24 June 2024

Sanal bir dünyada sanal kimliklerimiz

Sosyal medya, yeni bir kimlik oluşturmada bize sonsuz bir alan tanıyor. Toplum tarafından onaylanma, beğenilme arzumuz sosyal medyada yarattığımız profille mümkün olabiliyorken gerçekle hayal arasında bir yerde sıkışıp kalabiliyoruz. Bu durumu psikolojik ve sosyolojik boyutuyla inceliyoruz.

Lezzetli bir yemek, şık bir restoranın şık bir tabağında geldiğinde hem midemiz hem gözümüz doyar. Fakat bugün, bu doygunluk bizim için yeterli değil. Artık yemek bizim için bir gıdadan, bir beslenmeden daha fazlasını ifade ediyor. O şık restoranda çekilen bir fotoğraf ya da yemeğe dokunmadan ve şeklini bozmadan önce çekilen onlarca kare, sosyal medyaya atılmadığı sürece bir parçamız hâlâ aç kalıyor. Fizyolojik olarak doysak da ruhsal anlamdaki açlığımızı önümüze konan yemek doyuramayabiliyor. Sosyal medya ile birlikte diğerlerinin neyi, nerede, ne kadara ve kimlerle yediğimizi görmesi belki de artık yemekten aldığımız doygunluk ve keyiften çok daha önemli. Elbette bu konu yemekle de sınırlı değil. Yemekten giyime, arabadan makyaja kadar bugün her konuda sosyal medyanın onayına, beğenisine ve yorumuna ihtiyaç duyuyoruz. Artık gerçek hayattaki kim olduğumuz değil, sosyal medyada kim olduğumuz daha çok önemseniyor. “Sanal kimlik” olarak adlandırabileceğimiz sosyal medyaki yüzümüz gerçek yüzümüzü maskelerken, ruh sağlığımız da maskenin arkasında eriyip gidiyor.

Sosyal medya ve kimlik problemi

We Are Social tarafından yayımlanan Küresel Dijital Raporu 2024’e göre dünyadaki tüm insanların %66’sından fazlası internet kullanıyor ve %62’si sosyal medya hesabına sahip. Hangi sosyal medya platformunu kullanıyor olursak olalım sosyalleşebilmekte, diğerleri ile etkileşim kurabilmekteyiz. Bu etkileşim sırasında dilersek kendimizi gizleyebilme imkânına da sahibiz. Hatta kendimizi istediğimiz hâlimizle sunabilir, gerçek hayatta görünen hâlimizden daha farklı gösterebiliriz. Bu durum bazılarımız için o kadar sıradanlaştı ki var olan kimliğimizin yanı sıra sosyal medyada diğerleriyle etkileşim kurarken farklı bir kimlik sunma ihtiyacı duyar olduk. Peki, “kimlik” derken aslında ne kastediliyor, biraz bu kavram üzerinden gidelim. Pek çok yaklaşımın bu kavramla ilgilendiğini ve psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi pek çok farklı bilim tarafından kimliğin yorumlanışının farklı olabileceğini söylemek mümkün. Psikoloji açısından yorumlayacak olursak “kimlik” kişinin kendisini, toplumun da kişiyi görme şeklini ifade eder. “Ben kimim?” sorusuna verilecek cevap olarak da açıklayabiliriz. Kimlik için farklı bilimlerin yorumlamaları mevcutken artık hayatımıza bir de “sanal kimlik” kavramının girdiğini ve bilimsel araştırmalar için mercek altına alınması gereken bir kavram olduğunu söylemek gerek. Sanal kimliği ise takma ad kullanarak veya gizli kalarak hangi kimliğe, yani nasıl görünmeye ihtiyacımız var ise internet ortamında onu sunduğumuz kimliğimiz olarak açıklayabiliriz. Esmerseniz sarışın olarak, Antalya’da yaşıyorsanız İstanbul’da yaşıyor olarak, psikolojiye ilginiz var ancak mezunu değilseniz kendinizi psikoloji mezunu olarak sosyal medyada gösterebilirsiniz. Özellikle sosyal medyada yer alan efektler, bazı fotoğraf ve video uygulamaları veya yapay zekâ sayesinde sanal kimliğimizi oluşturmak daha da kolaylaşıyor. Teknolojinin ilerlemesiyle belki daha da kolaylaşacak, kim bilir?

Yeni roller, yeni tahayyüller

Peki, neden kimliğimizi değiştirmeye, olduğumuz hâlimizden daha farklı bir kimlik yaratmaya ihtiyaç duyuyoruz? Bunun farklı psikolojik nedenleri olsa da ben bu yazımda sanal kimliğin benlik saygısı ve internet bağımlılığı ile olan ilişkisini ele alacağım. Sosyolog Goffman yaşamı bir tiyatroya benzetmiştir. Tiyatronun sahnesinde farklı rolleri, farklı kostümleri ve farklı dekorlarıyla izleriz. Tüm bunların yer almasındaki amaç ise seyircinin beğenisini kazanmak, alkış toplamaktır. Goffman da izleyicilerin isteğine göre insanların farklı rollere bürünebileceğini belirtmiştir. Goffman’ın bu yorumunun üzerine, bugünün sahnesinin sosyal medyalar olduğunu, farklı rollere kostümlerimizle, dekorlarımızla girerek insanları etkilemeye çalıştığımızı söylemek uygun olur mu? Bu tiyatroya bağlı olarak da benlik kavramının “Ben kimim?” sorusuna cevap bulma çabasının aksine sanal kimlik kavramı “Ben kim olmalıyım? İnsanlar nasıl bir ben ister?” sorularına cevap arıyor gibi görünüyor.

