13 May 2024

Varlık ve Zaman

Martin Heidegger, varoluş düşüncesini başka boyutlara taşıyan önemli bir düşünür. Varlık ve Zaman eserinde de ortaya koyduğu açılımlarla düşünsel alanı, sorguları derinleştirerek ele alır. Bu soruları ve sorular etrafında gelişen kavramları eser bağlamında birlikte inceliyor, üzerine düşünüyoruz.

Düşünce tarihinde kendisine yer bulan filozofların çok azı hak ettikleri değeri hayattayken görmüşlerdir. Bunlardan biri de -hiç şüphesiz- Martin Heidegger’dir. 20. yüzyıl düşünce dünyasının tartışmalarının merkezine politik tercihlerinden dolayı yerleşmeden önce de yazdığı metinler ile felsefi anlamda o tartışmaların odağında yer almıştır. Ona bu başarıyı kazandıran, 1927 yılında yayımlanan Varlık ve Zaman adlı başyapıtıdır.

Kitap, “Giriş” bölümü öncesi bir sayfalık metin dâhil, “Giriş” ve ana gövdesi iki kısımdan oluşacak şekilde tasarlanmıştır. “Giriş” öncesindeki o tek sayfalık metin, Varlık ve Zaman’ın temel sorusunu ve ona dair yapılacak soruşturmanın yöntemini genel olarak belirler. Bu temel soru ve onun incelenmesinde takip edilecek yöntem, Heidegger’in “Aşağıdaki denemenin amacı ‘varlığın’ anlamına ilişkin soruyu somut biçimde ele alıp geliştirmektir” ifadesinde bulunur. Önümde durduğunu sandığım bilgisayar var mıdır? Tanrı var mıdır? Zihin olarak düşünülen var olan bedenden ayrı olarak var mıdır? Bu biçimdeki sorular, “var olmanın” ne anlama geldiğini zaten bildiğimizi varsayar. Genellikle bu ön varsayımın farkına bile varmayız. Bu yüzden Heidegger bunlarla ilintili daha temel bir soruyu gündeme getirir: “var olmak” ne anlama gelir? Bu, Heidegger’in yukarıdaki ifadesinde dile getirdiği varlığın anlamı sorusunu sormanın bir yoludur ve Varlık ve Zaman bu sorunun araştırılmasıdır. Aynı ifadede geçen “somut analiz” ibaresi de Heidegger’in fenomenolojik yöntemini bize verir. Varlık ve Zaman kitabının zaman ile bağlantısını ise Heidegger, “zamanı her türlü varlık anlayışının olanak ufku olarak yorumlanması” şeklinde belirler. Zaman olmaksızın, varlık kendini ifade edemez. Varlık statik değil; dinamik, devingen, diğer bir deyişle sürekli oluş hâlinde olması sebebiyle ancak zamandan hareketle anlaşılabilir.

Da-sein’in ayrıcalığı

“Giriş” bölümü, öncesindeki tek sayfalık metinde genel olarak belirlenen soruyu ve yöntemini daha sarih hâle getirir. Diğer bir ifade ile temel sorunun, yani varlığın anlamına ilişkin sorunun sorulmasının zorunluluğunu gerekçelendirir ve o sorunun hangi yöntem ile deşifre edileceğini daha aşikâr kılar. Bu yöntemin soyut metafiziksel açıklamalardan kaçınması ve somut, yani fenomenolojik bir yol takip etmesi gerektiğini belirtir. Bunun da -varlık her daim bir var olanın varlığı olduğu için- bir var olanın varlığından hareketle yapılması gerektiğini ifade eder. Ama bu var olanın herhangi bir var olan değil, varlığın anlamına ilişkin soruşturmaya elverişli ayrıcalıklı bir var olan olması gerekir. Da-sein (şurada var olan), bu ayrıcalıklı var olandır. Bir var olan olarak Da-sein’ın ayrıcalığı, kendi varlığında varlıkla doğrudan ilişki kurabilmesinden kaynaklanır.

