Korkulu rüya bitti…

18 April 1970

Uzayda beş gündür ölüm kalım mücadelesi veren Apollo-13’teki astronotlar nihayet, 17 Nisan 1970 akşamı yuvalarında dönmüşlerdi. Ertesi gün (18 Nisan) Tercüman’da seyahatin detayları verilmiş, dönüş anbean takip edilmiş, kamuoyuna heyecanla olanlar aktarılmıştı.

“Uzayda 5 gündür ölüm kalım mücadelesi yapan astronotlar kurtuldu. Korkulu rüya bitti… Apollo-13 dünyaya döndü.” Bu manşet 18 Nisan 1970 tarihinde Tercüman’ın ilk sayfasında atılmıştı. Söz konusu olan Apollo-13, Apollo Projesi kapsamında gerçekleştirilen yedinci insanlı uzay görevi ve üçüncü insanlı Ay yolcuğu göreviydi. Uzay aracı 11 Nisan 1970’te yerel saatle 13.13’te ABD’nin Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatılmış, fırlatmadan iki gün sonra ise dünyadan yaklaşık 320.000 km uzaklıktaki araçta patlama meydana gelmişti. Araçta Astronot Jim Arthur Lovell, Hohn L. Swingert ve Fred W. Haise yer almaktaydı. Patlama sonucu uzay aracında hizmet modülünün oksijen stokları yitirildi ve enerji kesintisi yaşandı. Bunun üzerine merettebat Ay Örümceği’ni bir “cankurtaran sandalı” olarak kullandı ve Dünya atmosferine girmeden kısa bir süre önceye kadar kapalı tutuldular. Ekip Ay’a inememişti. Bunun yanı sıra da büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalmışlardı. Düşük sıcaklık, susuzluk ve elektirik kesintilerinin ardından NASA’nın hesaplamaları sayesinde ekip Dünya’ya sağ sağlim dönmeyi başarabilmişti. Bu beş günlük yaşam mücadelesi 17 Nisan saat 20.07’de nihayet kazanılmış, araç başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Bu dönüşün heyecanını ise Tercüman’ın sayfalarında hissedebiliyorduk. Öyle ki Tercüman’da yayımlanacak “U2 Yüksek Uçuş Harekâtı” adlı seri, bu heyecanı besleyen en önemli alanlardan biri olarak ön plana çıkıyor, okuru daha fazla bu serüvene çekiyordu.

Tabii, gündemde sadece Apoll0-13 yoktu. Rize Ortapazar’da gerçekleşen Çay Fabrikası Müdürü’ne ateş açılması olayı da gündemi uzunca bir süre etkilemişti. 10 Nisan’da başlayan fabrika grevleri ve protesto yürüyüşlerinin ardından Ortapazar Çay Fabrikası’nda da grevler başlamış; işçiler ile fabrika yönetimindeki gerilim iyice artmıştı. Bu gerilimin sonu maalesef ki bir işçinin fabrika müdürünü öldürmesiyle neticelenmişti. Günlerce Tercüman’da bu konu konuşulacak, iç sayfalarda dahi bu haberin etkisi tartışılacaktı.

Günlerin ardından tarih sayfaları Tercüman’la açılıp kapanmaya devam edecekti elbette.

Kabine kuruldu

04 December 1955
Aralık 1955’te 22. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, nihayet kurulmuştu. O süreçte yaşanılanlar elbette ki siyasi krizlerin içinden oldukça karmaşık şekilde gerçekleşiyordu. Nihayet Tercüman’da kabinenin kurulduğuna dair haber 4 Aralık 1955’te manşetten ilan edildi. Gelin o güne dönelim.