Madem ortada duran ve etrafında soruların döndüğü̈ bir “ben” var, o zaman benlik saygısı üzerinden sanal kimlik kullanım nedenini ele alalım. Rosenberg bireylerin kendini olumlu ve olumsuz değerlendirmelerini, kendisiyle alakalı genel düşüncelerini benlik saygısı kavramıyla ifade etmiştir. Farklı araştırmalar, benlik saygısı düşük bireylerin sanal ilişkilere ve internete yöneldiğini göstermektedir. 517 öğrenci ile yapılan bir çalışmada ergenlerin düşük benlik saygısı ve yoksul aileyi telafi etmek için çevrim içi oyunlara yöneldiğini, sanal ortamda heyecan, samimiyet ve saygı bulabildiklerini ortaya koymuştur. Benlik saygısını ve özgüveni yükseltmek için sosyal medyaya yönelen kişiler, istedikleri kimliği yaratarak ihtiyaç duydukları saygıyı görebileceklerini düşünmektedir. Gerçek hayatta yaşanan zorlayıcı durumlarla baş etmenin yolu internetten geçiyor gibi görünmektedir ancak bu durumun da bazı olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar, düşük benlik saygısının internet bağımlılığına yol açabildiğini göstermektedir. Yani sanal bir kimlik yaratmak ve bununla çokça vakit geçirmek, internet bağımlılığı riskini ortaya çıkarmaktadır. İnternet bağımlılığının kriterleri Young tarafından şöyle sıralanmıştır: İnternetle aşırı zihinsel uğraş, keyif almak için giderek artan şekilde interneti kullanmak, internet kullanımını kontrol etme çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması, internet kullanımını azaltma ya da bırakılması sonucu çökkünlük, kızgınlık ve huzursuzluk hissetmek, planlanandan daha uzun süreli internet kullanımı, fazla internet kullanımı sebebiyle sosyal hayatı aksatmak, internette geçirilen vakit ile ilgili başkalarına yalan söylemek, problemlerden ve olumsuz duygulardan uzaklaşmak için internete yönelmek.

Benlik saygısı ile internet bağımlılığı

İnternet bağımlılığı, benlik saygısı ve sanal kimlik arasında bir ilişki olması mümkün olabilir mi? Bu soruya cevap arayarak 2024 yılında yayınlamış olduğum araştırma makalemin sonucu “evet” cevabını verdi. 300 gönüllü̈ katılımcı ile yaptığım çalışmamda düşük benlik saygısının sanal kimlik kullanımına yol açabileceğini gözlemledim. Bu gözlemler, sanal kimliğin sık kullanılmasının ise internet bağımlılığına yol açabileceği kanaatini doğruluyor. Yapılan farklı araştırmalar da bu sonucu destekler niteliktedir. Az önce saydığım, internet bağımlılığı kriterleri içerisinde yer alan “problemlerden ve olumsuz duygulardan kaçmak için internete yönelmek” kriteri de sanal kimliğin kullanım amacıyla oldukça uyum sağlıyor diyebiliriz. Düşük benlik saygısına sahip kişiler bu olumsuz durumla baş edebilmek, güçlü̈ bir benlik saygısına sahip olma arzusuna kavuşabilmek için istedikleri şekilde sanal kimliklerini hazırlayabilir ve sosyal medyada kendisini bu kimlikle sunabilir. Bunun getirdiği olumlu deneyimle birlikte internet kişinin dünyası hâline gelebilir ve bir internet bağımlısına dönüşmesine neden olabilir.

Sonuç olarak benlik saygısının düşük olması, internet bağımlılığı için bir risk faktörüdür. Sanal kimlik kullanarak kişiler; olmak istedikleri, arzuladıkları ya da insanların arzuladığı kişiye bürünebilir. Bu sayede arzulanan, takdir gören ve sevilen olsalar da bu gerçek kimliğe alınan tepkiler ve duygular değil, insanlara sunulan sanal kimliğe alınan tepkilerdir. Sanal kimliğin getirdiği olumlu kazançlar zamanla internette daha çok vakit geçirmeye ve internet bağımlılığına sürükleyebilir. Özellikle kimlik arayışındaki ve arkadaşlığın aileden daha çok önem kazandığı ergenlik dönemindekiler için bu bir risk faktörü̈ denebilir. Yanı sıra düşük benlik saygısına sahip ve internete erişimi olan her bir birey için bu risk değerlendirilmelidir. Bu konuyla ilgili gerekli önlemlerin alınması, benlik saygısının güçlendirilmesi için bireylerin gerçek hayatta atabilecekleri adımlara yönlendirilmesi internet bağımlılığı riskinin azaltılmasında etkili olabilir.

Pelin Kabar

İstanbul Zaim Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans, İstanbul Rumeli Üniversitesi Klinik Psikoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimi aldı. İstanbul’da yaşıyor. Klinik psikolog olarak çalışıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...