13 May 2024

Futbol: Seküler bir kutsal

Modern dönemden itibaren sekülerleşmeye doğru yol alan kültürel ve sosyal yaşam pratiklerinde kutsala yönelik atıflar değişmeye, dönüşmeye başladı. Bunlardan en ilginci ise futbol gibi sportif faaliyetlerde görünen kutsallaştırılmış aidiyet düşüncesi, dinî referanslarla süslenen ritüeller…

Türkçede “dünyevileşme” şeklinde de karşılanan sekülerlik, modern zamanların sürekli gündemde kalan bir kavramı ve tartışma konusudur. Çünkü bireyselleşme ile birlikte sekülerleşme, modernliğin kendisi üzerinde durduğu ayaklarından birisidir. Buna göre sekülerleşme olmadan modern bir toplum, gerçekleşmemiş bir proje olarak kalacaktır.

“Bir toplumda dinin giderek kurumsal ve sosyal önemlerini kaybetmesi, dinin bir referans olmaktan çıkması sürecini anlatan” sekülerleşme, “insanın aklı ve dili üzerinde önce dinî, sonra metafizik denetimden kurtarılması” olarak tanımlanır. “Bu, dünyanın dinî veya din misilli kavranışından soyularak bütün kapalı dünya görüşlerinin atılması; tüm doğaüstü mitlerin ve kutsal sembollerin parçalanmasıdır.” Bilhassa dinin modern zamanlarda kamusal alandan çekilerek özelleşmesi, toplum üzerindeki kuşatıcılığını yitirmesi de sekülerleşmenin temel niteliklerindendir.

Süreç içerisinde sekülerleşmeye dair farklı tezler ileri sürülmüştür. Erken sekülerleşme teorisi, akıl ve bilim üzerinden insanın evreni açıklama kapasitesi arttıkça dine de giderek ihtiyaç kalmayacağı şeklindeydi. Hatta ilk sosyologlar sekülerleşmenin artan şekilde kaçınılmaz olarak kendisini göstereceğini ileri sürmekteydiler. Bugün gelinen noktada, yaşanan tecrübelerle paralel başka görüşlerin de artık dillendirildiğini bilmekteyiz. Nitekim dinin zayıflamadığı fakat yeni dinsellik biçimlerinin ortaya çıktığı, dinî ve seküler olanın bir arada devam ettiği, hatta bir desekülerleşme sürecinin gözlemlenmeye başlandığı ifade ediliyor.  Aslında bu noktada başka bir gelişmeden bahsetmeliyiz. Yukarıda erken sekülerleşme teorisi olarak bahsedilen dinin zayıflayıp sekülerleşmenin yükseleceği tezi gerçekleşmediği gibi toplumların hayatında “kutsal” varlığını devam ettirdi, hatta birçok alana sirayet etti. Bu bağlamda seküler kutsalların ortaya çıktığı görülüyor. Bir başka deyişle seküler içeriklerle konumlandırılan birçok unsur kutsallaştırılmış ya da kutsal bir haleye büründürülmüştür. Bu minvalde müzik, futbol gibi “seküler” olarak etiketlenen faaliyetler, içerik olarak bir kutsallık kazandılar. Yine Elwis Presley’in mezarının bir “aziz” gibi muamele görerek ziyareti de benzer mentalitenin ürünüdür. Tüm bunlar “seküler kutsal” şeklinde isimlendirilir.

Bu durum insan ve toplum hayatında “saf” sekülerlik olamayacağını bize gösteriyor. Dolayısıyla kutsalları ve mitleri olmayan toplumların bir krize gireceği anlaşılmaktadır. Esasen bunun temel sebebi; insanın salt dünyevi değil, aşkın boyut taşıyan bir varlık olmasıdır. Çağımıza dikkatle bakıldığında kutsallaştırmanın farklı boyutlarıyla karşılaşılacaktır.

Stadyumdan mabet olur mu?

Biz burada “seküler kutsal”ı futbol üzerinden analiz etmeye çalışacağız. Özellikle spor dalları içerisinde futbolun diğerlerine göre popülerleştiği ve kitleselleştiği görülmektedir. Öyle ki dünya ölçeğinde toplumların futbol üzerinden yönetimselliğinin sağlandığı söylenebilir. Bu noktada futbolla ilgili bir boyuta dikkat çekebiliriz. Muhteşem görünümlü stadyumların inşa edilmesi bunun ilk örneğidir. Bu stadyumlar neredeyse bir mabet havasını taşıyor. Nitekim stadyumlar da gazete haberlerine bu etiketle konu oluyorlar: “… takımı mabedinde yenildi.” Esasen stadyumların büyüklüğü, içinin düzenlenmesi, ihtişamı, stadyumun mabet olarak isimlendirilmesini besleyen bir husustur.