Aralık 1955… 22. Türkiye Hükûmeti, kurulurken yine arka planda yine pek çok siyasi gerginlik bulunuyordu. Bir önceki hükûmetin başbakanı Adnan Menderes, “ispat hakkı” olarak adlandırılan basın özgürlüğü üzerine yaşanan siyasi kriz nedeniyle istifa etmişti. Fakat parlamentoda Demokrat Parti çoğunluğa sahipti. Kabine kurulana kadar gerçekleşen süreçlerin ardından Tercüman 4 Aralık 1955 günü şöyle bir manşet atmıştı: “Kabine kuruldu.” Sürece dair ise “Hükûmet listesi bugün veya yarın resmen neşredilecek” bilgisi verilmişti: “Samed Ağaoğlu, Fuad Köprülü, Fahreddin Ulaş, Nedim Ökmen, Kemal Zeytinoğlu yeni kabinede yer aldılar. Yeni programda ihtikâr ve pahalılıkla mücadele tedbirleri yer alıyor, envestismanlarda yüzde 25 indirme yapılacak.” Gelin haberin detayına bakalım:

“Kabinenin kurulduğu bu gece geç vakit yarı resmî bir şekilde açıklanmıştır. Bununla beraber kabine azalarının isimleri henüz resmen beyan edilmemektedir. Listenin resmen yarın neşri muhtemeldir, olmadığı takdirde pazartesi günü ilan edilecektir. Sızan haberlere göre Samed Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Nedim Ökmen, Fahreddin Ulaş, Kemal Zeytinoğlu, yeni kabinede kati şekilde yer almaktadır… Samed Ağaoğlu Başvekil Yardımcılığına getirilmektedir. Muzaffer Kurbanoğlu’na de yeni kabinede vazife verilmiştir. Fuat Köprülü Hariciye Vekâletine, Fahreddin Ulaş Ticaret Vekâletine getirilmektedir. Diğer bazı haberlere göre Hadi Hüsman, Remzi Birand, Muammer Çavuşoğlu, Ethem Menderes ve Esat Budakoğlu, kabineye girmektedir. Yeni kabine programı da hemen hemen hazırlanmış gibidir. Başvekil Adnan Menderes yeni program üzerinde bugün sabahtan gece geç vakitlere kadar çalışmıştır. Programın mühim ve esaslı tedbirleri ihtiva edeceği belirtiliyor. Zaman zaman çekilen darlıkları önleyici tedbirlere ehemmiyet verilmesi, ihtikâr ve pahalılıkla mücadele bunları başında gelmektedir. Gene sızan haberlere göre başlanan işler aksatılmayacak fakat yeni envestismanlarda yüzde yirmi nispetinde bir indirim yapılacaktır. Rejimde alakalı tedbir ve faaliyetlerin de programda yer alacağı, Anayasa’da yapılacak tadiller için girişilecek hazırlıklara dair malûmatı ihtiva edeceği ayrıca belirtiliyor.”

“Bazı vekiller hakkında yeni takrirler verildi” başlığında ise şöyle deniliyordu: “Bazı mebuslar bugün DP grubuna verilmek üzere şu mealde bir önerge hazırlamaya karar vermişlerdir: ‘Bazı vekiller hakkında Meclis tahkikatı açılması için teşebbüse geçilmişken, bunlardan bir kısmının hariçte vazife almak için teşebbüse geçtikleri bildirilmektedir. Tahkikatın selametle yürümesi bakımından haklarında Meclis tahkikatı açılmasına karar verilecek kimselerin memleket içinde kalmalarının idari yollardan temini lazımdır. Bu hususun hükûmetçe dikkate alınmasını istiyoruz.’ Bu suretle haklarında tahkikat açılması istenilen vekillerin ve bu vekillere ilgili olarak mesuliyet altında bulunan Umum Müdür ve yüksek dereceli memurların harice seyahat etmeleri için yapacakları müracaatların bir müddet için is’af edilmemesi de hükûmetten istenilmiş olmaktadır. Bazı vekiller hakkında meclis tahkikatı açılmasının doğru olup olmayacağı yolundaki sualleri bugün Fatin Rüştü Zorlu ‘Meclis tahkikatının açılmasına taraftarım’ diye cevaplamış, Nedim Ökmen de aynı kanaatte olduğunu söylemiş; Samet Ağaoğlu, Hayrettin Erkmen ve Kemal Zeytinoğlu ise buna Meclis’in karar verebileceğini, şimdilik bir beyanda bulunmanın doğru olmadığını söylemişlerdir. Meclis tahkikatına bizzat Başvekil Adnan Menderes’in de taraftar olduğu ve bunu kendisiyle görüşen grup idarecilerine söylediği bildirilmektedir. Diğer taraftan, DP’den ihracı hâlinde Mükerrem Sarol’un dâhil olabileceği bir parti veya grup bulunmadığına işaret edilmektedir. 19’lardan görüştüğümüz bir zat, ‘Sarol’u grubumuza alır mısınız?’ sualine ‘Bizi parçalamak mu istiyorsun birader?.. Dur bakalım daha neşvûnemâ hâlindeyiz’ diye cevap vermiştir.”

