13 May 2024

Nüdizm ve Cumhuriyet Aydınları

Nüdizm nedir? 19. ve 20. yüzyıllarda popülerleşen nüdizm hareketine ilişkin Cumhuriyet entelektüelleri nasıl pozisyon almışlardı?

Kökeni 19. yüzyıla kadar dayandırılabilen nüdizm hareketi, kişilerin kıyafetten özgürleşmesini ifade eder. Nasıl ortaya çıktığı konusu, Sanayi Devrimi ile yakından ilgilidir. Sanayileşmenin neden olduğu çarpık kentleşme, insanların fabrikalarda tüm gün kapalı kalarak güneş ışığını görmeden çalışmaları, sağlıksız koşullarda yaşamaları; nüdizmi bir çıkış noktası olarak ortaya koyar. Nüdizm; kırsal yaşamdan koparak kentlere sıkışan insan bedeninin, güneş ışığının yaydığı sağlıktan yararlanmasını amaçlayan bir harekettir. Almanya’da başlar ve sonrasında İngiltere, Fransa ve ABD’ye yayılır. Özellikle Almanya’da doğa ile bedenin buluştuğu sanatoryumlar, kulüpler, çıplaklara özel parklar ve plajlar açılır. Etrafı çitlerle çevrili şekilde, insan bedeninin giysisiz olarak güneş ışığı alabileceği ve verem gibi çeşitli hastalıkların tedavi edildiği merkezler popüler olur ki 1912 yılına gelindiğinde benzer merkezlerin sayısı 885’i geçer. Heinrich Pudor, Richard Ungewitter, F. E. Bilz, Arnold Rikli, Hans Suren’in kitapları da sağlık için egzersiz ve güneş ışığının önemi konusunda Avrupa toplumunu derinden etkiler. Mesela Father Kneipp’in (1921) güneş banyolarıyla ilgili kitabı iki milyondan fazla satar.

1930’ların sonuna kadar iyi bir tatilin güneş ışığı altında olduğu ve tatil zamanının güneş banyosu yapılarak geçirilmesi gerektiği düşüncesi tüm Avrupa’ya hâkim olur. Bu anlayışa göre vücut, güneş görmediği kış döneminden çıktığında, giysilerden tamamen arındırılarak güneş banyolarıyla tamir edilmelidir. Dolayısıyla “deniz, kum, güneş” anlayışıyla tatil yapmak gerektiği düşüncesi bu dönemde ortaya çıkar. Tüm bunlar; yıkıcı modernizme karşı Batılı insanın kendisini ve doğayı yeniden konumlandırma isteği olarak yorumlanabilir ki nüdizmin bu konuda radikal bir öncü olduğu söylenebilir.

Türkiye’nin nüdizme bakışı

Peki, Avrupa’da cereyan eden bu akım, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde nasıl yankı bulmuştur? 1931 yılında Cumhuriyet gazetesi tarafından Reşat Nuri Güntekin, Selim Sırrı Tarcan, Zekeriya Sertel, Aka Gündüz, Halit Ziya Uşaklıgil gibi dönemin önemli aydınları ile yapılan bir anket bu konuda fikir verebilir. Almanya’daki çıplaklık akımı hakkında ne düşündükleri sorulan aydınlar, üşümek ve kadın güzelliği ekseninde cevaplar vermeyi tercih ederler. Örneğin Reşat Nuri; insana giysinin daha doğar doğmaz giydirildiğini hatırlatarak, soğukta yaşamaya alışmış olsaydık “maymunlara yakın bir manzara” alabileceğimizi öne sürer. Reşat Nuri’ye göre “Sokakları hamamlara çeviren bu soygun alayına iltihak etmek isteyenler”in yavaş yavaş “idmanla” soyunmaları gerekmektedir. Zira üşüteceklerdir. Ayrıca herkeste benzer olan “umumi ten rengini” kadınların boyama ihtimalini de gündeme getirir.

