07 June 2024

Buradan tek kurtuluş ölüm mü?

Bir şehir düşünün ki dışına çıkmak mümkün olmasın… Labirent gibi inşa edilen bu gaddar şehirde kurtuluş için tek çare ölmektir. Rio De Janeiro’nun en kenar mahallesine Tanrıkent’e gelin daha yakından bakalım.

Toprak bir futbol sahası ve topun peşinde koşan siyahi çocuklar… Sizler de belki bu sahneyi ilk gördüğünüzde “evet bu çocukların sefaletten tek kurtuluşları futbolcu olmaları” cümlesini kurmuşsunuzdur. Halbuki o çocukların futbol oynamalarındaki ruh Tanrıkent’te tek başına var olunamayacağını haykıran bir birlikten başka bir şey değildir. 1960’lara ışınlar yönetmen bizi. Favellanın nasıl kurulduğuna bir nevi büyüteç tutarız hem de kamera açılarının bizleri olayın en yakınındaymışız havası ile birlikte. O sokaklardayızdır artık… Rocket ile hayal kurarız, Ze ile bir suç makinesinin doğuşuna tanıklık ederiz, Bee’nin aşkının şiddetini en derinden hissederiz.

Daha çok silah daha çok gözyaşı...

Favella Rio’nun sadece 60 km uzağındayken sanki aralarında uçurumlar vardır. Yönetmen bize hiç Rio’yu göstermez, sanki ulaşılamaz bir menzildedir orası. Favellanın ilk kuruluşundaki göçmenlerin geliş sahnesi ve 1980’lerdeki hâli bize başka bir gerçeği daha anlatır. Labirente terk edilenler artık yalnızca siyahiler değildir beyazlar da kendilerini bu çıkmaz sokakların arasında bulurlar. Favellada değişen sadece demografi değildir daha çok silah daha çok gözyaşı sarmıştır yirmi yılda etrafı. Sue Jorge’nin muhteşem oyunculuğu ile devleştirdiği Mane Gallinha karakteri favella dışında çalışmasına rağmen ekonomik sebeplerle şehre gidip yerleşemeyen ve bir çete reisine istemese de dönüşen hayat hikayesiyle bu çukura dönen yerleşim yerinin insanları ne denli zehirlediğinin delilidir adeta. Ve biz şunu görürüz; oradan ayrılmanın tek bir yolu vardır; ölüm…

Kazananlar silah ve paranın asıl sahipleri…

Ze’nin hırsı, gözü dönmüşlüğü ve onun can dostu Bee’nin aşk uğruna canını feda etmesi birbirine zıt iki karakterin gündelik hayatta bu denli sıkı dostluk kurup kuramayacağını sorgulatır izleyiciye. Çeteler arası savaş sırasında her iki tarafa da silah satanların aynı kişiler olması da uluslararası güçlerin bölgesel savaşlarda aldığı rolü gözler önüne serer. Sahi 1970 ile 1980 arasında Türkiye’de yaşanan düşük dozlu sağ-sol iç savaşında da benzer hikâyeler anlatılmıyor mu? Aynı silahla vurulan sağ ve sol ideolojiye gönül vermiş gençlerin destansı hikâyelerini eminim sizler de dinlemişsinizdir. Coğrafyalar değişse de kader değişmiyor demek ki. Kazananlar ise her zamanki gibi silah ve paranın asıl sahipleri…

Rocket'i silahı 

Tekrar favellamıza dönecek olursak masumane başlayan ve izleyiciye de sevimli gözüken hırsızlıkların bir anda dehşete dönmesini usul usul değil hızlıca seyrederiz. Kan, vahşet ve ölüm favellanın isminden önce gelen sıfatlardır artık. Uyuşturucu kullananlar 1960’larda azınlıktayken 1980’lere gelindiğinde vaka-ı adiyeye dönüşecektir. Rüşvet almayı reddeden polisler artık uyuşturucu kartelleriyle ortak iş yapmaya başlamışlardır. Yani çürümüşlük toplumun her tarafına yayılmış ve gidişatın daha kötüye doğru olacağı anlaşılmış. Rocket favelladaki çetelerin fotoğrafını gazeteye verdiğinde her iki tarafta da gurur görürüz. Bir taraf ellerinde silah olmasının gururunu yaşarken Rocket’in elindeyse silah gibi kullandığı fotoğraf makinesi vardır. Yönetmen burada kurduğu bu ilişkiyle favelladakilerin ya hakiki ya da mecazi kurşun sıkmak mecburiyetinde olduğunun mesajını verir. Filmin açılış sahnesinde kaçan tavuk esasında favellada yaşamayı reddeden ve kurtuluşa ermek için oradan ayrılmak zorunda olduğunu iliklerine kadar hisseden Rocket’in ta kendisidir. Arkadaşlarının derileri gözleri önünde soyulur, tüyleri kirli eller tarafından yolunur o ise favellayı dönüştürmenin mümkün olmadığını kabullenir ve çitleri aşıp, labirenti yıkıp buradan kurtulmak ister. Boşuna değildir bekaretini şehirli bir hanım ile kaybetmesi… O içten içe favellaya dair her şeyi reddediyordur.

Çete savaşlarıyla daha derin bir çukura çekilen fevellanın gelecekte nasıl bir hale sürükleneceğini son sahnede yine izleyicinin gözüne zorlarcasına sokar yönetmen. Filmin başında Ze’nin vahşetine rahmet okutur bir diyalog ile zaten korkuya kapılmış olan izleyici yeni gelen nesli görünce dehşeti daha derinden yaşar. 1960’larda toprak sahada top peşinde koşup tüp kamyonunu soymayı planlayan çocuklar gitmiş, 5-6 yaşlarında tek oyuncakları olan gerçek silahlarıyla sudan sebeplerle birilerini öldürmeyi planlayan çocuklar gelmiştir. Ve yönetmen burada cevabı bize bırakır. Sahi 2020’lerde bu favelladaki yaşam sizce nasıl bir hale gelmiştir?

Olcay Can Kaplan

MSGSÜ Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Tercüman’da yazı işleri müdürü olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...