Demirel: “Gelecek iktidara acıyorum”

25 November 1987
1987 Türkiye genel seçimlerine sayılı günler kalmıştı. 25 Kasım günü siyasi liderler arasındaki gerilim kamuoyunda hissediliyor, mitinglerde propagandalar yapılıyordu. Gelin 25 Kasım 1987 gününe Tercüman’ın tanıklığıyla birlikte bakalım.

25 Kasım 1987 günü Tercüman’da manşet oldukça kalabalıktı. Göze çarpan ilk başlığa bakalım: “Ekim ayı ihracatı yine 1 milyar doları aştı…” , “Dış ticaret tıkırında…” Tercüman’ın haberine göre: “İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yıl yüzde 66 iken bu yılın ilk on ayında yüzde 73’ü buldu. Açık azalıyor: İhracattaki olumlu gelişmeler dış ticaret ve cari işlem açığını azaltıyor. Dış ticaret açığı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8’e geriledi, cari işlem açığı ise 310 milyon dolara indi. Sanayi başı çekiyor: Sanayi ürünleri ihracatı geçen yıla göre yüzde 44,2 oranında artarak on ayda 6 milyar 366 milyon dolara tarım ürünleri geliyor.”

Bir ilginç başlık ise THKP-C’den Semra Özal’a gelen açık mektup ile ilgiliydi: “Turgut Özal’ı öldüreceğiz.” Haberin detayı şöyle: “Açıklama: Acilciler’in sözcüsü Bedrettin Mahir, Bayan Özal’a hitaben, ‘Örgütümüz, Büyük Balık Operasyonu ile cezayı verecektir. Size tavsiyemiz Başbakan’ın biraz kulağını çekin’ dedi. Bomba: ANAP merkezindeki bombanın zamanında patlamadığını söyleyen Mahir, olayda ölen Mustafa Yıldız’ın ailesine 500 bin lira vereceklerini bildirdi…”

1987 Genel Seçim yaklaşırken siyasi arena elbette kızışmıştı. Tercüman’ın manşetinde de yer aldığı üzere ülke; Süleyman Demirel, Turgut Özal, Erdal İnönü ve Necmettin Erbakan’ın düellosuna şahit olmaktaydı. DYP lideri Süleyman Demirel, Özal’a hitaben “Ben hükûmet olsam bu kadar ağır enflasyonun böyle tahribat yaptığı bir toplumda dolaşamam. Bunlar iktidar olur veya olmaz, hiç umurumda değil. Asıl bundan sonra iktidar olacağa acıyorum” diyor; koalisyon olması ihtimali için de “ANAP kesinlikle iktidar olamaz, SHP’nin çabaları iktidar için yetmez; RP, MÇP ve IDP barajı aşamazlar, Ecevit limittedir” söylemlerinde bulunuyordu. ANAP lideri Turgut Özal ise seçimden yine iktidar olarak çıkacağını belirtiyor, şunları söylüyordu: “Komünist veya aşırı dinci parti için referanduma gidilmesi gerekir”, “Türkiye ile Yunanistan arasında belirli bir yumuşama sağlanmıştır. Yakın zamanda Papandreu ile buluşabiliriz”, “Türkiye Ortak Pazar’a alınmazsa Avrupa’nın Japonya’sı olur. Bu yüzyılın sonunda Avrupa’yı yakalayacağız”, “Ben işçiye karşı değilim. Kendim de işçi oldum, bizzat çalıştım”, “Türkiye’de Kürt azınlık yoktur. Kürtler bu milletin entegre bir parçasıdır. Ayrılmaz ve ayrılmayacaktır.”

