13 May 2024

Ukrayna Savaşı’nın Avrupa'ya etkisi

Rusya-Ukrayna Savaşı, özellikle Avrupa’daki dış politikada karar alma dinamiklerini fazlasıyla etkiledi. Savaşın Avrupa siyasetindeki yansımalarını, açtığı alanları inceliyor; değişen güç dengelerini irdeliyoruz.

21. yüzyılda liberal dünya düzeninin geleceğinin daha fazla sorgulanması, devletlerin değer çıkar ikilemi içerisinde kalarak çıkar odaklı dış politikaya daha fazla yönelmeleri, teknolojinin gelişimi ve sert gücün yumuşak güç karşısında daha fazla ivme kazanması; demokratik rejimlerin otoriter rejimler karşısında zayıflamaya başladığını gösteriyor. Dışlayıcı söylem ve pratiklerin artış göstermesi, devlet içi sağ partilerin yükselişi, göç karşıtı eylemlerin artması ve yükselen İslamofobi; ortak ve ortak değerler bütününe zarar verirken ayrıştırıcılık, aşırıcılık ve farklılaşmaları ön plana çıkarmaya başladı. Küreselleşme sonrasında devletler arasında artan bağımlılık ilişkisi, bölgesel anlamda iş birliklerinin artmasına yol açtı. Liberal dünya düzeni karşısında yükselişe geçen Rusya ve Çin, sistem üzerindeki etki kapasitesini arttırmayı, mevcut düzen karşısında alternatif yapıların inşa etmeyi ve safları yeniden oluşturulabilmeyi amaçlıyor.

Çift kutuplu yapısal düzenin sona ermesiyle sistem içerisindeki hegemonyasını ilan eden Amerika Birleşik Devletleri, normatif değerler üzerinden hâkimiyeti ele geçirdi. Özellikle 11 Eylül siyasi krizi sonrasında uluslararası kararları hiçe sayarak kendi inşa ettiği normatif düzenin yıkılmasını sağlamıştı. 2008 ekonomik krizi sonrasında ise uluslararası piyasalar üzerindeki etkisini kaybetmeye başladı.  Küresel yapının en önemli paydaşı olma yönündeki eğilimin azalması, yatırım yerine yaptırım gücünü daha fazla kullanması, kazan kazan politikaları yerinde “Önce Amerika!” sloganını ön plana çıkartması ve demokrasi ihraç eden rol model olma yeteneğinde yaşanan erozyon sistem içerisinde gücün değişimini gösteriyor. Batı ittifakı içerisinde artan liberal karşıt söylemler, popülist liderlerin artan ötekileştirici eylemleri, çıkar odaklı dış politika anlayışı transatlantik ittifak ilişkilerine olumsuz yönde yansıdı.

Transatlantik ittifak ilişkilerinde kırılma

Özellikle 2017 yılında Donald Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesiyle dış politika alanında önemli gelişmeler yaşandı. ABD dış politikasında yaşanan önemli değişimler; liberal dünya düzeninin geleceğini yeniden sorgulanmasına, mevcut ittifak ilişkilerinin yeniden kurulmasına ve realist politikaların yeniden ivme kazanmasına yol açtı. Avrupa siyaseti içerisinde aşırı sağı besleyen olaylardan önemli artışlar gözlemlendi; şiddet ve terör olayları, ötekileştirme, göç ve işsizlik milliyetçilik ve popülizmin yayılmasına sebep oldu. Bu bağlamda Batı ittifakı içerisinde sağ partilerin yükselişe geçmesi İngiltere’nin AB üyeliğinden çekilme yönünde aldığı (Brexit) kararını da hızlandırmış; sağ partilerin güçlenmesi, ülke içerisindeki bölünmeleri artırmış, dışlayıcı söylemler daha fazla ivme kazanmış ve AB içerisindeki normatif güç zayıflamaya başlamıştı. Batılı güçlerin dış politikasında ön plana çıkan “biz ve ötekiler” söylemleri, kıta içerisindeki uyum ve istikrarın yerine çıkar odaklı politikalara bıraktı ve transatlantik ittifak ilişkilerini de zedeledi. 2019 yılında küresel sorun olarak karşımıza çıkan Kovid-19 salgını ise AB içerisinde devlet merkezli, çıkarcı ve tek taraflı siyaset anlayışının önem kazanmasına yol açtı.

Liberal dünya düzeninin en önemli kurucu ülkeleri kendi içerisinde yaşadığı çeşitli sorunlar ile meşgulken yükselen güçlerden özellikle Rusya ve Çin, inşa ettiği alternatif kurum ve kuruluşlar ile sistem içerisinde önemli girişimlerde bulunmaya devam ediyor. Özellikle Batı’nın kendi içerisinde yaşadığı çeşitlik krizlerden en büyük faydayı sağlayan Rusya ve Çin, oluşan bu boşluğu kendi lehine çevirmeyi amaçlıyor. Batı liberal düzeni karşısında yekpare bir duruş sergileyen Rusya ve Çin’in kurumları yeniden revize etme isteği, müdahaleci yaklaşımları mevcut düzenin yeniden revize edileceğini gösterir.