Diğer yandan futbolun bir spor olmanın ötesinde kazanmış olduğu ayinsel anlam çok boyutlu olarak toplumda yansımalarını bulmaktadır. Bir kere futbol seyircisi farklı açılardan “cemaat” olarak işlemektedir. Futbol ayininin cemaatsel olarak büyük bir vecdle, sloganlarla (virdler), hatta büyük oranda coşarak izlenmesi söz konusudur. Ayrıca futbol seyircilerinin sivil toplumlar olarak örgütlenerek cemaatsel bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bilhassa büyük kulüplerin formadan kravat iğnesine kadar birçok aparatı satan mağazalar şeklinde yapılaşması, cemaatsel işleyişin bir başka veçhesidir. 

Bu noktada futbol seyircisinin adanmış bir cemaat üyesi gibi davrandığı da gözlemlenmektedir. Nitekim stadyumları dolduran “vaftiz” edilmiş seyirciler, bu adanmışlıkları saha içerisinde gösterme gereği de duyarlar. Takımları için vecdle slogan atarlar. Kendi aralarında coşturucuları vardır. Burada dinsel, cemaatsel perspektifin “ontolojik” boyutu hemen deşifre olmaktadır. Sloganlarda “… sahaya gömmeye geldik” bu vecdi anlatmaktadır. Diğer yandan “damarımı kessen, … renkte akar” sloganı ise adanmışlığın ontolojik zirvesini ifade etmektedir. Takımları için kavgaya giren seyirciler, neredeyse bir “kutsal cihad” mantığıyla hareket etmektedirler.

Takım tutmamak ‘aforoz’ sebebi

Futbol maçlarının saha kadar evlerde ve kafelerde “cemaat” hâlinde seyredilmesi, üstelik takım formalarını giyerek bir ayinsel hava içinde bunun gerçekleşmesi söz konusudur. Hatta buna eşlik eden futbola dair hurafe ve söylencelerin dile getirilmesi, bir dinsel epistemoloji gibi işlev görür. Diğer yandan yayımlanan spor gazetelerinin büyük oranda hacmini futbol oluşturuyor. Yine bağımsız olarak yayımlanan futbol programları ile birlikte bu gazeteler, futbolu insanların sürekli gündemine getiriyor; pozisyonlar tekrar tekrar ele alınıyor, böylece gündelik hayatı belirleyen insan ilişkilerinin ve sohbetlerin takdis edilmiş virdleri gibi ciddi hacim işgal eder hâle geliyor. Futbol takımı tutmanın bir gereklilik olduğu ve neredeyse bir “dinsel aidiyet” gibi işlev kazandığı ortamda dikkat edilirse takım tutmamak aforoza uğramış gibi muamele görebiliyor.

Futbolun ulusal ve uluslararası icrası, aslında bu ayinsel havayı ve dinimsiliği yansıtır. Ulusal düzeyde farklı liglerdeki maçlar, pazar günlerinin değişmez ayini gibi görünmektedir. Öyle ki günlük ve haftalık planlar bile çoğunlukla buna göre yapılıyor. Uluslararası düzeyde her sene Şampiyonlar Kupası, iki yılda bir Avrupa Kupası ve dört yılda bir Dünya Kupası icra edilir ki bunlar ayinsel boyutu uluslararası ölçeğe taşır. Bu uluslararasılık, dünyadaki farklı coğrafyalardan insanları çeken “hac” gibi işlev görebiliyor. Bu noktada kupaların yapılacağı ülkelerin tespiti ve bilhassa hazırlıklara bakmak yeterli olacaktır.

Tüm bunlar futbol örneği üzerinden içinde yaşadığımız çağda genel olarak “seküler kutsal”ı örneklemektedir. Esasen farklı temalara bu bağlamda analiz etmek mümkündür. Bu durum, insanın kutsalla bağlantısının bir gereklilik olduğunu; kutsalla sağlıklı bir şekilde ilişki kurulamaması durumunda, kutsallaştırma ameliyesinin yapıldığını bize göstermektedir.

Mustafa Tekin

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde profesör olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...