13 May 2024

İsrail nasıl bir devlet?

Son zamanlarda dünya gündeminde yer alan ve yıllardır büyük katliamlara sebep olan Filistin-İsrail Savaşı’nın temelinde Siyonizm’in izleri yer alıyor. Siyonizm’in hedefleriyle paralel olarak gerçekleşen savaşlar ve işgalleri inceliyor, bugün Filistin’de yaşananların ardındakileri masaya yatırıyoruz.

Kudüs’ün eski adı olan “Sion”dan türeyen “siyonizm” kelimesi; Tevrat’ta bahsi geçen ve İbranicede “Eretz Yisra’el” adıyla anılan toprakların Filistin sınırları dâhilinde bağımsız demokratik bir Yahudi devleti kurmak düşüncesini simgeler. Bu fikir genel olarak 1800’lü yılların ortalarında Yahudilere karşı Rusya’da başlatılan soykırım ve katliamlar sebebiyle yaygınlaşmaya başladı. Dünyanın farklı bölgelerinde çeşitli ülkelerin uyruğu olarak yasayan Yahudi bireylerin artık kendilerine ait bir devlet çatısı altında bir araya gelmeleri düşüncesi, göç ederek yasadıkları ülkelerde karşı karşıya kaldıkları baskı ve ayrımcılıkla yakından bağlantılıdır.

Odesalı Yahudi Fizikçi ve Doktor Leo Pinsker, 1882’de bir tez ortaya attı. Tezinde Leo Pinsker, antisemitizmin Avrupa toplumundan tamamen kolaylıkla silinemeyeceği gerçeğini savunarak Avrupa’da yaşayan Yahudilerin eşitliğinin hiçbir zaman kabul edilmeyeceği inancının altını çizer. Buna ilaveten Batı toplumunun değişmesini beklemek yerine; Yahudi toplumunun kendi kaderini kendisinin tayin etmesi, bunun için de bağımsız bir devlet kurmaları gerektiği düşüncesini savunur. Bu harekâtın da sadece ve sadece Filistin topraklarında kurularak gerçekleşebileceğini, başka bir yerde bunun mümkün olmayacağını ifade eder. Bu fikirden etkilenen bazı siyonist Yahudiler ise 1882’de Sion’u Sevenler/Sion Âşıkları Derneği’ni kurdular. Örgütün üyeleri ilk başlarda Filistin sınırları dâhilindeki arazilere yerleşmek maksadıyla belirli küçük gruplar şeklinde Filistin’e göç ettiler. 1884’e gelindiğinde ise Leo Pinsker, Polonya’nın Kattowitz şehrinde birçok devletin katılım sağladığı ve 36 delegeyle kabul edilen kongre sonucu; Filistin sınırları dâhilinde Yahudi devletinin kurulması için ilk adımlar sayılacak kolonilerin kurulması kararı alınmasında büyük etkisi oldu.

Siyonizmin ideolojik temelleri

Siyonizmin ideolojik temelini, 1860 Budapeşte doğumlu Theodor Herzl atar. Theodor Herlz, 30 Nisan 1899’da o dönemin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e randevu istemek için Hariciye Vekâleti denilen, günümüzde Dış İşleri Bakanlığı olarak bilinen kuruma gönderilir. Aşağıdaki ifadeler Herzl tarafından yazılmıştır:

“Yahudi milliyeti, çoğu Avrupa devletlerinde sürekli baskı altındadır ve Yahudi halkı çaresizdir. Padişahın izni dâhilinde Yahudilere Filistin sınırları dâhilinde yasaması için yer ayrılmasını sizden rica ediyoruz. Bu toprak mukabilinde Musevi muhacirler, Osmanlı toprakları dâhilinde hiçbir eyleme kalkışmayacaklarını, Osmanlı İmparatorluğu’na ve padişahının kanun kaidelerine sadık olacakları ifade edilmiştir.”