İktidar mı, koalisyon mu? SHP Genel Başkanı Erdal İnönü ise önceki gün Antalya’da konuşmuştu. Meydanda “ANAP gemisini batırıp, sosyal demokratları iktidara getireceklerini” anlatan İnönü, gazetecilerle yaptığı sohbette ise İsrail’de iki zıt partinin koalisyonunu örnek göstermiş ve “Üzerimize vazife düşerse bunu da yerine getiririz” diyerek koalisyona yeşil ışık yakmayı ihmal etmemişti. Necmettin Erbakan ise “ANAP fuhuşta çağ atladı” diyerek tepkisini göstermişti. Konya ilçelerinde konuşmalar yapan RP Genel Başkanı, 4 siyasi partinin ülkeyi Batı’nın enkaz çöplüğü yapacağını söylemişti. MÇP lideri Türkeş de başka yönden tepkisini göstererek Özal ekonomisini dört ayaklı canavara benzetmiş, “İnsanlarımıza mezhep ayrımı yapmadan gereken önemi veriyoruz” demişti.

…Ve düğmeye basıldı

18 November 1988
18 Kasım 1988 tarihinde Tercüman’ın manşeti “İçte ve dışta Türkiye’ye baskı kampanyası başlatıldı… Ve düğmeye basıldı” cümlesiydi. Peki neydi bu baskı kampanyası ve bu baskılara karşı neler yapılmıştı. Tercüman’ın tanıklığıyla gelin birlikte inceleyelim.

Tarih: 18 Kasım 1988. Tercüman gazetesinin manşeti o gün “İçte ve dışta Türkiye’ye baskı kampanyası başlatıldı… Ve düğmeye basıldı” cümlesiyle atılmıştı: “Yunanlılar ve komünistler kampanyada başı çekiyor. Avrupa Parlamentosu’na TKP için karar tasarısı sunuldu.”

Haber “içte ve dışta”ki baskılara yönelik ayrımı şu şekilde vurguluyordu:

“Dışta: Bölücü komünist iş birliği

-Protesto gösterileri

Atina’da kaçak bölücüler ile Yunan komünistleri Türkiye’ye karşı gösteri yürüyüşleri yaptı, Bonn’da da TKP ve TİP üyeleri bugün ortak bir protesto yürüyüşü yapacaklar.

-Karar tasarısı

Kutlu ve Sargın’ın gözaltına alınması üzerine Avrupa Parlamentosu’ndaki komünistler harekete geçerek acilen gündeme alınması isteğiyle karar tasarısı hazırladılar, ancak tasarının acil olarak gündeme alınması reddedildi.

İçte: Türkiye’ye şantaj

-TKP dostu komünist milletvekilleri Türkiye’ye ‘Yardımı keseriz’ ve ‘geniş çaplı protesto’ tehditlerini savurdular.

-Kutlu ve Sargın’ın avukatları TKP’liler için ‘Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü’ istediler. DGM Savcısı’nı eleştirdiler.”

Bu detaylar verilirken “Bunlar da TKP’nin avukatları” başlığıyla yayımlanan bir de fotoğraf vardı Tercüman’ın ilk sayfasında. Fotoğraf altı yazı şöyleydi: “Haydar Kutlu ve Nihat Sargın’ın avukatları dün Ankara’da bir basın toplantısı düzenlediler. Avukatlar ‘Müvekkillerimiz uygar dünyanın kabul ettiği biçimde insan hakları ve demokratik özgürlükler çerçevesinde düşünme özgürlüğünün gereği olan haklarını kullanmak üzere yurda gelmişlerdir’ dediler.”

Peki siyasilerin tepkileri ne yöndeydi? Tercüman, tepkilere de ayrıca yer veriyordu:

“Evren: ‘Bunlar bir merkezden yönetiliyorlar.’ Cumhurbaşkanı Evren, TBKP’lilerin Türkiye’yi karıştırmak ve istikrarını bozmak için geldiklerini söyledi.”

