmiş, uhrevi havadan sıyrılmış, tamamıyla dünyevileşmiş bir gezegende buldu. “Tanrı öldü. Tanrı’dan geriye bir ölü kaldı ve onu biz öldürdük. Kendimizi nasıl avutacağız, biz katillerin katilleri? Neydi bıçaklarımızın altında ölümüne kan döken, dünyanın sahip olduğu bu en kutsal ve en kudretli şey? Bu kanı kim silecek üzerimizden? Kendimizi temizlememiz için hangi su var? Hangi kefaret bayramlarını, hangi kutsal oyunları icat etmemiz gerekecek? Fazla büyük değil mi bize, bu amelin yüceliği? Sırf ona layık görünmek için bizim de tanrı olmamız gerekmez mi?” diyen Nietzsche’yi haklı çıkarırcasına birtakım isimler, kendi tanrılarını icat etmeye kalktılar. Aydınlanma fikrinden itibaren unutulan ya da unutturulan “kendini bil” uyarısını 1950’li yıllar ile birlikte “new age” akımlar keşfetti.

İngiliz sosyolog Roy Wallis (1946-90) new age hareketleri tanımlarken dünyayı reddedenler, dünyayı tasdik edenler ve dünya ile uzlaşanlar olarak üç kısma ayırıyor. 20. yüzyılın akıl ve bilim çağında pıtrak gibi çoğalan new age hareketlerin aradan geçen 70 yılda dünyayı bu denli etkileyeceği tahmin ediliyordu desek doğruyu söylemiş olmayız. Moonculuk, Sai Baba, Scientology, Osho, Hare Krishna… Saymakla bitmeyecek kadar çok olan bu new age rüzgârına sinema ve dizi endüstrisinin kayıtsız kalması elbette beklenemezdi. Doubt (2008), The Master (2012), Wild Wild Country (2018), Waco (2018) bir çırpıda sayabileceğimiz yapımlar. Türkiye’de ise new age akımlar uzun yıllar boyunca bir tabu olarak görüldü. Laikliğin koyu bir yorumunu devletin korunması için elzem gören anlayış, İslamî tarikatları düşman olarak algılarken bunu fırsat olarak değerlendiren new age akımlar özellikle gençler arasında kendine zemin bulabildi.

Arayış’taki new age buluşları…

Disney+’da 14 Haziran 2023’te ilk bölümü yayınlanan Arayış (2023) dizisi de bir new age hareketin ortaya çıkışını ve insanları etkileme gücünü ortaya koyuyor. Eyüp Sultan’da ehl-i sünnet bir tarikatın müridiyken şeyhinin -kızının da gayretleriyle- “zamansız” vefatıyla birtakım kerametleri olduğuna inandırdığı bir kitleyi dönüştüren ana karakter, bu zamana kadar anlatılmayan bir hikâyeyle izleyicileri baş başa bırakıyor. Orta sınıf ahlakına ters hayatların yaşandığı bir ada ve buraya şifa bulmak için “son çare” olarak gelen insanların dram yüklü yaşamları… New age hareketlerin dönüştürme ve etkileme gücü dizi de çok güzel ele alınmış. Dizide de temas edildiği gibi new age akımların kitle bulurken en çok faydalandıkları mecra hastalıklar oluyor. Son yıllarda ve özellikle pandemi günlerinde sosyal medyada sıkça rastladığımız gerek psikolojik gerekse de fizyolojik rahatsızlara modern tıp uygulamalarının fayda vermediği çıkarımı insanları hızla new age akımların kucaklarına itiyor. Şifa terapileri, enerji yükseltme egzersizleri, güneşi selamlama ritüelleri, zihni temizleme ayinleri derken bir anda kerameti kendinden menkul, hoşaf kaşığı kadar ilmî birikimleri olan “tipler” bir kurtarıcı edasıyla muhtaç insanları etraflarında toplayabiliyorlar. 

İslam tasavvufunun yasaklı olduğu ender ülkelerden biri olan Türkiye, new age akımlar için âdeta birer cennet. Merdiven altı tekkelerde birkaç yıl zaman geçiren, zeki ama tehlikeli tipler bu boşluğu değerlendirerek tasavvufun batıni tarafa açılan kısımlarını kendilerine kalkan yaparak new age rüzgârına kapılabiliyorlar. Metafizik cezbedici olduğu kadar tehlikeli de bir alan. Dizide evini, arsasını, “adasını” kendilerine şifa getireceğini umdukları “master” için bağışlayanların hikâyelerine gerçek hayatta rastlamak oldukça kolay. Bugün Türkiye’deki kitapçıların en çok satan kitaplar seçkilerinde Osho gibi sahtekârlığı dillere destan bir new age akım öncüsünün yazdıkları yer alıyor. Bilmem anlatabildim mi?

Ölen hangi tanrı?

Hakiki Tanrı’yı öldüren Aydınlanmacı zihniyet bugün bir yol ayrımında. Tanrı’yı öldürdükleri günden bu yana o kadar çok tanrı, tehlikeli eller tarafından yaratıldı ki kıyametin koptuğuna inandırılan kitlelerin toplu intihar vakaları, metroya zehirli gazla terör saldırısı, kendini aç bırakan yüzlerce insanın günahtan uzak durduğu yanılgısıyla ölmesi, uzaylıların onları kurtaracağına inandırılan onlarca insanın kendini öldürmesi… Bunlar yakın geçmişte şahit olduğumuz, haberlerde okuduğumuz, videolarını seyrettiğimiz new age akımların tehlikeli sonuçları… İnsan eliyle üretilen ve materyalist zihniyetin ürünleri olan bu new age akımlar, o klişe sözü akla getiriyor: “Tanrılar kurban istiyor.” İçinde bulunduğumuz post-modern çağın önünde duran problemlerden biri de bu zihniyet ile başa çıkmak. Unutmayın ayağınız yere sağlam basmıyorsa zemin altınızdan kayabilir. Dizide de olduğu gibi düşeceğiniz yerden çıkmak o kadar kolay olmuyor.

Olcay Can Kaplan

MSGSÜ Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Tercüman’da yazı işleri müdürü olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...