Bu ricalarının karşılığında Londra’da kurulan Müştemilat-i Museviye Bankası aracılığıyla Osmanlı devletine maddi yardım ve sınırsız kredi verileceğini belirtmiştir. Osmanlı Padişahı Abdülhamit tarafından Theodor Herzl’e hitaben yazılan cevabi mektupta Osmanlı’dan Yahudilere yönelik toprak isteğinin olumsuz karşılandığı ifadesi yer alır.

Bu istekten iki sene önce de yani 1897’de Theodor Herzl’in yardımıyla İsveç’in Basel şehrinde ilk kez bir Siyonist kongresi düzenlenmişti. Kongrede toplanan Yahudiler, Filistin sınırlarında Yahudi halkı için dünya devletleri tarafından hukuken tanınan bir devlet kurma hedefinde ortaklaşıyordu. Fakat birkaç yıl sonra bu idealler ve hedefler, Theodor Herzl’in 1904’te hayatını kaybetmesiyle askıya alındı.

İlerleyen yıllarda, Kasım 1917’de yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile İngiltere; Filistin’de bir Yahudi millî yurdunun kurulmasını, Filistin’deki Yahudi olmayan toplumların sivil ve dinî haklarına zarar verilmeyeceğini de belirtmek suretiyle kabul ettiğini duyurdu. Balfour Deklarasyonu’yla Yahudilere millî yurt vaat edilmiş olması, meşrulaştırıcı bir rol oynadı. Bu olaylar üzerine Filistin bölgesine Yahudi göçü aynı dönemi izleyen yıllar içinde şöyle şekillendi: 30.000 Yahudi 1919-1923 yılları arasında, 50.000 Yahudi 1924-1926 yılları arasında, 1933-1936 yılları arasında ise 170.000 Yahudi göç etti. 170.000 Yahudi’nin Filistin bölgesine göçünün sebebi ise 1933 yılında Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesi ve Yahudilere karşı soykırım başlatmış olmasıydı.

İlk Arap-İsrail Savaşı nasıl başladı?

İkinci Dünya Savaşı sonucu ortaya çıkan ekonomik kriz ve uluslararası baskı sonucu İngiltere, Şubat 1947’de Filistin sorununu BM’ye havale etmişti. Sonucu beklenildiği gibi oldu. Nitekim
ABD desteği ile 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. Bunun üzerine birçok uluslararası gazetelerde “Yeni İsrail Devleti Kuruldu!” şeklinde başlık atılmıştı. Benzer gazete başlıklarının atıldığı devletlerden biri de Türkiye Cumhuriyeti’ydi. 15 Mayıs 1948 tarihinde -yani İsrail’in devlet olarak duyurumundan bir gün sonra- Arap devletleri ise İsrail’e karşı savaş ilan etti. Böylelikle de Birinci Arap-İsrail Savaşı başlamış oldu. O esnada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 22 Mayıs tarihinde tarafları ateşkese davet ettiyse de bir sonuç elde edemedi.

Birkaç hafta sonra, 10 Haziran 1948’de taraflar ateşkes kararı aldı. Bu kararla birlikte tarafların silah alımı yapmaması gerekiyordu. İsrail’in Batı’dan silah desteği alıp kararı çiğnemesiyle 7 Temmuz 1948’de ateşkes sona erdi. Bunun üzerine BM Güvenlik Konseyi tarafından 8 gün sonra, 15 Temmuz 1948’de barış anlaşması için S/902 sayılı kararı kabul edildi. Bu karar kapsamında taraf devletlere anlaşma için üç gün süre tanınmıştı. Tanınan süre kapsamında taraflar uzlaşmadığı taktirde BM Güvenlik Konseyi’nin 39. Maddesi gereğince barışın ihlali sebebiyle BM güvenlik kurulu bu olaya müdahale yetkisini kullanacağı belirtiliyordu. Ayrıca Diplomat Bernadotte, Kudüs’ün Araplara bırakılacağı sözünü vermiş fakat daha sonra sözünü yerine getirmemişti.

