13 May 2024

İsrail’i kim vurdu?

7 Ekim 2023'te başlayan İsrail-Filistin çatışmasının arkasında neler yatıyor? Doğu Akdeniz’de acımasız yüzünü gösteren jeopolitik rekabet, masum insanların hayatı üzerinden tezahür ediyor. İsrail ile Filistin’in sınırları belli iki komşu ülke olarak yaşaması nasıl mümkün olabilir?

11 Eylül 2001 olayları ABD merkezli küresel petrol ve silah lobisinin önünü açmıştı. ABD, “Taliban teröristlerini yok etmek için” Afganistan’a girdi. Yirmi yıl sonra Taliban ile anlaşarak Afganistan’dan çıktığında Taliban artık terörist değil, diplomatları dünya başkentlerinde ağırlanan meşru bir iktidar olarak tanınmış oldu. Yirmi yıllık “terörle mücadele politikası” sona ermişti.

ABD dış politikasındaki Cumhuriyetçi “terörle mücadele” yerini Demokratların sahiplendiği “iklim değişikliğiyle mücadele” politikasına bıraktı. Demokrat Parti hükûmetleri bu politikayı uygulamak isteyen lobilerin desteğiyle Amerikan siyasetini ve dünya siyasetini sıfırlayıp yeniden başlatmaya çalışıyor. Ancak Cumhuriyetçi Parti’de yerleşmiş bulunan Amerikan petrol lobisi bu karbon sıfırlamaya şiddetle karşı çıkıyor.

İsrail, ABD dış politikasında özel bir yere sahiptir. Washington’da kim iktidara gelirse gelsin İsrail’in güvenliğini en iyi şekilde takip etmekle yükümlüdür. Aynı şekilde Arap dünyasındaki petrol de ABD için daima millî güvenlik konusudur. Çünkü küresel petrol fiyatlarını İngiltere ile birlikte ABD belirliyor ve bu siyah altın piyasası Amerikan zenginliğini temsil eden tarihî nimetlerden biridir.

Amerikan petrol sektörü, büyük ölçüde Evanjelikal Protestan cemaatlerin elindedir. Mainline Protestan cemaatler, Demokrat Parti’de yer alırken Evanjelikaller Cumhuriyetçi Parti’yi tutmaktadır. ABD’deki Silikon Vadisi büyük ölçüde Mainline ve Yahudi sermayesinin kontrolündedir. Bunlara “küreselci lobi” denir. Küreselci Amerikalılar, İngiltere ve Avrupa sermayesiyle de yakın olan bir kanattır. Buna karşı “Önce Amerika!” diyen milliyetçiler ise petrol sanayisini bırakmama mücadelesi yürütmektedir. ABD’deki bu mücadele, devlet kurumları, medya, şirketler ve kısacası derin devlet üzerinde devam ediyor.

Türkiye – İsrail – Arap yakınlaşmasına sabotaj

Doğu Akdeniz, 21. yüzyılda zengin yeraltı kaynaklarıyla dünya gündemine oturdu. Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Libya, Tunus gibi ülkeler bu zenginliğin çevresinde yer alıyor. Dikkat edilirse bu ülkelerin her biri Arap Baharı, Gezi Parkı, 15 Temmuz ve son günlerde patlayan 7 Ekim olayı ile âdeta ateşe girmiş oldu. Ateşten çıkıp ortak çıkarlarda anlaşabilirlerse Avrupa-Akdeniz enerji hattında kendi paylarını alacaklar. Ama bunu önlemek isteyen aktörlerin sayısı az değil.

7 Ekim’de patlayan Aksa Tufanı’ndan tam 6 sene önce, 5 Ekim 2017’de “İsrail ve Rusya Hamlesinde Kim Kaybeder?” başlıklı bir gazete yazımda şunu savunmuştum: Türkiye’nin İsrail ve Rusya ile yeni yakınlaşma tarzı, bölge jeopolitiğinde ABD ve İran açısından iyi bir gelişme değil. Amerikalıların bir kanadı, “eğer Türkiye-İsrail-Mısır enerji işini istedikleri gibi yönetemezlerse önlemeye çalışırlar veya Suriye’nin kuzeyinde koridor açarak rekabeti kızıştırırlar.”