Safların yeniden birleşmesi

Donald Trump yönetimi sonrasında transatlantik ittifak içerisinde artan çıkar eksenli politikalar ve ABD’nin aşınan liderlik kapasitesiyle veya zayıflayan yumuşak güç bileşenleri sistemsel dönüşümü hızlandırdı. Soğuk Savaş döneminde var olan ortak tehdit anlayışının yeniden ön plana çıkması sonucunda Batılı güçler saflarını yeniden birleştirmeyi, ortak sınamalar karşısında ortak bir dış politika yürütmeyi hedefliyordu. Bu bağlamda “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” adlı raporda, NATO’nun değişen tehdit algılamaları karşısında kendi gücünü ortaya koyabileceği yeniden vurgulanır. “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” raporu çerçevesinde transatlantik ittifak içerisinde yaşanan kırılmaların önüne geçmek, birlik içerisinde uyum ve mücadele ruhunu yeniden ortaya koymak ve kolektif savunmanın ağırlık merkezi olmak yeni hedefler arasında yer alıyor.  Çin, stratejik bir rakip olarak tanınırken Rusya ise stratejik bir zorluk olarak tanımlanır. NATO 2030 raporu; kuruluş misyonunu yeniden canlandırmak, ortak mücadele ruhunu yeniden ortaya koymak, ittifakın dayanıklılığı arttırmak ve küresel tehditler karşısında birlik olma çağrısı yapar. Çin ve Rusya statükoyu sorgulayan, sorguladıkları için de ABD merkezli sistem tarafından hareketleri sınırlandırılmaya çalışılan iki büyük güç olarak birbirlerine yaklaşıyor.  

2022 yılında Rusya’nın Ukrayna topraklarına yönelik başlattığı tek taraflı saldırısı, sert gücün hâlâ etkisini koruduğunu gösterir. Rusya’nın Ukrayna tarafından işgali, sadece iki ülke arasındaki güvenlik kaygılarını arttırmak ile kalmayıp Avrupa ve Doğu Asya’daki kolektif savunma mekanizmalarını güçlendirdi; uluslararası sistem içerisindeki büyük güçler arasındaki ittifak hatlarına kesinlik kazandırdı. AB ile ABD arasındaki transatlantik bağın sarsıldığı bir dönemden geçerken Ukrayna Savaşı, geleceğe dair önemli hususlara işaret eder. Nitekim Ukrayna krizi, müttefik ülkeleri yeniden bir araya gelirken ortak tehditlerde veya çatışmasızlık alanlarında tekrar birleşebileceklerini gösterdi. Aynı zamanda Batılı güçlerin Rusya’ya karşı birlikte hareket etmelerini sağlarken aynı zamanda transatlantik ittifakta uzun süredir oluşan güven boşluğunun yeniden inşa edilmesini sağladı. Örneğin Avrupa Birliği ülkeleri, Rusya ile savaşan Ukrayna’ya askerî destek için 500 milyon euroluk ilave yardımda bulunmak üzere uzlaşmıştı (TRT Haber, 2022). Örneğin ABD Maliye Bakanlığı, Rusya’nın Ukrayna -işgalinde kullanılan silah ve teknolojiyi geliştirme ve yayma kabiliyetini engellemek amacıyla- birçoğu Rusya’nın savunma sanayi üssü için kritik öneme sahip olduğunu belirttiği 70 kuruluşun yanı sıra 29 kişiye yaptırım uyguladığını bildirdi. NATO ve AB üye ülkeleri askerlerini doğrudan Ukrayna bölgesine göndermeseler de askerî teknoloji alanında ekipman ve danışma desteği göstererek Ukrayna’dan yana olduklarını ve Ukrayna’nın “Rusya için kolay lokma olmayacağını” göstermeye çalışmaktaydı. Rusya’ya karşı tek çatı altında hareket eden transatlantik ittifak topluluğu, Ukrayna krizi ile ittifakta kaybedilen güveni yeniden kazanırken birlik içindeki uyum, yeniden sağlanmaya çalışıldı. Avrupa’nın güvenliğinin NATO çatısı altında sağlanması, Avrupa’nın stratejik askerî ve savunma mekanizmalarının yetersizliğini bir kez daha gösterir.