“Keçeciler: ‘Ay yıldızlı bayrağımızın yerine orak-çekiç görmek isteyenler hayal içindedir.’”

“Dülger: ‘TKP ile demokrasiyi karıştırmayalım. Komünist partisi yoksa demokrasi yok demek değildir.’”

“Taşar: ‘Şehit kanları ile sulanmış bu vatan üzerinde hiçbir vatandaş komünist partisine izin vermez.’”

TKP’li Kutlu ise Tercüman’ın yayınlarından rahatsızdı. Onun da tepkisi Tercüman’a olmuştu: “TKP’li Kutlu, ‘TKP’nin kurulması için en fazla Tercüman uğraşıyor. Tercüman bize karşı kampanya açtı’ dedi.”

Tercüman gazetesinin olayı detaylandıran “Hukuk Devleti” başlıklı başyazısı ise şöyleydi:

“Sovyet beşincikolu TKP’nin ‘legalleşme’ eylemine en doğru teşhisi Sayın Cumhurbaşkanı Evren koydu. Seçim propagandası için en küçük fırsatları bile değerlendiren şöhretli politikacıların sustuğu bir ortamda Sayın Cumhurbaşkanı Evren koydu. Seçim propagandası için en küçük fırsatları bile değerlendiren şöhretli politikacıların sustuğu bir ortamda Sayın Evren TKP’nin ‘legalleşme’ eylemini hem bu eylemin siyasi amacı hem de hukuk devleti karşısındaki yeri açısından değerlendirirken Türk milletinin görüş ve duygularına tercüman olmuştur. Sadece şimdiki Anayasa’ya göre değil, 1961 Anayasası’na göre de totaliter amaçlı partiler kurmak yasaktır. TKP’liler hakkında kesinleşmiş mahkûmiyetler ve devam eden soruşturmalar vardır. Bunlar Türkiye’ye gelirken soruşturmaya tâbi tutulacaklarını biliyorlardı. Öyleyse neden geldiler? Bu sorunun cevabı, Evren’in de belirttiği gibi ‘Türkiye’yi baskıcı göstermek’tir. Nitekim bir düğmeye basılmış gibi, içte ve dışta Türkiye’yi ‘baskıcı’ gösterme ve Avrupa solunu kullanarak Türkiye’yi akıllarınca köşeye sıkıştırma eylemleri başlamış bulunuyor. Sayın Evren’in ifade ettiği gibi, ‘Avrupa’da bizim karşımızda olan bazı çevreler her işimize burunlarını sokarlar.’ Sovyet beşincikolu, dış baskılarla Türkiye’yi sıkıştırıp ‘legalleşme’yi sağladıktan sonra ‘yeni mevziler’ için yıkıcı ve sarsıcı eylemler tezgâhlamak istemektedir. TKP girişiminin siyasi yönü budur. Bir de hukuki yönü vardır. Türkiye bir hukuk devleti olduğuna göre kanunların uygulanması hiçbir baskıyla engellenemez. Yine Sayın Evren’in belirttiği gibi, Anayasa’nın 14. Madde’si hak ve hürriyetlerin demokrasiye ve ülke bütünlüğüne karşı kullanılamayacağını hükme bağlamıştır. Aynı hüküm Alman anayasa hukukunda da mevcuttur. TKP’nin amacı ise demokrasi yerine proletarya diktatörlüğü kurmaktır. Evren, bu konuşmasıyla sadece Türk milletinin duygu ve düşüncelerini dile getirmekle kalmamış, anayasal görevini ifa etmiştir. Çünkü Anayasa’nın 104. Maddesi Cumhurbaşkanı’na ‘Anayasa’nın uygulanmasını gözetme’ görevini vermiştir. Bu makam, gerçekten bir ‘korkuluk makamı değildir. Bu makam, sembol de değildir.’ Görev ve sorumlulukları vardır. Görev ve sorumlulukları müdrik bir Cumhurbaşkanı olarak Evren’in bu onurlu konuşması Türk milletine güven vermiştir ve hukuk devleti fikrini güçlendirmiştir. TKP konusunda hukukun gereği neyse o yapılacaktır.”

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...