Bir diğer önemli yazar Halit Ziya da çıplak bir kişinin giyinmişten daha güzel olamayacağını savunur. Ayrıca kendisinin soyunduğu takdirde, derhâl nezle olacağını söyleyerek nüdizm ile ilgili şüphelerini dile getirir. Yazar Mahmut Yesari ise “Almanya’daki çıplakların sıhhatlerine gıpta ediyorum” diyerek alaycı bir tutum sergilemekte; Almanya’daki çıplaklığın aslında sıhhat amacını taşıdığını, Reşat Nuri ve Halit Ziya gibi gözden kaçırmaktadır.

Bu noktada nüdizmin daha çok kadınlar ve kadın güzelliği ekseninde yorumlandığını söylemek gerekir. Örneğin Hüseyin Cahit (Yalçın) şunları söyler: “Beyaz ırka mensup olmak şart ile genç ve güzel çıplakların hepsi hoşuma gider.” Edebiyatçı Aka Gündüz de “Yeter ki bu çıplaklar bakılabilecek kıraatta olsunlar” demektedir.  Şöyle sorar: “Sen hiç kadın ayağının çıplağını gördün mü?” Cevabını kendisi şöyle verir: “Haliç pavuryası, dere çağanozu onun yanında peri padişahının küçük kızından çok daha güzeldir.” Hatta Afrika seyyahlarının “Aç kaplanlar bile çırçıplak kadından ürküp nah taban kaçarlarmış” dediğini yemin vererek anlatır. Abdülfeyyaz Tevfik de Aka Gündüz ve Hüseyin Cahit gibi konunun güzellik ve kadın boyutuyla ilgilenmektedir. Çıplaklığın aslında hoşuna gittiğini söyleyen Abdülfeyyaz Bey şöyle der: “Hele kadınları da bu fikrin tatbik mevkiine konulmasına razı edebilirsek dünyayı kasıp kavuran dünya buhranına faydası dokunur.” Çıplak olmayı sadece kadınlar üzerinden yorumlayan Abdülfeyyaz Tevfik, Reşat Nuri, Aka Gündüz ve Hüseyin Cahit; kadınlar hakkındaki düşüncelerini gözler önüne sererken konunun ardındaki Batılı düşünceyi ya bilmemekte ya da bilmez gibi görünmeyi tercih etmektedirler.

Gazeteci yazar İsmail Müştak Bey; Almanya’daki çıplakları “aykırı bir merak peşinde koşan bir insan kümesi”nden farklı bulmadığını belirterek bu merakın ülkede revaç bulmasına taraftar olmadığını vurgulamaktadır. Karikatürist Cemal Nadir ise “Mesela bir an Sirkeci’yi çıplak insanlarla tasavvur edin, bir mezbaha manzarası arz etmez mi?” diye sorar. Ayrıca eğer çıplak olurlarsa “Acaba kadınlar dudak boyalarını, pudra kutularını, lavanta tüplerini nereye koyarlar?” diyerek, “Çıplak bir kadının elinde çanta, pek dam üstünde saksağan duracak” hatırlatmasında bulunur. Bundan başka, Zekeriya Bey (Sertel) ise bu hareketin, “gürültülü şehir hayatı içinde bunalan insanların tabiat hasreti”ni ifade ettiğini iddia etmektedir. Nüdizme modernleşme bağlamında bakabilen tek kişinin Zekeriya Bey olduğunu söylemek gerekir ki onun da cevabı pek açıklayıcı değildir. Selim Sırrı Tarcan ise her bir yeniliğe taraftar olduğunu ve Almanya’daki çıplaklığı beğendiğini söylemektedir. Hatta “Bizde böyle bir hareketle müsaade edilse çıplak sokağa çıkacakların birincisiyim” diyerek konuya olan alakasını ifade etse de yine de daha fazla malumat vermez.