“Giriş” bölümünde yukarıda kısaca ifade edilen hususlar belirlendikten sonra üç ayrımdan oluşan “Birinci Kısım”a geçilir. İlk ayrımda varlığın anlamına ilişkin soruşturma, Da-sein üzerinden ele alındığından sonraki incelemeler için hazırlık babında onun temel analizi yapılır. Diğer bir ifade ile Da-sein’ın temel konstitüsyonu deşifre edilir. İkinci ayrımda hazırlık niteliğinde yapılan analizin asli eksistensiyal yorumuna yoğunlaşılır. Bu analiz de nihayetinde zaman analiziyle birlikte ilerler. Çünkü Da-sein’ın varoluşsal yapısı zamansallıkla bağlantılıdır. Başlığı “Zaman ve Varlık” olarak belirlenen üçüncü ayrım ise akademik sebeplerle kitabın erken basımından dolayı yazılamamıştır.

Varlık üzerine düşünmenin etki alanı

Planlanan ama en azından Varlık ve Zaman içinde gerçekleştirilemeyen “İkinci Kısım”da -“Birinci Kısım”da Da-sein var olanından hareketle- varlığın anlamına ilişkin soruya dair getirilen açıklamaların ontoloji tarihinin bir çözümlemesi yapılarak özellikle Kant, Descartes ve Aristoteles’in felsefelerinden hareketle haklılaştırılması planlanmıştır. Diğer bir ifadeyle “Birinci Kısım”da Heidegger, temel soruya dair kendi tezlerini ortaya koyarken “İkinci Kısım”da ontoloji tarihinden örnekler vererek gerekçelendirmesini tasdik etmeyi planlamıştır. Fakat çizdiği bu planı mevcut hâliyle Varlık ve Zaman’da gerçekleştirememiş, bu çözümlemeyi yapamamıştır.

İçeriğinin ana hatlarını kısaca belirttiğimiz bu eser sadece felsefe alanında değil, felsefenin ötesinde de oldukça etkili olmuştur. Felsefe alanındaki etkisi özellikle fenomenoloji, hermeneutik, varoluşçuluk gibi felsefi ekollerde hissedilirken felsefenin ötesindeki etkisi ise mimarlık teorisi, edebiyat eleştirisi, teoloji, bilişsel bilim (cognitive science), psikoterapi alanlarında görülmektedir.

Eleştirel analizler üzerinden düşünsel kurulum

Heidegger’in –Varlık ve Zaman metni özelinde– felsefi etkisi, bazı temalara dair yapılan analizler üzerinden takip edilebilir. Bunlardan bir tanesi, Batı metafizik düşüncesine ve onun modern versiyonu olan özne-nesne üzerine inşa edilmiş Kartezyen düşünceye yönelik eleştirileridir. Heidegger’in yaklaşımına göre Batı metafizik tarihi, varlık türlerini yalnızca “mevcut olma” üzerinden ele almıştır. Oysa ki varlık türleri “mevcut olma”, “el altında olma” ve “Da-sein” şeklinde ele alınması gerekir. Da-sein’ın varlık tarzı, klasik felsefede belirlenen modern felsefede de genelde kabul gören akleden canlı/hayvan-ı natık (animal rational) değil, varoluştur (existenz). İnsanın özne olarak değil de insan Da-sein’ı olarak belirlenmesini dikkate aldığımızda Da-sein’ın “Da”sının tarih, gelenek, ilişkiler ağı olarak dünyaya referans yaptığı da göz önünde bulundurulduğunda ilişkisiz bir bilinçten hareketle tasavvur edilen Kartezyen özne düşüncesinin aşılmaya çalışıldığını görürüz. Bu eleştiri paralelinde Da-sein’ın varlık tarzının varoluş olarak belirlenerek “insanın özünün onun varoluşunda yattığının” ifade edilmesi; varoluşçuluk felsefesi üzerinde, özelde Sartre’ın varoluşçuluk felsefesinde önemli etkiler bırakmıştır.

Hermeneutik fenomenoloji

Da-sein (şurada olma) olarak insanın, bilinç üzerinden düşünülmemesi, şurada (Da) bulunmuşluğundan hareketle dikkate alınması, Da-sein’ın bilinçli bir hâl içinde bulunmadan önce her daim bir hâl içinde bulunduğu, bilinçli bir anlamadan önce bir anlamlılık içinde bulunduğu sonucunu doğurur. Bu da anlamanın insanın bilinçli bir şekilde akıl yürütmesinden önce vuku bulduğunu gösterir. Diğer bir ifadeyle anlama, ontolojik olarak insan Da-sein’ına aittir. Bu da anlamayı tin bilimlerinin yöntemi olarak gören hermeneutik/yorumbilim yaklaşımının aksine anlamanın tüm entelektüel faaliyetlerin zemininde bulunduğunu iddia eden Gadamer’in felsefi hermeneutiğinin doğmasına zemin oluşturmuştur.