Rusya’nın 2022 yılında başlattığı Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa içerisinde barış ortamının olmaması, Rusya’nın saldırgan tutumunun devam ediyor olması ve üye devletlere yönelik doğrudan tehdidin varlığı, NATO ittifak üyelerini yeniden bir araya getirdi. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, NATO 2022 Stratejik Konsepti’nin ortaya çıkmasında önemli bir itici güç görevi görmüştü. NATO 2022 Stratejik Konsepti, NATO’nun genişlemesinin ittifakı güçlendireceği düşüncesini ortaya koymakla beraber, üyeliğin sorumluluğunu üstlenmeye istekli olan ve güvenliğe ortak katkı sağlayabilecek tüm Avrupa demokrasilerini ittifaka kabul edeceğini ifade eder. Bu kapsamda belge, NATO’nun açık politikasının devam ettiğini ve kapılarını ise yeni üyelere açtığını gösterir. NATO üye devletleri ortak tehditler ve sorunlar karşısında yekpare duruş sergilemesi uzun yıllardır kaybolan güven boşluğunun doldurulmasına önemli katkı sağladı. Açık kapı politikasının ilanı ise İsveç ve Finlandiya için bir yeşil ışık oldu. Avrupa’nın güvenliğinin sağlanmasında NATO’nun oynadığı yapıcı rol, ABD’nin Rusya’ya yönelik artan yaptırımlar veya diplomatik platformlarda Ukrayna’ya yönelik artan destek; Batılı güçlerin bütüncül dış politikasının yansımasıdır.

Çıkar odaklı dış politikanın Avrupa ekseninde yansımaları da bölgesel olarak çeşitlilik gösterdi. Ukrayna krizi, ulusal çıkar ekseninde hareket etmenin ülke ekonomisinin gelişimi ile doğru orantılı olduğunu bir kez daha ortaya koyarken, Avrupa ülkelerinin Rusya’nın enerji kaynaklarına olan bağımlılığı stratejik otonomilerinin önünde önemli bir engel oluşturur. Özellikle Avrupa’nın büyük ekonomileri arasında yer alan Alman ekonomisinin en önemli ham maddesi olan enerji kaynakları bu çerçevede önemli bir sorun teşkil eder. Örneğin Batı entegrasyonunda sıra bekleyen Kosova’da Batı eksenli dış politika anlayışı, ulusal egemenliğin ve toprak bütünlüğünün önemini vurgulayan bir dış politika anlayışı mevcutken, özellikle Rus gazına çok fazla bağımlı olmayan Romanya ve Bulgaristan’da diğer ülkelere nazaran Rusya’ya karşı daha stratejik davranışlar sergilemeye yönelir. Örneğin Rusya’nın meşru olmayan askerî müdahalesi karşısında Batı ile beraber aynı değerler ekseninde ilerleyen Balkan ülkeleri yer alırken geçmişten gelen tarihî, kültürel ve dinî bağların devam ettiği, ulusal kimliğin inşası sürecinde önemli rol oynayan Rusya; Sırbistan üzerindeki etkisini devam ettirme çabası içerisindedir. Balkan devletlerinin Avrupalılaşma yönünde önemli müzakere süreçleri içerisinde bulunduğu dönemde Rusya’nın bölgedeki artan etkisi, ülkeler arasında büyük bir ikilem yaratıyor ve bölgedeki mevcut istikrarı zedeliyor. Sırp milliyetçiliğinin korkutucu bir bekleyiş içinde bulunması, Rusya’nın artan çabası ile daha ileri bir seviyeye taşınmaktadır.

Savaşın gösterdikleri

2022 yılında Rusya’nın Ukrayna topraklarına yönelik saldırısı, realist kuramın ön plana çıkardığı sert güç politikaların hâlâ geçerliliğini koruduğunu ortaya koymuştu. Devletler hissettikleri güvensiz ortamda kendi güvenliklerini korumak adına rasyonel kararlar almaya yöneldi.  Liberal değerlerin en önemli savunucusu olan Avrupa ülkelerinde -insan hakları meşru yönetim veya uluslararası hukuk söylemleri ile ön plana çıksa da- ulusal çıkarlar, normatif kimlik karşısında daha önemli hâle gelmeye başladı. Rusya-Ukrayna Savaşı, sadece söz konusu iki ülke ile sınırlı kalmadı; aynı zamanda büyük bir bölgesel ve hatta küresel bir kriz hâline geldi. Bu savaş ayrıca Avrupa ülkelerinin siyasetine yeniden yön verdi, NATO’nun oynadığı güvenlik perdesi görevini pekiştirdi, ortak tehditler karşısında güçlü bir transatlantik ittifakın gerekliliğini bir kez daha ortaya koydu. NATO üye devletlerinin ortak tehditler ve sorunlar karşısında yekpare duruş sergilemesi uzun yıllardır kaybolan güven boşluğunun doldurulmasına da önemli katkılar sağladı. NATO tarafından farklı dönemlerde yayınlanan stratejik belge ve raporlar birlik içerisinde üye devletler için birleştirici bir rol oynamaktadır. 

Seda Gözde Tokatlı

İzmir Demokrasi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. İzmir’de yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...