1948 yılının 12 Aralık tarihinde Türkiye, Fransa ve ABD’nin katılımıyla diplomatik şekilde sorunun çözümüne yönelik BM Güvenlik Kurulu tarafından 194 (III) sayılı kararla “Filistin Uzlaştırma Komisyonu” kuruldu. İsrail’in 24 Şubat 1949’da Mısır, 23 Mart’ta Lüblan, 3 Nisan’da Ürdün ve 20 Temmuz’da da Suriye’yle ateşkes anlaşması imzalamasıyla Birinci Arap-İsrail Savaşı son buldu.

Savaş, İsrail tarafından bazı kazanımlarla neticelendi. Örneğin BM’nin Taksim kararıyla İsrail’e verilen 5.800 millik toprak sınırı, savaş sonrasında 8.000 mile çıkartıldı. Böylelikle de İsrail, Filistin topraklarını %80’ini işgal etmeye muvaffak oldu. Kudüs’ün de neredeyse yarısı işgal edilmişti. Filistin’in “Gazze Şeridi” olarak bilinen kısmı İsrail ile Mısır arasında, Doğu Kudüs ve Batı Şeria kısmı Ürdün ile yine İsrail arasında paylaştırılmıştı. 900.000’den fazla Filistinli ise vatanlarını terk etmek zorunda kaldı.

Altı gün süren ikinci savaş

1967’de gerçekleşen İkinci Arap-İsrail Savaşı, 5 Haziran’da başlayıp 10 Haziran’da bitmişti.  Bu sebeple tarihe altı günlük savaş olarak geçer. İsrail’in karşısında yer alan Arap cephesinde Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak yer alıyordu. Savaş sırasında Arap devletleri Sovyetlerden sadece MIG-21 uçakları alırken İsrail; ABD’den Hawk füzeleri, Skyhawk uçakları, Patton tankları aldığı biliniyor. Dolayısıyla bu tür cephane destekleri, tarafların güç dengesini fazlasıyla etkiledi.

5-6 Haziran’da, yani sadece iki gün içerisinde İsrail; Kudüs topraklarının neredeyse tamamına yakınını eline geçirmişti. Altı günün sonunda ise Gazze, Golan Tepeleri, Batı Şeria, Kudüs ve Sina topraklarının tümü İsrail tarafından işgal edilmişti. O esnada İsrail, ABD donanmasına ait bir gemiyi vurmuştu. Gemide ölen 34 ABD askeri ve yaralanan 171 asker için İsrail, 12 milyon dolar ABD’ye tazminat ödemek zorunda kalmıştı. Olaydan 15 yıl sonra İsrail İstihbarat Birimi’nin itirafına göre ABD gemisi bilerek vurulmuştu.

Savaşta son perde…

Yom Kippur Savaşı olarak da bilinen bu savaş, 6 Ekim 1973’te Mısır ve Suriye’nin İsrail’e karşı savaş ilan etmesi ile başlar. Yahudi halkının kutsal günü sayılan Yom Kippur’da (Kefaret Günü) olması, savaşa ismini verir. Araplar ise bu savaşı Bedir olarak isimlendirdiler. Ramazan ayına denk gelmesi bu isimlendirmede önemli bir sebepti. Arapların bu savaştan umutları sadece 1967’deki savaşta İsrail’in işgal ettiği Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası’nı kurtarmaktı. Aralarındaki iplerin sürekli gergin olduğu İsrail’le bir nevi bu son savaşlarıydı diyebiliriz.

22 ve 25 Ekim 1973 tarihlerinde BMGK, taraf ülkelere ateşkes çağrısında bulundu. Fakat bu çağrı, olumsuz cevap aldı. 18 Ocak 1974’te İsrail; Süveyş Kanalı’ndan çekilme kararı almış, 5 Haziran’da ise Tel Aviv Anlaşması ile Suriye’den çekilmeyi onaylamış olsa da Golan Tepeleri üzerindeki hâkimiyetini sürdürmeye devam etti. Savaşın neticesinde İsrail kendi resmî açıklamasına göre 102 savaş uçağı, 400 tank ve 2500 askerî personelini kaybetmişti. Fakat tahmin edileceği üzere Arap devletleri için bu savaş, ağır yenilgiyle sonuçlandı.

Dr. Elvin Abdurahmanlı

Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Anabilim Dalı’nda doktora öğrencisidir. İstanbul’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...