Batı metafiziğine ve Kartezyen düşünceye yönelik eleştirilerin yanı sıra insanın özne değil de insan Da-sein’ı olarak belirlenmesi, fenomenolojik gelenek içinde de farklı fenomenolojik bakışların oluşmasına sebebiyet vermiştir. Husserl’in özellikle Varlık ve Zaman’ın yayımlanmasından önceki genel fenomenolojik yaklaşımı, hâlâ bilinç merkezli yaklaşımdır. O sebeple Heidegger, Husserl’i Kantçı felsefenin ufkunda felsefe yapmakla eleştirir ki bu da Kartezyen düşünceden tam anlamıyla kurtulamamak anlamına gelir. Heidegger’in varlığın anlamına ilişkin soruyu Da-sein üzerinden fenomenolojik ve hermeneutik çözümlemeler vasıtasıyla soruşturması, Husserl’in fenomenolojik yaklaşımından farklı hermeneutik fenomenolojinin doğuşuna zemin hazırlar.

Farklı varlık türlerinin Batı metafiziği tarafından “mevcut olma” kategorisine ve farklı varlık tarzlarının da “mevcut olma” varlık türünün varlık tarzına indirgenmesine yönelik eleştirisinin yanı sıra modern felsefenin insanı özne olarak konumlandırıp her bir var olana, değerini verme statüsünü kendisine atfetmesine yönelik eleştirileri de Derrida’nın yapısöküm düşüncesine temel oluşturur.

Felsefe ötesi etki

Varlık ve Zaman’ın belirtilen etkilerine ilaveten varlık, zaman, tarih, hakikat, ölüm, vicdan, kaygı, ihtimam gösterme, dünya, mekân, sahihlik, gayrisahihlik, lakırtı gibi temalara dair analizleri bu temalar etrafındaki birçok felsefi tartışmaya farklı açılımlar kazandırdığı gibi mimarlık teorisi, tarih bilimi, bilişsel bilim, teoloji, psikoterapi, edebiyat eleştirisi gibi felsefe ötesi düşünsel ve pratik alanlara da dokunmuştur. Felsefe ötesi etkisini bu yazı çerçevesinde gereğince değerlendirmek pek mümkün olmamakla birlikte, mimarlık teorisi ve tarih bilimi alanındaki etkisine kısaca değinmek kâfi olacaktır.

Özellikle Da-sein’ın varlık tarzının varoluş, özünün de “dünya içinde var olma” olarak belirlenmesi, dünyanın da –kabaca ifade edecek olursak– ilişki ağı olarak düşünülmesi, mekânın tasarımına dair düşünceyi etkilemiştir. Bu etkiyle birlikte modern öznenin nesne olarak tasarlanıp önüne konulan dünyaya dair her türlü tasarrufunun karşısında alternatif bir alan açılmıştır. Bu anlayışta içerilen özü “dünya içinde var olma” olan insanın, dünyadan yalıtılarak ele alınamaz olması, mekân tasarımına dair mimarlık teorisinde farklı bakış açılarının oluşmasını tetiklemiştir.

Zaman-zamansallık ve tarih-tarihsellik bağlamındaki analizlerde -insanın temel konstitüsyonunun zaman ile bağlantısından dolayı yapısının tarihsel olduğu belirtilerek- tarih biliminin imkânının da bu ontolojik zeminden kaynaklandığı ifade edilir. Bu analiz zaman felsefesi ve tarih felsefesinin yanı sıra tarih bilimine yaklaşımı da etkilemiştir. Bu hususta Kartezyen düşüncenin tarihin bilgisinin objektif olarak edinebileceği iddiasının eleştirisi, Da-sein’ın yapısının zamansal-tarihsel olması ve ön-anlamanın bilinçli anlamayı öncelemesi gibi iddialar ile birlikte tarihe dair bilginin ancak bir yorum olabileceği fikrini doğurmuş ve tarih bilimine yaklaşımları etkilemiştir.  

Erdal Yılmaz

Marmara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktor öğretim üyesi olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...