Nüdizm tepkisinin ardındakiler

İlk olarak aydınların konuya Doğulu kodlarla yaklaştıkları düşünülebilir. Zira ait olunan medeniyet, din ve kültürün aydınların düşünce kalıplarını belirleyebildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin Yunanlılar kendilerini Doğu toplumlarından ayırmak için vücutlarını sergilemekten gurur duyarken Doğu anlayışında insan bedeni merkezde yer almaz. Dolayısıyla nüdizmin Avrupa’da yükselişte olduğu döneme rastlayan 1916 ve 1922 yıllarındaki Galatasaray sergilerinde İzzet Ziya ve Namık İsmail’in nü figürlerinin büyük tepki toplaması sürpriz değildir. Tabii ki Doğulu toplumların, nüdizme verdiği tepkilerin yekpare olduğunu da düşünmemek gerekir. Örneğin Lübnan’da nüdizmin hem hükûmetin baskıcı politikalarına hem de sömürgeci Fransızlara karşı bir protesto aracı olarak kullanılması yine 1930’lu yıllara rastlar. Ancak Türk aydınların nüdizme karşı çıkarken Doğu’nun düşünce şeklini bir argüman olarak sunmadıklarını da söylemeliyiz.

Bundan başka, Türk aydınların nüdizme verdiği tepkilerin din bağlamında olmadığı da açıktır. Muhafazakâr bir modernleşmeyi tercih ederlerken bu muhafazakarlığın dinsel manada değil, toplumsal düzenin korunması bağlamında anlaşıldığı söylenebilir.  Çıplaklık ve günah ilintisine değinmeyen aydınların, pozitivist ve realist bir yaklaşım içinde de olmadıkları görülür. Vücudun güneş ışığına olan ihtiyacı, alternatif tıp ve şehirlerdeki sağlıksız yaşam ekseninde nüdizme dair mantıklı karşı-argümanlar sunamazlar. Dinî inanç, Doğu felsefesi, Batı pozitivizmi ekseninde cevaplar üretemeyen Türk aydınları; üşümek, kadın ayağı, kadının makyaj çantası üzerinden konuyu açıklamaya çalışırlar. Bunun nedenleri üzerinde düşünmek gerekir.

Bir hareketin toplumsal boyutlarını ele almadan, indirgemeci tavır takınmaları; Erken Cumhuriyet dönemindeki aydın profilinin ne kadar “aydın” olduğunun sorgulanmasına neden olur. Bu noktada, modernleşmenin nüdizm anlamına gelmediğini de belirtmek gerekir. Ancak Nüdizmi anlamak ve konuyu mantık, felsefe ve tıbbi boyutlarla tartışmak; modernleşmeyi hazırlayan faktörlerden biri olan Aydınlanmacı anlayışın özümsendiğini gösterecek niteliktedir. Bu bağlamda Erken Cumhuriyet dönemi aydınlarının, modernleşme mantığını içselleştiremedikleri ve insan hürriyetini artırmaya yönelik çalışmadıkları söylenebilir.

Kaynakça

Becer, E. (2016). Modern Sanat ve Yeni Tipografi. Ankara: Dost Yayınları.

Butler, R. ve H.Parr (1999). Mind and Body Spaces: Geographies of Illness, Impairment and Disability. London: Routledge.

Bryder, L. (1992). ‘Wonderlands of Buttercup, Clover and Daises’: Tuberculosis and The Open-Air School Movement in Britain, 1907-1939. The Name of the Child: Health and Welfare 1880-1940, s. 72-95. (Ed. R.Cooter Ed.). London: Routledge.

Cumhuriyet (5 Teşrinisani 1931-4 Kanunevvel 1931)

Hau, M. (2003). The Cult of Health and Beauty in Germany: A Social History, 1890-1930. University of Chicago Press.

Hughes, D. (2004). Just A Breath of Fresh Air in An Industrial Landscape? The Preston Open Air School in 1926: A School Medical Service Insight. Social History of Medicine, 17(3), s. 443-461

Park, R. (1990). Health, Exercise, and the Biomedical Impulse, 1870-1914. Research Quarterly for Exercise and Sport, (61), s. 126-140.

Pfister, G. (1990). Physicians as Experts of Female Physical Culture. Journal of Sport History, s. 183-98.

Pile, S. (1996). The body and the city: Psychoanalysis, Space and Subjectivity. London: Routledge.

Ross, Chad (2005). Naked Germany: Health, Race and the Nation. Bloomsbury Academic.

Scheid, K. (2021). Looking at Nudes: A Study of A Space of Imagination. (Ed., R. Lewis ve Y. Taan), Fashioning the Modern Middle East: Gender, Body, and Nation, s. 113-133, Routledge.

Hümeyra Türedi

Sakarya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...