Tercüman Arşivi: 06 March 1983
22 May 2024

Yasalar ve insanlar

Tarık Buğra 6 Mart 1983'te kaleme aldığı yazısında yasaların düzenin devamı için neden önemli olduğunu kendine has üslubuyla kaleme almış.

Yasalar önemlidir. Anayasa çok çok önemlidir. Yâni, düzen diye, rejim diye bir mesele vardır; varlıklı ve huzurlu bir toplum kurabilmek için, titizlikle, bilgiyle, akılla üzerinde durulmalıdır.

Bu kesin bir gerçektir. Hangi açıdan bakarsam bakayım, bu gerçeği görmezlikten gelemiyor, küçümseyemiyorum, hafife alamıyorum. Ama gene de, birtakım tereddütlerden, hattâ kuşkulardan kurtulamıyorum. Yasalar ve Anayasaya, yâni düzen, galiba o kadar da önemli değil demek zorunda kalıyorum; ikide bir Almanya’yı hatırlıyorum.

Almanya’nın -ekonomisiyle, endüstrisi ile tekniği ile- imparatorluk düzeni içerisinde güçlü bir toplum olduğunu hatırlıyorum.

Aynı Almanya’nın tarihteki en korkunç yenilgilerden birisine uğrayıp bütün o güçleri sıfıra indikten sonra, bir dikta düzeni içerisinde tekrar güçlü bir toplum hâline gelebildiğini hatırlıyorum.

Gene aynı Almanya’nın, gene bütün güçlerini en son kırıntılarına kadar yitirdiği halde, bu sefer de, parlamenter demokratik düzenle güçlendiğini hatırlıyorum; aynı toplumun birbirine, ateşle barut kadar zıt düzenlerle sıfırdan doruğa -hem de kısa süreler- tırmanabildiğini hatırlıyorum.

O kadar da değil; çünkü -liberal veya totaliter, şu veya bu aynı düzenlerle yönetildikleri halde, aynı yasaları benimsedikleri halde, kimi kalkınmış, kimi sefalet ve sıkıntı çeken ülkeleri hatırlıyorum ve o zaman da işte öyle; yasalar ve anayasa, yâni düzen, galiba, o kadar da önemli değil demek zorunda kalıyorum. Hattâ, işleri hâle, yol koymak için yasa değişikliklerine aşırı derecede bel bağlamanın, dertleri, meseleleri büsbütün çıkmaza sokacağını, müzminleştireceğini düşünmeye başlıyorum.

Kendimle hesaplaşmayı severim. Bu hesaplaşmayı doğru ve dürüst yapmaya çalışırım. Bu konuda da hep böyle olmuş ve bu düşünceyi, elimden geldiğince, titizlikle didiklemişimdir. Fakat hayır; Yasa ve Anayasa değişikliklerine bel bağlamak işin kolayına kaçmaktır, dertleri ve meseleleri büsbütün çıkmaza sokmaktan, müzminleştirmekten başka sonuç vermesi güç bir çabadır.

Kötü niyetlileri hesaba katmadan söylüyorum: Bizim, kendilerini göstermeye hevesli ve kendilerini aşırı derecede önemseyen, ama ilgilendikleri veya kendilerini gereğince hazırlıklı olmayan aydınlarımız -beş nesilden beri- yasa ve anayasa, yâni düzen suçlamasını fena halde huy edinmişlerdir.

Bu yüzden de, bir sorumluluk, bir devlet sorumluluğu yükledikleri, yetki elde ettikleri zaman kendileri; kendileri değilse, baskıları ve telkinleri sonucu, politikacılar, derhal yasa değişikliğine soyunmuşlardır.

Konu veya dâvâ eğitim mi? Biz, eğitim dâvâsını bir çırpıda halletmek kastı ve iddiası ile, öğrencilerin kılık kıyafetlerini değiştirmeye; tam notu beşten pekiyiye, pekiyiden ona çevirmeye girişen Millî Eğitim sorumlularını peş peşe görmüşüzdür. Bu da dâvânın kördüğüme dönüşmesinde büyük bir rol oynamıştır.

Kalkınmak için, toplumu varlık ve huzura kavuşturmak için yalnız yasa – düzen- değişmeye bel bağlamanın sonu taklide, yâni bünyeye yabancılaşmaya varıyor; başkenti ülkeden koparıyor.

O düzen, bu düzen, öyle veya böyle bir düzen… Olumlu sonuçlar da, olumsuz sonuçlar da hepsine açıktır.

Ve olumlu sonuçları sağlayan şey çözülemeyecek bir sır değildir; aksine basittir:

Taklide aşırı derecede bel bağlamak, bir; en önemlilerinden en önemsizlerine kadar, bütün yetkilerin sorumlulukla dengelenmesi ve bu dengenin kuş sektirmemesi, iki; devlet kurum ve kuruluşlarının kaderini, söylentilerin, dedikoduların, el altından yapılan suçlamalarının ve hak edilmemiş ihtirasların, konuya ait kişisel düşmanlıkların radyasyonlarına karşı kurşunla kaplayabilmek, üç; objektif olarak tespit edilen yasa yetersizliklerini, aksaklık ve engellemelerini giderecek düzeltmeleri yapmak, dört!

Yönetiminde bu şartları gerçekleştiremeyen toplum, istediği kadar yasa değiştirsin, dilediği yasayı, düzeni denesin, yandım Allah, kalkınamayacak, huzura kavuşturamayacaktır; kurum ve kuruluşlarında sağlamlık ve gelişme sağlayamayacaktır; aksine gerileyecektir; değerlerini ve değerlilerini koruyamayacaktır; yakasını şirretlerden, şarlatanlardan, lâbelerden, üçkağıtçılardan ve kötü kasıtlılardan kurtaramayacaktır.

Değişiklikler kalp ameliyatlarından da netamelidir; organ nakli değil, sunî organ denemeleridir. Ancak en ümitsize, son ümit ve son çare denenmelidir.

Tarık Buğra

Tarık Buğra, Türk yazar ve gazetecidir. 1 Ocak 1918'de İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Gazetecilik kariyerine başladı ve çeşitli gazetelerde muhabirlik yaptı. Daha sonra Tercüman ve Milliyet gazetelerinde köşe yazarlığına başladı ve uzun yıllar çalıştı.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...