Suriye üzerindeki çatışma bugün güneye inmiş bulunuyor. Lübnan, İsrail ve Filistin topraklarını tehdit ediyor. İsrail, Gazze, Lübnan açıklarındaki kaynakların Avrupa’ya Türkiye ile iş birliği üzerinden bağlanması; Rusya, İran ve ABD’nin bir kanadı için hoş bir gelişme değildir.

Türkiye, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emîrlikleri arasında son yıllarda başlayan bölgesel iş birliği hamleleri elbette karbon politik çıkarlar üzerinde gelişmekteydi. Karbon politik, artık ABD’deki iki kanatlı iç mücadelenin bir kanadına destek, diğer kanadına tehdit olarak görülüyor. Çünkü Amerikan petrolüyle beslenen Evanjelikal kanat, aynı zamanda İsrail’in en güçlü destekçisi olan kanattır. Ancak ABD’deki Yahudilerin çoğu bu kanat ile pek anlaşamaz.

Evanjelikallerin hiç sevmediği ve lanetlediği Biden Hükûmeti kurulduktan sonra Türkiye, İsrail, Suudi ve Abu Dabi hükûmetleri tehdit edildi. Biden’ın uygulayacağı bölge siyasetinde Erdoğan, Netanyahu, Muhammed bin Selman gibi aktörler istenmiyor. Biden Hükûmeti hem seçim kampanyasında hem de Beyaz Saray’a geçişinden sonra esas tehdidi, küresel petrol lobisinin Rus ayağını idare eden Putin’e yapmıştı; Ukrayna-Rusya Savaşı’yla bu tehditlerin nasıl gerçeğe dönüştüğünü görmüş olduk. 7 Ekim’de Aksa Tufanı, İsrail’i vururken Başkan Biden, Beyaz Saray’da mangal partisindeydi.

İş birliği ve pazarlık masaları devrildi

ABD Dış İşleri Bakanı Blinken’in aynı zamanda bir Yahudi olarak İsrail’e gidip yaptığı basın açıklaması, bunu tipik bir Yahudi dayanışması gibi görenleri yanıltabilir. Blinken’in temsil ettiği hükûmet, Netanyahu Hükûmeti ile anlaşamayan bir hükûmettir. Blinken, Netanyahu’nun yüzüne bakarak kameralar önünde “Buradan hiçbir yere gitmiyoruz!” dedi. Acaba ABD’yi Doğu Akdeniz’den ve İsrail’den uzaklaştırmaya çalışan bir güç mü var? Neden böyle söylemiş olabilir? Bu, ayrı bir konudur.

İsrail’in özellikle ABD’de Demokrat Parti iktidara gelince sürüklendiği iç gerilimin son yıllarda İsrail ordusu ile hükûmeti arasında büyük bölünmelere yol açtığını unutmamak lazım. Netanyahu’nun milliyetçi muhafazakâr hükûmet modelinin dayatmaları özellikle hava kuvvetlerinde ve İsrail yargısında büyük bir darbe olarak görülmekteydi. İsrail’in dillere destan (Demir Kubbe) hava savunma sisteminin 7 Ekim günü birden nasıl durduğuna dikkat çekmek isterim. Bu kanlı ekim patlamasından sonra İsrail iç siyasetinde nasıl kırılmalar veya değişimler yaşanacağını zaman gösterecektir.

Şimdilik bölge ülkeleri arasındaki iş birliği ve pazarlık masasının devrilmek üzere olduğunu söyleyebiliriz. ABD’yi her alanda rahatsız eden Çin’in İsrail ile son yıllarda giriştiği ilişkileri de göz ardı etmemek gerekir. Çin’in Lübnan ve İsrail ile görüşmeleri sürerken yaşanan Beyrut patlaması, Çin elçisinin İsrail’de ölmesi ve nihayet Aksa Tufanı elbette tesadüf de olabilir ama dikkat çekicidir.

Doğu Akdeniz’de acımasız yüzünü gösteren jeopolitik rekabet, masum insanların hayatı üzerinden tezahür ediyor. İsrail ile Filistin’in sınırları belli iki komşu ülke olarak yaşaması mümkünken sürekli birbirleriyle savaşmak zorunda kalmaları, acaba amcazade olan bu iki kavmin kendi tercihi midir; yoksa onların tercihini etkileyen başka aktörler de mi işin içindedir? Netanyahu’nun aylar önce söylediği bir sözü hatırlayalım: “Ülkemizdeki karışıklıkları dış aktörler tetikliyor” demişti. Kastettiği İran değildi…

Cafer Talha Şeker

İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyasal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...